İslamcı yazar Atilla Fikri Ergun gündemi BirGün’e değerlendirdi.
Ergun, Türkiye’de bugün adına “yeni” denen her şeyin aslında eskisinin devamı olduğunu, Türkiye’nin “model ülke” olarak değil, ancak “modern sömürge” olarak nitelendirebileceğini söylüyor. Ergun’a göre, Türkiye’de Okyanus ötesi eksenli Teo-Faşist ve Teo-Kapitalist NATO’cu İslamcılık söz konusu.
İslamcı kesimi yakından tanıyan bir isimsiniz, AKP iktidarıyla birlikte İslamcı kesimde ne gibi bir değişim göze çarpıyor? Gelişmeler olumlu mu, olumsuz mu?
Öncelikle bugün kendilerini “İslamcı” olarak nitelendirenlerin 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ilk nesil İslamcılarla, dolayısıyla İslamcılık düşüncesiyle uzaktan yakında bir ilgilerinin olmadığını belirtmemiz lazım. Elbette bunun niçin böyle olduğunu izah etmemiz gerekir. Birincisi, ikinci ve üçüncü neslin adalet, eşitlik ve özgürlük ekseninde bugüne kadar kendine özgü bir insan ve toplum modeli ortaya koyduğuna şahit olabilmiş değiliz. Manevî-ahlakî kaygısı olmayan, siyasetini Emevilerden devşirmiş, muhafazakâr modernleşme ideolojisini benimsemiş, ekonomi-politiğini de kapitalizmden almış bir düşüncenin topluma vereceği hiçbir şey yok. Bir başka ifadeyle muhafazakâr modernleşme ideolojisinin taşıyıcılığını ve sözcülüğünü yapan ikinci ve üçüncü neslin halka servet ve iktidar-perestlikten öte empoze edebileceği bir şey kalmadı. İkincisi, biraz önce vurguladığım nedenlerden ötürü Türkiye’de “İslamcılık” ve “İslâmî Hareket” aslında birer “mit”ten ibaret. İkinci ve üçüncü neslin sahip olduğu düşünce ve ortaya koyduğu pratikler İslamcılık olmadığı gibi, bu ülkede hiçbir zaman gerçek anlamda bir İslâmî Hareket de var olmadı.
Verili dünyayı aşamayan ve gücü -servet ve iktidarı- esas alan ikinci ve üçüncü nesil, Kur’an’a ve Peygamber’in Sünnet’ine ihanet ederek İslam’ın aslî kaynaklarından fiilen Teo-Faşizm ve Teo-Kapitalizm çıkardı. Deyim yerindeyse zorbalığın, ayrımcılığın ve yemlenmenin ilâhiyâtı, ikinci ve üçüncü nesilde mücessem hale geldi. Oysa tarih boyunca güce dayalı düşüncelerin tümü zulmedici olmuştur. İslâmî düşünce ve dünya görüşünün temel ilkesi ise ahlakîliktir ve bu ilke, herkes için adaleti gerekli kılar. Aynı şekilde ayrımcılığı reddetmeyen bir düşüncenin İslâmî olması ve devrimci karakter taşıması da söz konusu değil.
AKP iktidarındaki Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz? Ya da şöyle sorayım: Yeni dönemi nasıl okumak gerekir?
“Yeni dönem”in üzerinde ısrarla durmak gerekir diye düşünüyorum. Bu ülkede “yeni” denen her şey aslında eskisinin devamı. “Yeni dönem”, “yeni iktidar eliti”, “yeni dış politika”, “yeni zengin sınıf”, “yeni anayasa” vs. “Yeni dönem”de Türkiye, tıpkı eskiden olduğu gibi her yönden küresel hegemonyanın müttefiki. “Yeni iktidar eliti” de tıpkı öncekiler gibi kendi tarihine, kültürüne ve coğrafyasına ihanet etmekle meşgul. Dolayısıyla bu coğrafyaya sokulan tek hançer İsrail değil. ABD’nin müttefiki ve stratejik ortağı olan -bazıları Türkiye’nin stratejik ortak değil, taktik ortak olduğunu söylüyorlar- AB’nin nikâhına almayı reddettiği Türkiye’yi de bu kategoride ele almak gerekir. Hiç şüphesiz Türkiye “model ülke” değil, “model sömürge”.
İçeride de durum farksız. “Yeni iktidar eliti”, dışarıda olduğu gibi içeride de Teo-Politik zeminde hareket ediyor. Ancak bu Teo-Politik zemin, Sünniliğe değil, ırk ve sınıf ayrımına dayalı olan Emevî Sünniliği’ne dayanıyor. Resmi ideolojiye en uygun olanı da bu zaten. Nitekim “yeni iktidar eliti”, “modern ulus-devlet” forumunu koruma yükümlülüğünü eksiksiz bir biçimde yerine getiriyor.
