“Benim kalkıp da senin şahsına inmek gibi bir derdim yok. Zaten benim milletim her zaman sana tokatı attı, milletim kalmadı senin partinin içinde en yakınım dediklerin de sana tokatı attı. Şimdi birlikte beraber kurdelalar kesiyor… Adaylığı böyle garantiye almaya çalışıyor herhalde”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında, dün Antalya’da halkla sohbet ederken Erdoğan’a “ulan” diye hitap eden CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal’a çok sert gönderme yaptı.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, hafta içinde 2010 yılı yılının tamamına ilişkin büyüme rakamlarını açıklandığını anımsatarak, Türkiye ekonomisinin 2010 yılının son çeyreğinde 9,2 ile Çin ve Singapur’dan sonra dünyada üçüncü büyüme oranını yakaladığını kaydetti.
Erdoğan, ”2010 yılının tamamın da ise büyüme tahminlerimizin çok çok üzerinde yüzde 8,9 olarak gerçekleşti ki bunda da Avrupa ve OECD ülkeleri arasında Türkiye birinci sırada” diye konuştu. Erdoğan, şunları kaydetti:
”2010 yılı sonunda milli gelirimiz tarihinde ilk kez 1 trilyon sınırını aşarak 1 trilyon 105 milyar Türk Lirası seviyesine yükseldi. Dolar cinsinden milli gelirimiz ise 736 milyar dolar olarak küresel kriz öncesindeki, yani 2008 sonu itibarıyla 742 milyar dolar seviyesine neredeyse ulaştı.
Kişi başına milli gelir seviyesine baktığımızda; 2008’deki gibi 10 bin doları aşarak 10 bin 79 seviyesine ulaştı. Küresel finans krizinin halen devam ettiği, ekonomiler üzerinde baskısını halen hissettirdiği bir dönemde, Türkiye’nin yüzde 8,9 gibi yüksek bir oranda büyümüş olması, ülkemiz adına hem gurur verici hem de umut verici olmuştur.”
”AZMETTİK, SABRETTİK, HEDEFE KİLİTLENDİK”
Büyüme oranlarıyla birlike borç miktarlarının da önemine dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
”Türkiye’nin borç manzarası üzerinde çok spekülasyon yaptılar. Bu da çok net olarak ortaya çıktı. Kamu net borç stokunun Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı 2002 yılında yüzde 61,4 iken 2010 yılı sonunda küresel finans krizine rağmen yüzde 28,7 gibi rekor bir seviyeye geriledi. AB tanımlı genel yönetim borç stokumuz da 2002’de yüzde 73,7 iken bu oranı da 2010 yılı sonunda 41,6’ya çekmeyi başardık. Borç oranlarında AB’deki bir çok ülkeden daha iyi durumda olduğumuzu Maastricht kriteri olan yüzde 60’ın çok altında bir oranı muhafaza ettiğimizi de hatırlatmak isterim.”
Bugünlere sorunları tek tek çözerek geldik. Halkımıza şu anda parlamento çatısı altından şöyle sesleniyorum: Bize çıraklık döneminde nasıl desteğinizi verdiyseniz, kalfalık döneminde nasıl desteğinizi verdiyseniz, eğer bizlerden memnun kaldıysanız, gelin ustalık dönemini de sizlerle beraber inşa edelim.
8 yıl boyunca Türkiye’ye kazandırdıklarımızı artık bir çırpıda sıralamak mümkün değil. Eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette Türkiye bizimle ilkleri yaşadı. Büyük dönüşümleri, büyük reformları Türkiye bizimle yaşadı. Dünyada sözünün ağırlığı olan, itibarı olan, ay yıldızlı bayrağı tüm dünya için anlam ifade eden bir Türkiye var. Bu millet AK Parti’nin ayak sesleriyle 3 Kasım öncesinde aydınlık yarınlara yelken açmıştı.”
