CNN TÜRK’te Ahu Özyurt’un sorularını yanıtlayan ünlü ABD’li gazeteci Fareed Zakaria, Türkiye için tehlikenin muhalefetin, zayıf ve bölünmüş kalması olduğunu söyledi. Zakaria, “Türkiye’deki muhalefet bölünmüş durumda ve iki yakasını biraraya getiremiyor. Gerçek bir gündemi yok. AK Parti’ye karşı olmasının dışında gündeminde ne var? AK Parti, güçlü olmaya devam edecek. Kaygıları olanlar, muhalefeti birleştirmeli; İstanbul’da oturup onları eleştiremezsiniz” dedi.
CNN International’da program yapan Time dergisinin başyazarı Fareed Zakaria, CNN TÜRK’te Ahu Özyurt’un sorularını yanıtladı. Avrupa Birliği ile ilişkiler, Türkiye’nin Ortadoğu’daki rolü ve Suriye krizi gibi dünyanın gündemindeki sıcak konularla ilgili değerlendirmelerini paylaşan Zakaria, Türkiye siyasetine ilişkin görüşlerini de anlattı.
“Sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeostratejik bir sorun”
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da video kaydı ile görüşlerini aktardığı yayında Zakaria, Avrupa’da yaşanan krize değinerek, bunun sadece ekonomik değil, jeostratejik de bir sorun olduğunu söyledi. Zakaria, şunları anlattı:
“Bu bir acil durum ve cesur düşünmek lazım. Yapısal bir sorun var. Avrpu tek bir ülke, kültür değil. Bunu hatırlamak lazım. Avrupa içinde çok büyük farklılıklar var. Avrupa projesinin bu farklılıkların üstesinden gelmesi bekleniyordu ama önemli istatistiki verilere baktığınızda kültürel farklılıkların devam ettiğini görürsünüz. Mesela tasarruf oranı. Tasarruf oranı çok önemli bir gösterge kültürü. Almanya’da mesela çok yüksek. Yunanistan, İtalya ve İspanya’da çok düşük. Ülkeler arasında böyle çok büyük farklılar var. Bu yüzden Almanya’da tasarruf edenler ‘bedelini biz ödemek istemiyoruz’ diyorlar.
“AB’nin çekimi şimdi biraz dağılıyor”
Davutoğlu aynı zamanda Türkiye’nin nasıl izlediğinden de bahsetti. Bu bir yandan da jeopolitik bir sorun. Avrupa’nın çöküşü jeopolitik bir sorun. AB kendi alanına çekerken, nasıl bir mıknatıs görevi gördüğünü, Türkiye’nin buraya nasıl üye olmak istediğini düşünün, şimdi bu biraz dağılıyor. mesela krizin jeopolitik etkilerine baktığınızda Rusya, Belarus, Ukrayna gibi Batılılaşmaya giden, Avrupa’ya doğru giden ülkeler duracak. Türkiye içinde de belli bazı fırsatları ortaya çıkartacak. Türkiye belirli yönlere gitmek için yeterince güçlü ama bu bir yandan da AB Türkiye için çok önemli bir gündem olarak belirlediği bir şeydi. Doğal olarak ikinci kez düşünülecek. Doğal olarak bu sadece ekonomik düzeyde değil, jeopolitik olarak düşünülecek bir şey.”
“Müslüman Kardeşler, gücünü büyütmesin, yüzde 44’lük laikleri dikkate alsın”
Ortadoğu’da yaşanan sürece ve Arap Baharı’nın Mısır’da evrildiği duruma ilişkin de soruları yanıtlayan Fareed Zakaria, şöyle konuştu:
“Evet bir şekilde bazı açılardan hayal kırıklığına uğradık ama bu kaosa bakacak olursanız, biz hiç burada yıllardır gerçek bir siyaset görmedik. Bir şekilde pandoranın kutusu açıldı ve farklı güçler ortaya çıktı. Müslüman Kardeşler’in adayı Mursi başkan olursa, bir açıdan kazara başkan olmuş olacak. Asıl aday mahkeme tarafından geçersiz kılındı, doğal olarak ikinci kişiye gittiler. Seçilme şansı yoktu ama ikinci turda yüzde 25 desteğe erişti. Bu kişi muhtemelen Mısır’ın cumhurbaşkanı olacak. Ben şöyle düşünüyorum; bir kere ordunun, Türkiye’nin geçmişindeki gibi bir darbe yapmamasını umuyorum. Mursi’nin de şunu anlaması lazım. İlk turda yüzde 25 destek aldı. Yetkisini ve gücünü gözünde çok da abartmamalı diye düşünüyorum. Yani kadın haklarında geriye gitmek gibi…. Mısır halkının da bunu desteklediğini düşünmüyorum. İlk tura bakacak olursanız mesela Ahmet Şefik, laik Mübarek dönemi başbakanı yüzde 24 almıştı, sonra aynı oranda liberal bir adaya gitti. Sonunda yüzde 44 oranında bir oy laik adaylara gitti. Dolayısıyla siyasi sistem bu şekilde işlediği için İslamcı parti Müslüman Kardeşler çok iyi örgütlenmiş, bundan yararlanıyorlar.
