Demokrasi Tunus’a bol geliyor

Devrim ateşini altı ay önce yakan Tunus, yeni kavuştuğu demokrasiyi üzerine oturtmaya çalışıyor. Darbe tehdidi ise tepesinde sallanıyor.

‘Arap Baharı’nın memleketi’ Tunus’ta devrim kahramanlarıyla konuşarak sakin bir gün geçirmeyi beklerken, gözüme sıkılan göz yaşartıcı gazın etkisinden kurtulmak için yüzümü bir süt kovasının içine sokmak zorunda kalacağımı tahmin etmiyordum. Geçen yıl aralık ayında gerçekleşen devrimin meyvelerini görmek için meydana adımımı atmam ve Tunus polisinin hedefi olmam arasında geçen 25 dakikada, Arap dünyasını yakıp kavuran isyan ateşinin nasıl bir yangına dönüştüğüne yakından tanık oldum.

Yabancı meslektaşımla birlikte “Yasemin Devrimi’nin” kahramanı Tunuslularla konuşmak için gittiğimiz Habib Bourguiba Caddesi’nde toplanan yaklaşık 200 kişilik bir grubu görünce ellerimiz ‘bilincimizden bağımsız’ hareket ederek fotoğraf makinelerine yöneldi.

Yeni bir devrim için…

Halk isyanıyla 18 Aralık’ta devrilip Suudi Arabistan’a sığınan eski Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali’nin kalıntılarından kurulan geçici hükümeti protesto eden göstericiler “yeni bir devrim” için tekrar meydanlardaydı. Fakat Tunusluların sabrını taşıran ‘uzun demokrasi yolculuğundan’ çok, eski İçişleri Bakanı Ferhat Rajhi’nin 24 Temmuz’da yapılması beklenen seçimleri ılımlı İslami tutumuyla bilinen En Nahda partisinin kazanması durumunda, ‘Tunus Genelkurmay Başkanı Raşid Ammar’ın askeri darbe yapacağını’ iddia etmesi olmuştu.

Bu, aynı zamanda 6 ay içinde 63 parti kurmayı ‘başaran’ Tunuslulara ‘demokrasinin bol geldiğinin’ de bir işaretiydi. İçişleri Bakanlığı benim ardımdan 3 gün süren şiddetten sonra halktan özür dilemeyi ihmal etmeyip soruşturma açılacağını belirtti. Ayrıca önceki geceden itibaren gece 9, sabah 5 arası sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak demokrasiye ‘şiddetli giriş’ yapan Tunusluların devrimini gölgeleyen polisin, savurduğu taş ve coplarla ülkeyi tehlikeli ve belirsiz bir geleceğe sürüklediği yönünde yorumlar da yapılmaya başlandı.

‘Devrimimiz anlaşılmadı’

Bütün engellere rağmen hâlâ duyulmak, fark edilmek isteyen Tunuslular ‘Yasemin kokusunun’ bu kadar uçucu olduğunu kendileri de tahmin etmiyordu belli ki. Devrik lider Zeynel Abidin Bin Ali’nin 23 yıllık iktidarı boyunca fakirlik, işsizlik ve sosyal adaletsizliğin hâkim olduğu yönetime isyan eden Sidi Bouzid’li esnaf Muhammed Bouazizi’nin kendini yakmasıyla patlak veren halk ayaklanması 14 Ocak’ta Bin Ali’nin Suudi Arabistan’a kaçmasıyla sona ermişti. Fakat Tunusluların ‘spontane bir devrim’ olarak adlandırdığı bu sürecin ellerinden kayıp ‘halk ve iktidar’ düzleminden ‘kurumlar arası çatışmaya dönüştüğünü’ görmek pek zor değil.

Protestocularla polis arasındaki gerginlikten sıyrılıp konuştuğum eczacı Izraa Hodeib, “Yasemin Devrimi anlaşılmadı. Polis halkın ne istediğini görmek istemiyor, eski düzeni getirip devleti kontrol altına almak istiyor” derken, 24 Temmuz’da yapılması beklenen seçimlerde En Nahda’nın belirgin bir üstünlük sağlayacağına inandığını söyledi. Polis göstericileri kovalarken, meydanın bir yanında zırhlı panzerleriyle boy gösteren ordunun müdahale etmemesi de dikkat çeken bir başka unsurdu. Avukat Fethi Bin Jinnah, ‘ordunun taraf tutmayarak halk arasında gizli bir güven uyandırdığı’ görüşünde.

