Erdoğan’dan ikinci ‘One Minute’ çıkışı

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan Erdoğan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde yaptığı konuşmada “Size soracak değiliz” gibi ifadeler kullanarak parlamenterlerin Türkiye ile ilgili “basın özgürlüğü, yüzde 10’luk seçim barajı, İmamın Ordusu” sorularına sert çıktı.

Erdoğan soru soran bir parlamenterle de “Arkadaşımız Fransız mı? Ama Türkiye’ye de Fransız…” şeklinde dalga geçtikten sonra Ermenistan’a da sert bir göndermede bulunarak “Kardeş, dost Azerbaycan’ın hakkını yedirmeyiz” dedi.

STRASBOURG- Strasbourg’da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne (AKPM) konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “medya üzerinde baskı olduğu ile ilgili iddialar gerçeği yansıtmıyor. Mafyadan baskı alarak yayın yapan yayın organları artık özgürce manşet atıyor. Bazı tutuklamalar Avrupa’da basın özgürlüğüne müdahale olarak algılansa da bu böyle değil” dedi.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu’na hitap eden Erdoğan, çok sert ifadeler kullandı.

“SİZDE DARBEYE ÇANAK TUTAN GAZETECİLER YOK”

Türkiye’nin, 2002 sonundan itibaren AK Parti hükümetiyle birlikte, özellikle demokratikleşme noktasında tarihi reformları gerçekleştirdiğini kaydeden Erdoğan, bu süreçte işkenceye sıfır tolerans gösterildiğini, ifade özgürlüğünün önündeki engellerin tek tek kaldırıldığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:

”Son haftalarda, basın üzerinde, ifade özgürlüğü üzerinde baskı, kısıtlama, yasaklama olduğuna dair iddialar, açık söylüyorum, gerçeği yansıtmıyor. Şu kadarını söylemeliyim ki 8 yıl öncesine kadar, demokrasi dışı odaklardan, özellikle çetelerden ve mafyadan talimat alarak manşet atan, yazı yazan bazı basın-yayın organları, bugün tamamen özgür ve serbest biçimde yayınlarını sürdürmektedir. Herkes, özgürce, serbestçe eleştirilmekte; anlaşmazlıklar ise tamamen hukuk çerçevesinde ele alınmaktadır. Bazı tutuklama ve gözaltıların, Avrupa’da basın özgürlüğüne müdahale olarak algılandığını biliyoruz ama Avrupa’da, darbelere çanak tutan, darbeleri teşvik eden gazete ve gazetecilerin olmadığını da hatırlatmak isterim”

HAPİSTEKİ GAZETECİLER İÇİN AVRUPA KOMİSYONU’NA DAVET

Şu anda Türkiye’de, tutuklu ve hükümlü olarak 26 gazetecinin hapiste olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, bu gazetecilerden hiç birinin, gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu olmadığını ifade etti. Erdoğan, son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin haberleri, Avrupa’nın ve Avrupa kurumlarının, belli odaklardan, belli çevrelerden değil, daha objektif kaynaklardan edinmesini ve değerlendirmelerini de ona göre yapmasını temenni etti.

Başbakan Erdoğan, ”Az önce Genel Sekreter Jagland ile bu konuyu görüştük ve kendilerinden şunu rica ettim; yardımcınızı ya da yardımcılarınızı, elemanlarla ülkemize gönderin. Yerinde gelip bazı incelemeleri kaynağında yapsınlar. Oradan tespit etsinler. Bu, kaynağında yapacakları araştırmalarla bunun böyle olmadığını göreceklerdir. Bunların suç örgütleriyle nasıl ilinti halinde olduklarını göreceklerdir. Dolayısıyla bunu gördükleri zaman öyle zannediyorum ki size gelecek olan bilgiler çok daha farklı olacaktır” dedi.

