Bundan birkaç yıl önceydi. Sarıkız, Ayışığı adı altında darbe planı iddiaları ortaya dökülmeye başlamış, Şemdinli soruşturması geride kalmış, ancak Ergenekon soruşturmaları henüz başlamamıştı.
İsmet Berkan ile birlikte Ankara’da bir dizi üst düzey görüşme yapıyor, nabız tutmaya çalışıyorduk. AK Parti hükümetinin en etkili bakanlarından birisi, ‘Bunlar biliniyorsa, nasıl oluyor da soruşturma açılamıyor?’ türünden bir sorumuza, unutamayacağımız bir yanıt vermişti; hatta Berkan buna bir yazısında değindi: ‘Cesur bir savcı arıyoruz.’
Bakan, Şemdinli iddianamesine Genelkurmay Başkanlığı’na hazırlanan Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ı da yazan savcı Ferhat Sarıkaya’nın başına gelenlerin diğer savcıları işlem yapmaktan caydırmış olduğu iddiasındaydı. Van Cumhuriyet Savcısı Sarıkaya, iddianamesine o sıralar Genelkurmay Başkanlığı’na hazırlanan Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın ismini koyunca ortalık karışmış, başkanlığını o sırada Adalet Bakanı’nı olan Cemil Çiçek’in yaptığı Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararı ile meslekten çıkarılmıştı.
Sonra, 2007 cumhurbaşkanı seçim sürecinde Büyükanıt’ın Abdullah Gül’ün seçilmesine itiraz eden e-muhtırası, ertesi gün Çiçek tarafından okunan hükümetin yanıtı, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın erken seçim ilanlı, Büyükanıt’ı Dolmabahçe’ye çağırıp konuşmasının hemen ardından Ergenekon soruşturması başladı ve ‘cesur savcılar’ bir anda ortaya çıkarak Ergenekon iddianamesini yazmaya başladı. Gerisini biliyoruz.
Akıl almaz iddialar
Türkiye’nin en deneyimli polis istihbaratçılarından Hanefi Avcı, geçtiğimiz hafta içinde ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar’ diye bir kitap yayımladı.
Halen Eskişehir Emniyet Müdürü olarak görev yapan Avcı, bu kitabında hem geçmişte PKK ile mücadelede yapılan hataları anlatıyor, hem de bugün polis ve yargı çevrelerinde olan bitenlere içeriden ışık tutuyor. Görevde olması, söylediklerinin değerini artırıyor. Amerikan siyaset dünyasında, emekli olmadan önce, o işin içindeyken yanlış giden uygulamaları cezayı göze alıp ifşa edenler için ‘whistle blower-ıslık, ya da düdük çalıcı’ diyorlar, oraya dikkat çekmeyi anlatıyor. Türkçe’de tam karşılığını bulamıyoruz; ‘Doğrucu Davut’ yetersiz kalıyor.
Uzatmayalım, bence Türkiye’de bugün ne olup bittiğini ayrı bir kesitten anlamak ,isteyen herkesin kitaptan ayrıntılarıyla okumasında fayda var, ama Avcı’nın iddiası şu: Fethullah Gülen ‘cemaatinin’ polis ve yargının kilit noktalarına yıllar önce sızmış, artık etkin durumdadır, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı içinde de sızdırılmış ve kendilerini gizleyen elemanları vardır.
Avcı isim de veriyor. Örneğin ‘Kozanlı Ömer’ ya da ‘İmam Ömer lakaplarını taşıyan ve adının Osman Hilmi Özdil olduğunu iddia ettiği bir kişinin polis içindeki örgütlenmenin başı olduğunu öne sürüyor. Kendi telefonu dahil pek çok emniyet mensubunun telefonunun, isim değil yalnızca hâkimlerin bulması mümkün olmayan IMEI numarası verilerek Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kanalıyla dinlettirildiğini yazıyor. ‘Bizim gibi bu işlerin içindekilere bu yapılıyosa, kimbilir diğer vatandaşlara ne yapılıyor?’ diye soruyor.
Cesur bir savcı mı aranıyor?
Avcı’ya göre eski DGM savcısı Nuh Mete Yüksel’in görevini bırakmasına yol açan olay da, Van 100’üncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ın başına gelenler de hep aynı ‘komplonun’ ürünü.
Avcı’nın iddiaları kimilerine göre mesleki olarak ‘umduğunu bulamamış’ bir polisin hayal kırıklığı ile attığı iftiralar.
Gerçi Avcı kitabında, bu kitabı yazana dek devletine bağlı bir polis olarak İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Başbakan Müsteşarı Efkan Ala dahil üst makamlara durumu sözlü ve yazılı anlatıp, çözüm bulamayınca halka duyurduğunu da yazıyor.
Bu iddiaların iftira olup olmadığını anlamak için soruşturma açılması gerekiyor. Avcı, kitabının sorunda ‘Burada yazılmayan gizli bilgileri Ankara ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılarına ve bazı makamlara yazılı şikâyet ve ihbar dilekçesi olarak vereceğim” diyor, ama ekliyor: “Herhangi bir tahkikat yapılabileceğine ihtimal vermiyorum” diyor. Haklı mı?
Nitekim Avcı hakkında açılan soruşturma, iddialarına ilişkin değil, devlet memuru sıfatıyla izin almadan kitap yayımlamış olduğu için.
Gazeteci gözüyle, Avcı’nın yazdıkları, isimsiz ihbarlara ağır davaların açılabildiği Türkiye’de en az 5-6 ayrı davaya konu olabilecek türden. Ama savcı, hâkim gözüyle nasıl göründüğünü bilemem.











Bu konu hakkındaki yorumunuz