Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çılgın projesi yazarların da gündeminde.
Yılmaz Özdil- Hürriyet
Gemicik oluyorsa boğazcık niye olmasın şekerim?
Yunanistan’da Korint Kanalı var.
Haybeden 400 kilometre yol yapıp Mora Yarımadası’nın etrafından dolaşacağına, zırt diye, Ege Denizi’nden Adriyatik’e geçivermeni sağlar.
Rusya’da Volga-Don Kanalı var. Volga ile Don nehirlerini öpüştürür, böylece, arasında denizyolu irtibatı olmayan Hazar Denizi’yle Karadeniz’i birbirine bağlar.
Almanya’da Kiel Kanalı var. Git babam git, taaa Danimarka’nın etrafını dolaşacağına, kestirmeden, Kuzey Denizi’nden Baltık Denizi’ne geçersin.
Finlandiya’da Saimaa Kanalı var.
Deniz gibi kullanılan ama, eskiden denizle irtibatı olmadığı için oturma odasındaki küvet gibi duran Saimaa Gölü’nü Finlandiya Körfezi’ne bağlar.
Kanada’da Welland Kanalı var.
Bizim oturma odasındaki leğen gibi duran Van Gölü’nün benzeri Ontario Gölü’nü, Erie Gölü’ne bağlar, oradan Atlas Okyanusu’na yol açar… Böylece, deniz ebatındaki göllerinde anca sandalla kefal tutacağına, vızır vızır tanker dolaştırırlar.
Panama Kanalı malum…
Zart diye Atlas Okyanusu’ndasın, zort diye Pasifik Okyanusu’nda.
Süveyş Kanalı desen…
Antalya’dan demir alıp, boydan boya Akdeniz’i geçip, Atlas Okyanusu’nun dibine kadar inip, Afrika kıtasının altından kıvrıla kıvrıla dolanacağına, tereyağından kıl çeker gibi Kızıldeniz’e süzülürsün. İster Aden’e git, ister Basra’ya.
Ya bizimki?
Karadeniz’i Marmara Denizi’ne bağlayacakmış iyi mi…
Arada irtibat yoktu çünkü.
Arazileri çılgın’casına kapatan ileri görüşlü (!) arkadaşlarla, memlekete boru döşeme uzmanı olan müteahhitlerin cebi arasında güzel bi kanal olacak sanırım…
Yırtarım semtleri
cüzdanlara sığmam, taşarım
kükremiş sel gibiyim
İstanbul’u çiğner, aşarım
hangi çılgın bana zincir vuracakmış?
Şaşarım.
E adını koyalım.
Arap’ınki Süveyş…
Bizimki olsa olsa, söğüş kanalı.
…………………
Mehmet Y. Yılmaz-Hürriyet
Başbakan’ın gündemi değiştirme hamlesi
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın Hıncal Uluç tarafından konulmuş ismiyle “çılgın proje”sini açıkladığı toplantıyı televizyondan canlı olarak izledim.
Yandaş medyadaki yazarların Kemal Kılıçdaroğlu’nun projelerini duyduklarında yaptığı gibi “Kaynağını açıkla, parayı nereden bulacaksın, popülist, paralar boşa gidecek” gibi bir eleştiride bulunmayacağım.
Tam tersine, siyasi kişiliklerin büyük projeleri kendilerine hedef seçmelerinin yararına inanırım.
Tarihin ilk çağlarından beri ayakta kalabilmiş, yakın zamanda yapılmış ve büyüklükleri ile yaşamı değiştirmiş eserler büyük düşüncelerin sonucudur.
Yapabilirler, yapamazlar ama ülkeyi yönetmeye talip olan siyasetçilerin büyük hedeflerinin olmasının bir zararı olmaz, yeter ki hırsları akıllarının önüne geçmesin!
Başbakan’ın bu projesi elbette çok tartışılacak.
Bölgenin ciddi bir deprem tehlikesi yaşıyor olması, hatta İstanbul’un deprem açısından en riskli bölgesi olması, projenin harcama ? yarar dengesi, bu projeye ayrılacak kaynak nedeniyle kaçırılabilecek başka yatırım olanaklarının yaratacağı zararı tartışmak uzmanların işi.
