CHP Denizli Miletvekili İlhan Cihaner, muhalifgazete.com’un sorularını yanıtladı.
Türkiye onu ilk olarak İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine yönelik yaptığı soruşturmalarla tanıdı. Ardından Türkiye’de bir ilk yaşandı ve odası polis zoruyla basılıp zorla gözaltına alındı.
Daha sonra Adana’ya atandı. Ergenekon’un tutuksuz sanıkları arasında bulunan Cihaner, 12 Haziran seçimleri öncesinde savcılıktan istifa ederek CHP’den milletvekili oldu. Tamamlayabilseydi, belki de Türkiye için dönüm noktası olacak soruşturmalara imza atan; şimdilerde CHP’de siyaset yapan İlhan Cihaner, muhalifgazete.com’a konuştu.
İlhan Cihaner neden CHP’de?
CİHANER: Neden CHP’nin gerekçesi benim için şudur: Türkiye’de muhalif hareketlerin neredeyse tamamının yaşam alanı kurutuldu. Muhalif derken sadece muhalefet yapmak için söylemiyorum, demokratik bir toplumda olması gereken ortak aklı, doğruyu bulmak için gerekli farklı fikirleri dillendirecek mecraların tamamı kurutuldu. Üniversiteler, medya, meslek örgütleri bu son 1-2 yıl içinde iyice kurutuldu. Bu gücekarşı direnebilecek nadir örgütlü yapılardan birisinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğuna inanıyorum. Bu anlamda olanağı da daha fazla… Bunun üzerine çağdaş bir sosyal demokrat partide olması gereken derli- toplu bir seçim bildirgesiyle de çıktı. Bunun yanında dünya görüşümüze, dünyaya dair derdime en yakın parti CHP idi. Böyle olunca, bütün bunlar bir araya gelince tercih haliyle CHP oldu.
Baykal dönemindeki CHP ile Kılıçdaroğlu arasında nasıl bir fark var?
CİHANER: Önce- sonra hesabı yapacak çok keskin bir fark olduğunu düşünmüyorum. Siyaset üretirken partiler ülkenin özgün koşullarına göre üretirler. Hatırlarsanız Deniz Baykal’ın son zamanlarında da sol değerler dillendirilmeye başlanmıştı. CHP’yi böyle bir yönelime taban zaten zorluyordu. Bu tarz partilerde liderin değişmesi önce- sonra hesabı yapacak kadar ideolojik değişiklikler yaratmaz. Tabi ki liderin yenilenmesiyle değişen bazı şeyler olacaktır. Liderle beraber parti meclisinin değişmesi, yöneticilerin değişmesi belli ölçüde bir yenilik getiriyor ama köklü ideolojik bir değişikliğe yol açmıyor. Öyle bir şeye işaret etmiyor.
“Türkiye’de liderine dokunmanın ibadet olduğunu söyleyen parti yöneticileri var.”
Partiler programlarıyla yönetim kadrolarıyla vardır. Kuşkusuz bu durum, partiden partiye değişir. AKP’ye baktığınız zaman, şüpheye yer bırakmayacak şekilde, Parti=Tayyip Erdoğan demektir. Çok temel konulardaki fikir değişikliği bile, hiçbir sıkıntıya, hiçbir tartışmaya yol açmamaktadır.
Örneğin Tayyip Erdoğan Kürt sorununda 1 hafta önce “barış kelebeği” pozlarındayken bir hafta sonra “şahin” haline geldi. Ama bu parti örgütünde hiç eleştiri almadı, hiçbir tartışmaya yol açmadı. Müritler; o barış sözcüklerine hangi inançla, hangi cevvaliyetle inandıysa savaşan şahine de aynı inançla sahip çıktı. Ancak CHP gibi sosyal demokrat partilerde, bu süreç daha sancılı olurdu. Bu açıdan eski-yeni CHP’yi, eğer bir değişiklik varsa, taktiksel bir dönüşüm olarak görüyorum. Bir seçim süreci var ve bu seçimi de kazanmak istiyorsunuz. Bunun için bir program, bir taktik ortaya koyarsınız. Belli kesimlere bir şeyler söylersiniz. Başka seçimde de başka şeyler söylersiniz. Yeter ki, o partinin ana omurgası ana tezleri değişmesin. CHP, tartışan bir parti… Dışardan eleştirilse de bence sağlıklı olma işaretidir bu durum.
