
Güngör Mengi
Yürütme erkinin başı olan Başbakan, iktidar partisinin lideri olarak yasama erkine de hükmediyor.
Cumhurbaşkanı ile TBMM Başkanı’nın tarafsızlıkları rejimin sağlıklı çalışmasının teminatıdır ama o sigortalar işlemiyor.
Geriye kalan tek bağımsız erk yargıdır; iktidar şimdi onu zaptetmeye uğraşıyor.
Bugün “tek parti hükümeti” var, AKP son hedefine de ulaştığı zaman Türkiye “tek parti devleti” olacaktır!
Yargıtay Başkanı Gerçeker önceki gün “Yapılmak istenen düzenlemelerle yürütme yargıyı daha da kuşatma altına almak istiyor” derken bu tehlikeye işaret etmişti.
Başbakan Erdoğan dün hemen cevapladı:
“Türkiye’de yasama da yürütme de yargı tarafından kuşatılmıştır!”
Başbakan yargı reformuna itiraz edenleri içeriğini öğrenmeden ayağa kalkmakla suçluyor.
Bu doğru değil. Çünkü iktidarın son zamanlarda her işi bir kenara bırakıp yüksek yargıyı ele geçirmek amacına yoğunlaştığını çocuklar bile öğrendi.
Bir iddiası da şu:
Yargı, mecliste ezici çoğunluklarla kabul edilmiş yasaları iptal ederek ulusal egemenlik ilkesine ters düşüyor.
Bu sav da demokratik hukuk devleti ilkesine hiç uygun değildir.
Çünkü arkasındaki çoğunluğun büyüklüğü hukuka aykırı bir işi demokratik kılmaz, olsa olsa doğuracağı tehlikeyi büyütür.
Başbakan dün Yargıtay Başkanı’nın kuşatma iddiasını cevaplarken muhalefete de alaycı bir tonda şunu sordu:
“Anayasa yapma, referandum yapma, reform yapma… Peki ne yapalım?”
Muhalefet ne cevap verir bilemeyiz ama vatandaşın iktidardan ne beklediğini iyi bildiğimiz için Başbakan’a yardımcı olabiliriz:
1. AKP çoğunluğu yarından tezi yok milletvekili dokunulmazlığını kaldırarak ülke kaderinin temiz ellere devrini sağlamalıdır;
2. Seçim barajını yüzde 5’e indirerek demokratik katılımı genişletmelidir;
3. Kalan zamanını sosyal patlama riski doğuracak hızda artan işsizliğe çare arayarak değerlendirmelidir.
Ama düştüğü çaresizlik karşısında, kalan vaktini halkı kayıkçı kavgası ile uyutarak geçirmeye karar vermiş bir iktidarsa muhatabımız, ne denir?
Ben de “Allah selâmet versin” diyorum!
Aklın yolu sükûnet
Türkiye’nin baskıya boyun eğmeyeceği cart-curtlarına kulak asmayın.
Kayba uğrama riski taşıyan her ülke, büyük küçük ayrımı olmaksızın baskıdan etkilenir.
Soykırım tasarısının ABD Kongresi’nin alt komitesinde kabul edilmesi dünyanın sonu değildir.
Şimdi çok yönlü hesaplar bundan sonraki karar alma süreçlerini yönlendirecektir.
Amerika’nın Irak ve Afganistan takvimi ile Kafkasya’ya dönük enerji bağlantılı çıkarları zaten kendi başına vazgeçilmez olan Türkiye’yi daha da değerli hale getirmiştir.
Bu gerçeği bilerek hareket eden bir diplomasi, tasarının reddi halinde elde edilecek olumlu sonuçların fazlasını bile elde edebilir.
Çünkü tasarı reddedilseydi Türkiye Ermenistan sınırını Azerileri küstürmemek için açamayacaktı.
Şimdi Amerika Ermeni tasarısını Kongre’ye gidiş yolunda dondurmak için Ankara’ya “protokolları meclisten acele geçir” diye baskı yapacak, Türkiye de buna karşılık Yukarı Karabağ’daki Ermeni işgalinin kalkması için Washington’u sıkıştıracaktır.
Önümüzde iki yol var.
Biri “protokolları yırtalım” diyor.
Öbürü “protokolları ilerleterek soykırım tasarısının önünü tıkayalım” aklını veriyor.
Dileriz hükümet tepkici çoğunluktansa akılcı azınlığın önerdiği yolu benimser!
gmengi@gazetevatan.com











Bu konu hakkındaki yorumunuz