Zaten bu henüz ham bir proje, ortada fizibilitesi yok, çevre etki değerlendirmesi yok, kentin gelişimini ne yönde etkileyeceği tartışılmamış, İstanbul halkının bu konudaki iradesi nedir? Bunları da bilmiyoruz. Proje şekillendikçe bunlar tartışılacak ve uzmanların değerlendirmelerini dinledikçe daha doğru bir fikir sahibi olabileceğiz.
Aynı proje, 1994 yerel seçimlerindeki adaylardan Necdet Özkan tarafından dile getirildiğinde o dönemki rakiplerinden Recep Tayyip Erdoğan’ın ne dediğini de araştırmacı muhabirler bulup çıkaracaklardır kuşkusuz!
Bu hiç kuşkusuz ki bir seçim vaadi!
Ve Başbakan bu projeyi açıklamasıyla birlikte gündemi yeniden ele geçirme fırsatını da yakalamış oluyor.
Elbette muhalefet bu tuzağa düşerse!
Daha Başbakan’ın sesi kulaklarımızdan çınlarken muhalefetin proje ile ilgili itirazlara girişmesi bu tuzağa düşebileceklerinin ipucunu da veriyor.
Öyle görünüyor ki önümüzdeki günlerde bu işi uzun uzun tartışacağız. Muhalefet de gündemi değiştirecek, insanların yaşamlarını daha yakından ilgilendirecek projelerle ortaya çıkmaz ise!
………………………..
Mehmet Ali Birand-Posta
Gerçekten çılgın bir proje
Başbakan’ın açıkladığı proje, gerçekten de, kelimenin tam anlamıyla çılgın. Uzun yıllar önce, Ecevit’ten de böyle bir öneri gelmiş , ancak unutulmuştu. Her ne kadar ayrıntıları henüz belli olmasa da bu, İstanbul’u değiştirecek büyüklükte bir girişim.
Başbakan’ın açıklaması bitince, ilk tepkim “gerçekten çılgın bir proje” oldu.
Henüz tüm ayrıntıları belli olmasa da, Erdoğan’ın kafasındaki fikri anlamak zor değil. Gerçekleştirilmesi ne kadar güç ve pahalı olursa olsun, proje İstanbul’u ve boğazı büyük oranda rahatlatacak. Yepyeni şehirler kurulacak. Bambaşka bir manzara ile karşı karşıya kalacağız.
Eğer hafızam beni yanıtlmıyorsa, buna benzer bir fikir ilk defa yıllar önce Bülent Ecevit tarafından ortaya atılmış, ancak pek üstünde durulmamıştı. Onun geçiş yolu Trakya üzerindendi.
Boğaz’daki gemi trafiğini azaltma konusu ise, biraz sorunlu görünüyor. Nedeni de, boğaz trafiğinin Montreux anlaşmasıyla düzenlenmiş olması ve geçişlerin bedava yapılması. Oysa, böyle bir kanal açılırsa, geçen gemilerden para alınacak. Kanala o kadar harcama yaptıktan sonra, bedava geçiş düşünülemez tabii…
Şimdi her kafadan bir ses çıkacak ve bol bol “yapılamaz ve gereksiz” kelimelerini duyacağız. Durun bakalım, ayrıntıları bir ortaya dökülsün de görelim.
………………………………….
Güngör Mengi-Vatan
Seçim bombası!
Seçim özellikle iktidar ve ana muhalefet partisi arasında proje yarışına dönüştü.
İki parti de “harikalar kumpanyası” kimliğini hak edecek vaatler açıklıyor.
AKP haftalardır bir “çılgın proje” merakı pompalıyordu. Başbakan Erdoğan projeyi dün açıkladı.
“İstanbul’un Avrupa yakasında, şehrin batısında, Karadeniz ile Marmara Denizi’nin arasına, yaklaşık 45-50 km uzunluğunda bir kanal yapıyoruz” dedi.
İlk aşamada 10 milyar dolar, kanal çevresinde yaşam alanları geliştikçe 50 milyar dolara kadar varan bir yatırım söz konusu olacak.
Herkesi heyecanlandıracak bir hayaldir bu.
Ama seçim zamanı ortaya atılan büyük projeler genelde pek sağlıklı olmuyor.
O bakımdan tedbirli yaklaşmakta yarar vardır. Çünkü bu kanal, bilinen ihtiyaca hizmet etmeyecek.
Dünyadaki kanalların hemen tümü deniz taşımacılığını, kıtaları katetmek mecburiyetinden kurtaran çözümlerdir.