Unutmayın Türkiye’de liderine dokunmanın ibadet olduğunu söyleyen parti yöneticileri var. Özetle ben o kadar radikal bir dönüşüm olduğu kanaatinde değilim. Parti programı ortada, icraatları ortada, kadroları da ortada… Bu parti toplumun özlediği daha sol değerlere ulaşıyor, daha da ulaşacak.
CHP, aldığı oy oranına bakıldığında, son seçimde başarılı mıdır?
CİHANER: Bunu anlamak için seçim sürecinin tamamına bakmak gerek. Ortada bir sonuç var. Bir çok köşe yazarı yazdı-çizdi ama onların dediği gibi de olmadı. Belki de böyle olmasaydı biz çok daha düşük oy alacaktık. Siyasette mutlak başarı seçimi kazanmaktır. Ancak karşınızda öyle bir makine var ki, her şeye rağmen ktidara odaklanmış. Bu konuda hiçbir engel tanımıyor, ahlak tanımıyor. Rezilce çekilmiş kasetlerden tutun da rakiplerinin etnik dini tercihlerini belli hassas bölgelerde dillendirmeye kadar her yöntemi mubah görüyor. Gözü dönmüş bir yapı var. Denizli’de, AKP’liler Saadet partisinin rozetini yakasına takıp dolaştı. “Saadet Partisi seçimden çekildi aman oylar bölünmesin” dediler. Bu kadar gözü dönmüş bir yapıyla mücadele ediyorsunuz. Zaten maddi olanaklar, medya olanağı karşılaştırılamayacak düzeyde. Bunu böyle değerlendirdiğinizde hiç kimse CHP’ye başarısız diyemez. En azından hezimet diyemez.
CHP’nin, Türkiye’nin önemli sorunlarının çözümünde, yeterli katkıyı yapmadığı yönünde eleştiriler var buna ne diyorsunuz?
CİHANER: Türkiye’de mutlak bir iktidar var. Bürokrasisiyle, her şeyiyle güçlü bir iktidar… Bu durum ortadayken sorunların çözümünü CHP’den beklemek büyük bir haksızlıktır. CHP, ülkenin bir sorunu hakkında görüş bildirdiğinde iktidar tarafından dinlenmiyor. Medyada CHP’nin görüşlerine yeteri kadar yer verilmiyor. Hatırlayın! Silvan saldırısından sonra fatura neredeyse CHP’ye kesilecekti. Siz 9 yıllık iktidarınızda her şeye egemensiniz. Üstelik son seçimde de millet size %50 gibi yüksek oranda oy vermiş; bu işi çöz demiş. Siz bu işte çuvallıyorsunuz. Sonra da CHP’nin bu çuvallama karşısındaki eleştirileri karşısında CHP’ye topyekun saldırı başlatıyorsunuz; olacak iş değil. Topyekun bir şizofreni yaşıyoruz. Olacak iş değil! CHP’ye halk, ana muhalefet görevi vermiş. CHP’de muhalefet görevini yapmaya çalışıyor. Beğenirsiniz beğenmezsiniz ama seçim döneminde olsun, sonraki süreçlerde olsun görüşlerini, çözüm önerilerini ortaya koymuştur. Bu çözüm önerilerinin de yakınından geçmeyeceksiniz ama her şeyin faturasını CHP’ye çıkartacaksınız. Hiç iktidar olmamış bir partiye Türkiye’deki bütün sorunların kaynağıymış gibi bakacaksınız. Arkanıza aldığınız medya desteğiyle topluma kabul ettireceksiniz. Bazı aydınlar bile her olumsuzluğu CHP zihniyeti olarak görüyor. Böyle bir zihniyet falan yok. CHP’nin programı ortadadır. Tüzüğü ortadadır. İddiaları ortadadır.
CHP, Türkiye’yi nerede görüyor?
CİHANER: CHP ülkeyi çok sıkıntılı bir noktaya gider halde görüyor.Bunu nerede görüyoruz? Bakın şimdi mili irade tartışmalarının en çok yaşandığı, milli iradenin fetiş haline getirildiği bir seçim süreci yaşadık. Demokrasilerde mili irade kuşkusuz göz önünde bulundurulması gereken bir kavramdır ama mili irade daha oluşurken sakatlandı. Çünkü toplumun yüzde 50’sinin oy verdiği milletvekilleri tutuklu. Bir kere öyle başladık işe. Meclis varken, kanun hükmünde kararname bile demiyorum ben, fermanlarla işler yürütülüyor. Üstelik ülkenin en temel meseleleri kanun hükmünde kararnamelerle çözülmeye çalışılıyor.
