‘İktidar gözlerini kör etmiş adeta’

BDP’nin Siyaset Akademisi’ne katılan yazarlar, akademisyenler birer birer içeri alınıyor. Akademi’ye dair türlü söylenti ve manipülasyon ortalıkta dolaşıyor. Bu süreçte Akademi’de çalışmalara katılan isimlerden araştırmacı yazar Faik Bulut’la akademi üzerine ve gelişen sürece dair konuştuk.

Kürt sorununda neden yeniden savaş dönemine girdik? Nasıl bir süreçten geçiyoruz?

Yaşadığımız süreç topyekun savaş konsepti. İşi sadece askeri yöntemlerle değil, KCK operasyonları adı altında BDP’nin tabanını tasfiye ederek, etkisiz bırakarak çözmek istiyorlar. Bu anlayışla Kürt siyasetçileri topluyorlar. Naziler Yahudileri kamplara topluyorlardı, AKP Kürtleri cezaevine topluyor. Sadece o da değil: barış meselesine, sorunun barışçıl yöntemle çözülmesine sempati duyan, ilgi duyan Kürtlerle empati kuran herkese de gözdağı. Aman ha burası ateş yeridir, yangın yeridir, yaklaşmayın demeye getiriyorlar. Tarihte bunun çok tipik örnekleri var. Benzeri durumları dışarıda aramaya gerek yok. Osmanlı döneminde Kanuni, Yavuz Sultan dönemlerinde Şeyhülislam fetva verirdi. Işık taifesi yada Kızılbaş taifesini alıp, toplayıp idam ederlerdi. Süreci biraz ona benzetiyorum. Günümüzde de baktığımızda İmam’ın birisi çıkıp bir fetva veriyor. İşte padişah da çıkıp bunu kolluk kuvvetleriyle uyguluyor. Kadılar da bunu yargılıyor. Her şeyi birbirine katarak toplumu kamplar şeklinde taraflaştırıyorlar. 12 Mart döneminde de bu tarz tutuklamalar çok yaşanmıştı. Bir gecede yüz bin kişi toplandı. Deniz Gezmişler için uçak kaçırıldığında o dönemde bu işle hiç alakası olmayacak sosyal demokrat Altan Öymen uçak kaçırmaya yardım ettiği gerekçesiyle alınmıştı. Teröristlere yardım, yataklık bir tutuklama konsepti için mazeret olmuştu. 90’larda Tansu Çiller, Doğan Güreş bu konsepti uyguladı. Son dönemde bu noktaya gelinmesinde Türkiye’nin, Arap ülkelerine model gösterilmesini önemli buluyorum. AKP model olmanın gereği olarak ve oluşan özgüvenle içeride sıkıntı olmasın diye muhalefeti ezme noktasına geldi.

AKP de şimdi bunu yapıyor diyorsunuz…

AKP iktidarı askeri vesayeti ortadan kaldırdı yada nispeten tasfiye etti. Ergenekon, Balyoz davaları adı altında bunu yaparken vesayet kendine kaldı. Kendine karşıt olan odakların elinden gücü aldı, ancak gücü kendi elinde topladı. Bu gücü yine öncekiler gibi halka karşı kullanmaya başladı. Mutlaka doğru benim demek, gücün körlüğüne saplanıp kalmaktır. Bana karşı çıkan herkes düşmandır diyerek gelen bir aşama var. En nihayetinde iktidarın kendisinin körleştirici özelliği olduğunu görüyoruz.

