Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan, gönüllü verdiği ifadesinde ”JİTEM benim. JİTEM benimle vardır. JİTEM kadrolu bir kuruluş değildir, geçici süre için kurulmuş operatif istihbarat birliğidir”
”JİTEM’in hepsi sivildir. Bir tek asker benim. 10 bin kişi vardır. Ama 20’den fazlası bir araya gelmez. PKK’nın ölüm bölgesine giren birimdir. Buradaki subaylara sorun ölüm bölgesinin ne olduğunu bilmezler”
PKK ve JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan’ı öldürttüğünü iddia eden Doğan, ”Hizbulkontra’yı da ben kurdum. Şimdiki Hizbullah değil, Hüseyin Velioğlu’nun ilk kurduğu teşkilatı ben kurdurttum” dedi.
Arif Doğan Susurluk kazasıyla ilgili ”Kazada ölen kızı biliyor musun?” sorusuna ”Gonca Us” diye yanıt veren Pekgüzel’e Doğan, ”Onun kim olduğunu kimse daha bilmiyor. Kazada ölen kız bir bakanın, eski bir milletvekilinin kızıydı. Abdullah Çatlı’nın dostu olduğu yalan” dedi.
İSTANBUL – İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde oluşturulan salonda görülen davanın bugünkü duruşmasına, tutuklu sanıklar gazeteci Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’a destek vermek amacıyla İzmir’den gelen, aralarında Türkiye Gazeteciler Federasyonu ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel’in de bulunduğu gazeteciler ile çok sayıda izleyici otobüsle gitti.
Yeni Parti üyelerinin de aralarında bulunduğu, çeşitli illerden yaklaşık 600 kişinin duruşma salonunun bulunduğu binaya girişi sırasında izdiham yaşandı. İzleyiciler, duruşma salonunda kendilerine ayrılan bölümlere oturtuldu. Basın mensupları ise avukatlar için ayrılan kısma oturdu.
Bu arada, bugün gelen kalabalık izleyici grubunun beklemesinin kolaylaştırılması için yerleşkenin önüne çadır kurulduğu, seyyar tuvaletler yerleştirildiği gözlendi.
ARİF DOĞAN İLK KEZ KATILDI
İkinci ”Ergenekon” davasının 96. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde oluşturulan salonda görülen davanın bugünkü duruşmasına, gazeteci Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın da aralarında bulunduğu 21 tutuklu sanık ile tutuksuz yargılanan Sinan Aygün, Emin Şirin, Yalçın Küçük, Adnan Türkan, Murat Ağırel katıldı.
Tutuklu sanıklar eski Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Ersin Gönenci ve İbrahim Özcan, Hüseyin Atilla Uğur ise duruşmaya katılmadı.
Duruşmada söz alan Levent Ersöz’ün avukatı Ali Rıza Dizdar, müvekkilinin sağlık durumunun ağırlaştığını ve buna ilişkin mahkeme kalemine bir rapor geldiğini belirterek, Ersöz’ün ek ifadesinin yazılı olarak mahkemeye sunacaklarını söyledi. Hayati tehlikesi bulunan müvekkiline bir şey olması durumunda bu ek savunmanın tarihi belge niteliği taşıdığını ifade eden Dizdar, müvekkilinin sağlık durumunun da göz önünde bulundurularak derhal serbest bırakılması gerektiğini kaydetti.
Tutuklu sanıklardan Mustafa Balbay da mahkeme heyetinin 9 haftada 38 kere aynı gerekçelerle tahliye taleplerini reddettiklerini dile getirerek, Hizbullah davası sanıklarının tahliye edilmesini eleştirdi.
MUSTAFA BALBAY: FİRAR EDEN HİZBULLAH DEĞİL HUKUKTUR
Balbay, ”Şu anda firar olan Hizbullah değil, hukuktur. Hizbullah’a her şey mümkün bize değil, tahliye edilen Hizbullah sanıklarının biri 48, biri 35, biri de 14 cinayeti kabul etmişler. Onlar tahliye oluyor, ama biz hakkımızda hiçbir delil olmadan burada tutuklu olarak yargılanıyoruz” şeklinde konuştu.
