Abant'ta gündem belge

Abant Platformu’nun Abant Palace Otel’de başlayan ”Demokratikleşme: 12 Eylülden AB’ye Siyasi Partiler” konulu bu yılki ikinci toplantısına belge tartışmaları damgasını vurdu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ergenekon’a bulaşmış komutanlar için söylediği, “Şükür ki bu komutanlarla savaşa girmemişiz” sözlerinin belgeyle doğrulandığını iddia etti.

ABANT – Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkiye’nin 2010 yılına yaklaşılan bir zamanda halen bir yerlerde elde edilen imzalı belgeleri tartışmasının utanç verici olduğunu ifade ederek, ”Biz buna müstahak değiliz. Biz bundan çok da hoşlanmıyoruz, bundan dolayı üzülüyoruz ve utanıyoruz. Bu, halkın iradesine karşı, halkın seçimine, Anayasa’ya, demokrasiye karşı büyük bir ihanetten başka bir şey değildir” dedi.

Abant Platformu’nun ”Demokratikleşme: 12 Eylül’den AB’ye Siyasi Partiler” konulu bu yılki ikinci toplantısı Bolu’nun doğal güzellikleriyle ünlü, tabiat parkı Abant’taki Abant Palace Otel’de başladı.

Toplantının açılışında konuşan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Abant Platformu’nun toplantılarına 15 yıldan bu yana fırsat buldukça katılmaya çalıştığını belirterek, ”Abant Platformu’nu önemsiyorum, bütün öncelikleri Türkiye’dir, milletimizdir, özgürlüklerdir, demokratikleşmedir, Türkiye’de insanların refah düzeyi daha yüksek bir toplumda yaşamasıdır, hukuk ve demokrasi standardının yükselmesidir” dedi.

Türkiye’nin bir mücadele içinde olduğunu, daha çok demokrasi, özgürlük istediğini belirten Arınç, halkın elde ettiklerinin kıymetini bildiğini ve daha fazlasını istediğini, Türkiye’yi geriye döndürmeye çalışan, sivil iradenin önüne engeller koymaya çalışanların gayretlerine de prim vermeyen bir yapıya büründüğünü kaydetti.

Türkiye’nin zorlu bir sürecin içerisinde olduğunu ve AB’ye tam üyelik için müzakereler yürüttüğünü ifade eden Arınç, AB’nin temsil ettiği hukuk ve demokrasi standardını yakalamak için son dönemde birçok anayasal ve yasal değişiklikler yapıldığını, bu değişikliklerin AB istediği için değil, Türk halkının refahı, huzuru, mutluluğu için yapıldığını söyledi.

Toplantıda konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, askerin siyasetle ilgisi üzerine geçmişte söylediği “Şükür ki bu komutanlarla savaşa girmemişiz” sözlerini hatırlattı ve Türkiye’deki demokratikleşmenin çok daha süratli, güçlü olması gerektiğini ancak bunun istenilen seviyede gerçekleşmediğini söyledi.

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ben 35 yıldan beri siyasetin içinde olan bir insanım. 1985 yılında İzmir’de bir siyasi parti gecesinde 1,5 saatlik konuşma yaptım. Devlet Güvenlik Mahkemesi, ertesi gün bu konuşmamdaki sadece bir cümle sebebiyle hakkımda Türk Ceza Kanunu 163. maddeye aykırılıktan dava açtı. 1940’lı yılların sonunda Türk Ceza Kanunu’na giren çok meşhur bir maddedir 163. madde. Bu maddenin 4 fıkrası vardı, her fıkrası ‘laikliğe aykırı olmak…’ diye başlardı. Bundan dolayı o bir cümle ile yargılandım. Çok büyük bir süratle ikinci celse 4 sene 2 ay ağır hapis cezası ve 1,5 yıl Eskişehir’de sürgün cezası aldım. Yargıtay’a gitti, belli bir inceleme sonunda bu bozuldu. Tekrar İzmir DGM’ye geldi, mahkeme direndi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da kararı bozunca beni mecburen beraat ettirdiler. Ben bununla ilgili olarak 20 yıllık bir süreç yaşadım. Benim mahkum edilmeme yol açan 163. madde 1991’de rahmetli Özal’ın girişimiyle Ceza Kanunu’ndan çıkarıldı. 163, 141, 142. maddelerinin kaldırılması sırasında ‘olmaz, kalkmaz, Türkiye birbirine girer, şeriat gelir’ tartışmaları yaşandı. Ama 40 yıllık bir süreçten sonra bu maddeler kalktı. Bu maddeler kalkınca başka sübaplar geldi. Bu sefer Terörle Mücadele Yasası icat edildi, yargılamalar ona göre yapıldı. Sonra ondan da vazgeçildi. Bu sefer 312. madde sahneye çıktı. Hemen herkes o meşhur ve malum maddeden suçlanmaya, davalar açılmaya başlandı. Bu da işe yaramadı, bu kez 301. madde çıktı. Bu da kötü denildi. En son geçen sene 301. maddeyi de değiştirdik. 163. maddeden mahkum edilmeme yol açan cümleyi bugün sarf etsem artık yargılanmayacağım ama aradan 20 yıldan fazla bir zaman geçti. Meclis Başkanı olduktan sonra pek çok ülkeyi ziyaret ettim. Baltık ülkelerine gittim. Bu ülkelerdeki dönüşümün çok daha süratli, güçlü olduğunu gördüm. Bu ülkelerde eskiye dönüşü tamamen imkansız kılacak, bir geceden öbür geceye bazı düzenlemeler yapıldığını gördüm.”