Buna karşın “İslamcılar” için yeni dönemde statükoyu savunmak kaçınılmaz. Dün 6. Filo’yu destekleyenler bugün iş başındalar. Dünün radikalleri de bugünün muhafazakârları haline gelip “yeni dönem”in servet ve iktidar sahipleriyle işbirliği yaptılar. “İslamcı” vakıf ve dernekler, platformlar, iktidarın yan kuruluşları olarak faaliyet yürütürken, yayın organları da muhafazakâr iktidarın, “yeni zengin sınıf”ın ve NATO’nun basın bültenleri işlevini görüyor. Sonuç şudur: Okyanus ötesi eksenli Teo-Faşist ve Teo-Kapitalist NATO’cu İslamcılık! Bu bakımdan Müslümanların, muhafazakâr iktidara, “yeni zengin sınıf”a ve NATO’ya hizmet eden mevcut “İslamcılık” belasından acilen kurtulmaları gerekiyor.
Türkiye’nin “model ülke” olmadığını, “modern sömürge” olduğunu söylediniz. “Model ülke nitelendirmesi bir kurgudan mı ibaret?
Muhafazakâr iktidar, bölgede ABD’nin ve NATO’nun sözcülüğünü yapıyor. Bu bakımdan Türkiye sadece model sömürge değil, aynı zamanda taşeron. Bölgeyi de kendine benzetmeye çalışıyor. Belki bu anlamda bir “model” olabilir. Neo-Osmanlıcı emperyal dış politika bu amaç için yürürlükte.Bir nevi ABD ve NATO’nun getir-götür işlerinin yürütülmesi anlamına geliyor. Örneğin Davutoğlu son olarak İran’a gitti. Görünürde Türkiye adına, gerçekte ise ABD ve NATO adına gitti. Nitekim İran’da yayınlanan Şark Gazetesi’nin Davutoğlu’nun ziyaretiyle ilgili manşeti: “Aracı Tahran’a geldi” şeklindeydi. Hatırlarsanız, Davutoğlu Suriye ile yaşanan gerginlik sırasında da Beşşar Esed’i defalarca ziyaret ettiğini, ancak Esed’in uyarılara kulak asmadığını söylemişti. Bunun üzerine Esed, “Evet, her geldiğinde bize ABD’nin emirlerini iletti” diye cevap verdi. Bu iki örnek olayı bütünüyle izah ediyor.
Ayrıca Türkiye’nin neresi model? Adalet, eşitlik, hak-hukuk, adaletli gelir dağılımı, insan hakları, özgürlükler, düşünce ve vicdan hürriyeti gibi konularda ne gibi bir aşama kaydetmiş? 12 Eylül dönemini aratmayacak sayıda tutukla(n)ma vakası söz konusu. Üstelik şiir okuduğu için hapse giren bir Başbakan’ın ve geçmişte benzeri sıkıntıları yaşamış olan iktidar kadrolarının döneminde. 21. yüzyılda insanların kitap yazdıkları için hapse girdikleri bir ülkede yaşıyoruz. Hiç kuşkusuz bunda Avrupa ve ABD’nin büyük payı var. Zira Avrupa ve ABD, bölgede kendi kontrolü altındaki otoriter ve totaliter rejimler sayesinde tahakkümünü sürdürüyor. Bu sayede yaşadığımız coğrafyanın yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürüyor. Dün de öyleydi, bugün de öyle. Sadece bu iş bugün birtakım farklı hassasiyetleri olan kadroların eliyle gerçekleştiriliyor. Bunun dışında arada hiçbir farklılık yok. NATO Üsleri İzmir ve İncirlik’te, Füze Kalkanı da Malatya’da. Değişen ne var? Eskiden Füze Kalkanı yoktu, şimdi Füze Kalkanı da var. Bu bir gelişme tabii. İlerleme kaydedilmiş(!).
Gelinen son nokta itibariyle AKP’ye umut bağlamış olan Müslümanların aldatıldıklarını söyleyebilir miyiz?
