Emekli Danıştay Başkanı Nuri Alan yazdı:
Hukukçu olmayan Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vahim hataları
Hukuk eğitimi olmadığı yalın bir gerçektir. Kamuya yansıyan tavırları ve muhalefet şerhleri de hukukçu olmadığını doğrular niteliktedir. Kaldı ki eleştiriler, sadece hukukçu olmamasından kaynaklanmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, bu göreve seçildikten sonra zaman zaman medyada çıkışlar yaparak kamuya mal olmuş önemli ve duyarlı konularda, adeta son sözü söyleyen bir bilge kişi tavrı içinde, görüşlerini açıklamakta, ülkeyi yönlendirmeye çalışmaktadır. Özellikle iktidar partisi ile muhalefet partileri arasında tartışma konusu olan yaşamsal hukuki konularda hakem rolünü üstlenmekte; ancak genelde iktidar partisinin benimsediği görüşlerle örtüşen değerlendirmeler yapmaktadır.
İşte, Haşim Kılıç’ın 2011 yılı içinde yaptığı, basına yansıyan söylem ve değerlendirmelerinden bazıları:
Çözüm beklemek boşuna
Haşim Kılıç, 2011 yılı Şubat ayının ilk günü, Anayasa Mahkemesi’ne atanan yeni üyenin yemin töreninde, isimlendirmemekle birlikte Yargıtay ve Danıştay’ı hedef alarak bu kurumları ve mensuplarını “önerilen her çözümü ‘kaos yaratır’ nitelemesiyle peşinen reddetme alışkanlığında” olmakla itham etmiş; yargı gücünü vesayete dönüştürdüklerini, bunu yargı bağımsızlığı ile meşrulaştırmaya çalıştıklarını ve bunun hukuk devletinde yeri olmadığını ileri sürmüştür.
Bu konuşmayı yeterli görmemiş, 15 Şubat tarihli bir gazeteye verdiği açıklamada eleştirinin dozunu artırarak Yargıtay ve Danıştay’ı “bugüne dek uyumaktan başka bir şey” yapmamakla suçlamıştır. Bu yüksek mahkemelerdeki dosya birikimi sorununun çözümü için de kısa ve basit bir yöntem önermiştir: Anayasa Mahkemesi Başkanı’na göre Yargıtay ve Danıştay Başkanları kendi üyeleriyle toplanıp bu konuyu aralarında tartışmaları halinde sorun çözülecektir.
Başkan, iş yoğunluğu sorununu ve çözümünü çok basite indirgemiştir ki, bu da sorunun boyutlarını ve nedenlerini bilmediğini, bu konuda herhangi bir araştırma yapmadığını ortaya koymaktadır. Esasen yargıyla ancak Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildikten sonra tanışan bir kimseden yargının, özellikle idari ve adli yargının sorunlarıyla ilgili gerçekçi bir değerlendirme, tanı ve çözüm önerisi beklemek de boşunadır.
Konuşmadan önce araştırmalı
Başkan, konuşmasında “bugüne dek” deyimini kullanmakla “uyku” halini çok geniş bir zaman aralığına yaymış; bundan önceki Yargıtay ve Danıştay Başkanlarını da suçlamalarının kapsamına almıştır. Yargının sorunları ve çözüm önerileri her yıl Adli Yıl açılışında ve İdari Yargı gününde Başkanların devlet erkânı önünde yaptığı konuşmalarda açık seçik dile getirildiği gibi, kurum içinde geniş bir katılımla hazırlanan ve yetkili ve ilgili makamlara sunulan rapor ve incelemelerle de ortaya konulmaktadır.
Bir örnek vermek gerekirse, tam bağımsız, güçlü, hızlı işleyen bir yargı için Anayasada ve otuza yakın yasada değişiklik yapılmasını öngören Danıştay raporu, ayrıntılı gerekçeleri ile birlikte, gereği için 2 Ekim 2003 tarihinde, Danıştay Genel Sekreteri tarafından ilgili Devlet Bakanı eli ile Başbakanlığa sunulmuştur. Bilgi için TBMM Başkanlığı başta olmak üzere, yüksek mahkeme başkanlıklarına, ilgili bakanlıklara ve siyasi partilere gönderilmiştir (3 Mart 2003 günlü Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Sabah, Zaman, Yeni Şafak gazeteleri). Bu tarihten önce ve sonra da, değişik tarihlerde, özellikle idari yargı ile ilgili yasalarda değişiklik öneren yazılar ilgili makamlara sunulmuş; bunlardan bazıları ilgi görmüş, bazıları sümen altı edilmiştir. Sayın Kılıç, Danıştay ve Yargıtay için ağır ithamda bulunmadan önce kendi kurumunda bir inceleme ve araştırma yapma zahmetine katlanmış olsaydı böylesine vahim bir hataya düşmeyecekti.