”PARLAMENTODAKİ ÇOĞUNLUK TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL”

”Seçilmek, iktidara gelmek, parlamentoda çoğunluğu oluşturmak Türkiye’nin demokratikleşmesi için tek başına yeterli değil” diyen Arınç, sadece parlamento çoğunluğunun yeterli olmadığının Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında görüldüğünü vurguladı. Arınç, ”411 milletvekilinin ‘evet oyu’ ile kabul edilen, diyelim ki yanlış bir düzenlemeyi, sadece şekli bakımdan incelemesi gereken yüksek yargının şu taraftan dolanarak işin esasına girmesi çoğunluğun yeterli olmadığını gösteriyor” dedi.

Türkiye’nin demokratikleşmesinde 4 ana kurumun yardımcı olması gerektiğini kaydeden Arınç, şöyle konuştu:

”Demokratikleşmenin o kurumlar içinde mutlaka özümsenmesi, içselleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. O kurumlardan bir tanesi ordudur. Ordunun mutlaka demokratikleşme sürecinde bu sürece uygun bir yapılanma, zihniyet ve anlayış içinde olması lazım. İkincisi mutlaka yargının, özellikle yüksek yargının düşünceleriyle yorumlarıyla içtihatlarıyla kararlarıyla demokratikleşme sürecine olumlu katkıda bulunması lazım. Üçüncü üniversitelerdir. Her gün Ankara’da sadece siyasi içerikli, ideolojik amaçlı konuşmalarla bir araya gelen sayın rektörlerimiz artık kendi asli görevlerine süratle dönmeli. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısına katılmıştım. Orada 30’a yakın rektörümüz vardı. O toplantıda sayın rektörlerin konuşmaları, düşünceleri beni çok memnun etti. Üniversitelerarası bilmem ne kurulu diye zaman zaman bir araya gelerek, ateşli nutuklarla birbirlerini alkışlamalarla siyasi iktidarlardan hesap sormayı kendisine görev olarak bilen sayın rektörlerimiz çok şükür gitmiş, yerine bilim ve teknoloji konuşan çok değerli rektörlerimiz gelmiş.

22 yıl ceza avukatlığı yapmış bir insan olarak söylüyorum. Hakimler önüne gelen fikir suçlarında, isterlerse her sanığı beraat ettirebilirler, yeter ki özgürlükçü yorum yapsınlar, yeter ki ellerindeki ceza maddesine o gözle bakabilsinler. Öylesine cesur savcılarımız ve hakimlerimiz varmış, vardır ve olacaktır ki her zaman özgürlükçü yorumlarla kararlarını verebilirler. Demokratikleşmenin önünü açacak dördüncü önemli kurum, medyadır. Bu kurumların kendi içerisinde Türkiye’deki demokratikleşme sürecine mutlaka katkı vermesi lazım. Demokrasi ancak siyasi partilerle mümkündür, demokrasinin asli unsurlarından birisi de siyasi partilerdir. Her siyasi parti değerlidir, her siyasi partinin düşünceleri değerlidir, çünkü onlar az olsun, çok olsun halkı temsil ediyorlar. Her siyasi partiye saygı duyulmalıdır. O var diye bir toplantıya gelmemek, o var diye sırtını dönmek, o elini uzattığı zaman elini karşılıksız bırakmak, o partiye bir saygısızlık değil, onun şahsında bütün siyasi partilere saygısızlıktır. Siyasi partiler halkın düşüncesini temsil ediyor. Ona karşı tepeden bakmak hiçbir zaman mümkün olmamalıdır.”

Arınç, Türkiye’nin içinde bulunduğu süreçte olumlu yönde ilerlediğini, 30 yıllık zaman içerisinde tek başına iktidarlar, koalisyonlar gördüğünü, yapılanların olduğu kadar yapılamayanların da bulunduğunu belirterek, ”Bu zamanda, post modern darbeler, gizli açık, gece yarısı bildirileri var. Bu 30 yılın içinde siyasi partileri kapatma var. İktidardayken kapatılan Refah Partisi, iktidardayken kapatılmak istenen AK Parti var. Siyasi parti rejimlerinde de değişiklikler oldu. Ama bir gecede hepsi birden yapılamıyor, süreç içerisinde yapılıyor. Alıştıra alıştıra, ucundan, kıyısından, gönüllerini yapa yapa, yumuşata yumuşata oluyor bunlar” diye konuştu.

