İkinci ”Ergenekon” davasının tutuklu sanığı Mustafa Balbay, “Başbakan ‘Silivri Kandil hattını çökerteceğim’ dediğinde hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Bizi ne yapacaksınız. Tutukluyuz, tutuklayacak mısınız? Başbakan seçim sürecini bizim üzerimize kurdu. Lütfen içimizdeki iktidar mahkemesinde, yargılanan muhalifler duygusunu pekiştirmeyin” dedi.
Öte yandan tutuklu sanıklarından Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin tahliyesine karar verildi. Gözaltındayken telefon rehberine sehven ekleme yapılmıştı.
İSTANBUL – İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda yapılan duruşmada söz alan, yürütülen bir soruşturma kapsamında tutuklu bulunan bu davanın tutuksuz sanığı Yalçın Küçük, dünya ceza muhakemeleri tarihinde yalancı ve bilinmeyen tanıkların ilk kez engizisyon mahkemelerinde dinlendiğini ifade ederek, ”Yani sanıkların bilmediği, tanımadığı ve kabul etmediği tanıklar. Biz yalancı tanık demeyelim, gizli tanık diyelim. Engizisyon mahkemeleri de o çağın özel yetkili mahkemeleriydi” dedi.
İspanyol engizisyonundan da bahseden Küçük, ”Bir kadını, yukarıda kasnağa bağlıyorlarmış. Kadın Hristiyan, ama onu Yahudi olduğunu söylemesi için zorluyorlarmış. Bir süre sonra kadın acı içinde ‘Tamam ne derseniz ben yaptım. Dediğiniz gibi ben Yahudi oldum’ diye bağırmış. Nasıl Yahudi olduğunu sorduklarında da ‘Söyleyin, nasıl isterseniz öyle Yahudi oldum’ diye suçlamaları kabul etmek zorunda kalmış” ifadesini kullandı.
Tutuklu sanıklardan Tuncay Özkan’a hitaben konuşan Yalçın Küçük, ”Tuncay, ne zaman bu bahsettiğim kadın aklıma gelse seni hatırlıyorum. Sen de onun gibi bağırıyorsun ya, ‘Suçum nedir? Bana suçumu söyleyin’ diye bağırışın aklıma geliyor” dedi.
”Engin Alan Paşa’yı ben milletvekili adayı çıkardım” diyen Küçük, ”Eğer tutuklanmasam Hasan Atilla Uğur ile Tuncay Özkan’ı da çok sağlam yerlerden milletvekili adayı çıkaracaktım” şeklinde konuştu. Tutuklu sanık eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, 25 aydır tutuklu bulunduğunu, suçunu 4 ay sonra çıkan iddianameden öğrendiğini belirterek, ”Ben hukukçu değilim, savunmalarımı akıl ve mantık doğrultusunda yapıyorum” dedi.
Sanık Hilmioğlu, varlığı bile henüz belli olmayan ”Ergenekon” terör örgütüne üye olmakla suçlandığını ifade ederek, ”Bu akıl ve mantıkla nasıl izah edilebilir? Kaldı ki var olduğu iddia edilen örgütün yöneticileri tutuksuz yargılanırken, söz konusu örgüte üye olduğum iddiasıyla 25 aydır tutuklu bulunuyorum” dedi.
“BEKLENTİM YOK, MURADIMIN PEŞİNDEYİM”
Tutuklu sanık gazeteci Tuncay Özkan, bu davanın artık bittiğini ve sonucunun da değişmeyeceğini öne sürerek, ”Burada gerçekle ilgili artık bir beklentim yok, ben muradımın peşindeyim” dedi.
Bertolt Brecht’in ‘Halkın Ekmeği’ isimli şiirini okuyan Tuncay Özkan, ”Halkın ekmeğidir adalet. Benim karnım aç, ekmek istiyorum. Ancak iyi pişmiş ekmek istiyorum” dedi.
Özkan, ”Seçim çalışmalarına katılmak arzusundayım. Seçim çevremde kendim çalışmak istiyorum. Mahkemeden anayasal ve yasal haklarıma uygun olarak adli kontrol altında örneğin, İstanbul il sınırları dışına çıkmamak ve ilgili karakola imza vermek koşuluyla tahliyemi istiyorum” diye konuştu.
“SUÇUM ATATÜRKÇÜ OLMAK”
Emekli yüzbaşı tutuklu sanık Hasan Ataman Yıldırım, suçunun ‘Atatürkçü olmak’ olduğunu belirterek, ”PKK’nın Ergenekon örgütü tarafından kurulduğu iddia ediliyor. Hatay’da öldürülen PKK’lıların elinde Amerikan silahları ele geçirilmiştir. PKK’nın Amerika’dan destek aldığı ortadadır. Artık bu dava çökmüştür. Nesi görülüyor bu davanın artık anlamıyorum” dedi.
”Ergenekon” davasının içinden çıkılamayacak şekilde büyüdüğünü anlatan Yıldırım, ”Yargıtayı da son atamayla ele geçirdiler. Sonsuza kadar cezaevinden çıkamayacağız. Ben cezaevinden afla da çıkmak istemiyorum. Beraat edip çıkmak istiyorum” şeklinde konuştu.
