
28 ŞUBAT’IN CUMHURBAŞKANI 28 ŞUBAT’I ANLATIYOR : 1 – 2 – 3 – 4 – 5 – 6
Demirel: Devletinizin kurumları işliyorsa, halkınız da devletinize sadıksa, ordunun “ben kurtarıyorum” diye gelmemesi lazım. Yalnız, 35. madde olduğu sürece ordu resen böyle bir şey yapma hakkını kendinde bulur. Nitekim, 60’da, 71’de, 80’de de bulmuştur, 28 Şubat’ta bulmamıştır.
Daha o hükümet kurulduğu günden itibaren bütün Türkiye biliyordu, asker bu işten huzursuz. Siz de farkındasınız. 27 Ağustos 1996 tarihli toplantıda Güven Erkaya irtica tehdidinin Kurul gündemine alınmasını talep ediyor. Geciktirseniz de o toplantı 27 Ocak’ta yapılıyor. Neden?
MGK, devletin bütünlüğüne yönelmiş tehlikeler ve bu tehlikelerin tehdit haline gelmesi karşısında tedbir üretme müessesesidir. Anayasa’nın 138. maddesi. Sovyet sisteminin çökmesinden sonra dünyada ideoloji kavgası bitti. O zaman bizim güvenlik müessesemiz olan askerler, yani Genelkurmay her zaman tehdit değerlendirmesi yapar. Ülke hangi istikamette tehdide maruz kalır? Tehdit iç tehdittir veya dış tehdittir. Dün bir numaralı tehdit komünizmdir, bugün bir numaralı tehdit irticadır. İrtica ister istemez kendiliğinden öne çıktı.
İrtica da tartışılan bir kavram ama…
İrtica dendiği zaman sanki dindar kitlede şüpheye düşülüyormuş gibi bir manzara çıkar. O değildir irtica. İrtica aslında geriye gitmedir. Yani kurulmuş bulunan demokratik sistemi, cumhuriyeti bırakıp eskiye dönmektir.
Endişe saltanat mı, şeriat mı?
Saltanat söz konusu olmaz. Saltanat bitmiş, padişahlık da bitmiş. Ama dini esaslara dayalı devlet olur. Dünyada esasen 55 tane halkının çoğunluğu Müslüman olan devlet var, bunlar içerisinde seküler olan tek devlet Türkiye’dir. Siz selefi düşüncesine sahipseniz, bu düşünceye sahip ülkede demokrasi olmaz.
Türkiye nasıl seküler olabilmiş?
Çünkü Türkiye’nin İslam anlayışı ‘Maturidi’dir. Yani akıl mı ve vahiy mi meselesi bütün insanlığı meşgul eden bir meseledir. Din ve devleti Avrupa’da ayıran şey, evet, vahiy olsun, peygamberler geliyor, Allah’ın emirlerini getiriyor, tamam olsun ama aklı önlemesin diye bir ortalama yola varmışlardır. Senelerce kavgalar olmuştur. Biz bu akıl mı vahiy mi meselesini bir şeye kavuşturamadık. Ama cumhuriyet akıl üzerine kuruludur. Orta Asya Müslümanlığı, genelde Anadolu Müslümanlığı Selefi değildir, Eşari de. Öyle olunca Türkiye cumhuriyet devrimini yaptığı zaman dışardan “Türkiye gavur oldu” denildi. Bunun adına “Dar-ul Harp” derler. Yani Müslümanlıktan uzaklaştı. Hayır, Türkiye Müslümanlıktan uzaklaşmadı, Türkiye Dar-ul İslamdır. Türkiye ahalisi Müslüman olan bir ülkedir. Ama devlet sekülerdir. Din ve devlet birbirinden ayrılmıştır. Bugün çekilen sıkıntıların kökünde bunlar yatar. 28 Şubat da odur…
MGK’nın “irtica” gündemiyle toplanması normal mi?