Hakkında 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 300 yıla kadar hapis istendiğine dikkati çeken Balbay, ”Bu kadar ömür garantisini veriyorsanız tamam, ancak bu davalar arasında hiçbir hukuksal bağlantı kalmadı. Geldiğimiz nokta davanın bu şekilde devam etmeyeceğini gösteriyor. Hakkımda haberler çıkıyor. Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in bana ‘bu hükümetin hakim alımları sakıncalı’ dediği yazılıyor. Bu suç mudur? 184 cinayetle yargılananlar dışarıda. Hukuku firardan kurtarmanızı bekliyorum” dedi.
TUNCAY ÖZKAN: HALA SUÇUMU BİLMİYORUM
Daha sonra söz alan diğer tutuklu sanık Tuncay Özkan da, mahkeme heyetinin usul kanunlarına uymadığını belirterek, suçunu hala bilmediğini söyledi.
Delil değerlendirilmesinin yapılmasını talep eden Özkan, ”Eşim ve kız kardeşimin dinlenmesine neden bir şey demiyorsunuz? Delillerle ilgili neden değerlendirme yapmıyorsunuz” dedi.
Özkan, şunları kaydetti: ”3 yıl oldu burada yargılanıyorum. Ama hala suçumu bilmiyorum. Sizler kendi aranızda benim suçumu konuşamazsınız. Suçumu bana da söylemek zorundasınız. Yargılamanın ne zaman biteceğini bilmiyorum. Bırakın siyaset yapayım. Buraya gelen insanlar benim siyaset yapmamı istiyorlar, onun için buradalar. Buradaki yargılama bir despotik uygulamaya dönüştü artık.”
Özkan, tutuksuz sanık Arif Doğan’ın sağlık sorunları nedeniyle ifadesinin alınmasını da eleştirerek, ”Sayın Doğan’a geçmiş olsun diyorum. Benim konuşma hakkım var. Bizim durumumuzu da biliyorsunuz. Onun durumu bizim konuşma hakkımızı engelleyemez” dedi.
DURUŞMA SALONUNDA İZLEYİCİ YOĞUNLUĞU
Bu arada, duruşma salonunda izleyici ve basın mensuplarına ayrılan bölümün tamamen izleyiciler tarafından doldurulduğu görülürken, basın mensupları avukatların olduğu bölüme alındı. Duruşmaya aralarında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Ahsen Coşar, Yönetim Kurulu üyeleri ile İstanbul Adana, Edirne, Uşak, Muğla Baro Başkanlarının da bulunduğu yaklaşık 35 avukat da gözlemci olarak katıldı.
Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi, Nail Güreli, Şükran Soner’in de aralarında bulunduğu kalabalık bir gazeteci grubu da duruşmayı izliyor. Duruşma salonuna giren izleyiciler, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın salona alınması üzerine alkışladılar. Gruba seslenen Özkan, ”Mustafa Kemal’in bayrağını dalgalandırmaya devam. Bu yürek sizde” şeklinde seslendi.
Bazı kişilerin alkışlaması üzerine, arkadaşları tarafından uyarılan bu kişiler uyarıların ardından Balbay ve Özkan’a sadece el salladılar. Tutuklu sanıkların bulunduğu bölüme yaklaşarak Balbay ve Özkan’la sohbet eden bazı basın mensupları ve izleyiciler görevli askerlerin uyarıları üzerine yerlerine geçtiler.
Tutuklu sanık Özkan’ın 7 aylık Can isimli yeğenini de ilk kez görerek kucakladığı gözlendi. Duruşmada, salona 11.25’te tekerlekli sandalyeyle gelen tutuksuz sanık emekli Albay Arif Doğanın savunmasına geçildi. Mahkeme başkanı Köksal Şengün’ün ”Konuşabilir misin?” sorusu üzerine ”evet” diyen Doğan’ın kimlik tespitinin ardından savunmasına geçildi.
