CHP’li Tarhan’a göre Ergenekon davasından sağlıklı sonuç çıkacağına peşinen destek verenler de inanmıyor. Tarhan “Yetmez ama evet’çiler hala demokrasi gemisindeyiz sanıyorlar ama değiller ” dedi.
CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan gündemi VATAN’a değerlendirdi:
– Dinlendiğinizi iddia etmiştiniz ve bir başvurunuz olmuştu. Size ‘Dinleniyorsunuz veya dinlenmiyorsunuz” bilgisi geldi mi?
Partimizden birkaç kişi ile birlikte benim de dinlendiğim bilgisi üzerine verdiğim soru önergesine yanıt gelmedi, hiçbir gelişme olmadı. Kaldı ki, sizi dinliyoruz demelerini de beklemiyorum. Ben artık eşimle, çocuklarımla yaptığım görüşmeleri dinleyenlerin utanmalarını bekliyorum. Ortam dinlemesi ve takip olduğuna da inanıyorum. Ciddi bilgiler geldi. Kaldı ki, geçmişte, bir çay bahçesinde arkadaşlarımla yaptığım konuşma bile kayda alınıp servis edilebilmişti.
Bunun devleti bir suç şebekesi gibi yönetme ve kendilerince tehlikeli gördükleri kişileri susturmak anlayışından kaynaklandığını biliyorum, o yüzden de bu iktidar çözmez. Nasıl darbe zihniyetindekiler darbecileri yargılayamazsa bu yöntemi kullananlar da bu sorunu çözemezler. Bakın, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın bütçesine gözattığınızda, operasyonel bir görevi olmayan bir birimin bu kadar parayı ne yapacağını merak ediyorsunuz. “Acaba dinleme mi yapacak” diye düşünmeden de edemiyorsunuz. Devletin bilgisi olmadan beni dinlemeleri sizce mümkün mü? Devlet isteseydi bunca olayı çözemez miydi? Ama beni bu yöntemlerle yıldıramaz ve susturamazlar, utanacağım bir şey yok, ama onlar utanmakta serbest çünkü utanç verici bir şey yapıyorlar.
– Böcek araması yaptırdınız mı?
Yaptırmadım. Ama YARSAV döneminde de biliyorsunuz dinleniyorduk. O zaman yaptırmıştık. Hatta yerini bile gösterdik ama bir sonuç çıkmadı.
– Yetmez ama evetçiler referandum sürecinde sizi çok eleştirdi. Ama bugün iktidara en ağır eleştiriler onlardan geliyor
12 Eylül anayasası bizim savunabileceğimiz bir anayasa değil. Darbeden en fazla zarar görmüş olan sol kesimin bu anayasadan hoşnut olması beklenemez. Ancak bu anayasanın yapılan değişikliklerle özgürlükleri artıran düzenlemelerini uygulamıyoruz. Mesela uluslararası anlaşmaların yasaların üzerinde uygulanmasını öngören 90. madde. Adil yargılanma hakkı bakımından, uzun tutukluluk süreleri bakımından, kadın hakları, şiddetin önlenmesi bakımından uygulanmıyor. Referandum döneminde problemli olan yargının daha iyi bir düzenleme ile bağımsız olmasını istedik. Kötü olan daha kötü bir şeyle değiştirilmesin diye uğraştık. ‘Özgürlükler gelecek, yargı bağımsız olacak’ diyenler, bırakın temel hak ve özgürlüklerin korunması, yaşam hakkını hiçe sayan Sivas katliamının zamanaşımı ile aklanması, Bahçelievler katliamcılarının salınıvermesi, kadına yönelik şiddetin artması, o dönem Erdal Eren için ağladığını söyleyen Başbakanın idam cezasını yeniden getirmek istemesi, ülkenin gazeteci cezaevine dönüşmesi karşısında ne düşünüyorlar merak ediyorum. Başbakan bile yaptıklarının biraz fazla olduğunu hissedip ‘Yetmez ama evet’çilerle bağının zayıfladığını düşündüğünden olacak MYK’ya bazı isimler alarak onlarla hala irtibatta olduğunu göstermeye ve onlara mesaj vermeye çalışıyor. Onlara referandum sürecinde ‘demokrasi gemisi zannettiğiniz gemiden ilk sizi atacaklar’ demiştim.
– Hâlâ gemideler mi?
Bence değiller ama hala orada olduklarını düşünüyorlar ama yanılıyorlar, üstelik bu gemi artık su da alıyor.