“İMAMIN ORDUSU” SORUSUNA BOMBALI CEVAP

Bir parlamenterin ”Basın özgürlüğünün önemini vurguladınız. (İmamın Ordusu) kitabı sansüre uğradı ve Ahmet Şık isimli gazeteci tutuklandı. Bunun sebebini bize açıklar mısınız? Yayından önce yapılan sansürün ve yazarının tutuklanmasının sebebini açıklar mısınız?” sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

”Sorduğunuz kitapla ilgili, bu kitapları toplatan ben değilim. Bu basılmamış kitapla ilgili bu tutuklanan medya mensuplarının belge, bilgileri değimiz olay var ya, işte bu belge ve bilgiler ardından neyin geldiğini gösteriyor ki yargı, yürütmeye ‘burada şöyle bir hazırlık var, hemen siz bu hazırlığın üzerine gidin’ diyor ve o hazırlığın üzerine gidildiğinde ortaya bu çıkıyor.

Bombayı kullanmak suçtur ama bombanın hazırlanmasındaki malzemeleri kullanmak da suçtur. Diyelim ki bir yerde bombanın kullanılmasında ne varsa, fitilinden ta diğer maddelerine varıncaya kadar ne varsa bunun ihbarı gelmişse, güvenlik güçleri gidip bunları toplamaz mı, almaz mı? Çünkü bu da bir suç teşkil etmektedir. Gider onları alır. Burada da eğer daha önce gelmiş belgeler ve bilgiler içerisinde bu tür hazırlıkların olduğu varsa, yargı da bununla ilgili kararını vermiştir ve güvenlik güçlerimizden ‘şu adreste böyle bir hazırlık vardır, gidin bu hazırlığı alın gelin’ demiştir. Bu hazırlık daha sonra internet sitelerine kitap olarak adeta girmiştir ve internet sitelerinde de bunun içinde neler olduğu ortadadır. Bu gerçekleri herhalde görmek isabetli olacaktır diye düşünüyorum. Bu, yürütmenin yapmış olduğu bir eylem değil, yargının almış olduğu bir karardır. Burada şunu söylemek zorundayım, hep işimize geldiğinde bağımsız yargıdan bahsediyoruz, bağımsız yargıyı her yerde savunuyoruz ama Türkiye’ye gelince, Türkiye’de bağımsız yargı istemiyorsunuz. Ya? Yürütmeye bağımlı bir yargı istiyorsunuz. Kusura bakmayın yürütmeye bağımlı bir yargı yok. Bağımsız bir yargı var, bağımsız yargı da görevini yerine getiriyor. Olayın aslı budur.”

”SİZ ÖNCE KENDİ ÜLKENİZE, FRANSAYA BAKIN”

Başbakan Erdoğan, başka bir parlamenterin ”Ben Avrupa solundanım. Sizi kutlamak istiyorum, Türk hükümetinin hem Türkiye’de hem de uluslararası platformda yaptıklarından dolayı. Demokratik değişimden yana olduğunuzu söylediniz. Ancak buna saygılıysanız neden Türkiye’deki seçim yasasındaki yüzde 10’luk barajı indiremediniz?” şeklindeki sorusuna karşılık şu yanıtı verdi:

”Yüzde 10 barajını koyan benim partim değil, biz de yüzde 10 barajıyla geldik. Biz geldiğimizde bu baraj vardı. Partimizi kurduk ve 16 ay sonra da iktidar olduk. Bu bir gerçeği gösteriyor, bu kadar kısa zamanda böyle bir parti yüzde 10 barajına rağmen nasıl oldu da Türkiye’de iktidar oldu?

Biz sol kanatta ve sağ kanatta veya uçlarda kalmadık. Biz Türkiye’de merkez siyaset yaptık ve halkımızın tamamını kucakladık. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Gürcüsüyle, Abhazasıyla, Romanıyla hepsini kucakladık. Ama bakın ben şu anda Fransa’da Romanların buradan ihraç edildiğini, kovulduğunu görüyorum. Demokrasi bu mu? Fransa’da şu anda kişisel inanç özgürlüklerine saygının olmadığını görüyorum. İnanç özgürlüğü bu mu? Türkiye’yi bu noktada yargılama gayreti içerisine girenler, önce kendilerine bir baksınlar, kendilerini önce bir değerlendirsinler. Ondan sonra da bizi yargılasınlar.