Aldatılmak ne kelime, tarihî bir “dolandırıcılık” vakasıyla karşı karşıyayız. Malum, “dolandırıcı”, “birini aldatarak onun malını veya parasını alan kimse”dir. Dolandırıcı, malını veya parasını aldığı kimseleri peşinde “dolandırır”. Hem iktidar hem de ikinci ve üçüncü nesil Türkiye İslamcılığı, Müslümanları “dolandırmış”tır. İktidar açısından konuşacak olursak, sözde bağımsız, özgürlükçü politikalar yürürlüğe konulacak, içeride ve dışarıda Türkiye’nin sorunları bir bir çözülecekti. AKP bu vaatlerle iş başına geldi ve üç seçim arka arkaya iktidar oldu. Ancak hiçbir vaadini yerine getirmedi. Aksine dışarıda ABD, Avrupa, dolayısıyla NATO eksenli dışa bağımlı politikaları sürdürdü. İçeride ise İttihat ve Terakki zihniyeti AKP eliyle varlığını koruyor, Kemalist icraatlar devam ediyor. Derin iradenin/siyasetin, İslamcı geçmişi olan AK Parti eliyle sistemi iyileştirme ve devletin ömrünü uzatma projesi başarısızlığa mahkûm. Yaşanan her olay Türkiye’nin sonunu hazırlıyor. Kendilerini “İslamcı” olarak nitelendirenlere gelince: İkinci ve üçüncü nesil Türkiye İslamcılığı, “Tevhid, Adalet, Özgürlük” sloganları ve vaatleriyle yola çıkmış, müntesiplerini maddî-manevî her yönden iliklerine kadar kurutmuş, sonra da yarı yolda bırakıp servet ve iktidar sahipleriyle işbirliği yapmış, satmıştır. Müntesiplerine vadettiği hiçbir şeyi yerine getir(e)memiş, deyim yerindeyse “dolandırıcılık” yolunu seçmiştir.
Son olarak Uludere (Roboski) katliamının hemen arkasından hükümetin Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanmasını gündeme getirmesini ve İlker Başbuğ’un tutuklanarak hapse gönderilmesini nasıl okuyorsunuz?
Aynen öyle. Birincisi Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanmaları söz konusu değil. Bu benim şahsi görüşüm tabii. Böyle okuyorum. İkincisi, sorulmayan sorular var: İlker Başbuğ’u tutukluyorsunuz da Büyükanıt’ı, hatta Çevik Bir’i niçin tutuklamıyorsunuz. 27 Nisan post-modern muhtırasını veren Büyükanıt dışarıda, Başbuğ içeride. 28 Şubatçılar da hâlâ orada duruyor. Kimi tutukluyorlar? 2002’den sonra görev yapmış olanları. Ki, benim tutuklanmalarına hiçbir itirazım yok. Her kim halk üzerinde tahakküm oluşturmaya kalkışmış ve birtakım yapılanmaların içinde yer almışsa hepsi tutuklansın. Lakin gündem saptırılıyor. Başbuğ yirmi gün önce niye yoktu gündemde? Uludere katliamına gelince; bu coğrafyada yaşayan tüm halklar “malum zihniyet” tarafından ezilmiştir, ancak zulümden nasiplerini en fazla alanlar Kürtler olmuştur. Güneydoğu (asıl adıyla Kürdistan) bir viranedir, halkının kimliği, dili, kültürü ve bilumum hakları inkâr edilmiş, yaşam hakkı elinden alınmıştır. Bu zihniyetin hüküm sürdüğü bir ülkede yaşamak ise “en tehlikeli iş”tir! Ve biz, böyle bir zihniyetin hüküm sürdüğü bir ülkede yaşıyoruz. Devlet, küçük bir azınlık dışında toplumun hemen her kesimini kendisi için tehlike olarak görüyor. Mevcut devlet aklına göre herkes tehlike.
Uludere’de “demokratik bombalar”la “demokratik bir bombalama eylemi” gerçekleştirildi. Kafalarını kuma gömenlerin yaklaşımları ise utanç verici. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, açıkça bir devlet tasallutu, devlet diktası, devlet terörü ve devlet katliamıyla karşı karşıyayız. Böyle bir ülkede herkes bir gün “yanlışlıkla” öldürülebilir! Katliam bir devlet geleneği! Ve bu, sadece bu topraklara özgü bir durum değil. Dünyanın her yerinde bu iş böyle.
Atilla Fikri Ergun kimdir?
1974 yılında İstanbul`da doğdu. Beyan, Gülistan, Değirmen ve Basiret dergilerinde ve İslami içerikli çeşitli internet sitelerinde 100’ü aşkın makale yazdı. 2009 yılında Beyan Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Özgün Duruş Gazetesinde Yayın Editörlüğü görevinde bulundu ve haber-analiz yazıları yazdı. 2010 yılında Adilmedya.com’un Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Yazar halen serbest olarak çalışıyor ve Analizmerkezi.com’da yazıyor.
Söyleşi: Ahmet Külsoy












Bu konu hakkındaki yorumunuz