“3 TANE KIRMIZI ÇİZGİMİZİ İFADE ETTİK”
“12 Haziran seçimlerine girerken AK Parti yine Türkiye’nin tek umudu. AK Parti kurulduğu andan itibaren Türkiye’nin tamamını kucaklarken, muhalefet partileri tıpkı 3 Kasım’da olduğu gibi bugün de küçük olsun benim olsun mantığıyla hareket ediyorlar. Biz Afyon’dan yola çıkarken 3 tane kırmızı çizgi ifade ettik. Bizde etnik milliyetçilik, bölgesel milliyetçilik, dinsel milliyetçilik yok. Bugün yine aynı noktadayız. Bunları yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Bizim dışımızdaki partilerin hiçbiri bunları yapamadı. Telaffuz dahi edemediler. Ya bir etnik gruubun veya bir bölgenin partisi oldular. Veyahut da kumsalların partisi oldular. Ama biz doğunun batının kuzeyin güneyin dağın taşın yaylanın her yerin partisi olduk. Çünkü tevazuh, büyük düşünme lazım. Bunlar da kapasite var mı ki büyük düşünebilsinler, büyüyebilsinler? Belli kalıplar içinde durumu idare ediyolar.
BAYKAL’A TOKATLI “ULAN” CEVABI
Erdoğan, CHP’nin 1940’larda takılıp kaldığı yerden bugünlere hala gelemediğini belirterek, şöyle konuştu:
”Hatta daha gerilere gidebilirsiniz. ‘Cumhuriyeti kuran biziz” diyorlar ya… Aynen oradalar hala. Kendi iç çekişmelerinden, iç sorunlarından Türkiye’nin, milletin sorunlarına kulak vermeye fırsat bulamadı, bugün de hala bulamıyorlar. Yaptıkları tek şey var; hakaret. Bu hakaretin bedelini de 12 Haziran’da yine ödeyecekler.
Eski Genel Başkanı hepinizin malumudur, milletin de malumudur. Biliyorsunuz, malum Genel Başkana neden, niçin böyle bir görevi devretmek zorunda kaldığı ortada. Tabii O’na kalsa devretmeyecekti de işte durum oldu. Şimdi kendisine bir güç devşirebilmek için şahsıma bakıyorsunuz ‘ulan, mulan’ gibi ifadelerle hakaret ediyor. Benim kalkıp da senin seviyene inmek gibi bir derdim yok. Zaten bu siyasette milletim, her zaman sana tokadı attı. Milletimin tokadıyla kalmadı, en sonunda partinde düne kadar yanında olanlar da sana tokadı attı. En yakınında olan, ziyaretine gelip ‘ben siyasette yokum’ diyen de yanından ayrılıp açıklamayı yaptı, ertesi gün ‘Genel Başkanlığa adayım’ dedi. O da sana bir tokat attı ama şimdi maşallah boy boy resimler çektiriyorlar, beraber kurdeleler kesiyorlar. Adaylığı garantiye almak istiyor herhalde. Şimdi böyle bir durum var ama onun da kararını Parti Meclisi verecek.”
“ATATÜRK’ÜN O İFADESİNE TAHAMMÜL EDEMEDİLER”
Erdoğan, ”1940’larda tek parti olmanın imtiyazıyla milletin derdine kulak tıkayan CHP’nin, bugün de aynı şekilde milletin taleplerine, hissiyatına, arzularına kulak tıkamaya devam ettiğini” belirterek, şöyle devam etti:
”Bu CHP; il başkanlarının illerde valilik yaptığı bir partidir. Bunların demokrasi anlayışı budur. İl başkanı, o ilin valisi. Böyle demokrasi olur mu ya? İşte biz, bugünlere böyle geldik. Şimdi kalkmışlar bunlar Türkiye’de demokrasi dersi veriyor gençler. Bu CHP, böyle bir CHP’dir. Bunu böyle bilin. Hem il başkanı olacak hem de gidip o ilin valisi olacak. Bunlar demokrasiyi böyle tanıdılar, böyle tanımladılar, böyle anladılar. Bunlar, hani Atatürk’ün ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesi var ya, ona hiçbir zaman tahammül edemediler. Bu partinin adındaki ‘halk’ ifadesine bakmayın, bu parti halksız bir CHP’dir. Bunlarda halk yok.
