Erdoğan Türkiye’yi İsrail’den uzaklaştırırken Suriye’ye yaklaştırıyor. Atatürk, ülkesinin şer eksenine kaydığını görse mezarında ters dönerdi. İsrail’in dünyanın ‘paspası’ haline gelmesinin sebebi, Obama’nın seçilmesinin ABD’nin İsrail’e desteğinin azaldığına dair bir hissiyat yaratması..
Türkiye’yle uluslararası hava tatbikatının iptal edilmesi fazla önemli değil. Bu durum Türkiye’nin stratejik çıkarlarına ve uluslararası itibarına İsrail’e verdiğinden daha fazla zarar veriyor. Hatta Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan kararına gerekçe olarak İsrail Hava Kuvvetleri’nin Dökme Kurşun Operasyonu sırasında fosfor bombalarıyla çocukları öldürmesini gösterdiğinde, İsrail’den ziyade ülkesinin güvenlik çıkarlarına zarar veriyor.
Türkiye’nin güneyindeki Kürtlere karşı savaşın (Ermenilerden söz etmeye gerek bile yok) içerdiği vahşet, Türkiye’yi Merhamet Nobeli aday listesine sokacak falan değil. Fakat bu konuda bir televizyon dizisi çekilmesini de çok beklersiniz. Amerikan ordusunun da katılması planlanan NATO tatbikatı, en başta Türkiye’nin güvenliğine ve AB’ye üyelik sürecine faydalı. Fakat Türkiye’nin Suriye’yle yakınlaşması bu ülkeyi AB’den ziyade şer eksenine yaklaştırıyor.
İsrail için vicdanı sızlamaz
Erdoğan’ın niyeti Türk ordusunun otoritesini ve demokrasiyi savunma yeteneğini zayıflatmaksa, kendisine Atatürk’ün mirasıyla uğraşmamasını söylemek yerinde olabilir. Atatürk kurduğu cumhuriyetin şer ekseninin parçası olma yolunda gittiğini görseydi, mezarında ters dönerdi.
Son bir yıldır onuru ve itibarı için mücadele etmek zorunda kalan İsrail dünyanın paspası haline geldi. Sanki İsrail’in savaşlarla dolu tarihi, iki intifada ve sivil nüfusuna karşı birçok terör saldırısı yeterince acıya yol açmamış gibi, Hamas sekiz yıldır güneydeki yerleşim birimlerine Kassam roketleri ve havantopları yağdırdı. Kimse bunların aleyhinde konuşmadı; Erdoğan’ın veya o kanayan kalplerin hiçbirinin vicdanı sızlamadı, eğer vicdanları varsa tabii…
Dahası Hamas Gazze’de Fetih destekçilerini katliamdan geçirirken bütün dünya seyretti. Hamas’ın Gazze’de yol açtığı yıkımı veya terör örgütlerinin İsrail’in orta yerinde kadınlara ve çocuklara yönelik canice saldırılarını araştırmak için neden tek bir Goldstone komisyonu kurulmadı?
Tam da Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in bir anlaşma ayarlamaya çalıştığı ve bölgenin en sağduyulu lideri olduğunu gösterdiği bir dönemde, Ürdün Kralı Abdullah aniden bizi büyükelçisini Amman’a çağırmayı planladığı konusunda uyarıyor. Majestelerine saygımız var, fakat o daimi tehdidi, yani Filistinlilerin krallığına sel gibi akması ihtimalini düşünüp daha itidalli olmalı. Ayrıca Türkiye’yle Suriye arasındaki yakınlaşmadan sevinç duyması için de sebep yok. İran Hamas’la Hizbullah’a silahları Suriye üzerinden gönderdi. Ve Kara Eylül sırasında Suriye’yi Ürdün’ü işgal etmekten alıkoyan şey İsrail’in ültimatomuydu.
Fakat şimdi İsrail kendisini onurunu ve itibarını savunmak zorunda buluyor. Ne değişti? Gerçekten de bütün dünya bir kez daha bize karşı mı? Bence değişen tek bir şey var: ‘Obama etkisi’nin ortaya çıkışı. Bu akla, “Brezilya’da bir kelebeğin kanat çırpması, Teksas’ta bir fırtınaya yol açabilir” teorisini getiriyor. İsrail düşmanlarına göre, Barack Obama’nın seçilmesinin ardından ABD’nin İsrail’e sarsılmaz olarak görülen desteği artık çantada keklik değil. Ve nükleer üretim halindeki İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad Holokost’a ‘yalan’ dediğinde, kimi tehdit ettiği ortada.
‘Obama etkisi’ İran’a cesaret veriyor. Diyalog mu? Hadi kuralım. İranlılar iyi satıcılar olmalarıyla bilinir – bir halı dükkanının sahibine saati sorsanız, cevabını alana kadar size üç halı satıverir. Obama’nın İsrail’i öncelik sıralamasının başına koyacağını bekleyenler yanıldı. Beyaz Saray’a yerleşmesinin üzerinden sekiz ay geçmişken, Ortadoğu özel temsilcisi George Mitchell’ın ortalıkta görünmediği gözden kaçmıyor. Fakat Obama’nın niyeti İsrail’in boğazına çökmek değil. O diyaloğa inanan, fakat gerektiğinde kararlı olabilen bir başkan. Bu da İsrail’in hayrına.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu iki halk için iki devlet önererek ileriye doğru dev bir adım attı. Fakat bu onlara yetmiyor ve daha fazlasını istiyorlar. Daha dürüstçesi, ne istediklerini onlar da bilmiyor. Gazze sadece Gazze olarak mı kalacak? Batı Şeria sadece Batı Şeria mı olacak? Bir birleşme olmayacak mı? Sorun şu: Bugün bir Filistin devleti adına konuşabilen hiçbir Filistin lideri yok. Camp David’de Ehud Barak Yaser Arafat’a işgal altındaki toprakların yaklaşık yüzde 97’sini teklif etmişti ve karar verme gücüne sahip yegâne insan Arafat’tı. Fakat Arafat görüşmeleri sürdürmek yerine ikinci intifadayı başlattı ve esrarengiz biçimde öldü.
İpler Netanyahu’da
Filistin Yönetimi Mahmud Abbas öfkeyle hareket ediyor. Batı Şeria’nın serpilip gelişmesine ve kendi güvenliğini sağlamasına ne kadar fazla yardımcı olduysak, bize o kadar küfrediyor. Yine de Filistinlilerin bir kez daha bir fırsatı tepiyor olması gerçeği, Netanyahu’yu iki halk için iki devlet planını hayata geçirmek için elinden geleni yapma zorunluluğundan kurtarmaz. İsrail lideri olarak kabul görmesinin tek yolu bu. ( Yoel Marcus – İsrail gazetesi, 16 Ekim 2009)
Haber Kaynağı : Radikal











Bu konu hakkındaki yorumunuz