“Suriye, Libya gibi değil”
Suriye’de yaşanan krizi, “en zor” sorunlardan biri olarak niteleyen Zakaria, şunları söyledi:
“Suriye’nin en zor jeopolitik sorunlardan biri olduğunu düşünüyorum. Müdahale konusunda çok kolay bir yol olduğunu düşünmüyorum. Libya ile kıyaslayacak olursak, on kat daha fazla toprağa sahip ama nüfus açısından daha yoğun. Çöl bir şekilde isyancılara tedarik edildi. Ama, Suriye biraz daha sıkışık, yoğun nüfuslu bir ülke. Bu çok güçlü ordusu olan bir rejim. Özgür Suriye Ordusu’nun bir kasabayı, kenti 2 günden fazla kontrol altına aldığını, denetimi altına aldığını bilmiyoruz. Eğer, Türkiye ya da ABD müdahale ederse başarılı olup olmayacağı belli değil. Eğer çok büyük bir müdahale olmadığı sürece, isyancılara küçük miktarda silah sağlamanın işe yarayıp yaramayacağı belli değil. Ama, hiçbir şey yapmamak Esad’ın kendi vatandaşlarını, Suriyeli kadınları, çocukları her gün öldürdüğünü izlemek ahlaki açıdan çok kötü. Ama, bir yandan istikrarı getirmeyecek bir şey. Artık öyle bir sürece giriyoruz ki, Suriye 1970-1980’lerdeki Lübnan gibi oluyor. O dönemki iç savaşı hatırlayın. On binlerce kişi hayatını kaybetti. Şimdi o dönemi düşünüyorsunuz, mutlaka Rusların desteğini almak, rejim üzerindeki baskıyı artırmak, Şam’daki generallere ‘Bu adamdan kurtulun artık’ demek lazım; ‘Özgür seçim yapın, Mısır modeli gibi bir şey yapın’, yani iktidarı paylaşabilirsiniz ama biraz artık ileri gidelim belki de. Ruslar olmadan bu süreci yürütmek çok çok zor. Çünkü Suriye onların Soğuk Savaş döneminden kalma tek müttefikleri.”
“Esad böyle devam edemez”
Putin ile Obama’nın da gündeminde ilk sırayı oluşturan Suriye’de, “Esad iktidarı bırakabilecek mi?” sorusuna Zakaria, şu yanıtı verdi:
“Esad kendi ailesini ve Alevi rejimi muhafaza etmek için bunu yapıyor. Esad’ın da Suriyelilerin de şunu anlaması lazım; binlerce kişiyi öldürmeye devam edemezsiniz, bu bir iç savaş yaratır. İktidardan gittiğinde organize olmak lazım, Suriye Ulusal Konseyi devreye girecek, çok karmaşık olacak ama şimdi de zaten çok karmaşık.”
