Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, demokratik açılım konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal arasında yaşanan ‘kameralı görüşme’ tartışmalarına tepki göstererek, “Bari Kızılderililer gibi dumanla işaretleşerek konuşun” dedi.Kurtulmuş, Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği’nin düzenlediği etkinlikte gazetecilerle biraraya geldi. Kurtulmuş, gazetecilerle yaptığı sohbette gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye ile İsrail arasında yeni bir krize neden olan TRT’nin yayınladığı ‘Ayrılık’ dizisi ile ilgili olarak İsrail’in tavrını anlamanın mümkün olmadığını ifade eden Kurtulmuş, “İsrail, hem zulmedecek, hem insanların yaşadıkları yerleri işgal edecek, insanların tepelerinden yaşlı, çocuk kadın demeden bombaları yağdıracak hem de bütün bir dünyanın yasakladığı ve insanlık suçu olan fosfor bombalarını kullanacak, yani sizi öldürecek yok edecek, ama siz öldürüyorsunuz yok ediyorsunuz demenize de müsaade etmeyecek. İsrail böyle bir tavır içerisinde” diye konuştu.İsrail Başbakanı Netayahu’nun “1999 depreminde bizim askerlerimiz gelip size yardım etmemiş miydi?” sözlerini de eleştiren Kurtulmuş, “Bu sözü söylemenin ne kadar insani değerlerle bağdaştığını, İsraillilerin kendi vicdanlarına havale ediyorum. Evet bu yardımı insani bir gerekçeyle yaptılarsa, sağolsunlar, ellerine sağlık. Ama yardımın en kötüsü, yapıldıktan sonra insanların başına kakılan yardımdır” dedi.Kurtulmuş, Hükümet yetkililerinin ve dışişleri bakanının bu konudaki demeçlerini yerinde bulduklarını kaydetti.
-“YILLARDIR YAPILAN YANLIŞTAN DÖNÜLDÜ”-
Konya’daki Anadolu Kartalı tatbikatının uluslararası bölümünden İsrail’in çıkarılmasını da değerlendiren Kurtulmuş, “Ülkeler, müştereken niçin tatbikat yaparlar? Müşterek tatbikat, ortak düşmana karşı yapılır. Türkiye ile İsrail’in ortak düşmanı kimdir? Toprakları işgal edilmiş , Filistin halkı mıdır? Toprakları işgale teşebbüs edilmiş Lübnan halkı mıdır? Suriye halkı mıdır? İran halkı mıdır? Irak halkı mıdır? Bizim hangi ortak düşmanımız var ki, biz İsrail ile ortak düşmana karşı hazırlıklı olmak için tatbikat yapacağız?” diye konuştu.Kurtulmuş, Başbakan Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ‘açılım’ hakkında yapacakları görüşmedeki kamera tartışmasına da değinerek, “Ben baştan beri AKP ile CHP’nin bu konuda bir tuluat tiyatrosu oynadığı kanaatindeyim. Bakın Demokratik açılım diye tartışılan bu konu Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana konuşulan en önemli sorunudur. 30 bin insan ölmüş, binlerce askerimiz şehit olmuş, milyarlarca dolarımız heba olmuş.Bu memlekette asırlardır birlikte yaşayan halkın arasına büyük güçlerin çabasıyla bir büyük fitne girmiş. Bu fitnenin bozulması lazım. Bu konu konuşulmaya Haziran’da başladık. Ekim’in ortasına geldik. 4.5 ay geçmiş. Birisi neredeyse Anayasa’ya değiştirecek parlamento çoğunluğuna sahip olan bir parti. Diğeri anamuhalefet olduğu zannedilen bir parti. Bu kadar önemli bir konuyu 4.5 ay sonra görüşmeyi, acaba mektuplaşma aracılıyla yapabilir miyiz yapamayız mıyı tartışıyorlar. Halk diyor ki, bari Kızılderililer gibi dumanla işaretleşerek konuşun” dedi.Gelinen noktayı gayri ciddi bir tutum olarak nitelendiren Kurtulmuş, “Bu kadar önemli bir konuyu anlamanın göstergesidir.Kim ne biliyorsa ortaya koymalı. Zaten siyasetçi, her an kameraların önündeymiş gibi şeffaf olmak zorundadır. Evet milli bir sır olabilir, devlet sırrı olabilir. Bunun yeri de usulü de üslubu da bellidir” diye konuştu.
-“GELİRLER İDARESİ ÖZERKLEŞTİRİLİRSE ‘DÜYUN-U UMUMİYE’ GELDİ DEMEKTİR”-
Bir soru üzerine Türkiye’nin IMF ile yapacağı söylenen anlaşmayı da değerlendiren Kurtulmuş, AKP’nin IMF ne diyorsa o emirleri uygulamış olan bir parti olduğunu belirterek “Aslında anlaşma yapıldı. Ama Sayın Başbakan anlaşmayı yapmıyormuş gibi yaparak bir PR çalışması sürdürüyor. Birçok alanda da aynı şekilde davranıyor. Mış gibi yapıyor, halktaki o tepkiyi azalttıktan sonra yoluna devam ediyor” dedi. Kurtulmuş, Türkiye’de kamunun yatırım yapamaz, devletin hastanelerini, okullarını boyayamaz hale geldiğini ifade ederek şöyle konuştu:“Türkiye bu noktaya getirildi. Problem ne? Hala Türkiye’de egemen bir devlet var, vatandaştan vergileri topluyor. Şimdi IMF diyor ki ‘Senin şu kadar borcun var. Bu vergileri topluyorsun. Bunu çarçur etmemen lazım. Bu vergileri nasıl toplayacağını ben kontrol edeceğim’ Gelirler İdaresinin özerkleştirilmesi dediğimiz şey budur. Biz bunu söylediğimiz zaman Sayın Başbakan ‘Hayır olmaz öyle şey’ diyor. Ama orta vadeli programa mali kural diye bir şey koydular. Mali kural TBMM’nin elinde olan bütçe yapma yetkisini, ne kadar dış borç yapılacağını, ne kadar iç borç yapılacağının sınırlarını açıkça ilan edilerek uluslararası kurumlara devredilmesinin alt yapısıdır. Eğer Hükümet Gelirler İdaresinin özerkleştirilmesi konusunda bir karara imza atarsa -ki biz bu anlaşmanın bittiğini biliyoruz- bunun manası şudur: Türkiye Düyun-u Umumiye idaresine geri döndü demektir. Millet Düyun-u Umumiye deyince çok kötü diyor, tüyleri diken diken oluyor. Ama Düyun-u Umumiye idaresi Osmanlı bütçesinin sadece üçte biriyle ilgiliydi. Şimdi Düyun-u Umumiye’nin postmodern versiyonu olan Gelirler İdaresinin özerkleştirilmesi ve burada getirilen mali kural bütçenin tamamının kontrol altına alınmasına müsaade ediyor. Dolayısıyla bu sürdürülemez bir şey. Sadece bu Hükümet’in yanlışı olmaz bu. Maalesef Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin diz çöktürülmesi anlamına gelir.” ( ANKA )
Haber Kaynağı : Vatan












Bu konu hakkındaki yorumunuz