‘En küçük muhalif bir ses susturuluyor’
Şimdi muhalif olan en küçük bir ses susturuluyor, parasız eğitim istiyoruz diyen öğrenci hapse atılıyor, deprem sonrası yaşanan o rezil görüntülerin sorumlusuna istifa etmeli diyen yurttaşlar depremzedeler biber gazıyla, copla susturuluyorsa ülkenin gittiği yer gerçekten kötü demektir. Git gide faşizme evrilen, despotik bir yapıyla karşı karşıyayız. Meclis de artık etkin bir muhalefet alanı olarak kullanılamaz hale gelmiştir. Onun içindir ki, CHP milletvekilleri nerede bir hukuksuzluk, nerede bir dava varsa, nerede bir hukuksuzluğun protestosu varsa orada bulunmaktadır. HES protestolarından abuk sabuk yargılamalara kadar CHP desteğini vermektedir. Fermanlarla ülke yönetilirken bir taraftan da Meclis var! Var ama nasıl bir Meclis bu?! Kürsüde konuşan muhalefet milletvekiline tahammül edemeyen, geçmişinde sendika ağalığı olan, emekçilerin haklarını peşkeş çektiği için sermayenin en has evladı tarafından ödüllendirilen birinin muhalefet milletvekilini itip kaktığı bir Meclis var.
CHP eskiden birçok yasayı Anayasa Mahkemesi’ne taşır, oradan geri çevrilirdi. Artık bu kanal neden zorlanmıyor?
CİHANER: CHP’ye yapılan bir büyük haksızlık da burada. CHP Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor diye medyanın belli bir kesimi ve iktidar partisi tarafından eleştiri yağmuruna tutuluyor. Sen Anayasa’ya aykırı durumu mahkemeye götürme deniliyor. Yasa çıkartıyorsun; yasanın Anayasaya aykırı olduğu çok açık. Diyorsun ki;“Ben Anayasa’ya aykırı yasayı çıkartayım sen de bunu götürme.” Bir kere mantığı baştan yanlış kuruyoruz. ne yapsın CHP tamam Anayasaya aykırı olsa da çıksın mı desin!.
Anayasa Mahkemesi iktidarın hukuk bürosu oldu
Ama bu sorduğunuz soruyla ilgili olarak CHP yetki yasası başta olmak üzere, KHK’larla ilgili olarak incelemelerini yaptı; bazılarıyla ilgili olarak iptal başvurularını da yapacak. Ama şöyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Anayasa Mahkemesi bazı hukuki düzenlemeleri çok geç sonuçlandırıyor. 7 yıl önce kendisine gelmiş bir başvuruyu Anayasa Mahkemesi yeni sonuçlandırıyor. Burada Anayasa Mahkemesi, geldiği hal itibariyle, iktidarın bir hukuk bürosuna dönüşmüştür. Anayasa Mahkemesi; iktidarın payandası olamaz. Anayasa Mahkemesi özgürlüklerin güvencesidir. Özgürlüklere saldırı da iktidarlardan geleceğine göre, bir kere iktidarla mesafeyi kapatmış bir Anayasa Mahkemesi o denetim işlevini zaten göremez. Yani şunu demek istemiyorum; bir partiye yakın bir partiye uzak olsun. Parti ayrımı yapmadan Anayasa Mahkemesi o denetimini yasama faaliyetine göre yapmalı. Ancak iktidarla bu kadar içli- dışlı olan, iktidarı övmeye başlayan bir Anayasa Mahkemesi Başkanı varsa, iktidar ister sol-sosyalist bir partide olsun, isterse de muhafazakar bir partide o hiç önemi yok. İktidarı öven bir Anayasa Mahkemesi büyük bir risktir. Şu anda maalesef böyle bir durum söz konusudur. Üstelik iktidarla paslaşılarak yapılan bir üye yapısı var. Hatırlayın o müsteşar yardımcısını nasıl üyelik koşullarının arkasından dolanılarak üye yapıldı. Üye yapısını ve üye niteliklerini gördüğümüzde, artık Türkiye’de bir Anayasa Mahkemesi’nden de söz etmek mümkün değil. Umarım bizi yanıltırlar.
Yürüttüğünüz cemaatlerle ilgili soruşturmalar elinizden alındı. Bu anlamda yargıya müdahale sadece iktidardan mı geliyor? Bu müdahalede tarikatlar ve cemaatlerin rolü nedir?