“Türkiye Ortadoğu için bir model ama…”
Türkiye’nin Ortadoğu’da model ülke olarak görüldüğünden bahseden Zakaria, çok önemli farklılıklara dikkat çekerek, şunları anlattı:
“Mısır’a ne zaman gitsem Türkiye modelinden bahsediyorlar, sadece Türkiye modelinden değil, AK Parti modelinden bahsediyorlar. Bunu da hatırlamak lazım. Çünkü baktıklarında kendi dinlerini açıklayabildikleri, kültürlerini ifade edebildikleri bir model görüyorlar. Türkiye’yi, AK Parti’yi modern demokratik bir çerçevede, böyle bir model olarak değerlendiriyorlar. Bence halen Türkiye modeline inanıyorlar, ben de inanıyorum. 25 yıldır Türkiye’yi takip ediyorum ama Arapların anlamadığı şu… New York Times’tan Nicholas Kristof İran’dan geldi, ‘İran’de ne istiyorlar diyorum’, ‘Türkiye modeli diyorlar’. Ama şunu anlamıyorlar; Türkiye modeli sadece AK Parti’den ibaret değil. Laikliğe çok derin bir inanç var. Devletle dinin ayrılması, sivil haklara inanç var. Atatürk’ün oluşturduğu değerler Türk toplumunun temel unsurları. Bunun üzerine AK Parti geliyor, kendi rotasını dini gelenekle seçiyor ama bu Batılı evrensel liberalizmin, hukukun üstünlüğünün, laikliğin, bireysel haklara saygı, kadın, erkek, azınlık haklarına saygı gösterilmesi merkezde yer alıyor. Bütün bu sıkı çalışmaları yapmadan, anayasayı, kuralları, yasaları, bağımsız mahkemeleri yaratmadan buna ulaşamaz kimse. Bu yüzden Türkiye modeli Arap dünyası içinde işler bir model olarak kalmaya devam edecek. Sadece seçim yapmaktan ibaret değil bu…. Müslüman Kardeşler’in iyi bir hükümet yaratacağına inanmaktan ibaret de değil. Türkiye’deki bu şey sadece umuda dayanmıyor, yasalar, anayasalar, hukuk ve toplumdaki sağlam unsurlar var.”
“Türkiye’de sorun bölünmüş muhalefet!”
Türkiye’de 2014’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında yaşanacak siyasal manzaraya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zakaria, Gül-Erdoğan arasında yaşanacak bir nöbet değişiminin “Putin-Medvedev modeline” benzetilmesine ise katılmadı. Zakaria, şunları söyledi:
“Rus modelinden farkı şu; bir kere Rusya’daki seçimlerde usülsüzlük var. Türkiye’de böyle bir şey olduğunu kimse düşünmüyor. Eğer Sayın Gül Başbakanlık için, Erdoğan da cumhurbaşkanlığı için yarışırsa insanlar şöyle düşünecek: ‘Bu halkın seçimiyle oldu, seçimler özgür, adil oldu’ diyecekler. Evet, oyların AK Parti’ye daha fazla sandalye getirmesi gibi bir mekanizma olabilir ama bu başka bir mesele. Abdullah Gül pek çok açıdan çok karizmatik ve AK Parti için çok çağdaş bir yüz diye düşünüyorum. Abdullah Gül’ün de hem partiyi hem Türkiye’yi daha da modernize etmesi iyi bir şey olur diye düşünüyorum. Ama, ‘bir partinin ülkeyi 15 yıl yönetmesi iyi bir şey mi?’ diye sorarsanız, demokratik sistemler her zaman iyi değildir, çünkü mutlak iktidarlar mutlaka yozlaşır. Ben burada her hangi birisini suçlamıyorum, sadece şunu söylemeye çalışıyorum; geçişlerin, değişimlerin olması iyidir. Ama, sorun şu ki, Türkiye’deki muhalefet bölünmüş durumda ve iki yakasını biraraya getiremiyor. Gerçek bir gündemi yok. Yani neyi destekliyor, AK Parti’ye karşı olmasının dışında gündeminde ne var? AK Parti Türkiye’de güçlü bir unsur olmaya devam mı edecek? Mesela Hindistan’a bakın, 35 yıldır aynı parti tarafından yönetiliyor; Japonya’da liberal demokratlar aynı şekilde. Türkiye için tehlike muhalefeti zayıf, bölünmüş kalmaya devam ederse, AK Parti sadece İstanbul’da değil, Anadolu’da da güçlü olmaya devam edecek. Dolayısıyla AK Parti’yle ilgili kaygıları olanlar, muhalefeti olanlar sadece bunu yapmalı. İstanbul’da oturup onları eleştiremezsiniz.”












Bu konu hakkındaki yorumunuz