Şimdi seçim sandığı ufukta gözüktü. Geçici bir süre için CHP’nin aklına millet, milletin sorunları geldi. Dikkat edin yeni gibi lanse ettikleri her uygulama, her söylem tereddüte yer bırakmayacak şekilde AK Parti’nin taklidinden ibarettir. Ortaya attıkları her vaat, AK Parti’nin zaten uyguladığı çözümlerin, hani çocuklarımıza gösteriyoruz ya ‘kes, yapıştır, kopyala’ formülüyle orantılıdır. Budur. Yeniden ve abartılı olarak öğretilmesinden başka bir şey değildir. Hani geçmişte vardı ya ‘O ne veriyorsa ben beş fazlasını veriyorum’ diyen siyasetçiler yok muydu? İşte CHP’nin bugün ulaştığı seviye, 20 yıl önceki o seviye. Taklidi bile doğru dürüst beceremeyenler, hiç şüpheniz olmasın milleten takdiri de göremeyecek.”
ERGENEKON ADAYLARI İÇİN SERT ÇIKIŞ
“Çetelerden medet umanlar işte ortada. Bakın, listeler açıklandığı zaman bir çok şeyleri göreceksiniz. Çetelerden medet umanlar, milletten asla takdir göremezler. İngiltere’de, ABD’de İsrail’e selam gönderenler, bu milletten asla takdir göremezler. Kalpleriyle dilleri aynı istikamete bakmayanlar, bu milletin tercihine asla mazhar olamazlar. En önemlisi, milleti aşağılayanlar, bugün hala millete tepeden bakanlar, millete ‘göbeğini kaşıyan adam, bidon kafalı, yüzde 60’ı aptal’ diyenler, bu milletten ebediyen yüz bulamazlar. Daha önce de söyledim; siz aile sigortasını bir kenara bırakın da önce kendi arkadaşlarınıza kurduğunuz komploların, yıprattığınız aile kurumunun hesabını verin. Siz SSK’nın hesabını verin. 8 yıldır söylüyorum; böyle muhalefete can kurban, inanın can kurban. 12 Haziran seçimlerine çok bildik, çok tanıdık bir rakiple, sürekli çark eden, umut simsarlığı yapan, hayal tüccarlığından medet uman bir CHP ile giriyoruz.”
“SİZİN KİRLETTİĞİNİZ TÜRKİYE’Yİ BİZ TEMİZLİYORUZ, BİZ”
Erdoğan, MHP’ye yönelik eleştirilerini ifade ederken, 22 Temmuz’da Parlamentoya girme başarısını göstermişken, 4 yılda muhalefet etme görevini yerine getiremediğini belirtti. Erdoğan, ”2000 ve 2001 krizlerinin mimarı olan, Türkiye ekonomisini adeta dibe vurduran, bir gecede Türkiye’yi yoksullaştıran MHP, Meclis dışında kaldıktan sonra 2007 seçimlerinde eline geçen fırsatı heba etmiştir. Allah aşkına şu geride kalan 4 yıla bakın, MHP üst yönetimine ait tek bir olumlu, yapıcı, pozitif eleştiri bulabilir misiniz?” dedi ve şöyle devam etti:
”Yav, sizin kirlettiğiniz bütün Türkiye’yi biz temizliyoruz biz. Kasaları boşalttınız, biz dolduruyoruz. Borçlandınız, biz ödüyoruz. 79 senede 6 bin 300 kilometre duble yolun yapıldığı bir Türkiye’de, 8 yılda biz 13 bin 600 kilometre duble yol yaptık. Türkiye’nin dört bir yanına 45 havaalanı ile ulaşan bir Türkiye. Artık benim vatandaşım uçaklarla seyahat ediyor. Yolsuzlukların olduğu bir Türkiye’de siz bunları nasıl yapacaksınız ya, bu yolları nasıl yapacaksınız? Dağa, taşa suyu, yolu nasıl götüreceksiniz? Bu borçları nasıl ödeyeceksiniz? Bu, böyle oldu. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı korunduğu için böyle oldu. Yoksa bunların hiç birisini yapamazdık.”
”KÜFRETMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY ORTAYA KOYMADILAR”
Türkiye’nin artık ayaklarının üzerinde durduğunu belirten Erdoğan, 4 yıl boyunca milletin derdine derman, şifa olacak bir tek öneri görülmediğini ifade etti. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
”Küfretmekten, hakaret etmekten, öfke ve nefretten başka ortaya hiçbir şey koymadılar, koyamadılar. Milli birlik ve kardeşlik projesi gibi birleştirici ve bütünleştirici bir süreç karşısında bile, ayrıştırıcı dili, öfke ve nefret dilini tercih ettiler. BDP nasıl Türkiye’nin doğusuna çıkıp oradan çıkamadıysa, MHP’de maalesef kafatası ölçmekten başka bir işe yaramıyor. MHP de sahil kesimlerinin bazı kesimlerine sıkışarak oradan çıkamadı, Türkiye partisi olamadı. Milli birlik ve kardeşlik projesinin karşısında duran, çözümü engellemek için yoğun gayret gösteren bir diğer parti de MHP oldu, bir diğeri de BDP. Doğu ve Güneydoğu’nun yatırımlara kavuşması, çocukların, gençlerin umutla kucaklaşması, huzurun bölgeye egemen olması, sorunlardan beslenen, yoksulluğu istismar eden, maalesef BDP’yi rahatsız etti. Yüksekova’ya gideceksin havaalanı yapacaksın, oranın temel atma törenine gelmek isteyenleri engelleyeceksin. Şırnak, Cizre’de havaalanı yapacaksın, temel atma töreni, gelmek isteyenleri engelleyeceksin. Yol yapacaksın, yollardaki o iş makinalarını yakacaksın. Bu mudur ülkeyi, insanını sevmek? Bu mudur şehrini, Hakkari’sini, Şırnak’ını, Diyarbakır’ını sevmek?
Şu anda seçim sandığının görülmesiyle birlikte planlarla, projelerle önerilerle ortaya çıkması gereken BDP, bir kez daha gerilimi, tahrik siyasetini, istismarı propaganda yöntemi olarak benimsedi. Yapılan sivil itaatsizlik değil, sivil iradesizliktir. Yapılan budur… Halkının, oy aldığı kesimlerin iradesini hiçe sayanlar, milletin iradesine ipotek koyduranlar sivillikten, sivil itaatsizlikten bahsedemezler. İşte referandumda gördük. Sandığın üzerine çarpı işareti koyanlar, ne yaparlar? Bu sivil iradesizlik değil mi, halkının iradesine ipotek koymak değil mi? Budur… Bırak, halk iradesini ortaya koysun, bakalım ne diyor. Senin gösterdiğin istikametten mi gidecek, yoksa doğru nerede ise oradan mı gidecek? Kendileri Parlamento’da bile sandığa gidemediler, iradelerini ortaya koyamadılar.”
”TERÖRDEN İKİ KESİM İSTİFADE ETTİ”
Başbakan Erdoğan, bugüne kadar terörden iki kesimin istifade ettiğini ifade ederek, ”Birincisi silah tüccarları, ikincisi de istismarcılar” dedi. Bölgenin meseleleri çözüldükçe, o istismarcıların çözümü engellemek için her yola, her tahrik eylemine başvurduklarını kaydeden Erdoğan, ”Sivil itaatsizlik diye ortaya konan eylemlerin, bölge halkının hissiyatını istismar yoluyla, seçim hesabı yapmaktan başka bir şey olmadığını” bildirdi.
Erdoğan, ”Burada cuma namazı kılınıyor. Siz kalkıp da hemen şöyle biraz öte tarafta, orada kılınan cuma namazını adeta sabote edercesine, orada elde megafonla alelacele toparlanıp bir cuma namazı kılmaya kalkarsanız, buna ayrımcılıktan başka bir şey denmez, bu ayrımcılıktır. Bu, mukaddes dinimizin içerisine de bölücülüğü sokmaktır. Bunlar bunu da yaptılar. Ben işin teferruatına, detayına da girmiyorum. Bu tahrik eylemleri paniğin, telaşın tükenmişliğin emaresidir” diye konuştu.
”Türkiye’yi konuşamayanlar, Türkiye’yi bir bütün olarak kucaklamayanların, ne yaparlarsa, hangi senaryoyu uygularlarsa uygulasınlar; o bölgedeki samimi kardeşimin takdirine de mazhar olamayacaklardır” diyen Erdoğan, çünkü milletin artık oynanan oyunları çok net olarak gördüğünü söyledi.