İstanbul kanalının böyle bir fonksiyonu olmayacak. Şimdilik Trakya yarımadasının nisbeten yavaş gelişen bölgelerine doping olacak, yaratacağı rant beklentisi ile spekülatörlerin ve müteahhitlik şirketlerinin iştahını kabartacaktır.
Tabii bölgenin halkı ve gençleri de açılacak devasa iş olanaklarını düşleyip heyecana ve ümide kapılacaklardır.
CHP’nin oy deposu olan bölgeye özel olarak hazırlanarak atılmış bir seçim bombası olabilir mi bu proje?
Hele Kılıçdaroğlu’nun Edirne’de olduğu bir gün seçildiğine göre olabilir!
Ve CHP’nin aile sigortası projesi ile gönlünü çeldiği yeni seçmenlerin bir kısmını burada AKP’ye çevirebilir.
CHP’liler dün projenin aşırma olduğunu iddia ederek gazete kupürlerinden kanıtlar sundular.
Bunlar Bülent Ecevit’in 17 Ocak 1994 tarihinde yaptığı yazılı açıklama ile İstanbul Kanalı’nı önerdiğine dair haberlerdi.
Kanalın yeri de, aynen Başbakan’ın tarif ettiği biçimde belirtiliyordu.
Başbakan böyle bir karşı hamleyi hesap etmiş olmalı ki konuşmasında tedbirli davrandı. “Bu ülkede hayal olan ne varsa hayal olmaktan çıkarıp hedefe plana, projeye dönüştürdük” dedi.
Projelerin yarıştığı bir seçim yaşıyor olmamız iyi ama gerçeklerden kopmak Harikalar Kumpanyası’nda, hayal âleminde zaman öldürmek riski de var…
Böyle hayal projelerinin “cambaza bak” çağrısı yapan iktidarın halka kurduğu seçim tuzağı olması ihtimal dışı mıdır?
Hayır değildir. Çünkü kanal projesi gündemi epey meşgul edecektir.
Bu sayede yolsuzlukların, işsizliğin ve baskılarla karartılan hayatımızın hesabını soranlara daha az zaman kalacaktır.
Ama şunu da unutmamak lâzım:
Dünyanın çağdaş harikaları, tarihtekiler gibi hep çılgın rüyalardan almadı mı ilhamını?
Bu bir seçim..
İletişim olanakları sınırsız.
Hayal kurmak isteyenlere de, gerçek sorunları deşmeyi önemseyenlere de yetecek kadar zaman ve imkân var.
Nasıl oturuyor?
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay keşke sebep olduğu düş kırıklığının büyüklüğünü hissedebilse..
Eminim bir dakika durmaz istifasını verir ve şimdiye kadar oturduğu o koltuğa ne kadar lâyık biri olduğunu kanıtlardı.
Bir Kültür Bakanı, ülkesinde heykel yıkılırken yerinde oturamaz.
Oturuyorsa yaptığı işgalciliktir.
Bakan rolünü hakkıyla oynayacak birinin önünü tıkamıştır çünkü.
Bu ağır ayıbı hafifletmek için küçük bir şans varsa, onu ülkeye kaybettirmiştir.
Vebali büyüktür. Tanıyanların yakıştıramadığı bu vurdumduymazlığı kendine nasıl yakıştırıyor?
Onu İzmir’den aday yapan kaderi, ilâhi adaletin hükmü olabilir.
Sorun İzmirlilere havale edilmiştir!
Bu kadarıyla dahi, gerçekten çılgın bir proje.
………………………………………………………………………..
Mehmet Barlas- Sabah
Asıl “Büyükada” İstanbul’un Avrupa yakası mı olacak?
Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı İstanbul’a “2’nci Boğaz Projesi” ne çılgınca bir hayaldir, ne de yenidir.
Karadeniz’le Akdeniz arasındaki deniz trafiğinin yoğunlaşması üzerine ve İstanbul Boğazı’nın petrol tankerlerinin kazalarına kurban olmaması için Trakya’da bir kanal açılarak trafiği bu kanala yönlendirmek, uzun yıllardır konuşulmaktaydı.
Nitekim CHP Genel Başkan Yardımcısı Emrehan Halıcı da medyatava.com’a verdiği demeçte şöyle konuşmuş:
“- Bu proje 1994’te Bülent Ecevit’e ait bir projeydi. Bu Sayın Ecevit’in fikriydi. Bununla ilgili dokümanları araştırıyorum. Başbakan’ın yeni olarak ortaya çıkardığı proje yeni bir fikir değil. Bu büyük bir proje ama yapılabilirliğinin, fizibilitesinin ve detaylarının ayrıntılı olarak incelenmesi gerekir. İlerleyen zamanlarda konuyla ilgili değerlendirme yapacağız”.