MGK enterasan bir kurumdur. Bu kurulun muhteşem bir görevi vardır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin seküritesi, güvenliği. Devletin her şeyi düşünüp de kendi güvenliğini düşünmemiş olması mümkün değildir. Bu güvenlik nasıl sağlanır? Eğer devleti, milletin bütünlüğünü, Türk vatanını tehdit eden birtakım unsurlar varsa, orası tedbir üretir. Tedbirleri hükümete veriyor, hükümet bunları icra ediyor veya Meclis’e götürüyor. Bunları icra edebilmek için devletin kurumlarının işlemesi lazım. Yani MGK bunları tesbit edip hükümete verse, hükümetin bunları icra etmesi için polisinin işlemesi lazım, askerinin işlemesi, mahkemesinin işlemesi lazım. Eğer bunlar işlemez hale geliyorsa bu devlet felç olur. Devletin felç olması halinde, kurumların işlememesi halinde “ne yapalım, devleti bırakalım batsın” yerine kurtarmaya geliyor. Eğer devletinizin kurumları işliyorsa, halkınız da devletinize sadıksa, ordunun “Ben kurtarıyorum” diye gelmemesi lazım. Yalnız, 35. madde (İç Hizmet Kanunu’nun maddesi) olduğu sürece ordu resen böyle bir şey yapma hakkını kendinde bulur. Nitekim, 60’da, 71’de, 80’de de bulmuştur. 28 Şubat’ta bulmamıştır. 28 Şubat, TC Anayasası ve kanunlarının düzgün bir şekilde uygulanma hadisesidir.
28 Şubat oldu, brifingler başladı. Sizin bilginiz var mıydı birifingler düzenleneceğinden?
Bilgimin olmasına lüzum yok. Adam çağrıyor, onlar da gidiyor. Gitmeselerdi. Eğer askerin devlete müdahalesini benim halkım, bugün askeri kötüleyenler dahil, bu müdahaleleri istemiyor idiyse şu anayasaya yüzde 92 oy vermeseydi. Bu hadisenin mağduru benim. Ama buna uyuyorum. Herkes uyacak. Eğer askerin devlete müdahalesini istemiyorsanız, gelin devletin kanunlarını düzeltelim.
Hangi kanunun düzelmesi gerekiyor?
Gelin 35. maddeyi ortadan kaldırın. Bu madde olduğu sürece asker müdahale hakkını kendine legal görür. Bu madde olmadığı taktirde askerin yaptığı hareket legal olmaz.
35. madde ne dİyor?
211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun ‘UMUMİ VAZİFELER’ başlıklı bölümündeki 35. maddesi, şöyle: TSK’nın vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş Türkiye Cumhuriyetini korumaktır.
Güven Erkaya kabadayı adamdı
Güven Erkaya’nın anılarında var. Münif İslamoğlu, Güven Erkaya’ya sık sık gelip gidiyor. Onun tahmini, sizin gönderip nabız yoklattığınız…
Hayır, ben hiç nabız filan yoklamam. Ben kendileriyle teker teker konuşabilirim. Rahmetli İslamoğlu çok değerli bir politikacıydı. Yassıada’da ayağa kalkıp “Bizim yaptıklarımızın hepsi doğrudur” demiş ve 10 sene ceza almıştır, beraat edecekken. Yiğit bir adamdır. Anadolu Kulübü’nün başkanıydı. Askerlere, bilhassa denizcilere çok yakın ilgisi vardı. Konuşurdu onlar. Ben devletin yüksek memuru durumunda olan insanlara niye adam göndereyim? Ben kendim çağırır, “nedir düşündüğün” diye sorarım. Bana düşüncelerini söyleyecek kadar entelektüel, kişilik sahibi insanlardır. Ve Güven Erkaya çok kabadayı bir adamdı, pekala Milli Güvenlik Kurulu’nda başbakana ve bakanlara aklına gelen her şeyi söylerdi. Ve ben de onları yatıştırmakla uğraşırdım.
Genelkurmay’da size verilen brifingin ardından 28 Şubat’tan bir ay önceki MGK toplantısı 27 Ocak’ta yapıldı ve burada irtica meselesi konuşuldu. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Erbakan’ın Pakistan’a yaptığı bir seyahatte din eksenli temaslarını eleştirmiş ve “Siz Osmanlı sadrazamı değilsiniz, laik cumhuriyetin başbakanısınız” demiş. Nedir o hadise?
MGK’da öyle bir mesele olmadı. Yani sadrazam gibi. Başka bir çeşit konuşma oldu. O da ağır bir konuşmaydı.
Neydi?
Yok, onları söyleyemem. Ağır bir konuşmaydı ama karşılıklı oldu.
Kaynak : Semra Çetin – Bilal Çetin / Vatan Gazetesi











Bu konu hakkındaki yorumunuz