“JİTEM BENİM JİTEM BENİMLE VARDIR”
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını tekerlekli sandalyeye oturarak yapan Doğan, JİTEM’le ilgili açıklamalarda bulundu. Arif Doğan, kendisine zaman verilirse halkına olan borcu nedeniyle JİTEM’i açılayacağını ifade ederek, ”JİTEM benim. Veli paşama (Veli Küçük) devrettiğim Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığıdır. JİTEM benimle vardır. Diyeceksiniz ‘sen devlet içinde devlet misin’, hayır değilim” dedi.
Vatan haini olmadığını belirten Doğan, ”JİTEM legal değil diyorlar. Genelkurmay, jandarma inkar ediyor. Arif Doğan manyağı çıkmış… Kimseye yalan söylüyor demiyorum ama ben söyleyeceğimi de söylerim. JİTEM kadrolu bir kuruluş değildir, geçici süre için kurulmuş operatif istihbarat birliğidir. İstihbarat artı icraattır” diye konuştu.
Doğan, JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan’la ilgili olarak da ”Biri çıkmış ‘adamları öldürdük’ falan diyor. Böyle bir şey olamaz. Abdülkadir Aygan’ı ben öldürttüm. Askeri, sivili, herkesi suçluyor. Bu adam ölü. Ölmüş insanı kullanıyor PKK, gayet güzel kullanıyor. İsveç’te yaşıyormuş, DNA testi yapılsın, verilecek cezaya razıyım” dedi.
Savunmasını yaparken yavaş konuşan Doğan, nefes almakta güçlük çektiğini belirterek, oksijen tüpünü kullanması için duruşmaya ara verilmesini istedi. Bunun üzerine duruşmaya öğlen arası verildi.
”JİTEM’İN HEPSİ SİVİLDİR. BİR TEK ASKER BENİM”
Doğan, ”JİTEM’in hepsi sivildir. Bir tek asker benim. 10 bin kişi vardır ama 20’den fazlası bir araya gelmez. PKK’nın ölüm bölgesine giren birimdir” dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada Doğan’ın savunmasına geçilmeden önce kimlik tespiti yapıldı. Mesleği sorulan Doğan, ”Emekli subayım. Eğer dağda 21 sene çalışılan bir meslek varsa, o meslektenim” dedi. Aylık gelirinin fındık ve pamuk geliri ile emekli maaşının 7-8 bin lira olduğunu belirterek, kullandığı 6 cep telefonundan 2’sinin numarasını hatırlayarak, ”Kullandığım telefonlar zaten dinlenen yerlerde vardır” diye konuştu.
Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün’ün hakkındaki suçlamaları okuduğu sırada, yazılanlara değil, kalbine inandığını, öyle bir insan olsaydı adaleti mahkemeye bırakmayı değil, kendi cezasını kendisinin vereceğini dile getiren Doğan, ”Ben vatan haini değilim. 21 yıl dağda mücadele ettim” şeklinde konuştu.
Terör örgütü üyesi olduğu bölüm okunduğu sırada da Doğan, ”Hangi terör örgütü Başkan” dedi. Şengün de, ”İddia olunan Ergenekon örgütü” demesi üzerine Doğan, ”Ben bilmiyorum” şeklinde konuştu. Şengün de ”okumamı bitireyim. Sizden açıklama isteyeceğim” dedi.
Kendisine sorulanlara cevap vermeye hazır olduğunu ifade eden Doğan, ”Ben suçlu değilim ki aklanmak için kendimi müdafaa edeyim. Herkesin bilmesi gereken bilgileri aktarmak için müracaat ettim. Benim tek beyanım var. Evimden, yataktan aldılar. Yoğun bakımda ifadem alındı. Tutuklandım” şeklinde konuştu.