”HALKIN SEÇİMİNE, ANAYASA’YA BÜYÜK BİR İHANETTİR”

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bir kararda, ”TBMM’nin kurucu iktidarı temsil etmediği” şeklinde bir ifade bulunduğunu ifade eden Arınç, şöyle devam etti:

”Yeni bir anayasa yapmak istesek, Allah muhafaza yeniden bir darbeyi gözlememiz lazım. Kurucu anayasa iktidarı yetkisine sahip başka kurumlar gösterilebiliyor Türkiye’de. Bu şartlar altında demokrasiye yürüyüş yapan bir topluluk var. Türkiye, dünyada dış politika, dış itibar açısından çok iyi bir noktaya geldiği bir dönemde, ekonomide çok iyi adımlar atılan bir dönemde. Ama biz bir yerde ele geçirilen bir belgenin sahte mi, gerçek mi olduğu tartışmasıyla uğraşıyoruz. Bir imza var, imzanın sahibi var. Bir kesim diyor ki ‘bu gerçektir, belgedir, darbe hazırlığıdır’, bir kesim de ısrarla ‘bu sahtedir, oraya başkaları tarafından konulmuştur’ diyor. Biz 2010’a yaklaştığımız bir zamanda Türkiye’de halen, bir yerlerde lahikalardan, andıçlardan, fişlemelerden sonra bir imzayla karşımıza çıkan bir belgeyi tartışıyoruz. Biz buna müstahak değiliz. Biz bundan çok da hoşlanmıyoruz, bundan dolayı üzülüyoruz ve utanıyoruz. Yeni Türkiye’de olmamasını arzu ettiğimiz, herkesin asli görevlerini yapmaktan başka bir şey olmaması gereken bir durumda, devam eden bir soruşturma içerisinde birisinin ofisinde ele geçirilen ama siyasi partileri ortadan kaldırmayı amaçlayan bir belge var. Hedef alınan bir siyasi parti var. O siyasi parti düşman, tehlike olarak ilan ediliyor. Oradaki partinin ismini değiştirin, bütün partilerin adını koyun, iktidarın adını değiştirin, bütün iktidarların adını koyun. Bu halkın iradesine karşı, halkın seçimine, Anayasa’ya, demokrasiye karşı büyük bir ihanetten başka bir şey değildir.

Şimdi Türkiye’yi meşgul eden bu olaya karşı sevinilecek bir şey de var. Ben artık küçük sevinçleri de önemsiyorum. Çünkü Türkiye’de, geçmişte birilerinin kaş çatması, birilerinin tepeden bakması, birilerinin öksürmesi bile rejim sorunu haline geliyordu. Biz küçücük bir kitapçığın biraz süratle fırlatılmasından bile 2 tane ekonomik kriz yaşamış bir ülkeyiz. Bu konuda artık Türkiye’de kimsenin kılı bile kımıldamıyor, işler yürüyor. Bu tartışmalar başka mecralarda yaşanıyor. Olmasaydı keşke, artık bu ayıpları yaşamasaydık keşke, bunu düşünecek insan sorumlu bir mevkide olmasaydı keşke. Ama resmi sıfat taşıyan insanların, görev üstlenmiş olan insanların en azından ülke ve ülkenin geleceği konusunda bu tür düşüncelere sahip olmamasını, biz ülkemiz açısından çok önemli görüyoruz. Bir taraftan soruşturma yapılıyor, bir taraftan hayat devam ediyor. Artık herkes, sabah kalktığında ‘Hasan Mutlucan’ın türküsü var mı radyoda’ diye radyoyu açma ihtiyacı duymuyor. İyi bir noktadayız. İyice küçülüyorlar, iyice güçsüzleşiyorlar, iyice artık kendilerini, öksürse bile alkışlayanların alkışlarından mahrum hale getiriyorlar.”

Arınç, kendisinden önce konuşan Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar’ı da konuşmasından dolayı tebrik ederek, ”Artık Türkiye’de okuyan, inceleyen, araştıran, fikir sahibi, fikrini de cesaretle ifade eden devletin valileri var. Bu değerli valimizi ve onun şahsında bütün fikir sahibi, ülkesine milletine gerçekten bağlı, iş yapan başarılı valilerimizi kutluyorum” dedi.

Kaynak : Gazeteport

Bu konu hakkındaki yorumunuz

  

  

  

Diğer sounçlar..

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Filter by Categories
BİLİM VE TEKNOLOJİ
DÜNYA
DW HABER
EKONOMİ
GÜNDEM
KÖŞE YAZILARI
KÜLTÜR & SANAT
MEDYA & MAGAZİN
SAĞLIK
SPOR
YOUTUBE