Siyasetin yargısallaşması: Bu savaşı kim istiyor?

Ali Topuz

Yargıda iki sonuç var: Ya kazanır, ya kaybedersiniz. Ya beraat, ya mahumiyet. Siyasetteyse üçüncü bir sonuç var: Uzlaşma. Siyasi sorunları yargıya havale etmek, “Uzlaşmıyoruz, savaşacağız” demek.

“Yargı siyasileşmemeli. Partizanlaşmamalı.” Yaygın bir motto. Bunun tehlikeli olduğu, işte, adalet duygusunu yok edeceği filan söylenir. Doğru da. Fakat bugün, daha büyük, daha tehlikeli bir sorun yok mu? Yargının siyasileşmesi değil de siyasetin yargısallaşması, yargısallaştırılması sorunu.

Darbe sonrası yargılamalar, İstiklal Mahkemeleri, Dersim yargılamaları bu tarzın tarihteki en bilinen örnekleri.

Son dalgası bu hafta gerçekleşen KCK operasyon ve davaları da aynı çerçevede görünüyor. Sayılar durumu anlatmaya yeterli: 14 Nisan’dan 5 Ekim’e kadar 7 bin 748 kişi gözaltına alındı, 3 bin 895 kişi tutuklandı. Geçen hafta içinde sayılar daha da arttı. Bu kadar çok suçlunun bulunduğu bir suç alanı ne olabilir? Yanıt basit, alan kriminal değil siyasal. Nitekim “zanlı”ların önemli bir kısmı seçilmişler ve yasal teşkilatlarda siyasal faaliyet gösterenlerle avukatlar ve akademisyenler.

Siyaset yargısallaşırsa ne olur? Yanıt için önce siyasetin ve yargının işleyiş ve imkanlarına bakmalı.

Yargı, iki ihtimalli, iki sonuçlu bir düzenek. Taraflardan biri ya kazanır ya kaybeder. Ya beraat ya mahkumiyet . Yargı tarihsizdir de. Her el, her maç yeniden başlayan oyun dizisi gibi. Daha önce suçlu ya da haksız olması kişinin, o davada suçlu ya da haksız olduğunu göstermez, filan.

Siyaset ise üç ihtimalli, üç sonuçludur. Öyle olmadığında siyaset olmaktan çıkar. Kazanç ve kaybın yanındaki ihtimalin, sonucun adı: Uzlaşma. Parlamenter rejimler uzlaşma esasını benimseyerek iş görür. Aksi halde münasebet bir mücadele, bir savaşım olmaktan çıkıp düpedüz savaşa döner. Ayrıca siyaset “tarihli”dir de: Kuşaklardan kuşaklara miras kalan anlaşmalar, yani kazanç/kayıp/uzlaşma tarihleri vardır her siyasal iklimde. Seçimi kaybedenler her şeylerini kaybetmezler! Önceki dönemlerin uzlaşmalarının kazananını, kaybedenini ya da oyuna katılmayanını koruyan uzlaşmaları, yani tarihi birikimleri yekten çöpe atılamaz. “İnsan hak ve özgürlükleri” denilen şeyler, bu tarihin kayıtlarıdır.

KCK operasyonlarıyla hükümet, domine ettiği yasama ve yargıyla birlikte siyasal bir sorunu yargısallaştırıyor. Bu uzlaşma imkanının reddidir. Askeri operasyonlar bundan zararlı değil! Çünkü operasyonlar “silahlı gruplar”la karşılaştıkları ve bunun sonuçları oranında sıkıntı yaratır; sivil-siyasal alana gölge düşürse bile doğrudan onların içinde işlemez. Hedefi “çatışmayı bitirmek” olan bir yönetim, siyaseti yargısallaştırmaktan korkmak zorunda. Çünkü siyasetin yargısallaşması, siyasal sorunla ilgili herkesin üç ihtimalli bir alandan iki ihtimalli alana sıkıştırılması demek. Bunun anlamı basit, basit olduğu kadar da tehlikeli: Bir tür savaş ilanı. Sorun ne kadar büyükse kendisi de o kadar büyük olacak bir savaşın ilanı.

KCK operasyonlarının bu haftaki kısmında “siyasetin yargısallaştırılması”nın yanında bir vahim hukuk ihlali daha işlendi: Avukatlar görevlerini yaparken yasal dokunulmazlığa sahiptirler. Bu dokunulmazlığı düzenleyen yasaların öngördüğü prosedür işletilmeden gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları düşünülemez. 40’tan fazla avukatın, hiçbir yasal prosedüre uyulmadan hapse atılması, aynı zamanda sistemin kendi hukukunun ilgası anlamına gelir. “Ergenekon” operasyonlarında da benzer ihlaller gözlendi. Barolar fazla ses etmedi, çünkü “bölünmüş Türkiye’nin” onlardan olmayan kesimine uygulandı bu sefer hukuk ilgası.

Türkiye’nin generalleri hapse tıkma, istediğini atama kudretindeki iktidarını her durumda onaylayıp (bazen üslup eleştirileri yaparlar sadece, “Gene döv ama, iz bırakma” der gibilerinden) , bütün savaş suçlarını PKK’ya (ve TSK’ya! Ha bir de “Ergenekon” var değil mi?) yıkmayı seven düşünürler, olan bitendeki vahameti görmezler mi? Evet. Haklarında ayet var: Gözleri vardır ama görmezler, kulakları vardır ama işitmezler.

Onlara bir soru: Anayasa mı yapacaktık? Kimseyle uzlaşmamış, rakiplerinin siyasal alanını tüm devlet enstrümanlarıyla (asker, polis, yargı) darmadağın etmiş bir “kurucu güç” anayasa yaparsa ne olur? 12 Mart ve 12 Eylül’de gördük bunu. Görmedik mi?=

Kaynak : Radikal.com.tr

Bu konu hakkındaki yorumunuz

  

  

  

Diğer sounçlar..

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Filter by Categories
BİLİM VE TEKNOLOJİ
DÜNYA
DW HABER
EKONOMİ
GÜNDEM
KÖŞE YAZILARI
KÜLTÜR & SANAT
MEDYA & MAGAZİN
SAĞLIK
SPOR
YOUTUBE