BDP Siyaset Akademisi’nde ders verdiği gerekçesiyle tutuklandı. Siz de orada ders veren bir isimsiniz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben BDP Siyaset Akademisinde Ortadoğu üzerine dersler verdim. Ortadoğu tarihi, İslam tarihi, Hz. Muhammet’ten başlayarak Ortadoğu’nun kadim tarihi, günümüze kadar petrol savaşı, su savaşı, etnik boğazlaşma konularında dersler verdim. Arapların ulusal kurtuluş hareketlerini, Filistin’i, Kürtlerin hak arama mücadelesini anlattım. Benim verdiğim derslere/seminerlere baktığınızda, ben katıldığım CNN Türk, NTV programlarında da anlatıyorum. Ya da gittiğim üniversitelerde de anlatıyorum. Ortadoğu’daki gelişmelerle birlikte aynı şeyleri anlatıyorum. Yurtdışında aynı şeyleri anlatıyorum. Şimdi buradan baktığımızda Ragıp Zarakolu ve Büşra Ersanlı’nın bu konseptin dışına çıktıklarını zannetmiyorum. Ki AKP de kendi siyaset akademisinde kendi kadrolarını eğitiyor, yetiştiriyor. Türkiye’de neredeyse her siyasi partinin soldan sağa kadar siyaset okulu programında yer alır. Siyaset akademisinde konuşulanlar, tartışılanlar normalde İstanbul’da, Diyarbakır’da liberalinden, solcusuna, yurtdışından gelen öğretim üyesine kadar herkesin verdiği, anlattığı derslerdir. Stutgart’ta geçen ay düzenlenen bir derneğin, Kürt meselesi nasıl çözülür panelinde sol liberaller konuştu. Cengiz Çandar hazırladığı raporu gidip İngiliz Avam kamerasına anlattı. İki ay önce Mithat Sancar’ın düzenlediği bir organizasyonda AKP ve BDP’li vekiller bir arada yer aldı. Herkes kendi görüşünü söyledi. Şu açıdan söylüyorum: Burada öle söylendiği gibi illegal bir durum söz konusu değil. Biraz daha tersinden bakarsak Siyaset Akademilerinde, en azından kendi dersim açısından biliyorum, oradaki köylü dahil, siz bunu sivil bir hayata alıştırıyorsunuz. Silaha, külaha şiddete alıştırmıyorsunuz. Eylemciliğe alıştırmıyorsunuz. Tersine sivil ve siyasi bir hayata alıştırıyorsunuz. Buradan baktığınızda siyaset akademisinde anlatılanların, ben tersine kriminalize edilerek güvenlik konsepti çerçevesinde suçlanması yerine, sevinçle karşılanması gerekiyor. Militan ruhlu biri varsa ders alan, sivil politika, sivil hayatta toplumla bütünleşmeyi siyasetin yolunu yöntemini anlatıyorsunuz.

Derslerde katılımcıların tepkileri nasıldı, nasıl geçiyordu dersler?

Ben ders verirken Kürtlerde şunu gördüm. Her ulus gibi tarihi kendilerinden başlatıyorlar. Kürt sorunun eşsiz bir şey olduğunu kabul ederler. İradeci biçimde ‘ha’ deyince her sorunun çözüleceğini düşünen insanlara siz başka türlü anlatıyorsunuz. Dünya haritasını çıkarıp, bakın dünya haritası şu kadar, Ortadoğu şu kadar, Türkiye şu kadar. Sizin Kürdistan dediğiniz yer de ancak dünyada bu kadar yer kaplıyor diye anlatıyoruz. Demek ki sizin dünya açısından öneminiz de o kadar. Demek ki siz de dünyadaki gelişmeler bakacaksınız, demek ki dünyadaki gelişmelere, konjonktüre bakacaksınız. Siyaset, nasıl seyislikse, at terbiyeciliği ise Arapça’da, militan kişiyi siyaset akademisinde aktardığınız siyaset teknikleri ile onu kent yaşamına alıştırıyorsunuz.

Yıldıray Oğur yazmıştı geçen şiddetin bu kadar kol gezdiği yerde siyaset akademilerinde konuşulanlar ahlaki midir diye?

Bence çok ahlakidir. Çünkü şiddetin bu kadar kol gezdiği bir dönemde siz siyaset akademisinde ders veriyorsanız, siz objektif olarak şuna hizmet ediyorsunuz: Şiddet dursun, yerine kent merkezli alternatif politikalar gelsin Ama siz illaki ben kriminalize edeceğim diyorsanız, edersiniz.

Bir de Zerdüştlük meselesidir gidiyor. Dinler konusunda da çalışan birisi olarak bu konuda ne diyeceksiniz?

