
Güngör Mengi
Bugün Başbakan’ın “Ulusa Sesleniş” konuşmasındaki çelişkileri yazacaktım.
Çünkü çağdaş demokrasinin kalitelerine sahip çıkan sözler söylüyordu Başbakan ama yaptıkları, o sözlerle zıtlıklar taşıyordu.
Konuşmasında Kürt sorununun çözümü ve terörün bitirilmesi amaçlı hareketin adının “Demokratik Açılım” olarak yerleşmesine önem verdiğini belli ettikten sonra üç dikkate değer önermede bulunuyordu:
1. “Asıl sorgulamamız gerekenler otoritesini saygıyla değil korkuyla kabul ettirmeye çalışan yönetim anlayışlarıdır.”
2. “Bu meseleyi her türlü önyargıdan her türlü asabiyetten uzak tartışalım diyoruz.”
3. “Bizim muradımız, herkesin ama herkesin kendini özgürce ifade edebileceği demokratik ortamı tesis edebilmektir.”
Bu çerçevelik sözlerin mürekkebi kurumadan, Doğan Grubu şirketleri üzerinde estirilen vergi denetimi terörünün yeni bir aşaması duyuruluyordu:
Doğan Yayın Holding’e yazılan 914 milyon liralık cezadan sonra Hürriyet Gazetecilik’e de 22.8 milyon lira vergi cezası kesilmişti!
Devlet adamı özlemi
Hukuk güvencesine dayanmayan otoritenin demokratik niteliğinden söz edilemez. Doğan Grubu’na bağlı 12 şirkette sürdürülen vergi denetimlerinin, gruba ait gazeteleri “terbiye” etme amacı güttüğünü kim inkâr edebilir?
Yukarıya aldığım çerçevelik sözleri söyleyen kişi içten ise, siyasetçiden önce devlet adamıdır.
Devlet adamının ayırıcı özelliği de adaletli olmasıdır. Bitmedi…
Adalete saygılı da olmasıdır.
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı merhum Oramiral Güven Erkaya hakkında yazdığı bir yazı nedeniyle mahkemenin hükmettiği tazminatı evinin haczi suretiyle ödeyen Vakit yazarı Dilipak’a Başbakan “geçmiş olsun” telefonu açtı.
Ama ülkede yaşanan her kanunsuzluğun doğal sorumlusu olarak, Zeynep Mutlu Vakfı okullarının üstelik mahkeme kararına dayanmayan yıkımına hiç bir üzüntü beyan etmedi.
Bu haksızlığın VATAN’a duyulan husumetin sonucu olduğunu halkın ilk anda farkedeceğini hesaba katmayı ihmal etti.
Hukuk ve yüksek ahlâk
Toplum yaşamı sürekli yenilenme fırsatları üreten bir dönme dolaba benzer.
Başbakan’ın Ulusa Sesleniş konuşması acaba demokrasinin tüm erdemlerini kucaklayan bir açılımın müjdesi olabilir mi?
Böyle bir ümidi bana, Milliyet’in Genel Yayın Müdürü Sedat Ergin’in dünkü yazısı verdi. Sedat Ergin, Ulusa Sesleniş konuşması ile Başbakan’ın dünyaya örnek olacak kalitelere sahip demokrasi vaadinde bulunduğunu yazdı.
Bu değerlendirmenin gerçekleşmesini biz de isteriz.
Yalnız unutulmamalı ki Kürt sorununun çözümünü sağlayacak olan iradenin cesaret ve kararlılık kadar, hatta ondan bile fazla başka kalitelere ihtiyacı bulunuyor:
Hukukun üstünlüğüne inanmak ve daima ona dayanmak.
Yani adaletli olmak.
Devletin gücünü siyasi ve kişisel hırs ve hınç tatminleri yolunda kullanmamak.
Yani demokrasinin sunduğu hakları kullanırken talep ettiği yükümlülükleri de şikâyet etmeden yerine getirmek.
“Demokratik açılım” bağlamında yeni bir döneme girdiğimizi kanıtlayacak değişimler görmeyi artık istiyoruz.
Güzel sözlerin hayatımızı değiştirmeye yaramadığı takdirde git gide anlamını yitireceğini unutmayalım.
Bu defa bir fark yaşayalım.
Başbakan’ın geçen gün VATAN’ın manşetine çıkan “Biz Türkiye’nin tamamı değiliz” sözü, en azından boş hayal kurmadığımızın delilidir.
Güngör Mengi – Vatan
Yazara Ulaşmak İçin : gmengi@gazetevatan.com












Bu konu hakkındaki yorumunuz