”HER KONUŞTUĞUM SUÇLU MU DEMEK”
Doğan, ölecek de olsa sorulması durumunda cevaplayacağını dile getirerek, ”JİTEM’i bilen bir kişi varsa çıksın, size yazı vereyim beni iğneyle öldürsünler” dedi.
Hakkındaki iddialara değinen Doğan, ”Veli Küçük paşamla irtibatta bulunmuşum. Sedat Peker’e reis demişim. Ben istihbaratçıyım. Her konuştuğum suçlu mu demek. Benim görevim suçlularla irtibata geçmek. Peker ile herkes görüşüyor. İnternete düşen ses benim sesim değildir. Ben aptal değilim. 21 yıl dağlarda yaşadım. Hayvanlaşmadım. İnsanları yaşatmaya çalıştım” diye konuştu.
Başından geçen PKK terör örgütü ile mücadele ettiği dönemlere ait anılarından bir kısmını anlatarak, yanmış bir asker ile karnı deşilmiş bir Kürt kızının cesedini görünce yemin ettiğini ifade eden Doğan, ”Beni bunlarla suçlayın. Hainlikle suçlamayın. Beni bir daha öldürmeyin. 1000 mermi ile suçlamayın. Her askerde bulunur bunlar. Arif Doğan Türkiye’nin harp planlarını biliyor” dedi.
Annesinin Kürt, babasını da Avşar Beyi olduğunu, Kürtçeyi iyi bildiğini ifade eden Doğan, JİTEM ile ilgili açıklamalarda bulundu.
Doğan, JİTEM’in esrar, eroin, uyuşturucu kaçakçılığı ile uğraşmadığını, PKK’ya karşı en az 100 kişilik gruplarla çalıştığını belirterek, ”JİTEM’in hepsi sivildir. Bir tek asker benim. 10 bin kişi vardır. Ama 20’den fazlası bir araya gelmez. PKK’nın ölüm bölgesine giren birimdir. Buradaki subaylara sorun ölüm bölgesinin ne olduğunu bilmezler” dedi.
”JİTEM’İ KURDUĞUMA, KURACAĞIMA PİŞMAN ETTİLER”
Doğan, JİTEM olmasaydı bugün 80 bin askerin ölmüş olacağını belirterek, ”JİTEM’i kurduğuma kuracağıma pişman ettiler. JİTEM’i lağvettik” dedi.
Kalbinde mermi yediği için pil olduğunu şeker, panik atak gibi hastalıkları bulunduğunu belirten Doğan, kendisinde bulunan 2 kalaşnikof silahın da birinin kendisine ait olduğunu, diğerinin de bir Korgeneral Hulusi Sayın’ın bir çarpışmanın sonucunda hediye olarak verdiğini söyledi.
Doğan, OHAL bölgesinde öğretmenler de dahil 10 bin tane tabanca dağıttığını belirterek, kendisinde bulunan uyuşturucu maddenin de 20 yıl öncesine ait olduğunu, kendisinde çıktığı belirtilen 3 av tüfeğinin ise barut izlerinin olmadığını anlattı.
Subayların her silahta yılda 150 tane mermi istihkakı olduğunu, kendisinin ise 3 silahı bulunduğunu belirterek, silahlardan birini Genelkurmay Başkanının hediye ettiğini, birinin ise kendisinin olduğunu, diğerini de satın aldığını kaydetti. Doğan, mermi istihkakına göre 10 yılda 3 bin mermi olacağını belirterek, 1000 mermiyle kendisinin silah kaçakçısı yapıldığını anlattı.
İstihbaratçı olduğu için üst düzey örgüt mensubuyla irtibatlı olmasının doğal olduğunu dile getiren Doğan, ”Bana 100 yıl ceza verseler fark etmez. Adalete inanıyorum. Türk adaletine sığınıyorum, PKK adaletine değil. Onlar ben olsaydım Habur’dan geçemezlerdi” dedi.
