Aman dikkat halkın sabrı taşmak üzere

Can Ataklı

Sevgili okurlar; bazı anlar vardır, zihninizde oluşan bir konuyu yazıp yazmamakta, okurla paylaşıp paylaşmamakta zorlanırsınız. Çünkü bu öyle bir konudur ki yanlış anlaşılması ya da istismar edilmesi halinde yaşanacaklar sizi üzebilir. Ancak bir an gelir, gerçeklerden kaçamayacağınızı görürsünüz. İşte bugünkü sohbetim böyle bir şey.

Açılım harekâtı

Aylardır bir Kürt açılımını tartışıyoruz. İktidar tamamen Güneydoğu bölgesinin oylarını toplamaya yönelik bir girişimi “açılım” adı altında pazarlamaya çalıştı. Olmadı, “demokratikleşme” dedi. O da olmadı bu kez slogan “birlik ve kardeşlik hareketi” haline geldi. Ama adı ne olursa olsun iktidarın gücü içini doldurmaya yetmeyince hepsi fos çıktı.

Açılımdan önce

Şimdi önce “açılımdan” önceki manzaraya bir bakalım. Türkler ve Kürtler ya da kim kendisini hangi kimlikte görüyorsa, hepsi aralarında hiçbir sorun olmadan birlikte yaşamışlar ve yaşamaya da devam ediyorlar. Bu barışı bozmaya yönelik tek olumsuzluk PKK teröristlerinin acımadan ve Kürt-Türk demeden çoluk çocuk ayırmadan insanları öldürmesi.

Buna rağmen sükûnet

26 yılda neredeyse 40 bin can alan teröre rağmen Türkler ve Kürtler arasında yine bir husumet, bir düşmanlık doğmamış. Çünkü tüm Türkiye terör ve teröristle, halkları ayırmayı becermiş. Bunca tahrike, bunca kana rağmen halklar arasında bir çatışma çıkmamış. Camilerden kalkan cenazelerde tek çatışma çıkmadığı gibi sataşma bile olmamış.

Kürtlere özel ilgi

Terörün acımasızlığına rağmen geçen sürede Türkiye’de yaşayan herkes terörü bir kenara bırakarak özellikle Güneydoğu’da yaşayanların sıkıntılarına, kendi sıkıntılarını bir kenara bırakarak ortak olmaya çalışmış. Kendisini Kürt olarak tanımlayanların kendi dillerini konuşamamalarına, kültürlerini yaşayamamalarına tepki göstermeye başlamış.

Pek çok adım atıldı

Türkiye’nin Güneydoğu’da yaşayan halka gösterdiği bu yakınlık sayesinde, hiçbir anlamı olmayan Kürtçe yasağı kaldırıldı, kültürel hakların kullanılması, gelenek ve göreneklerin yaşatılması kolaylaştırıldı. Hatta sadece bölge halkına hitap eden Kürtçe televizyon kanalı bile hizmete girdi.

Derken açılım geldi

İşte böyle bir iklimde her şey adım adım iyiye doğru giderken iktidar bir anda “Kürt açılımı yapacağım” diye ortaya çıktı. Amaç bölge halkının daha iyi yaşamasını, demokratik yapıdan daha fazla yararlanmasıydı. Açılım sözü kulağa iyi geliyordu da, yapılmak istenen neydi? İktidar bunu hiç söylemeden kapı kapı dolaşarak “fikir” toplamaya soyundu.

Yoğun destek geldi

Açılım hamlesiyle birlikte toplumda da bir dalgalanma oldu. Gerçi açılımın ne olduğu bilinmiyordu ama kamuoyu özellikle akan kanın duracağına inanarak iktidara yoğun destek verdi. Ne zamana kadar? Ta ki üniformalı bazı PKK’lı teröristlerin Habur Sınır Kapısı’nda karşılanmalarına kadar. O görüntüler Kürtler dışındaki herkesi şaşkınlığa düşürdü.

Hepsi mi terörist

Yaşanan şokun özeti şuydu: O güne kadar herkes teröristle normal Kürt halkını ayırmayı başarmıştı. Ama bu görüntüler zihinlerde bir anda “Biz sadece PKK’lıları terörist sanıyorduk. Peki karşılamacı bu on binlerce kişi de neyin nesi? Yoksa yanıldık mı? Kürtlerin çoğu terörist ya da terörist yandaşı mı?” soruları uyandı.

Geldiğimiz nokta

Sözü çok uzatmadan günümüze gelmek istiyorum. Habur’dan bu yana yaşananlar artık halkın sabrını taşırmak üzere. Kürtler ve kendisini Kürtlere adayan sözde aydınlar tarafından adeta işgal edilmiş televizyon erkanlarından her gece yapılan Kürt propagandaları, Türklüğe hakaret yarışları sıradan insanların bile öfkesini en tepeye çıkarıyor.

Husumet artıyor

Çok uzun yıllardır gazetecilik yapıyorum. Bu nedenle çeşitli dönemlerde halkın nabzının nasıl attığını görmek ve değerlendirmek konusunda uzman olmasam bile çok deneyim sahibi oldum. Açılım öncesi nasıl halklar arasında bir husumet olmadığını görebiliyorsam, bugün bunun tam tersine doğru çok hızlı bir koşu olduğunu fark edebiliyorum.