“SİZE SORACAK DEĞİLİZ”

“Yüzde 10 barajını indirmek veya indirmemek demokrasi ile ilintili bir konu değildir. Şu anda Avrupa’da yüzde 8, yüzde 7 barajı da var, olabilir. Ama biz ülkemizin istikrarı için, güveni için böyle bir adımı devam ettirme kararı almışız. Halkımızda da bunun karşılığı var. Çünkü bizden önce tek başına iktidarların olduğu dönemde Türkiye’nin çıtası hep yükselmiş, koalisyon hükümetlerinin olduğu dönemlerde de hep gerileme dönemi başlamıştır. Biz şu anda bir yükselişin içerisindeyiz. Ülkemize yeni sıkıntılar yaşatmak istemiyoruz. Yeri geldiği zaman bu barajın biraz düşürülmesi gerekirse onu da yine halkımızla müzakeresini yaparız ama onu size soracak değiliz. Halkımızla müzakeresini yaparız, halkımızla da kararını veririz. Halkımız bize ‘indirin’ diyorsa indiririz. Halkımız bize ‘böyle devam edin’ diyorsa böyle devam ederiz. Kararını verecek olan 74 milyonluk Türkiye’dir.”

”ARKADAŞIMIZ FRANSIZ MI?”

Başka bir parlamenterin ”Bütün dini azınlıkların eşit olarak ibadet yerlerine erişim haklarının, dinlerini ifade etme haklarını yaşayabilmeleri için bize nasıl bir güvence getirebilirsiniz?” sorusuna karşılık Başbakan Erdoğan’ın esprili şekilde ”Sizi ben Türkiye’ye davet etmek isterim. Türkiye’yi yakından takip etmiyorsunuz. Duyduklarınızla hareket ediyorsunuz. Zannediyorum, arkadaşımız Fransız mı? Ama Türkiye’ye de Fransız… Biz de böyle güzel bir söz var: Türkiye’ye çok Fransızsınız” ifadelerini kullanması, Genel Kurul’da gülüşmelere neden oldu. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ortodoks Patriği seçilmesi Lozan Anlaşmasına göre Sensinot Meclisi’nde yapılır. Sensinot Meclisi, Lozan Anlaşması’na göre TC vatandaşı olmak durumundadır. TC vatandaşı olmadığı halde şu andaki Ortodoks Patriğinin seçimine biz göz yumduk. Ben bundan önceki Başbakan değerli dostum Karamanlis’e şunu söyledim: ‘Söyleyin, müracaat etsinler. Vatandaşlığa alalım, Lozan’ı çiğniyorlar, Lozan’ı çiğnetmeyelim.’ O dönem olmadı. Şimdi değerli dostum Yorgo’ya da aynı şeyi söyledim, ‘Bunları vatandaşlığa alalım, bu işi meşrulaştıralım.’ Daha sonra bunu Patriğe de söyledim. ‘Lütfen müracaat etsinler, bunları vatandaşımız yapalım.’ Sonunda müracaat ettiler, şu anda bizim vatandaşımız durumundalar.

Bununla kalmadık. Dediler ki ‘Sümela Manastırı’nda ayin yapmak istiyoruz.’ ‘Hay hay’ dedim. Geçen yıl Sümela Manastırı’nda gittiler Sayın Patrik, tüm heyetiyle beraber, yaklaşık 3 bin kişi filan orada ayinlerini yaptılar. Aynı şekilde Tarsus’ta Alman dostlarımız bizden ricada bulundular. ‘Her yıl burada ayinlerinizi yapabilirsiniz’ dedik. Onların bu şekilde önünü açtık, onlar orada ayinlerini yapıyorlar. Aynı şekilde Van’da Ermeni Ortodoks Kilisesi yıkılmak üzereydi. O kiliseyi kendi kasamızdan restorasyonunu yaptırmak suretiyle orayı da ibadete açtık. Daha başka örnek vereyim mi? Ülkemizde bulunan ne kadar farklı dini azınlık varsa hepsinin ibadetini yapma noktasında garantisi benim, sigortası benim. Hepsi ibadetini rahatlıkla yapar. Onların sigortası durumundayız. Bizim iktidarımız bunu başarmıştır. Kimse bu noktada ‘biz ibaretimizi yapamıyor durumdayız’ diyemez. Eğer derse, hakikaten bize karşı bu saygısızlık olur. Kim diyorsa haberim olsun, bizzat ilgileneceğim, bizzat takip edeceğim. Bu kadar açık konuşuyorum.”