Bir istihbarat sonucu 78 kelle aldığını ifade eden Doğan, Güneydoğu’da görev yaptığı dönemde Mesut Barzani ve Celal Talabani’ye Meclis Başkanı ile görüşmelerinde tercümanlık yaptığını kaydetti. Doğan, Kandil’e yürüyerek giden 21 kişinden biri olduğunu da söyledi. Duruşma Doğan’ın beyanlarının alınmasıyla devam ediyor.
”HİZBULKONTRAYI DA BEN KURDUM”
Kendisine ait olduğu ileri sürülen deponun, 20 yıllık olduğunu anlatan Doğan, JİTEM’den ayrıldıktan sonra bu eşyaların orada kaldığını ancak içeriğini kimsenin bilmediğini söyledi.
Zabıtlar olmasaydı kendisinin de o depoda nelerin olduğunu bilmeyeceğini dile getiren Doğan, söz konusu depoda kendisi, kızı ve eşinin eşyalarının da bulunduğunu anlattı. Şengün’ün, depoda bazı gizli ibareli belgeler bulunduğunu söylemesi üzerine Doğan, ele geçen belgelerin ”kozmik belge” olmadığını belirterek, askeri konuları içeren bir belgenin bir askerde olmasının normal olduğunu söyledi.
Doğu ve Güneydoğuda aşiretlerle ilgili bilgilerin yer aldığı bir belgenin ele geçirildiği hatırlatılan Doğan, o belgenin Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir belge olduğunu dile getirerek, ”Bunun bu bölge için hazırlanmasını tehlikeli buldum. Emniyet, bununla mücadelede büyük bir zayıflatmaya sebep olmuştur. Bu ihanettir. Hiç bir aşirete potansiyel devlet yanlısı ya da örgüt yanlısı diyemezsiniz. Dediğinizde bir potansiyel yaratırsınız” dedi.
Doğuda teröre karşı cansiparane savaşan polis ve askerlerin yanı sıra oradaki Kürtlerin de mücadelesinin bulunduğunu anlatan Doğan, bölgedeki aşiretleri kendisinden iyi bilen kimse olmadığı aktardı.
”…ÇOK ÜZÜLÜYORUM”
Doğan, JİTEM’in çok gizli bir kuruluş olmadığını dile getirerek, şunları söyledi: ”JİTEM’in arşivi bende. Kimse bulamaz. Onlar kahraman gibi savaştılar. JİTEM’de 10 bin kişi vardı. İsimlerini söylesem onları da mı yargılayacaksınız? Onlar 100 kişilik bir gruba 10 kişiyle gidiyorlardı. Tek bir asker, Türk halkı ölmesin diye ölüme gidiyorlardı.”
Konuşması sırasında ses tonunu yükselten Doğan’a Mahkeme Başkanı Şengün ”sakin konuşun” dedi. Doğan da ”Ama çok üzülüyorum” diye yanıt verdi.
JİTEM’in varlığını iki kuvvetin beyanından sonra açıkladığını dile getiren Doğan, ”Hizbulkontra’yı da ben kurdum. Şimdiki Hizbullah değil. Hüseyin Velioğlu’nun ilk kurduğu teşkilatı ben kurdurttum. Ben herkesten iyi mücadele ettim. Ben baş koymuşum, bu vatana hizmet etmişim. JİTEM’i kurdum da hata mı ettim” dedi.
Başkan Şengün’ün gazeteci Soner Yalçın’ın JİTEM’le ilgili bir yazısını okuması üzerine Doğan, Yalçın’ın JİTEM’in değerlendirmesini yapamayacağını anlatarak, Yalçın’a hakaret içerici sözler sarf etti.
BEN İSTİHBARATÇIYIM SEDAT PEKER İLE GÖRÜŞMEK SUÇ MU?
Peker’le ilişkisine de değinen Doğan, polis tutanaklarında Peker’e yönelik ”Reis” dediğinin kayda geçirildiğini belirterek, heyete yönelik ”Siz şimdi mahkeme başkanısınız. Size Başkan demek suç mu?” diye konuştu.
