
Can Ataklı
Sayın Başbakan;
Bu kaçıncı yazım oldu bilmiyorum, ama belli ki siz ısrarla söylemekten vazgeçmedikçe ben de ısrarla yazmaktan vazgeçmeyeceğim. Çünkü ilk başlarda bir “dil sürçmesi” ya da “iktidarınıza şevk vermek” amacıyla söylediğinizi iddia edeceğiniz bir cümle, Atatürk ilkelerine ve Cumhuriyet felsefesine yürekten bağlı olan beni ve sanıyorum aynı duyguları paylaşan milyonlarca insanı son derece rahatsız ediyor.
Pazar günü Ankara’da yapılan il kongrenizde yine başarılarınızı anlatırken, konuşmanızı “79 yılda yapılan ortada, bizim yaptığımız ortada” tanımlamalarıyla süslediniz. Belki ilk duyulduğunda fark edilmeyen 79 yıl, siz de biliyorsunuz ki 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’in iktidara geldiğiniz güne kadar olan yaşı.
Neden kimse bugüne kadar “başarılarını” tüm Cumhuriyet önemi ile kıyaslamayı düşünmedi de, ısrarla siz “Cumhuriyet’in şu kadar zamanda yaptığından daha fazlasını yaptık” demek ihtiyacı duyuyorsunuz?
Ayrıca Sayın Başbakan, bu konuda doğruyu söylemiyorsunuz. Çünkü başarı diye ortaya koyduklarınızın önemli bir bölümünü zaten Cumhuriyet döneminde yaratılan değerleri satarak sağladınız. Geri kalanlar ise sadece Türkiye için geçerli değil. Bilim ve teknolojinin sağladığı avantajlarla, siz değil hangi iktidar başta olsa aynı başarılar sağlanacaktı.
Bütün bunların dışında, Cumhuriyet dönemi ve Atatürk ilkeleri ile bu kadar sorununuzun olması çok şaşırtıcı. Hem yaşınız hem yaşadığınız kent açısından bugüne kadar yaşadıklarınızı, siyasetteki başarılarınızı ve Başbakan olmanızı Atatürk Türkiye’sinin sağladığı olanaklara borçlu olduğunuzu unutmuş olamazsınız herhalde. Laikliği yok etmeyi, Cumhuriyet ilkelerini ortadan kaldırmayı, Türkiye’nin ortak değerlerini tahrip etmeyi düşünüyor olsanız bile bu özgürlüğünüzü Atatürk Türkiyesi’nin yarattığı o müthiş iklimden alıyorsunuz.
Artık lütfen ne kadar önemli olduğunuzdan söz ederken kendi döneminizi sizden önceki 79 yılla kıyaslamayın. Gerçekten çok sevimsiz oluyor.
*****
ŞİİİŞŞŞT ENGİN ARDIÇ SAKİN OL
Sevgili dostum Engin Ardıç. Kim bilir kaç yıl birlikte çalıştık. Türkçeye en hâkim yazarlardan biri olduğunu, her yazından ayrı keyif aldığımı yüzüne söyleyen nadir kişilerden biriyim sanıyorum. Gerçi son zamanlardaki yazıların için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Sanıyorum sana maaş verenlerin fikir ve görüşlerine uygun olsun diye başta Atatürk olmak üzere devrimlere, Cumhuriyet ilkelerine, demokrasi ve hukuk düzenine sürekli ağır hakaretlerle saldırıyorsun.
Seni sevenlerde, gerçek Türkiye sevdalısı, demokrasi ve hukuk düzenine yürekten inananlarda büyük hayal kırıklığı yarattığını ve milyonların nefretini kazandığını herhalde biliyorsun, ama bu senin sorunun.
Bugüne kadar, sana olan saygımdan bu anlaşılmaz tavrına yönelik tek kelime bile etmedim. Ama görüyorum ki, sana maaş verenlere daha da şirin gözükmek için herhalde durup dururken bana bulaşmışsın. Neymiş, ben pazar günlerini fıkralarla geçiştiriyormuşum. Yıldırım Tuna sağ olsunmuş. Tabii ki Yıldırım Tuna sağ olsun. Ne var bunda? Haftanın diğer günleri yazdıklarımı etkiler mi?
Bırak insanlar haftada bir gülsünler. Ayrıca sandığın gibi “tembellikten” ötürü pazar günlerini fıkralara ayırmıyorum. Tam tersine mizahın çok ciddi olduğunu bilerek zorlanıyorum bile. Ayrıca her hafta fıkra dışında siyasi mizah da yapmaya çalışıyorum. Bunun başarılı olup olmadığına elbette okurlar karar verir.