Zerdüştlük meselesini şöyle açıyım. Mersin Üniversitesi’nde Dengir Mir Mehmet Fırat ile paneldeyim. Panelde liberal solcular anayasa işi kolay, hemen olur mahiyetinde sözler sarfetti. Ben de bu mantık yeni bir anayasayı getirmez dedim. Bir de Başbakan’ın Zerdüştlüğü yeren sözlerini hatırlatarak bu işin olmayacağını hatırlatmıştım. Başbakan bir kere Kürtlerin Zerdüşt olmadığını çok iyi bilir. Zerdüştlük ölmekte olan bir din. Kürtlerin bunu benimsemesi mümkün değil. PKK kadrolarının çoğu ise materyalist düşüncelere sahip. Dolayısıyla onların Zerdüştlük diye bir dertleri yok. Kürtler bir dönem Zerdüşt olmuş… Çok da normal. Türkler de bir zaman Şamanist ve Budist’ti.Kürtlerin Zerdüştlüğünü yeriyorsan, Türklerin Şamanist ve Budistliğini niye yermiyorsun. Ben buna katılmıyorum. Ama mantık yanlış. Velev ki bir insan Zerdüşt’tür. Hani sen öteki tüm inançlara saygılıydın. Böyle bir mantık demokrasi getirmez, anayasa da yapamaz.

Peki bu sorun nasıl çözülecek, bir uzlaşma bekliyor musunuz?

Bence Kürt meselesi çözümün eşiğine gelip dayanmıştır. PKK-MİT görüşmeler her ne kadar seçim etkisi olsa da artık bir aşamaya geldiğimizin göstergesidir. Devlet de örgütte uzlaşma masasına oturabiliyor. İki taraf da uzlaşmadan yandır. Bu bizim barış dediğimiz şeydir. Bu eşik de, bütün dünyadaki gelişmeler bunu gösterir, Güney Afrika’daki, Vietnam, Filistin gibi süreçlere baktığınızda iş çözüme geldiğinde en büyük çatışma bu dönemde olur. Bu dönem provokasyona açık oluyor. Türkiye’ye bakarsanız bu dönem de öyle. Türk-Kürt çatışmasının eşiğindeyiz. Sokaklara çıkan bindirilmiş kıtalar onun göstergesidir. Etnik boğazlaşma eğiğindeyiz. Bu nedenle endişeliyim. Ama uzun vadede iyimserim. Çünkü masaya oturulduktan sonra bir çatışma dönemi, bir barış dönemi gider… Bu süreçte özellikle batıda kamuoyunu iyi hazırlamak lazım. Bunu sadece barış talebi için söylemiyorum. Demokratik hak mücadelesi için yapılan mücadelenin Kürt sorunu olmadığı aynı zamanda Türk sorunu olduğunu da, özellikle Türkiye sorunu olduğu iyi anlatılmalıdır. Kürtlerin durup dururken isyan etmediğini, nedenlerini iyi anlatmak gerekir. Bunun ancak bir kardeşlikle çözülebileceğini daha güçlü dillendirmek lazım. Burada tabii ne kadar zayıf olursa olsun sol kesime iş düşüyor: Solun çok ciddi kardeşlik zemininde iç boğazlaşmaya karşı her platformda fikri mücadele yapması lazım. Pratikte tüm legal yolları, meşru yolları kullanmalı. Sokak gösterileri, gibi… Bu sadece sol yapıların olduğu bir eylemlilik değil sıradan insanların da katılabildiği eylemlilikler. Mesela Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu için toplanan 700 aydın imzası bu açıdan mesela önemliydi.

Kaynak : Serbay Mansuroğlu – BİRGÜN

Bu konu hakkındaki yorumunuz

  

  

  

Diğer sounçlar..

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Filter by Categories
BİLİM VE TEKNOLOJİ
DÜNYA
DW HABER
EKONOMİ
GÜNDEM
KÖŞE YAZILARI
KÜLTÜR & SANAT
MEDYA & MAGAZİN
SAĞLIK
SPOR
YOUTUBE