Peker’le ilk defa bir uyuşturucu kaçakçısının yakalanmaması için bir araya geldiğini belirten Doğan, Peker’in kendisine uyuşturucu işiyle uğraşmadığını söylediğini kaydetti.
Başka bir görüşmesinin Şile’de bir astsubayın öldürülmesiyle ilgili olduğunu anlatan Doğan, ”O adamın çok önemli ve çok gizli hizmetleri olmuştur. Şimdi burada anlatamam onları. Peker’e ‘Patron’da derim ‘Reis’ de derim, ne olmuş?” şeklinde konuştu.
JİTEM’İ KUR EMRİ BURHANETTİN BİGALI’DAN
Doğan’ın bu ifadelerinde, JİTEM’den söz ederek her ilden temsilci, her ilçe ve köyden eleman alarak örgütlenme yaptıklarını, görev yaptıkları dönemde JİTEM elemanlarına maaş verilmediğini, kimlik kartları olmadığını, başarılı olanlara kod isimlerinin yazılı olduğu takdirnameler verildiğini, bunların hiçbirinin kaydının jandarmada olmadığını, jandarma istihbaratın JİTEM’den farklı olduğunu, JİTEM’in kuruluş talimatını dönemin Jandarma Genel Komutanı Burhanettin Bigalı’nın verdiğini, bunun üzerine Hulusi Sayın’ın kendisine ‘kur’ emrini vermesi üzerine kendisinin de JİTEM’i kurduğunu söylediği belirtildi.
”YEŞİL” İLE İLİŞKİSİ
Doğan’ın yine bu ifadelerinde ”Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ı 1984 yılında Eruh baskınından sonra tanıdığını, İstihbarat Grup Komutanlığını Tunceli bölgesinde kurarken aracılar vasıtasıyla Yıldırım’a ulaştığını, Yıldırım’ın bu süreçte 2 yıl kendileriyle çalıştığını, JİTEM yapılanmasında yer almayan Yıldırım’a daha sonra ne olduğunu bilmediğini söylediği kaydedildi.
Bu ifadelerinde değindiği itirafçılar hakkında da bilgi veren Doğan, bazıları öldürülen bu itirafçılardan zamanında çok iyi bilgiler aldıklarını ancak bu itirafçıların sonradan çok bozulduğunu, Hanefi Avcı’nın onları İstanbul’a getirerek varlıklı birinin yanında maaşlı olarak bakıldıklarını söyledi.
İfadelerinin okunmasının ardından Doğan’ın çapraz sorgusuna geçildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada ifadesi alınan Arif Doğan, CIA, KGB, MOSSAD gibi örgütleri çok iyi bildiğini ifade ederek, ”Ergenekon’u bilemeyecek kadar da cahilmişim. Bana Ergenekon’un yapılanmasını, faaliyetlerini sordular. Soruları anlamak zor. Soruları okudukça Ergenekoncu oluyor insan” dedi.
Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in ”Ergenekon” örgütüne ilişkin sorusuna Doğan, daha önce ismini saydığı örgütleri bildiğini, aralarında tanıdıkları da olduğunu belirterek, ”Bilsem söylerim. JİTEM nelerle suçlanıyor. Yine de ben kurdum diyorum” dedi.
ABDULLAH ÇATLI İLE AYNI YOLUN YOLCUSUYUZ
Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in, Veli Küçük ile hiç yan yana gelip gelmediğine ilişkin sorusuna Doğan, Küçük ile yan yana çalışmadığını ileri sürerek, sadece telefonla askeri konuları görüştüklerini, siyasi konularda hiçbir konuyu konuşmadıklarını söyledi.