CİHANER: Ben bu olaya din ve vicdan özgürlüğü açısından baktığım için hiçbirinin ismini zikretmeyeceğim. Ben cemaat ya da tarikat sözünü de çok kullanmak istemiyorum. Buna daha çok “yapılanma” demek doğru olur. Çünkü bu yapılar dine dair bir tezle ortaya çıkmamışlardır. Bunları daha çok iktidara yönelik bir taleple ortaya çıkmış bir dayanışma gurubu ya da örgütlenmeler olarak görüyorum. Zira bunlardan en önemlilerinin şöyle bir iddiası vardı; “gelecek altın neslin olacak” diyorlardı. “Yürümezseniz de zıplayacaksınız; ne zaman gücü elde ederseniz o zaman ayağa kalkacaksınız” diyorlardı. Şimdi bu bir tespit…
Niyetleri çok net
Yazılarında var, tezlerinde var. Bu yapılanmanın liderinin sözleri değil mi? Yargıya dair niyetini “yargıçları kiralayın, savcıları kiralayın” diyecek kadar çok net bir şekilde dillendirmiş bir yapı var. Şimdi bu yapının, bu niyetinden vazgeçtiğine ya da bir kopuş yaşadığına dair bir şey biliyormuyuz biz? Bilmiyoruz! “Ben orada öyle dememiştim; şöyle demiştim” diye bir özeleştiri biliyor muyuz, onu da duymadık. Ve daha da önemlisi yılardan beri en üst düzeyde konuşulmasına rağmen bir soruşturma yapılmış mı? Hayır, yapılmamış. Biz şunu bilemiyoruz: “Bu adamlar ülkenin temel kabulleriyle derdi olmayan sadece iyilik götüren, herhangi bir suç oluşturacak eylemlerden kaçınarak kendi inançları doğrultusunda yaşayan insanlar mı? Yoksa uzak hedefleri arasında ülkenin rejimini dönüştürmek de dahil olmak üzere iktidarı ele geçirmek isteyen siyasi bir yapılanma mı?” Buna dair tatmin edici bir soruşturma yapılmasına dahi izin verilmiyor. Bırakın soruşturma yapılmasını, eleştiri içeren kitapların basılmasına dahi izin verilmiyor. Şimdi bunlar gerçekte şudur, budur o kadar uzakta kalıyor ki!. Ahmet Şık’ın başına gelenler ortada. Ankara DGM savcılarının sürülmesi, tayinlerinin çıkarılması… Şimdi bunları üst üste koyduğunuz zaman, bu yapılara dönük eleştirileri ciddiye almak gerek. Bu yapıların yargıya dönük müdahaleleri olduğu iddialarınıda yabana atmamak gerek. Cemaatin yargıyı etki altına aldığına dair ciddi iddialar var ama soruşturulmuyor. Ergenekon’un ek iddianamesinde bir takım belgeler var. O belgelerde “Yargıdaki Fethullahçılar” başlığı altında isimler var. Bu isimler için bir soruşturma yapıldı mı? Yapılmadı. Ama yine o belgelerde, yine aynı yöntemlerle elde edilmiş ordudaki falanca yapılanma diye isimler de var. Şimdi birilerine hiç dokunulmayıp,birilerinin üzerine gidiliyorsa buradan ne sonuç çıkartacaksınız?!
İsmailağa ve Fethullah Gülen soruşturmalarını belli bir noktaya getirdiniz; sonuca bağlanmadan dosya elinizden alındı. O soruşturmada ne buldunuz da dosya elinizden alındı?
CİHANER: İsmailağa soruşturması belli bir noktaya geldi Öbür soruşturmaların akıbetinin ne olduğu belli değil. Ciddi bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğini bilmiyoruz. Onun için yürüyen bir soruşturma üzerine konuşmayı ben pek doğru bulmuyorum. Ancak özellikle İsmailağa soruşturması sonuçlandığı için söylememde bir sakınca yok. Bir kere bu yapılarla siyasilerin, iktidar partisinin çok iç içe olduğu kuşku götürmez bir gerçek. Özellikle bazı bakanların çok iç içe olduğunu gördük. Kendi gazeteleri bile yayınladı bu konuşmaları. Birincisi bu…
“Parayı takip et bulursun”
İkincisi ise o yapılanmaların yoksul inananlara gösterildiği gibi yapılar olmadığını gördük. Toplanan paralarla sürülen lüks yaşamları görüyoruz. Nerdeydiler nereye geldiler. Şu an içinde bulundukları lüks yaşamın ticari ya da hukuki gerekçeleri var mı? Yok! Bu çok büyük bir göstergedir. “Parayı takip et bulursun.” diye bir laf var. Burada da parayı takip edersen neyin ne olduğunu bulursun.