– Ergenekon davası sürecinde hataları dile getirdiniz. Ancak size “Ne yani darbeciler serbest mi kalsın” eleştirileri geldi
Darbeciler serbest kalmasın, varsa sağlıklı ve kuşku yaratmayan bir yargısal süreçle ortaya çıkartılsın, masumlarla cellatlar ayıklansın. Tabii faili meçhuller de, Mumcu, Bitlis, Hablemitoğlu gibi karanlık cinayetler de, Hrant Dink’in gerçek katilleri de.. Neden onu ölüme gönderenler bugün yargıda, kamu denetçiliğinde, emniyette ödüllendiriliyor, bunlar da sorgulansın. Bakın, burada sorun özel yargılama süreçleri, özel yetkili mahkemeler ve iktidara ram olmuş bir yargı sorunu. Demokrasilerde adının başında özel olan hiçbir şey demokratik değildir. Özel yetkili mahkeme ceza yargılamasının sanığa sağladığı güvenceleri kısıtlar, üstelik içine ne idüğü belirsiz gizli tanığı da sokarsanız o yargılamanın bir güvenilirliği, itibarı kalmaz. Düşünün sanık, tanık ve gizli tanığın tek kişi Osman Yıldırım adlı şahıs olduğu bir yargılama.
– Silivri’de mütalaa beklendiği gün resmen meydan muharebesi yaşandı. Bu dava biter mi?
Neredeyse bitmemek üzere kurgulanmış. Bakın Silivri’deydim ve avukatların duruşma salonundan robokoplarla uzaklaştırılmaya çalışıldığı bir yargılama gördüm. Orada her şey aynı çuvala atılıp karman çorman edilmiş, sonra da dava çok karmaşık diye tutuklamalar yıllarca sürmüş. Şaka gibi ve bu şaka sizin 5 yıl içeride kalmanızı sağlayabiliyor. Başbakanın yargıya talimat verdiğini artık açıkça dile getirdiği bir sistemde kuşkuların dağılması mümkün değil. Kaldı ki, nasıl birileri komünizm korkusu ile toplumu hizaya getirilmeye çalışılmışsa bugün de onun yerini darbe paranoyası almış görünüyor. Bakın, bir şeyin ne kadar çok reklamı yapılıyorsa, aslında kendisi yoktur. Yaşadığımız şeye, İleri demokrasi diyenler aslında onun demokrasi dahi olmadığını da gayet iyi bilenler.
Anadilde savunmada AKP içinde de tereddütler var
– Anadilde savunma talebiyle ilgili düzenlemede gecikme yaşanacak gibi görünüyor. Nasıl bakıyorsunuz?
Mevcut düzenlemede, ki hükmün birinci maddesinde, yeterince Türkçe bilmiyorsa devlet tarafından ilgiliye savunma için tercüman veriliyor. Önümüze konulan AKP metnine bakıyoruz; Türkçe biliyorsa o zaman kişi kendi ücretini ödeyerek tercümanını bulmak zorunda. Mevcut düzenleme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6’ncı maddesi paralelinde bir savunma hakkı çünkü devlet yardımı var. Son düzenlemenin ise salt siyasi anlamı olduğunu gösteriyor. Çünkü parayı devlet karşılamıyor. Bu metin ayrıştırıcı olduğu kadar, “Paran kadar savunma yap” diyerek, aslında savunma hakkına da aykırı. Ben de yargıç olarak bölgede görev yaptığım sürede Türkçe bilmeyenleri bedelini devlete yükleyerek tercümanla dinledim.
– Bu uygulama yıllardır devam ediyor zaten değil mi?
Öyle. Bence burada sonraki adımın ne olacağıyla ilgili bir tereddüt var. Yani bölgede örgütün baskısı ile artık Türkçe savunma yaptırılmaması ve yargılama dilinin de değiştirilmesi talebini beraberinde getirmesi gibi bir durum meydana gelebilir mi? Ayrıca AKP’nin şekillendirdiği yargı neden özgürlükler lehine yorum yapmıyor, toplumu geriyor. Yapmayanlar neden aynı ombudsman olayında olduğu gibi aksine ödüllendiriliyor? Bu arada olan toplumsal barışa oluyor. Bizim önerimiz, AİHS hükmünün aynen hatta daha geniş ve açık bir biçimde, farklı uygulamaları ve özgürlükler aleyhine yorumları da önleyecek şekilde, güvenceyi sağlayarak hükme yerleştirilmesi yönünde.
– İktidar partisinin endişesi de bu yönde mi size göre?
İktidar partisinin de bu yönde tereddütleri olduğunu düşünüyorum. Komisyondaki temsilcilerinin tutumu buna işaret ediyordu, tedirgin ve tasarının yaratacağı sonuçlardan kuşkuluydular.
– Taslakta eleştirdiğiniz başka düzenleme var mı?