“KARDEŞ AZERBAYCAN’IN HAKKINI ERMENİSTAN’A YEDİREMEYİZ”

Başbakan Erdoğan, ”Türkiye Ermenistan’la protokol imzaladı. İmzanızın anlamı nedir? Eğer sınırların açılmasını doğrudan Yukarı Karabağ ihtilafının çözülmesine bağlarsanız bu protokol ne işe yarar? Bu sınırın açılmaması sizi taraf haline getirmiyor mu? Kars’taki, halklar arasındaki dostluğu simgeleyen bazı anıtların kaldırılmasını nasıl açıklıyorsunuz?” sorusunu yanıtlarken de şunları kaydetti:

”Şimdi bir defa sınırın kapalı tutulması veya açılması konusuyla ilgili olarak biz burada Ermenistan halkının hak ve hukukunu koruma noktasında bizim kendi taahhütlerimiz var. Ve biz dost, kardeş Azerbaycan halkının hakkını ve hukukunu da Ermenistan’a yediremeyiz bu kadar açık konuşuyorum. Protokolde zaten hedeflenen de budur. Önce bu adımların atılması lazım, bu adımlar atıldığı anda da biz kapıları açmaya hazırız. Onun için Minsk üçlüsünü biz sürekli olarak hep göreve davet ettik. Minsk üçlüsü bu görevini yerine getirsin. Ve onlar bu görevi, Amerika, Rusya, Fransa, yerine getirdiği anda çözüme ulaşırız. Ama onlar bu görevi yerine getirmediği takdirde tabii ki bu süreç zorlaşıyor.

Şu anda benim ülkemde 70 bin civarında Ermeni vatandaşım var. Ama bunların yanında vatandaş olmayan 40 bin civarında da Ermeni var. Biz bunları ülkemizden Ermenistan’a geri göndermiyoruz. Bunları ülkemizde şu anda tutuyoruz. İstesek gönderebiliriz. Niye? Çünkü imkansızlıkları sebebiyle bizim ülkemize geldiler. Ve şu anda ülkemizdeler. Öyle zannediyorum ki belki bunları da bilmiyorsunuz. Bunları da bilmenizi istiyorum. Ve biz protokolü yaparken buradaki soruna çözüm bulmak için bu adımı attık. Ama bende görüşmelerin belli noktasına katıldım, fakat bakıyorum ki Ermenistan yönetimi bu noktada diasporaya karşı çok ciddi bir ürkeklik içerisinde. Bizim ise kimseden bir ürkekliğimiz söz konusu değil. Eğer Ermenistan yönetimi Ermeni diasporasına karşı bu ürkekliğini atabilirse öyle zannediyorum ki bu işi çözmek daha kolay olacaktır. Bu yapıldığı zaman hemen kapılar da açılır, çözümler çok daha süratle gelişebilir. Yoksa bizim Ermenistan’a karşı kin ve nefret gibi bir şeyimiz, duygumuz söz konusu değildir. Bunu da hatırlatmak isterim.”

”KÜLTÜREL ASİMİLASYON BİR İNSANLIK SUÇU”

Erdoğan, kültürel asimilasyon ve entegrasyon konularına nasıl baktığına yönelik soruyu yanıtlarken de ”Kültürel noktada asimilasyona kesinlikle karşıyım ve bunu bir insanlık suçu olarak görüyorum” dedi. Ancak entegrasyonun kesinlikle olması gerektiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ben kendi vatandaşlarıma şunu söylüyorum, dün akşam da Fransa’da yaşayan vatandaşlarıma şunu söyledim; Fransa’da bir defa entegrasyonu sağlamalısınız. Entegrasyon noktasında en ufak bir sıkıntı olmamalı hem Fransız halkı açısından hem de sizin buradaki yaşam koşullarınız açısından. Bu Almanya’daki vatandaşlarımız için de aynı. Orada bizim 2 milyon 700 bin vatandaşımız var. Entegrasyon noktasında hep teşvik ediyoruz, ben de, bakan arkadaşlarım da, milletvekili arkadaşlarım da. Ama kültürel noktada asimilasyona gelince onun karşısındayız. Ne biz kendi ülkemizdeki farklı ülkelerin veya farklı dinlerin, farklı milletlerin insanlarını asimile etmeye çalışırız ne de kendi insanımızın farklı ülkelerde asimile edilmesi çalışmalarına sıcak bakarız. Bunu yanlış buluyoruz.”