Aldığı kararlar doğruluyor
Haşim Kılıç, 14 Eylül 2011 tarihinde ikinci kez Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na seçildi. Seçim sonrası yaptığı konuşmada, muzaffer bir kumandan edası ile bu seçimin hukuk eğitimi olmamasını eleştirenlere en büyük cevap olduğunu ileri sürdü. Sonucu önceden belli olan bir seçimle Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na seçilmiş olmasının Sayın Kılıç’a yöneltilen söz konusu iddiaya nasıl cevap teşkil ettiğini anlamak mümkün değildir. Çünkü kendisinin hukuk eğitimi olmadığı yalın bir gerçektir ve kamuya yansıyan söz ve tavırları ve kararlarda yer alan muhalefet şerhleri de hukukçu olmadığını doğrular niteliktedir. Kaldı ki kendisine yöneltilen eleştiriler, ileride açıklanacağı üzere, sadece hukukçu olmamasından kaynaklanmamaktadır.
Aydınlık’taki makalenin içeriğine yanıt vermedi
Seçimden on iki gün sonra, 26 Eylül 2011 günlü Aydınlık Gazetesi’nde, eski CHP Milletvekili Şahin Mengü, Wikileaks belgelerine dayanarak kendisi ile ilgili bir makale yayımladı. Kılıç’ın, 29 Ocak 2010’da ABD Büyükelçisi James F. Jeffrey’yi ziyaret edip kendisine, siyasi partilerin kapatılması, asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanmaları gibi konularda, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar hakkında bilgi aktardığını, DTP’nin kapatılması nedenlerini, Anayasanın değiştirilmesi gerekliliğini açıkladığını duyurdu. Aynı makalede “Bu şahsın özel yetenekleri de vardır. Çocukları avukatlık stajı yaparken kimseye haber vermeden yurt dışına gitmiş, bu ortaya çıkınca Haşim Kılıç o tarihteki Baro Başkanından çocuklarının stajlarının yakılmaması için ricacı olmuştu” bilgisine de yer verdi.
İki gün sonra 28 Eylül günlü Milliyet Gazetesi’nde, Haşim Kılıç’ın Fikret Bila’ya yaptığı açıklama yayımlandı. Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak bir büyükelçiye ya da herhangi birine bilgi sunmak, rapor vermek, arz etmek gibi kavramlarla ifade edilebilecek bir konumunun ve üslubunun olamayacağını, bunu onursuzluk saydığını sert ve kesin bir dille açıklayan Kılıç, AKP’nin kapatılması davası ile ilgili bilgi verdiği iddialarını, “Tamamen asılsız bir iddiadır. Ben büyükelçiyi ziyaret ettiğimde kapatma davası neticelenmişti. Bu nedenle konu da olmadı. Elbette bu ziyaret sırasında, ülke meseleleri ve dünya meseleleri konusunda sohbet gereği olarak konuşmalar yapılmıştır” ifadeleri ile yanıtladı. Şahin Mengü’nün yazısında AKP’nin kapatılmasından değil, genel olarak “siyasi partilerin kapatılması” konusundan söz edildiği halde Kılıç’ın neden AKP üzerinden yanıt verdiği anlaşılamadı. Kılıç, konuşulduğu ileri sürülen diğer konulara ve makalede yer alan somut iddiaya ise yanıt vermedi.
Danıştay’la ilgili uygulamalar
25 Ekim 2011 tarihinde HSYK tarafından düzenlenen sempozyumda konuşan Haşim Kılıç, “2010 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri ile yıllardır oluşan askeri ve yargısal vesayetin varlığına son verilmesini, Türk demokrasisi adına önemli bir ilerleme olarak” gördüğünü söyledi. Referandumda değiştirilen Anayasanın yargı ile ilgili kuralları yeterince tartışıldı; bunlara yeniden dönmek istemiyorum.