Susurluk kazasına ilişkin hazırlanan rapor hakkında bilgisi olup olmadığı da sorulan Doğan, şöyle devam etti:
ÇATLIYLA KOCADAĞ’IN YAN YANA GELMESİ
”Kaza olmadan bir gün önce rahmetli Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı, Gonca Us ve Sedat Bucak beraber Yalova Termal’de idiler. Ben de o zaman Jandarma Komutanıydım. Onların İzmir’e gitme nedenlerini biliyordum. Mehmet Özbay ve Kocadağ ile iyi tanışırız. Biz aynı mücadeleyi verdik. Aynı yolun yolcusuyuz. Aynı görevlerde bulunduk, Ermeni terörüyle ilgili. Sadece JİTEM ile değil Ermeni masasıyla ilgili mücadelenin içindeydim. Çatlı ile Kocadağ’ın yan yana gelmesi ateşle barutun yan yana gelmesi gibiydi. Mehmet Ağar o dönemde bakandı. Kızı ağır hastaydı. İzmir Efes Oteli’nde kalıyorlardı. Kumarhanelerin toplu olarak İzmir’de açılacağı ve bu hususta benden destek istediklerini söylediler. İzmir’e esas bunun için gitmişlerdi.”
Bu sırada Doğan’ın avukatı Rıfat Sunal’ın araya girerek, bu konu üzerine neden gidiliyor? Daha önce bu konu tartışılmadı” demesi üzerine, savcı Pekgüzel, ”Kendisi anlatmak istedi” yanıtını verdi.
Doğan da ”Anlatayım bir şey olmaz. Asacak değiller ya” diyerek bu yöndeki anlatımlarına devam etti.
ÇATLI OLARAK DEĞİL ÖZBAY OLARAK BİLİYORDUM
Pekgüzel’in, ”Çatlı o dönemde aranan bir kişiydi. Siz de asayişten sorumlu bir kişiydiniz. Neden izin verdiniz?” sorusuna Doğan, ”Ben Abdullah Çatlı olarak bilmiyordum, Mehmet Özbay olarak biliyordum. Ermeni terörüne karşı savaşırken de o isimle biliyordum” dedi.
ARKADAN TAKİP EDEN ARACIN SIRRI
Doğan, Savcı Pekgüzel’e hitaben, ”Ben size bilmediğiniz bir şey daha söyleyeyim. Kazada, arkada bir araba daha vardı. Bunun JİTEM’e ait olduğu söylendi. Kime ait olduğunu biliyorum. Onu daha sonra söylerim size” dedi.
Pekgüzel’in ”Bu bir fırsattır sizin için. Şimdi söyleyebilirsiniz” sözlerine Doğan, ”Niye söyleyeyim? Kişiye indirgeyeceğim olayı. Herkesin bir haysiyeti ve gururu vardır. Ben salak mıyım, adamı niye suçlayayım?” yanıtını verdi.
GONCA US BİR BAKANIN KIZIYDI
Doğan’ın ”Kazada ölen kızı biliyor musun?” sorusuna ”Gonca Us” diye yanıt veren Pekgüzel’e Doğan, ”Onun kim olduğunu kimse daha bilmiyor. Kazada ölen kız bir bakanın, eski bir milletvekilinin kızıydı. Abdullah Çatlı’nın dostu olduğu yalan” dedi.
HÜSEYİN VELİOĞLU’NU İYİ TANIRIM
İkinci ”Ergenekon” davasının tutuksuz sanığı emekli Albay Arif Doğan, terör örgütü Hizbullah’a yönelik operasyonda ölü olarak ele geçirilen Hüseyin Velioğlu’nu iyi tanıdığını söyledi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada çapraz sorgusu yapılan Doğan, JİTEM’i Tunceli, Diyarbakır, Silopi, Mardin, Van, Urfa, Siirt’te ek birimler oluşturacak şekilde kurduklarını öne sürerek, ilk başlarda aldıkları istihbaratı üst birimlere ilettiklerini, bunun icraatta aksaklıklara yol açtığını söyledi.
Doğan, bunun üzerine JİTEM’i hem icraat hem istihbaratı kendisinin yaptığı bir birim haline getirdiğini iddia ederek, birime operasyon yetkisi de verdiğini belirtti.