”12 HAZİRAN HAKİKATİN TECELLİ EDECEĞİ BİR TARİHTİR”
Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Benim milletin kimin kiminle iş tuttuğunu, kimlerin nasıl bir kirli ilişki içinde olduğunu, hangi çirkin senaryoların ortaya konduğunu artık çok net olarak görüyor. Bunu sadece kendileri görmüyorlar. Eski, bayat senaryoların hala iş göreceğini zannediyorlar. 12 Haziran’da milletim onlara nasıl bir yanılgı, yanlış içinde olduklarını inşallah gösterecektir. 12 Haziran, senaryoların değil, hakikatin tecelli edeceği bir tarihtir.
Tabii, burada, terör örgütünün son günlerdeki eylemlerine de milletimin özellikle dikkatini çekiyorum. Seçimin hemen öncesinde ortaya konan bu eylemler, her seçim öncesinde olduğu gibi, Türkiye’de iç siyaseti dizayn etme girişimlerinin aleni bir uzantısıdır. Şunu da açık açık söylüyorum. Bu eylemler sadece Doğu ve Güneydoğu’da halkı tahrik yoluyla değil; Hükümeti yıpratmak, batıdaki vatandaşları tahrik etmek yoluyla seçimleri etkilemeye dönük çok boyutlu senaryonun bir parçasıdır.
Türkiye artık bu oyunlara gelmeyecek. Türkiye, bu kirli senaryolara gelmeyecek, bunları bozacak ve mutlaka aşacaktır.”
“SON KEZ ADAY OLUYORUM AMA…”
”Burada hepinize en kalbi şükranlarımı sunarken, şunu tüm kalbimle ifade ediyorum: Bu mübarek yolda bana sizin gibi yol arkadaşları nasip ettiği için Rabbime hamd ediyorum. Yanlışlar, hatalar olabilir. Ben sizlerden razıyım, inanıyorum ki millet sizlerden razıdır. Allah da sizlerden razı olsun diyorum. Bizim dünyamızda, kardeşler arasında hesaplaşma olmaz, helalleşme olur. Eğer üzerimde hakkınız varsa ben sizlere hakkımı helal ediyorum, lütfen sizler de bana ve birbirinize hakkınızı helal edin. Böyle bir yolda ikbal hırsı olamaz, şahsi beklentiler öne çıkarılamaz. Böyle kutlu bir yolda küslüğe, kırgınlığa, dargınlığa asla yer olamaz. Hani üstat diyor ya; ‘İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal/ Hamallık ki sonunda, ne rütbe var, ne de mal/ Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan/ Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.’ Bu kadro böyle bir misyonla, hissiyatla donanmış bir parti. Hesap günü bizim aklımızdan bir an olsun çıkmadı, çıkmayacak da. Biz, ilklerin olduğu kadar ilkelerin partisiyiz. Partimizin tüzüğüne koyduğumuz o maddeden hareketle, biliyorsunuz son kez aday oluyorum. Sonra ara veriyorum, gerisi Allah kerim. Bu bir bayrak barışıdır, koltuğuna yapışanları kıyasıya eleştirdiğimiz bir noktada biz de onlardan olamayız, onlar gibi davranamayız.
Millete hizmetin sayısız yolu, yöntemi var. Siyaset sadece bu çatı altına girmek değildir. Siyaset, partide yapılır, partinin dışında çeşitli kurum ve kuruluşlarda yapılır. Eğer biz muhafazakar, demokrat bir hareketin mensuplarıysak, bu hareketin çeşitli kurum ve kuruluşlarında da görev yapmamız gerekir. Yani aday olamadığımız andan itibaren eyvallah değil, bir daha ki seçimlere kadar kaybolanlardan olmamalıyız. Aynı şekilde yola devam etmeliyiz. Bunun bir çok yöntemi var. Biz de kenara çekilir, bir yol tutturur ve millete kaldığımız yerden hizmete devam ederiz. Aktif siyasetin mekanı, sadece burası değildir. Buradaki arkadaşlarımla, teşkilatımdaki tüm kardeşlerimle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hizmet üretmenin içinde olacağız. Bu şarkı burada bitmiyor, bu şarkı 12 Haziran’dan itibaren çok daha gür ve ahenkli şekilde ustalık dönemi olarak devam edecek. Ülkeye hizmetlerinizden dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Bir kez daha Allah sizlerden razı olsun diyorum. Daha birlikte yürüyecek nice yolumuz var.”












Bu konu hakkındaki yorumunuz