Aşama aşama belli bir görev için hazırlandı
Belgelere dayalı olarak ayrıntılarını açıkladığım süreç; Haşim Kılıç’ın, kendisinin bilgisi dahilinde veya değil, belli bir görev için hazırlandığını, sabırlı ve planlı bir çalışma ile aşama aşama bugünkü sonuca ulaşıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
Haşim Kılıç, 7 Aralık 1999’da ilk kez, 7 Aralık 2003’te ikinci kez Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine; 12 Ekim 2007 tarihinde de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na seçiliyor. 14 Eylül 2011 tarihinde yeniden yapılandırılan Anayasa Mahkemesi, güvenini tazeleyerek kendisini ikinci kez başkan olarak seçiyor.
DEĞERLENDİRME
Sayıştay’da kadrolaşma
1. Öncelikle 1985 yılında aralarında Haşim Kılıç’ın da bulunduğu 21 kişinin, 1990 yılında da 9 kişinin Sayıştay üyeliğine seçilmelerine temel teşkil eden, sırasıyla 3162 sayılı kanunun geçici 3. ve 3677 sayılı kanunun geçici 1. maddelerinin değerlendirilmesi gerekiyor.
3162 sayılı kanun hakkında ne iptal davası ne de itiraz yoluyla başvuru yapılmadığı için bu kanunun geçici 3. maddesi hakkında verilmiş bir Anayasa Mahkemesi kararı yoktur. 3677 sayılı kanun için Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılmış ve mahkeme Sayıştay Kanunu’nun bu kanunla değiştirilen 5. maddesini, 6. maddesinin 3., 4., 5. fıkralarını ve geçici 1. maddesini iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu iptal kararı esasa ilişkin olduğundan, bu kararda amaç (maksat) unsuru ile ilgili bir gerekçe yer almamıştır. Teklifin, komisyonda 323 konu atlanarak ilk sıraya alınması; komisyonun toplantı ve karar yeter sayılarının değiştirilerek sadece iktidar partisi mensuplarının katılımı ile toplanabilmesine imkan sağlanması; Sayıştay Genel Kurulu’nun görüşünün alınmaması gibi hususlar, kanunun Sayıştay üyeliğine seçimlerde tıkanıklığı gidermek için değil, Sayıştay’da kadrolaşma amacıyla yürürlüğe konulduğunu göstermektedir. 3677 sayılı kanun bu yönden de hukuka aykırıdır.
21 kişilik özel liste
2. 1985 ve 1990 yıllarında Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından doğrudan yapılan seçimlerde çok sayıda aday arasından uygun kişileri seçebilmek için adayların sicillerinin incelenmesine imkan verilmemiş; 1985 seçiminde ayrıca, sicillerin incelenmesi için açık bir talep olmasına karşın bu talep reddedilmiş ve 1990 seçiminde de komisyon toplantısından önce, komisyonun iktidar partisine mensup üyeleri kendi aralarında toplanmışlardır.
Bu tespitler çok önemlidir: 1985 yılında yapılan seçimlerde 225 kişi üyelik için başvurmuş, bunların içinden 21 kişi ilk oylamada; 1990 yılında yapılan seçimde, Sayıştay Genel Kurulu’nca daha önce aday adaylıkları kabul edilen 128 kişiden 9 kişi, Sayıştay üyesi olarak seçilmiştir. Her iki seçimde de seçilenlerin aldıkları oy sayıları birbirine çok yakındır. Adayların ehliyet ve liyakatlarının tespiti için siciller incelettirilmediğine göre komisyonlardaki seçimler hangi ölçütler esas alınarak çok kısa sürede sonuçlanmıştır?
Cevabı açıktır. Seçilecek olanlar komisyonun iktidar partisine mensup üyeleri tarafından önceden tespit edilmiş; ehliyet ve liyakat ölçütleri bir yana bırakılarak Sayıştay’da kadrolaşmak, böylece bu anayasal kurumu iktidar partisinin denetimi altına sokmak amacı izlenmiştir. Her iki seçim de amaç (maksat) unsuru yönünden hukuka aykırıdır (Günümüzde yapılan bazı seçimlere ne kadar da benziyor!).
Anayasa’ya aykırı atama
3- 1990 yılında, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olan bir kanuna dayanılarak seçilen 9 üye Sayıştay Genel Kurulu’na katılmış; bu kurulun aldığı kararlarda oy kullanmışlardır. Örneğin Haşim Kılıç’ın Anayasa Mahkemesi’ne üye adayı olarak seçildiği ve 31 oy aldığı 137’nci oylamada genel kurulda hazır bulunan 52 üyenin 9’u, bu seçimde üyelik kadrolarına atanan kişilerdir.
Böylece Haşim Kılıç, Anayasa’ya aykırılığı, Anayasa Mahkemesi’nin emsal kararı ile ortaya çıkan bir kanuna (3162) dayanılarak ve maksat yönünden sakat bir idari işlemle Sayıştay üyeliğine atanmış; yine aynı kanuna ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olan 3677 sayılı kanuna dayanılarak seçilen toplam 27 kişinin fiilen katıldığı Sayıştay Genel Kurulu tarafından da Anayasa Mahkemesi üye adaylığına seçilmiştir. Bu yapısı ile hukuka uygun olarak oluşmuş bir Sayıştay Genel Kurulu’ndan ve hukuken geçerli “Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday seçme’’ kararından söz edilemez (Prof. Dr. Pertev Bilgen, Prof. Dr. Bakır Çağlar, Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Cumhuriyet Gazetesi, 26 Aralık 1990, s. 2).