Polisin şiddet kullanmasını ise “Varlığını kabul ettirmek için zavallı bir çaba” sözleriyle yorumluyor. Elindeki şarabı yudumlayıp parmağıyla etrafındaki masaları işaret eden Jinnah, “Bak bu masalarda eskiden istihbarat görevlileri ya da polis otururdu. Tek kelime edemezdik. Devrimin tek getirisi bugün bu masada politika konuşabiliyor olmamız” sözleri ile temkinli bir rahatlama işareti verdi.

‘O anın’ heyecanı

Ortasında kaldığım eylemde göstericiler hep bir ağızdan “Demokrasi istiyoruz”, “İçişleri Bakanlığı, içişleri terörü”, “Ayaklan Tunus, korkmuyoruz”, “Şehit olmaya geldik” sloganları atıyor, ellerinde “Polis, şiddeti durdur” pankartları taşıyordu. Göstericiler, etten duvar ören polise yaklaştığında “o ana” tanık olacağımız için heyecan duyarken, polisin en kibar Fransızca kelimelerle “Bayan lütfen buradan gidin” demesiyle elindeki göz yaşartıcı gazı sıkması bir oldu. Çıkan arbedede ayağım takılıp yere düştüm. Hızla kalkıp kendimizi bir kafeye attık. Burada süt ve limonla yüzümüzün ateşini söndürmeye çalışırken, gözyaşları içinde yerlere yatan Tunuslular hükümete, devrime, polise lanet okuyordu…

İslamcı En Nahda ön planda

Tunus’ta 24 Temmuz’da yapılması beklenen seçim tarihi yaklaştıkça gerginlik de artıyor. Sol partilerin ‘yeterince hazırlanamadıkları’ gerekçesiyle seçimi ertelemek istemesi halkın tepkisini çekiyor. İçişleri Bakanlığı’na göre şimdiden 63 siyasi parti oy pusulasına adını yazdırmış durumda. Yaklaşık 82 partinin seçime girmesi engellenirken, 51 yeni gazeteye izin çıktı. Fakat yalnızca 10 tane günlük gazete var. Bin Ali’nin ardından koltuğu geçici olarak devralan Fuad Mebazaa, başbakanlığa da Beji Caid el Sebsi’yi atamış, ancak bu isimlerin Bin Ali’ye yakın olması halkın tepkisini çekmişti.

Ön plana çıkan muhalif grup, Tunus’ta ‘ılımlı İslamcı’ olarak tanımlanan En Nahda partisi. Bin Ali döneminde yasaklı olan En Nahda, 1 Mart’ta resmi parti statüsü kazanınca parti lideri Raşit Gannuşi, sürgün edildiği Londra’dan ocakta dönmüştü. Ancak En Nahda hareketinin iktidara gelmesi durumunda, Bin Ali taraftarlarının darbe yapacağı da iddia ediliyor. Bu da ülkenin yeni ve ciddi bir istikrarsızlığa sürüklenmesi anlamına gelebilir.

‘Çözüm ordunun elinde’

Ordu ve polis arasındaki sessiz çekişmenin eski tanığı Habib Guerbi, ordunun istihbarat birimlerindeki görevinden sonra Tunus sokaklarında esnaflığa başlamış. Tüm dükkânların kepenkleri kapalı olmasına rağmen çatışmaların ortasındaki tezgâhını kapatmamakta ısrarcı olan Guerbi, ‘polisin, yeterince organize olamadığı için, büyük bir tehlike oluşturmadığını’ düşünüyor. Guerbi’ye göre çözüm ‘ordunun elinde’. Tunus İnsan Hakları Birliği Başkan Yardımcısı Selahattin El Jorshi ise, devrimi gölgeleyen şiddete rağmen ülkenin geleceğinden umutlu. “Halkın çoğunluğu seçimlere hazır, istikrar istiyor. Olay çıkaranlar halkın çoğunluğunu temsil etmiyor” diyen Jorshi’ye göre en büyük sorun devrim sonrası kurulan ‘geçici hükümetin meşruluğunun’ halk onayından geçmemiş olması.

Kaynak : Radikal

Bu konu hakkındaki yorumunuz

  

  

  

Diğer sounçlar..

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Filter by Categories
BİLİM VE TEKNOLOJİ
DÜNYA
DW HABER
EKONOMİ
GÜNDEM
KÖŞE YAZILARI
KÜLTÜR & SANAT
MEDYA & MAGAZİN
SAĞLIK
SPOR
YOUTUBE