Sevgili dostum. Lütfen bu yazıyı bir polemik olarak algılayıp cevap vermeye kalkma. Bu bir dost uyarısıdır, benim üzerimden birilerine hoş görünmeye çalışma. Sanıyorum ilk karşılaşmamızda sana tatsız biçimde sitem edeceğim.
*****
HIZLI ZENGİNLEŞMEYE BAHANE: GERÇEK BURJUVAYIZ
İktidar ve çevresi birkaç yıl öncesine kadar kendilerini “Türkiye’nin ezilmişleri, itilmişleri” olarak göstermeye çalışır ve bundan da prim yapardı. Atatürk devrimlerinin ve Cumhuriyet’in egemenlerine (!) karşı yoksul halkın zaferi olarak tanımlamıştı iktidar seçim zaferlerini.
Yoksulluk egemenlere başkaldırmış ve gerçek millet iradesi kurulmuştu.
Ama bir baktık ki kısa zamanda “gerçek millet” olan bu yoksullar anormal zenginleşti. Düne kadar taksiye binmeyi bile lüks sayanlar, kendisine zavallı süsü verenler, altlarına yüz binlerce dolarlık arabalar aldılar, bahçeli gecekonduları saray kabul edenler milyon dolarlık villalara taşındılar. Hacca gidemediği için karalar bağlayanlar, Mekke yerine Paris, Londra, New York’a koşup dünyanın en pahalı mağazalarının mümtaz müşterileri arasına girdiler.
Tabii bu aşırı zenginlik ve lüks ister istemez dikkat çekti. Bu arada yolsuzlukların, suiistimallerin de ayyuka çıkması zenginliklerini gölgeler oldu. Ama bu kesimin kurnazları kendi aralarında bile tartışma konusu olan zenginleşmelerine hemen bahane buldular. Meğer Türkiye’de gerçek burjuvazi iktidara gelmiş. Bu burjuvalar çok kazanıp zenginliklerini de göstererek yaşıyorlarmış. Zenginsen bunda utanılacak bir şey yokmuş.
Hepsi güzel de bu zenginliğin kaynağı da ortaya çıkarsa o zaman burjuva tanımı belki doğru olabilir. Çalışarak mı kazanıldı bu servet yoksa…
*****
ADAMIN BİRİ
Ara sıra televizyonlarda görüyorum. Genellikle dinci kanallarda boy gösteriyor. Yine dinci ve AKP’li gazetelerin birinci sayfalarından girip tam sayfa yayınlanan röportajları da dikkatimi çekiyor.
AKP ve yandaşlarının işine ne geliyorsa onları söylüyor. Geçmişe ağır sözler söylüyor. 12 Mart döneminin önderlerini suçluyor.
Bugünkü iktidarı övüyor. Çok yararlı işler yaptıklarını, Türkiye’yi AB’ye sokacaklarını, demokrasiyi yerleştirdiklerini ileri sürüyor.
Ergenekon davası nedeniyle pisliklerin ortaya çıktığına inandığını belirtiyor. Bugünkü iktidarı alkışlayıp askeri dönemlerin hesabının sorulacağını söylüyor.
Her gün bir yerde görüyorum bu adamı. İsmi bir türlü aklımda kalmıyor. Sadece ekranda adının altında yazan “SHP Genel Başkanı” unvanı zihnimde yer etmiş.
Üzülüyorum izlerken veya okurken. Akıl tutulmasının geçmişle, eğitimle, bilgiyle falan alakası yok anlaşılan.
*****
KADINSILIK
Fıkra tabii ki Yıldırım Tuna’dan: Homoseksüel Bob, bara gidip orada Johnny adında çok çekici bir gençle tanışmış.. Akşama kadar sohbet etmişler, gece yarısına doğru Johnny onu evine davet etmiş. Bardan çıkıp otoparktaki Johnny’nin üstü açık eflatun renkli arabasına binmişler. Parktan çıkarken Johnny 2-3 arabaya çarpmış, yine evinin önüne gelince apartman sakinlerine ait 3-4 otomobile çarpa çarpa park etmiş. “Biliyor musun hayatım” demiş Bob, “Senin bu kadınsı yönüne bayıldım!..”
Can Ataklı – Vatan
Yazara Ulaşmak için : catakli@gazetevatan.com











Bu konu hakkındaki yorumunuz