
Güngör Mengi
Ayıp duygusu Türkiye’de hiçbir zaman bugünkü kadar sahipsiz kalmamıştı.
Çünkü şu anda siyaset, ne pahasına olursa olsun kazanmaya şartlanmış bir zihniyetin kontrolündedir.
En yakışıksız hilelerin asla yakıştıramayacağınız makam sahipleri tarafından yapıldığını görmenin üzüntü ve şaşkınlığını sık sık yaşıyoruz.
Sonuncusunu dün CHP lideri Deniz Baykal’dan dinledik:
Anayasa Mahkemesi raportörlerinden birinin Anayasa Mahkemesi’ne yedek üye yapılmasına karar veriliyor.
Malum; referandumdan “evet” çıkacak olursa Anayasa Mahkemesi yedek üyeleri hemen asıl üye olacaklar.
Fakat raportörü Cumhurbaşkanı Gül’ün yedek üye olarak atayabilmesi mümkün değil.
Çünkü bu göreve getirilecek olan kişinin müsteşar, müsteşar yardımcısı, general, amiral, büyükelçi, vali gibi “üst kademe yöneticisi” olması gerekiyor.
Bu şartı yerine getirmek için genç raportör hemen Denizcilik Müsteşar Yardımcılığı görevine atanıyor, 31 günde “istenen kaliteye” yükseliyor ve Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesi’ndeki görevine iki gün önce başlatılıyor.
Bu hülle yöntemine, hileye bile bile mi alet olmuştur Cumhurbaşkanı yoksa birileri onu böyle bir oyuna bilgisi dışında mı dahil etmiştir?
Eğer dolandırıldıysa, bu işi yapanlar cüretlerini nereden almışlardır?
Bizim sistemimizde Cumhurbaşkanı’nın rolü önemlidir. Ve bu rolün esasını “tarafsız cumhurbaşkanı” oluşturur.
O nedenle raportörü Anayasa Mahkemesi Yedek Üyesi yapan hızlandırılmış katakullide Cumhurbaşkanı’nın kandırıldığını, isteği ve bilgisi dışında kullanıldığını temenni etmek istiyoruz.
Çünkü anayasa paketi gerçekleşecek olursa böyle bir Cumhurbaşkanı ile varacağımız yer asla bir hukuk devleti olmaz!
Kötümserlik uyandıran bu örnek olay, yine de içinde bir iyilik ihtimali barındırıyor.
AKP hedeflediği yere vardığı takdirde kendi Anayasa Mahkemesi’ni, kendi HSYK’sını kuracaktır. Birini, ikisini değil, neredeyse bütün hâkimleri kendisi seçecektir.
Böyle bir süreçte Anayasa Mahkemesi’ne bir yedek üye atamak uğruna hile yapmayı göze almanın akla uyan bir açıklaması yoktur.
Hile üstünde yakalanma riski taşıyan bir tamahkârlığı iktidar hedefine ulaşacağından emin değilse göze alabilir.
Böyle küçük fırsatları ganimet saymaya devam ettiklerine göre bu ihtimal az değil!
Boşa geçen ziyaret
Almanya ile olan ilişkiler Ankara hükümetleri açısından başarısızlıktır.
Üç milyon Türk’ün yaşadığı bu ülkenin Başbakanı rüzgâr gibi geldi ve gitti.
Ziyaret bir Afrika ülkesi yöneticisinden daha etkileyici bir rüzgâr yaratmadı.
Oysa oradaki Türk varlığı iyi örgütlenebilse Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkacak bir Alman hükümeti asla olamaz.
Son ziyaret Başbakanımızın Almanya’da Türk okulu kurulması ısrarı, konuk Başbakan’ın da buna karşı çıkması yüzünden kısır bir tartışmaya feda edildi.
Erdoğan’ı bayrak göstermek hevesi, Merkel’i de boyun eğmemek inadı yönetti.
İkisi de hayata yabancı kaldı.
Doğru çözümü Almanya Türk Toplumu Başkanı Kenan Kolat ortaya koydu.
Çünkü hayatın içinden gelen o.
“Almanya’da 600 bin öğrencimiz var” dedi. Kaç tane Türk okulu lâzım; hesap edin.
Ve çareyi “Alman okul sistemine Türkçeyi koymak daha iyi” diyerek gösterdi.
Böyle ziyaretler öncesinde Dışişleri Bakanlığı, gurbetçilerimizin örgütlerini niye dinlemez?












Bu konu hakkındaki yorumunuz