Referandumdan sonra oluşturulan HSYK’nın yaptığı uygulamalar, Anayasa değişikliği paketinin tek amacının “Yargıyı AKP paralelinde siyasallaştırarak ele geçirmek, bağımsız yargıyı yok etmek” olduğunu ısrarla savunanları haklı çıkardı. HSYK’nın, bilinen güncel davalarda görevli hâkim ve savcılar için aldığı kararlar kamuoyunda yakinen izleniyor ve tartışılıyor.
Ben sadece Danıştay’la ilgili uygulamaların bir kısmını temel alarak ve Haşim Kılıç’ın bunları gözden kaçırmış olabileceğini düşünerek kendisine bazı sorular yönelteceğim. Aslında bu soruların gerçek muhatabı aynı sempozyumda “Yeni yapının (HSYK) adil, tarafsız ve etkin bir yargılama için atılan bir adım” olduğunu söyleyen Adalet Bakanı Sadullah Ergin olmalıydı. Ne var ki Anayasa Mahkemesi’nin ve HSYK’nın yeni yapısını Bakan’dan daha hararetli bir şekilde savunan ve uzun süreden beri Anayasa Mahkemesi’nde uygulamanın içinde olan Haşim Kılıç’ın durumu daha iyi değerlendirebileceğini ve görüşünün gerekçelerini açıklama fırsatı yaratacağını düşünerek sorularımı kendisine yöneltiyorum:
Haşim Kılıç’a sorular
1. İlgili kuruluş olarak Danıştay’dan hiçbir talep gelmediği halde iki yeni daire kuruldu; Kurumun kadrolarına 61 üye ve başkan kadrosu eklendi. Bu kadroların yaklaşık dörtte üçüne HSYK, dörtte birine Cumhurbaşkanı tarafından atamalar yapıldı. Yeni kurulan dairelere ve atanan üyelere uzun süre yer bulunamadı. İhtiyaç, talep ve ön hazırlık olmadan Danıştay’a bu kadrolar niçin verildi?
2. HSYK tarafından üye kadrolarına yapılan seçimlerde kıdem ve ehliyet unsurları gözardı edildi. İdari yargıda daha kıdemli, ehil ve kimisi doktorasını yapmış yeterli sayıda hâkim ve savcı mevcut iken bunlar atlanarak genellikle çok genç yaşta olanların seçilmelerinde özel bir amaç mı izlendi?
3. Bu atamalar yapıldıktan sonra Danıştay’da bir blok oluştu ve seçimlerde, sonuçları doğrudan etkileyecek şekilde, belli sayıda Danıştay meslek mensubu aynı yönde oy kullanmaya başladı. Bunu doğrulayan çok sayıda örnek, bu örneklerin çoğunun trajikomik öyküsü ve ilginç perde arkası sahneleri var. Ayrıntıya girmek istemiyorum. Siz muhtemelen bunların çoğunu biliyorsunuz; bilmiyorsanız araştırırsanız en çarpıcılarını bulursunuz. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
4. 2575 Sayılı Kanunun değiştirilen 10/2 maddesine göre Danıştay Başkanı ve Başsavcısı seçilebilmek için sekiz yıl, başkanvekili ve daire başkanı seçilebilmek için altı yıl süre ile Danıştay üyeliği yapmış olmak gerekiyordu. Bu madde değiştirildi; Başkan ve Başsavcı seçilebilmek için dört yıl, başkanvekili ve daire başkanı seçilebilmek için üç yıl Danıştay üyeliği yapmış olmak yeterli görüldü. Amaç çok açık: Kısa süre içinde daire başkanlıkları, başkan vekillikleri, Başsavcılık, Danıştay Başkanlığı için yeni üyelerin yolunu açarak Danıştay’ın yapısını değiştirmek; eski üyeleri ve başkanları Danıştay’dan ayrılmaya zorlamak. Siz uzun süreden bu yana Anayasa Mahkemesi’nde değişik kademelerde görev yaptınız.
Özellikle soruyorum: Bir yüksek mahkeme başkanlığı için dört yıl, daire başkanlığı için üç yıl üyelikte çalışmış olmak sizce yeterli midir? Değişikliği nasıl yorumluyorsunuz?
Bütün bu yasal değişiklikler ve uygulamalarla sizin deyiminizle, yargısal vesayetin (?) varlığına son verilmek istenirken bir yanlışlık oldu da yargı yürütmenin vesayeti altına mı sokuldu? Yoksa ileri demokrasilerde yargının yapısı böyle mi oluşturuluyor?












Bu konu hakkındaki yorumunuz