İnfaz sisteminde eşle görüşme tamam insani, ama bir ödül olarak konulmasını eleştiriyorum. Çünkü ödül avcılığı için iktidarın “uslu ve iyi halli mahkumlarını, yeni muhbirlerini ve gizli tanıklarını” yaratmak için ideal bir yöntem. İktidar tarafından kötüye kullanılabilir bir yetki.
– Dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili düzenleme de 2013’e kalacak gibi görünüyor. Ne düşünüyorsunuz?
Belli ki, iktidar belli pazarlıkların konusu olabileceğinden işi ağırdan alacak. Ben, dokunulmazlık düzenlemesinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu hak öncelikle iktidarı denetleme görevi olan muhalefet milletvekilleri için gerekli ve demokrasinin parçası. Bütünlüklü değil, parçacı çözümler her konuda olduğu gibi operasyonel ve tek yönlü bir bakış açısını yansıtır oysa yasama dokunulmazlığı konusunda tüm evrensel ölçütler dikkatle irdelenmeli ve bize özgü koşullar da gözetilerek soğukkanlılıkla ele alınmalı. Yargının, Başbakanın talimatında, iktidarın bir şube müdürlüğü gibi görev yaptığı da gözden uzak tutulmamalı. İktidar için aklama muhalefet için suçlama enstrümanına dönüştüğü unutulmamalı.
Bir butonla cinayetler önlenmez
– Kadın cinayetleri bitmek bilmiyor. Size göre atılacak adım kaldı mı?
Sayın Fatma Şahin’in lüks otellerde, saraylarda verdiği kahvaltılarda, yemeklerde göstermelik buluşmalarda bu konu konuşulup duruluyor. Sanırım Kadın STK’ları da bıktı artık. Çünkü konuşuluyor ama uygulamalarda ve yaptırımlarda gerekli ve caydırıcı düzenlemeler yapılmadığı için cinayetler durmuyor. Öyle basılacak buton falan dağıtarak kadın cinayetlerinin önüne geçemezsiniz. Yönetenlerin kadına bakışı, zihniyetini de sorgulamalısınız. “Kadın mıdır, kız mıdır” diyebilen bir başbakan yönetiyor bu ülkeyi. Ben Sayın Şahin’e bir ceza hukukçusu olarak yapılması gereken düzenlemelerle ilgili önerilerimi verdim. Dikkate alınmadı. Uygulama yönetmelikleri dahi çıkartılmadı hala. Van’da kadın öğretmen yardım istiyor bürokrat, ‘en fazla ölürsün ölüm de hak’ diyor. Ve o kadın öldürülüyor. Hala ölümü bekleyen çok sayıda kadın var. Oysa görevini ihmal eden herkesin başına geleceği bilmesi lazım. ‘Bunu yapmazsam görevimden olurum, ceza alırım’ endişesini taşımalı. Ama yapanın yanına kar kalıyor. Görevlilere cezai ya da tazmini bir yaptırım yok. Bu durumda tabi ki, kadına şiddet ivme kazanacak yüzde 1400 artacak. Bu vali yardımcısının derhal görevden alınması gerekli.
Kravatlı şahıs ortada kadın görmek istemiyor
– Bülent Arınç ile Aylin Nazlıaka arasında bir polemik yaşandı…Bir kadın olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sayın Arınç ilgimi çeken bir siyasi şahsiyet değil. Ama sorunuzla bağlantılı düşününce dikkat çekici bir ‘cinsiyetçi’ söylemi var. Bizi yönetenlerin zihniyeti böyle aslında, kadın evde oturması ve en az üç çocuk doğurması yeterli bir varlık. Kadına insan olarak değil sanki başka birşeymiş gibi bakıyorlar. Bu kravatlı şahıs da ortalıkta kadın görmek istemiyor gibi. Söylediği sözler de bilinçaltının bir yansıması bana göre. Ama aslında böyle çıkışlarla gündemde olmayı haber olmayı da pek seviyor, “işte bunlar hep” diye, “şeyini..” diye başlayan veciz sözleri hala hafızalarda, partisi de onu bir gündem değiştirme aparatı gibi kullanıyor galiba.
Muhtemelen siyaset üslubum nedeniyledir
– Siyasetin stil ikonu seçildiniz, şaşırdınız mı?
Ben bu habere basın özgürlüğü açısından bakıyorum. Öyle değerlendirmişler, uzmanlar emek vermiş, görüş serdetmişler. Muhtemelen siyaset uslubum nedeniyle stil ikonu demişler. Moda ikonu dememelerini de ayrıca önemsedim. Benim modayla hiç ilgim yok çünkü, o alana saygısızlık olurdu. Ben bilginin, sadeliğin, dürüstlük ve samimiyetin gücüne inanıyorum, insanlar da bunu hissediyor diye düşünüyorum.











Bu konu hakkındaki yorumunuz