Deniz Feneri’nden daha büyük yolsuzluk var
Benimle ilgili, “Bu adamın inanan insanın inançlarıyla derdi var!” gibi bir tip çizmeye çalıştılar. Oysaki tam tersi; o insanlardan dini inançları kullanılarak toplanıp, yerine gitmeyen çok büyük bir maddi güç var. Biz bu gücün peşine düştük. Soruşturmanın başlangıcı öyleydi. Deniz Feneri’nden daha büyük yolsuzluk var. Onlarca vakıf onlarca dernek var bu soruşturmada.
Bu soruşturmayı yürütürken bahsettiğiniz yolsuzluk çarkında iktidardan bir bakana ya da yüksek bürokrata ulaşabildiniz mi?
CİHANER: Onları da siz bulun. (Gülümsüyor)
Ama şunu gördüm; bu yapılanmalardan birisinin başındaki bir isimle ilgili soruşturmayı yürütürken bir kamu görevlisini dinlemek istedim. O dinlemede izne bağlı. Bana şöyle bir yazı geldi. “Bu devlet sırrıdır, dinlenmesi uygun değildir.” Bir şeyler dönüyor; herkes bunun farkında. Ama bu dönen şeyin ne olduğuna dair etkin bir soruşturma yapacak kişiye izin verilmiyor. Eğer bu ülkeyi ele geçirme iddiasındaki bir yapıdan sıkça bahsediliyor ve bu yapının soruşturulmasına dair hiçbir adım atılmayıp, tam tersi bu yapıları soruşturan, araştıran birtakım isimlerin üzerine gidiliyorsa alın size kanıtı. Benim soruşturmamın akıbeti ortada. Hanefi Avcı’yı beğenirsiniz beğenmezsiniz; çıktı bir iddia ortaya attı. Bu iddia soruşturuldu mu? Hayır! Tam tersi Hanefi Avcı’nın üstüne gidilip tutuklandı.
“Ne var ele geçirmişsek?
Adam bir şüpheyi dile getiriyor. Ciddi bir şüphe; sen adama delil göster diyorsun. Delili araştıracak bulacak olan savcılardır. Ancak ben onlara artık “Mili Başsavcı” diyorum. Milli Başsavcı: “Yok öyle bir şey; delilini göstersin!” diyor. Olacak iş değil! Burada çok etkin bir soruşturmayı yürütecek o kadar çok veri var ki. Adam: “Ne var ele geçirmişsek? O bu ülkenin insanı değil mi?” diyor.
Ergenekon soruşturmasında çeteler, gladyo, derin devlet ile ilgili ortaya çıkmış tek bir olay bile yok; öbür tarafta ise var! Somut olarak ortaya çıkmış bir olay var örneğin. Polis Akademileri sınavının sorularının dağıtılması vardı. Ne oldu? Soruşturuldu mu? Ben bunun soruşturulmasına başlamıştım. Emniyet gibi, yurttaşların namusunun emanet edildiği bir kurumun sınavlarıyla ilgili -doğrudur ya da yanlıştır- böyle bir iddia var. Ve çok ciddi bir iddia! “Ne oldu o iddia?” Öyle duruyor. Ama isimsiz, imzasız bir mektupla onlarca savcının, yüzlerce insanın telefonu dinlenebiliyor.Böyle bir yapı var; böyle bir resim var ortada.
Sizin gördüğünüz büyük resimde ne var?
CİHANER: Büyük resimde bir yapılanma var. Cemaat, ticaret, siyaset üçlüsünün çok iç içe, kol kola girdiği bir yapılanma bu. Size bir örnek Vereyim. Sadece derdi din olan bir yapının lideri çıkıp referandum sürecinde ya da seçimde iktidara destek verir mi? Verirse biz buna ne diyeceğiz? Dolayısıyla iktidarla bu yapılar arasında bir iç içe geçmişlik görüyoruz. Artı, ticaretle bağlarını benim soruşturmam da, diğer soruşturmalar da çok net olarak gösteriliyor.











Bu konu hakkındaki yorumunuz