”DAHA KÖKLÜ BİR ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ”

Başbakan Erdoğan, ”Ülkenizin bölgedeki güçlü etkisini ve Avrupa Birliği adaylığını da dikkate alarak, acaba biraz daha açıklar mısınız, Türkiye kendi başına ve başkalarıyla işbirliği içinde Ortadoğu’da demokrasiyi hangi adımlarla gerçekleştirecektir?” sorusu üzerine, demokrasinin biraz daha kurumlar bazında güncellenmesini savunan bir kişi olduğunu hatırlattı. Erdoğan, şunları kaydetti:

”Son referandum olayıyla 12 Eylül 2010, biz bir söylemi öne çıkardık, bu da ileri demokrasi söylemiydi. İleri demokrasi için de Türkiye atılması gereken adımları önce 26 maddede yapmış olduğu anayasa değişikliği ile atmış bulunuyor. Fakat bu yeterli değil. Şimdi 12 Haziran’da bizde genel seçimler var, bu genel seçimlerden sonra daha köklü bir anayasa değişikliği ile bir sürecin içerisine gireceğiz.”

“PETROL KUYULARINA DEĞİL İNSANA BAKIN”

Kendi içine kapanan bir Avrupa’nın, evrensel değerlerden, evrensel insan hak ve özgürlüklerinden bahsedemeyeceğini vurgulayan Erdoğan, ”Hatta bunu kendisi için bile temin etmekte güçlük çekmeye başlayabilir. Bugün, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan yükselen özgürlük ve hak taleplerine, Avrupa kulak tıkayamaz. Demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere, sadece bir kesimin layık olduğunu iddia etmek, demokrasiyi kimi toplumlar için ‘henüz erken’ görmek, en az ırkçılık kadar tehlikelidir. Ne yazık ki bugüne kadar, Ortadoğu ve Afrika’ya bakıldığında, yerin üstündekiler değil, yerin altındakiler görülmüştür. Eğer ‘evrensel değerler’ diyorsak, eğer ‘insan ve insan hakları’ diyorsak, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan yükselen haykırışları duymak ve en güçlü şekilde desteklemek zorundayız. Hiçbir hesap yapmadan, çıkar kaygısına kapılmadan, farklı arayışlara girmeden, oradaki insan gerçeğini görmek zorundayız. Artık Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya bakınca, petrol kuyuları görmekten vazgeçip, yaşanan trajedilere odaklanmak durumundayız” diye konuştu.

”TÜRKİYE’NİN AB’YE, AB’NİN DE TÜRKİYE’YE İHTİYACI VARDIR”

Türkiye’nin, zorunlu olmadığı halde, dört Maastricht kriterinden ikisi olan ‘bütçe açığı’ ve ‘borç yükü’ kriterlerini karşıladığını hatırlatan Erdoğan, Türkiye’nin bu iki göstergede Avrupa’nın birçok ülkesinden daha iyi konumda olduğuna vurgu yaptı.

Başbakan Erdoğan, böyle bir Türkiye’nin, yapay bahanelerle, popülist gerekçelerle engellenmesi ve müzakere sürecinde önüne yeni engellerin çıkarılmasının anlaşılabilir olmadığını dile getirdi. Erdoğan, şöyle konuştu:

”Türkiye güçlü bir ülkedir. Türkiye, her meselede çözüm isteğini ve iradesini güçlü şekilde ortaya koymuş bir ülkedir. Bugün çok daha net olarak tekrar söylemek durumundayım ki Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne, Avrupa Birliği’nin de Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye’yi farklı şekilde değerlendiren, kendi ikbal ve iktidar hırsı için Türkiye’nin üyeliğini tartışma konusu yapanlar, Türkiye’ye değil, kendi ülkelerine, Avrupa değerlerine ve kendi halklarına haksızlık ederler. Verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz.”

Kaynak : GAZETEPORT

Bu konu hakkındaki yorumunuz

  

  

  

Diğer sounçlar..

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Filter by Categories
BİLİM VE TEKNOLOJİ
DÜNYA
DW HABER
EKONOMİ
GÜNDEM
KÖŞE YAZILARI
KÜLTÜR & SANAT
MEDYA & MAGAZİN
SAĞLIK
SPOR
YOUTUBE