”Kırk Satır Kırk Katır” isimli kitapta aleyhinde yazı yazdıkları için gazeteciler Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’ndan şikayetçi olduğunu anlatan Yıldırım, ”Şık ve Mavioğlu geçen hafta görülen karar duruşmasında beraat etti. İmamın ordusuna laf etti diye Şık’ı içeri aldılar. Bu da davanın sahte olduğunu gösteriyor” dedi.
Tahliyesini isteyen Yıldırım, tahliyemin reddedilmesi halinde ise neden reddedildiğinin gerekçesiyle tarafına açıklamasını talep etti.
“BU İDDİANAME BİR İŞKENCENAMEDİR”
Duruşmada söz alan tutuklu sanık gazeteci Mustafa Balbay, ”Bu iddianame bir işkencenamedir. İşkence nedir, sanık suçu kabul etmez. Sonunda baskıyla suçu işlediği kabul ettirilir. İddianamede ‘Sen bu suçu işledin, anlat’ deniyor. Hayatta birbirleriyle hiçbir ilgileri olmayan insanlar burada bir araya getirildi. İnsanlar hem kendi suçsuzluğunu anlatmaya çalışırken hem de diğerinin suçsuzluğunun ortaya çıkmasını bekliyor. Çünkü birbirlerine bağlanmışlar” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, ”Balyoz” davasının tutuklu sanığı emekli Korgeneral MHP İstanbul 1. Bölge milletvekili adayı Engin Alan hakkındaki ”O korgeneral ayağa kalkmadı, gideceği yeri buldu” sözlerini hatırlatan Balbay, bu yaklaşımın benzeri ile Cumhuriyet gazetesi yazarlarının da karşılaştığını öne sürdü.
Ortaçağ’daki mahkemelerde sanıkların ”Son zamanlarda meydana gelen kötülükleri yapan olarak suçlandıklarını” ifade eden Balbay şöyle konuştu:
”Bizi böyle yargılıyorsunuz. Sorumluğu sadece yargılanana değil, kurumlarına da yüklüyorsunuz. Bizi en kutsal saydığımız değerler üzerinden yargılıyorsunuz. Başbakan ‘Silivri Kandil hattını çökerteceğim’ dediğinde hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Bizi ne yapacaksınız. Tutukluyuz, tutuklayacak mısınız? Başbakan seçim sürecini bizim üzerimize kurdu. Lütfen içimizdeki iktidar mahkemesinde, yargılanan muhalifler duygusunu pekiştirmeyin.”
ÖSYM Başkanına Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın adının kullanılarak e-mail gönderilmesi olayına değinen Balbay, ”Allah’ın sopası yok. Hayati Yazıcı bir e-mail nedeniyle zan altında kaldı. E-maili gönderen yakalandı, daha sonra serbest bırakıldı. Bize ‘Hüküm aşamasında karar verilmesine denirdi. Hayati Yazıcı’ya öyle, bize böyle” diye konuştu.
Duruşma, taleplerin alınmasıyla devam ediyor.
BİLSEM BİLE ‘EVET’ DERDİM
İkinci ”Ergenekon” davasının bir sonraki duruşması 6 Haziran 2011’de yapılacak.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki salonda yapılan duruşmada, söz alan tutuklu sanık eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, hakkındaki, üniversitede öğrencilerin fişlenmesiyle ilgili suçlamaya ilişkin, ”Bu benim bilgim haricinde, güvenlik birimi tarafından yapılıp bana getirilmiş. Benden önceki dönemde öğrenciler birbirini bıçaklıyordu ve sürekli kavga dövüş vardı. Ben böyle bir üniversite devraldım. Eğer güvenlik birimleri görevi devraldığımda gelip bana böyle bir çalışma yapacaklarını söyleselerdi, yasa dışı olduğunu bilsem bile ‘evet’ derdim” dedi.
Tutuklu sanık Hasan Atilla Uğur da daha önce dinlenen gizli tanık ”Aydost”un kendisine iftira attığını savunarak, ”Bu gizli tanık hakkında rüşvet alıp vermekten dava açılmıştır. Hakkımda söylediklerini tek tek delillerle çürüttüm” diye konuştu.
Sanık beyanlarının alınmasının ardından duruşmaya ara verildi.
Aranın ardından, sanık ve avukatların taleplerine ilişkin alınan ara kararlar, üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıklandı.
ALİ ÇELEBİ’NİN TAHLİYESİNE KARAR VERİLDİ
Buna göre mahkeme heyeti, delil durumu, suç vasfının değişme ihtimali ve tutuklu kaldığı süreyi dikkate alarak, sanık Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin tahliyesine karar verdi.
Çelebi hakkında yurt dışına çıkış yasağı da koyan mahkeme heyeti, diğer tutuklu sanıkların bu hallerinin devamını kararlaştırarak duruşmayı 6 Haziran 2011’e erteledi.
Bu arada, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün’ün, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu 19 tutuklu sanığın tahliye edilmesi yönünde oy kullandığı görüldü.
Mehmet Ali Çelebi’nin tahliyesinin ardından, davada yargılanan tutuklu sanık sayısı 23’e düştü.












Bu konu hakkındaki yorumunuz