
Erdal GÜVEN
Türkiye teoride ‘adil yargılama hakkı’nı savunuyor ama AİHM karnesi pratikteki sorunların belgesi gibi.
Gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekon’dan tutuklanması, Türkiye’de olduğu kadar Batı’da da yankı yarattı. Hükümetler, meslek kuruluşları ve gazetelerin görüş ve yorumlarında, bir yandan Ergenekon soruşturmasının güvenilirliğinin zedelendiğine dikkat çekilerek, bir yandan gazetecilere yönelik tutuklamaların basın özgürlüğü açısından sakıncası vurgulandı.
Son tutuklamaların anımsattığı bir başka gerçek de Türkiye’nin ‘adil yargılama hakkı’ karnesi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin istatistikleri Türkiye’nin bu hakkı ihlalden yalnızca geçen yıl Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 42 kez mahkûm olarak 2010’un ‘şampiyonluğu’ unvanını ele geçirdiğini gösteriyor.
Kılavuz belgeler
Yani, evrensel normlar açısından Türkiye adil yargılama özürlü. Peki nedir bir yargılamayı adil kılan?
Üç temel metne bakmakta yarar var. Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ABD Anayasası.
Evrensel İnsan Hakları Bildirge-si’nin 9, 10 ve 11’inci maddeleri şöyle:
9 – Hiç kimse keyfi yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.
10 – Suçlanan (…) herkesin, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkemece hakça ve açık olarak görülmesini isteme hakkı vardır.
11/1- Suçlanan herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça suçsuz sayılır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleş-mesi’nin ‘Adil Yargılama Hakkı’ başlıklı 6’ncı maddesinin 1 ve 3’üncü fıkraları şöyle:
1. Herkes….cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve imkana sahip olmak.
Bu bağlamda AİHS’nin ‘Özgürlük ve Güvenlik Hakkı’ başlıklı 5’inci maddesine de bakmakta yarar var:
Tutuklanan kişiye, tutuklanma nedenleri ve kendisine yöneltilen her suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
Ve nihayet ABD Anayasası. 6’ncı değişiklik şöyle:
Tüm ceza kovuşturmalarında, sanık (…) gecikmeden ve kamuya açık biçimde yargılanmak, suçlamanın nitelik ve nedeninin bildirilmesini istemek, aleyhindeki tanıklarla yüzleştirilmek, lehindeki tanıkların uyulması zorunlu yasal yollarla getirilmesini ve savunması için bir avukatın yardımının sağlanmasını istemek hakkına sahiptir.
Aslında TC Anayasası’nın 19’uncu Maddesi de bu genel ilkeler ışığında kaleme alınmış. Gelgelelim, bu ilkelerin anayasada yer alması, uygulamada tanınmaz hale gelmesine çoğu zaman engel teşkil etmiyor.
Teoride parıltılı duran normun uygulamada bozulmasının altındaysa yasama-yürütme-yargı üçlüsünün hem tek başlarına hem de birbiriyle ilişkilerinde aşamadığı sorunlar yatıyor. Özetle, ‘normatif reformlar’ı önemli ölçüde başaran Türkiye, uygulamada gerekli ’zihniyet reformları’na sıra gelince tökezliyor. Normlar uygunken ‘adil yargılama’ özürlü hale gelmenin izahı da burada yatıyor.













Bu konu hakkındaki yorumunuz