Mesajlarda patlama

Şimdi üzerinde fazla yorum yapmadan bir fotoğraf sunmak istiyorum sizlere. Son bir aydır okurlardan gelen ve hepsi sorularla dolu olan mesajlarda bir patlama oldu. Bir yıl önce hiç sorulmayan sorular, yorumlar, değerlendirmeler beni çok şaşırtıyor. Sokakta görüp çevirenler eskiden “Ne yapacağız” diye sorarlardı. Şimdi bu sorular da değişti.

Halkın anlamadığı

Açılım, demokratikleşme bir yana halkın anlamadığı şu: Kürtler ne istiyor? Ardından değerlendirmeler geliyor. Diyarbakır’da yaşayan bir Kürt’le Manisa köylüsünün farkı ne, Kürtler diledikleri yere gitmiyor mu, diledikleri işe girmiyor mu, okuyamıyor mu, milletvekili, bakan olamıyor mu, yurt dışına çıkamıyor mu? Benzer birçok soru…

Kürtçülük olarak algılanıyor

Vatandaş özellikle televizyonlarda terör örgütünün muhatap alınması isteklerini, anayasa değişikliği önerilerini ama özellikle Kürt olmadıkları halde Kürtlerden bile daha fazla Kürt savunusu yapanları anlamakta zorluk çekiyor. Böylelikle giderek Kürt sorunu hakkında yapılan her konuşma “Türkiye’yi bölmek, ırkçılık yapmak, Kürtçülük” olarak algılanıyor.

Haksız değiller

Tabii bunları söyleyince Kürtlerden ve kendisini Kürt sorununa adayanlardan itirazlar yükseliyor ve “Egemen Türkler kendilerini üstün görerek Kürt halkını aşağılıyor. Sorun bu değil, çok daha derin” diyorlar. Ancak benim sunduğum fotoğraf sade vatandaşın duygu dünyasında yaşadıkları. Bu gerçeği görmezden gelmek büyük aymazlık olur.

Her gün ayrı hakaret

Teröristlerin gemi azıya almaları, hemen her gün bir veya daha fazla şehit haberinin gelmesi, askerin nedense basiretsiz davranması halkı bir yandan umutsuzluğa sevk ederken öfkeyi de kabartıyor. Kürt temsilcilerinin akıl almaz tehditleri, “Kentleri zindan ederiz, avucunuzu yalarsınız, önümüzde diz çöktüreceğiz” türü sözleri ise sabırları taşırıyor.

Akıl almaz öneriler

Son günlerde o kadar saçma öneriler geliyor ki şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemiyorum. Türkiye’deki bütün Kürtleri Güneydoğu’ya göndermek isteyenler; Kürtlere ev, arsa ve iş verilmemesini önerenler; BDP milletvekillerinin parlamentodan atılması gerektiğini söyleyenler… Hatta “Verelim birkaç il, kursunlar devletlerini, biz de rahat edelim” diyen bile var.

Ciddiye almak gerek

Televizyonların verdiği olanaklarla rahat konuşma ortamı bulan Kürtlere ve destekçilerine naçizane bir önerim olacak. Türkiye’de şu anda sadece şehit cenazelerinde gösterilen öfke gösterilerini ciddiye almak gerek. Gözlediğim kadarıyla sıradan vatandaşın öfkesi giderek büyüyor ve sabrı taşıyor. Bu hiç de hayra alamet bir durum değil.

Kim zararlı çıkar

Yaratılan hoşgörü ortamı içinde Kürt önderler ve özellikle terör yanlıları, Başbakan’ın deyimiyle “ayılıp bayılanlara” bakarak Türk halkının moralini iyice bozduklarına ve pasifize ettiklerine inanabilir. Bu büyük bir yanılgıdır. Eğer kimi terör yanlısı Kürtler’le Türkiye’yi dize getirdiklerini zanneden Kürtler bu havaya kendilerini kaptırırsa, bundan kimin zararlı çıkacağı belli olmaz.

Herkes dikkatli olmalı

İşte sevgili okurlar; Türkiye’nin hızla içine sürüklendiği manzaranın bir fotoğrafını sunmak istedim sizlere. Dediğim gibi bunları yazmak gerçekten çok zor. Ama gerçeği göstermek de hepimizin görevi. Bu manzarayı iyi görmek ve her şeye rağmen sorumlu davranarak makul bir çözüme ulaşılmasını sağlamak zorundayız. Aksi bir durum çok uzun yıllar acısını çekeceğimiz gelişmelere neden olacaktır.

Bu hafta çok önemli

Son olarak bu hafta ile ilgili birkaç noktayı hatırlatmak istiyorum. Anayasa Mahkemesi değişikliklerle ilgili kararını bu hafta içinde açıklayabilir. Bu açıklama siyasetin geleceğini belirleyecektir. Erken seçim konusundaki tahminimi yazmıştım, bu hafta içinde ise olası seçim öncesi ve sonrası bazı olası gelişmeleri kaleme alacağım.

Hepinize iyi haftalar dilerim…

catakli@gazetevatan.com

Bu konu hakkındaki yorumunuz

  

  

  

Diğer sounçlar..

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Filter by Categories
BİLİM VE TEKNOLOJİ
DÜNYA
DW HABER
EKONOMİ
GÜNDEM
KÖŞE YAZILARI
KÜLTÜR & SANAT
MEDYA & MAGAZİN
SAĞLIK
SPOR
YOUTUBE