Genelkurmay Başkanlığı’nın JİTEM’den haberi olmadığını, Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı’nın bildiğini ileri süren Doğan, JİTEM’in Jandarma Genel Komutanlığı bilgisi dahilinde oluşturulduğunu, Genelkurmay Başkanlığı’nın onayı olmayan birimin resmiyet kazanamayacağını kaydetti.
İki türlü JİTEM’in bulunduğunu belirten Doğan, birinin subaylardan oluştuğunu, diğerinin ise asıl JİTEM olan operasyonel sivillerden oluşan güç olduğunu, terörle mücadele konusunda ikinci JİTEM’in esas rol oynadığını söyledi.
Doğan’ın, ”Halen JİTEM 10 bin kişiyle var ve bana bağlı. Benden halef selef seçmemi bekliyorlar. Ölmeden önce bir insan seçeceğim” demesi üzerine, savcı Mehmet Ali Pekgüzel, ”Siz emekli olmadınız mı? Devlette devamlılık esastır. Neden başkasına devretmediniz?” diye sordu.
Doğan’ın da, ”Hangi devlet?” diye sorması üzerine Pekgüzel, ”Türkiye Cumhuriyeti” yanıtını verdi. Doğan da, Türkiye Cumhuriyeti’nin 30 yıldır ”başkalarının elinde” olduğunu ileri sürdü.
Pekgüzel’in ”10 bin kişiye bu silahları kim veriyor?” şeklindeki sorusuna Doğan, ”Bunlarda çakı bile yoktur. Tek bildiği silah Kanas’tır. 200 metreden adamın kafasına vurur” dedi.
Pekgüzel’in ”Sizin üstünüzde kim var? Operasyona kim karar veriyor?” sorusuna da Doğan, ”Şartlar olgunlaştıktan sonra…” cevabını verdi.
Ergenekon’da var olduğu ileri sürülen JİTEM ile kendisinin kurduğu JİTEM’in bir ilgisinin bulunmadığını belirten Doğan, emrindeki JİTEM’in Doğu ve Güneydoğu’daki dağlarda olduğunu, PKK’nın alanlarında olduğunu söyledi.
PKK’nın gerilla savaşı verdiğini, gerillaya karşı savaşmanın tek yolunun kontrgerilla mücadelesi olduğunu ifade eden Doğan, çatışma alanları hariç hiç kimseye silah sıkılmadığını öne sürdü.
Terör örgütü Hizbullah’a yönelik operasyonda ölü olarak ele geçirilen Hüseyin Velioğlu’nu iyi tanıdığını da belirten Doğan, ”Hüseyin’e ‘4-5 kişiyle birlikte köy köy dolaşın vaazlar verin, Güneydoğu halkının dini duyguları güçlüdür’ dedim” ifadesini kullandı.
Pekgüzel’in ”Orada dini olarak daha bilgili olan şeyhler vardı. Neden Hüseyin Velioğlu?” şeklindeki sorusuna, Doğan, ”O daha bilinçli, akıllı, vatanına, toprağına daha bağlı birisiydi. Bunlar silahlı güç değillerdi. Van Gercüş’te eğitim aldılar. Askeri eğitim almadılar. Velioğlu, dini eğitim veriyordu. Vaaz vererek halkı eğitiyorlardı. Gittikleri köylerde vaaz verirken onları geçici köy korucuları korurdu. Çok güzel faaliyetleri vardı. Şimdiki Hizbullah ile Velioğlu’nun o dönemdeki Hizbullah’ı aynı değil. Sonradan dejenere oldular. Ben ayrılınca, silahlı bir güç olarak ortaya çıktılar. Başsız kaldılar, tarikatlara yanaştılar” diye cevap verdi.
”Hizbullah daha sonra silahlı bir örgüte dönüştü. Neden mücadele etmediniz?” sorusuna ise Doğan, ”Ben niye mücadele edeyim? Devlet var, devlet uğraşsın” yanıtını verdi.
Doğan’ın çapraz sorgusuna ara veren Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, duruşmanın yarına ertelendiğini söyledi.












Bu konu hakkındaki yorumunuz