Mimar Sinan projesi
Bu arada “Yedikıta” dergisinde yer alan bir inceleme yazısına göre de Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk olarak Sakarya Nehri, Sapanca Gölü ve İzmit Körfezi arasını birleştirmeyi hedefleyen bir proje, ticaretin geliştirilmesi ve malların nakliyesinin en ucuz yolla sağlanması amacıyla düşünülmüş.
İlk defa Kanuni Sultan Süleyman tarafından ele alınan projenin, fizibilite çalışmaları Mimar Sinan tarafından yapılmış.
Bu projeye hemen “Olmaz” demek tabii ki pek anlam taşımaz.
19’uncu yüzyılda Süveyş Kanalı’nın ve arkasından Panama Kanalı’nın yapılabildiği bir dünyada bu projeyi “Çılgınlık” gibi görmek olsa olsa aşağılık kompleksini yansıtır.
Başbakan’ın açıkladığı proje üzerinde sosyal medyadaki yorumlar tabii ki artarak devam edecek. Ben Twitter’deki mizah öğesi ağır olan iki değerlendirmenin oğlum Cemil Barlas tarafından yapıldığını görerek mutlu oldum.
Siyaset zor meslek
Cemil Barlas’ın söz konusu iğneli iki değerlendirmesi şöyleydi:
– Cemaat yeni Boğaz’daki bütün yalıları şimdiden kapatmış.
– Kemal Kılıçdaroğlu 3’üncü Boğaz Köprü’süne karşı çıkarken 2’nci Boğaz yapılıyor… Siyaset zor iş!
Gerçekten de siyaset zor bir meslek.
Niteki Kılıçdaroğlu herhalde daha çılgın bir proje üretecek zaman bulamadığı için, ilk tepkisini şöyle seslendirmiş:
“- Bizim çılgınlara değil, düşünen insanlara ihtiyacımız var. Siz asıl bizim projelerimizi inceleyin. Çılgın projelerle uğraşmayı bırakın, iktidarınız döneminde 2.5 yaşındaki Kübra açlıktan öldü”
Hangi Büyükada?
Bu proje gerçekleşirse, sadece İstanbul’un coğrafyası değişmeyecek bu arada İstanbul’a ilişkin kavramlar da değişecek demektir.
Mesela Avrupa yakası, 2’nci Boğaz’la 1’inci Boğaz ve Marmara Denizi tarafından çevrelenen, New York’un Manhattan’ı gibi bir ada olacaktır. Bu durumda Marmara’daki “Büyükada” dan “Büyük” diye söz etmenin anlamı kalmaz. Çünkü asıl Büyükada İstanbul’un Avrupa yakası olacaktır…
Bütün bunların ötesinde Türk kamuoyu daha çılgın projelere yabancı değil ki.
1930’lu yıllara dönelim isterseniz.
12 Ağustos 1930 günü Türkiye çok partili demokrasiye geçildiğini ve Fethi Okyar liderliğinde Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulduğunu öğreniyor. Ancak halkın bu partiye çok büyük rağbet göstermesi üzerine “Rejim”in tehlikeye düşeceği düşünülüyor 17 Kasım 1930 günü, Fethi Okyar bu partiyi kapatmaya karar veriyor.
Ankara’nın Deniz’i
Arkasından Türkiye’de siyaset yazmanın ve konuşmanın tehlikeli olduğu bir dönem geliyor.
Bu durumda ne yapsın meslektaşlarımız.
Ortaya “Ankara’ya deniz getirme projesi” atılıyor. O günlerin gazete arşivlerini karıştırırken Cumhuriyet’te Yunus Nadi’nin “Ankara limanı Kızılay’a mı Taşhan’a mı (Ulus) yapılmalı” konulu bir başyazısına rastlamıştım.
Sonuçta Ankara’ya deniz gelmedi.
Ama Ankara siyasetine Antalya’dan Deniz (Baykal) geldi.
Onu da bir kasetle kuruttular ve yerine Ankara’ya Kemal Kılıçdaroğlu geldi.










Bu konu hakkındaki yorumunuz