Kazanılmış hak aldatmacası
4- Anayasa Mahkemesi’nin 3677 sayılı kanunla ilgili 11 Temmuz 1991 günlü, 21 sayılı iptal kararı, Haşim Kılıç’ın Sayıştay Genel Kurulu tarafından aday gösterilmesinden ve Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanmasından sonra Resmi Gazete’de yayımlandığı ve yürürlüğe girdiği için Anayasa’nın 153. maddesinde yer alan “İptal kararları geriye yürümez” kuralının bu olayda tartışılması gerekir. Bireylerin hukuki güvenliğinin sağlanması ve hukuk düzeninin kararlılığının korunması amacıyla Anayasa’ya alınan bu ilke yargı içtihatlarında ve öğretide mutlak anlamda değerlendirilmemektedir. Bu değerlendirmeleri tartışmak yazının amacını ve sınırları aşar. Ben bu ilkeyle ilgili iki yargı kararını vermekle yetineceğim:
Anayasa Mahkemesi, 12 Aralık 1989 günlü, 48 sayılı kararında (AMKD sayı 25, s. 436-437) bu ilkeyi ayrıntılı bir şekilde incelemiş ve görüşünü ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesi bu kararında özetle; Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptal edilen yasaya dayanılarak elde edilen hakların kazanılmış hak olarak kabul edilemeyeceğini; bunların ancak Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihe kadar geçerli sayılabileceğini; bir kural işlemle kurulan statülerin ve buna bağlı öznel işlemlerin de geçersiz olacağını tartışmaya meydan vermeyecek biçimde açıklamıştır. Mahkemenin bu kararındaki gerekçesinin, inceleme konusu olayda doğurduğu sonuç şu olmalıdır:
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun 21 Kasım 1990 günlü, 140 sayılı kararı ile Sayıştay üyeliğine seçilen 9 kişinin statülerini belirleyen 3677 sayılı kanunun geçici 1. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bunların iptal edilen yasaya göre elde ettikleri Sayıştay üyeliği kendileri için kazanılmış hak teşkil etmez; ancak iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçerlidir. Bu üyelerin katılımı ile oluşturulan Sayıştay Genel Kurulu’nca aday gösterilerek Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen bir kişinin de bu statüsünü, Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe girmesinden sonra sürdürmesi mümkün değildir.
Yorum gerektirmeyen karar
İkinci örnek karar, Danıştay 8. Dairesi tarafından verilmiştir. Karardan anlaşıldığına göre, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun değişik 6/b maddesi Milli Eğitim Bakanlığı’na, Yüksek Öğretim Kurulu’na üye seçme hakkı verdiğinden bakanlık bir doçenti üyelik için belirlemiş ve bu kişi 4 Ocak 1997 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan kararname ile Cumhurbaşkanı tarafından YÖK üyeliğine atanmıştır. Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı, Milli Eğitim Bakanlığı işlemine karşı dava açmış; bu arada Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1997 günlü, 48 sayılı kararı ile atama işlemine dayanak olan söz konusu maddeyi iptal etmiştir. Danıştay 8. Dairesi 31 Mart 1998 günlü, 1202 sayılı kararı ile (Danıştay Dergisi, Sayı: 97, s. 562-564) Anayasa’ya aykırı görülerek iptal edilen yasa hükmü uyarınca yapılan Milli Eğitim Bakanlığı işlemini, hukuki dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararı, atama işlemi tamamlanıp Resmi Gazete’de yayımlandıktan ve kendisi YÖK üyesi sıfatını kazandıktan sonra verilmiş olmasına karşın, ilgili doçentin YÖK üyeliği de düşmüştür. Karar, hiçbir yorum gerektirmeyecek kadar açıktır.
Sonuç:
Haşim Kılıç göreve hazır
Buraya kadar belgelere dayalı olarak ayrıntılarını açıkladığım süreç; Haşim Kılıç’ın, kendisinin bilgisi dahilinde veya değil, belli bir görev için hazırlandığını, sabırlı ve planlı bir çalışma ile aşama aşama bu sonuca ulaşıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının, mahkemenin kendi içtihadına uygun olarak uygulanmamış veya uygulanamamış olması bugünkü hukuka aykırı durumun oluşmasına yol açmıştır. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin 1991 yılında vermiş olduğu bu kararın gereklerinin, geç de olsa, bugün yerine getirilmesi için herhangi bir engel bulunmamaktadır. Hiçbir hukuki görüş, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olan bir kanuna dayalı olarak elde edilen bir kamu görevinin, uygulaması sınırlı ve tartışmalı olan iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesine sığınılarak sonuna kadar sürdürülmesine izin veremez. Buna rağmen görev sürdürülüyorsa bu fiili bir duruma işaret eder ve hukuk kurallarının dışına taşar. Anayasasında hukuk devleti olduğu tanımlaması bulunan hiçbir ülkede de böyle bir durumun oluşması mümkün değildir.
Konu bir yönüyle, kişisel değer yargıları ile de ilgilidir. Anayasa Mahkemesi’nde üye olarak hizmet veren değerli bir hukukçu, 21 yıldan bu yana Anayasa Mahkemesi’nde görev yapan Haşim Kılıç’ın “misyon duygusu ve anayasa yargısı konusunda bilgi sahibi” olduğunu açıkladığına göre (Prof. Dr. Fazıl Sağlam, Cumhuriyet Gazetesi 5 Ocak 2009, s. 2) hukuki durumunu en iyi değerlendirebilecek olan kişi kendisidir. Anayasa yargısında kazandığı bu kadar deneyim ve bilgiden sonra bulunduğu kadroyu hukuka ve Anayasa’ya uygun olarak kazandığını ve bu kadroya bağlı olan görevi sürdürmesinde hukuka aykırı bir yön olmadığını içtenlikle söyleyebilecek midir?











Bu konu hakkındaki yorumunuz