Münevver'in babası Başbakan'a soruyor…

Münevver Karabulut’un babası, Erdoğan’ın “Ya davulcuya, ya zurnacıya…” sözüne tepki gösterdi: “Ben evladımın arkasındayım. Onun da çocuğu var. Bir ülkenin başbakanı kalkıp ‘ya davulcuya ya zurnacıya’ diyor, peki kurumlar nereye gidiyor?”

İSTANBUL – Münevver Karabulut’un Bolu’daki mezarı başında Doğan Haber Ajansı’ndan Mutlu Yuca’ya konuşan baba Süreyya Karabulut, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Ailemiz, çoluğumuz çocuğumuz nereye giderse gitsin diyemeyiz. Kendi başına bırakılan ya davulcuya, ya zurnacıya…” sözlerine, “Ben evladımın arkasındayım” diyerek tepki gösterdi. Başbakan Erdoğan, Pazar günü Ankara’da yapılan 3. Olağan İl Kongresi’nde şunları söylemişti: “Eğer son zamanlarda bazı arzu edilmeyen cinayetler, katliamlar duyuyorsak anne-baba olarak kendimizi hesaba çekmeliyiz. Acaba biz nerede hata yaptık?”

Ergenekoncu Polisler Bu Makineyi Çok Sevecek

Ergenekon operasyonu sürecinde “belgelere” dayanarak hazırladığı haberlerle amatör videolara bile konu olmuş Taraf gazetesi, bundan beş hafta kadar önce, “AKP ve Gülen’i bitirme planı” manşetiyle çıkıyordu. Mehmet Baransu imzasıyla çıkan haber, yine bir “belge”ye, Genelkurmay Harekât Başkanlığı 3. Destek Şube Müdürlüğü’nde hazırlandığı ve Albay Dursun Çiçek’in imzaladığı ileri sürülen bir “belge”ye dayanıyordu. Söz konusu “belge”, “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlığını taşıyor ve bu “plan” ise AKP ve Fethullah Gülen cemaatini hedef alıyordu. Türkiye, böylesi bir planın gerçekten Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlanıp hazırlanmadığının ve buna bağlı olarak gelecekte ne yaşanacağının merakı içinde, çalkalanıyordu. Haftalarca sürecek olan tartışma devam ederken, askerî yargı, söz konusu “belge”nin Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlanmadığına ve eldeki fotokopideki imzanın gerçekten Albay Dursun Çiçek’e ait olup olmadığının anlaşılmasının mevcut olanaklar dahilinde mümkün olmadığına hükmediyor, ilaveten Çiçek hakkında soruşturmaya gerek olmadığı sonucuna varıyordu. Olayın sonraki seyrinde, Albay Çiçek, Ergenekon operasyonunu yürüten savcılar tarafından önce tutuklanacak, daha sonra ise tahliye edilecektir.

Türkiye’nin geleceği şekilleniyor

Ergenekon davası dünya basınında da geniş yankı buluyor. İşte dünkü bazı yorumlar…

THE INDEPENDENT (İngiltere):

Davayı “Türkiye’yi yeniden tanımlayacak olan dava” diye niteleyen gazete şu ifadeleri kullandı: “142 sanıklı hukuk sürecine alkış tutup tutmamak, Türkiye’ye ve AKP hükümetine nasıl baktığınıza bağlı. Modern bir devlet olabilmesi için darbelerle dolu askeri geçmişinden kendini kopartması şart bir Türkiye mi var gözünüzün önünde, yoksa laik anayasası dinci bir hükümet tarafından alt üst edilecek diye endişe duyduğunuz bir Türkiye mi? Birçokları için Ergenekon sanıklarının başarılı biçimde yargılanması, askeri iktidarın demokratik devlet önünde boyun eğmesi olarak alkış bulacak. Aralarında Batı yanlısı liberallerin de bulunduğu başkaları içinse ordu, bütün hatalarına karşın, laik anayasanın bekçisi durumunda. Bu kesim Ergenekon davasını, Türkiye’yi sinsice İslamlaştırmaya çalışanların muhaliflerini tasfiye girişimi olarak görüyor. Umuluyor ki AKP’nin dini emelleri laik karşıtlarının sandığı gibi çıkmasın. Çünkü bir şey kesin, Türkiye ordunun siyasete müdahele etmesinden fazlasıyla çekti. Gerçek anlamıyla modern bir devlet olacaksa, ikisi arasındaki ayrımı açık ve mutlak biçimde yapmalı.”

YARSAV'dan yemek fotoğrafına yanıt

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu

Gazetelerde Ergenekon sanıkları ve HSYK üyeleri ile yemek yerken fotoğrafları çıkan YARSAV Başkanı, istihbarat birimlerinin siyasi amaçlarla kullanıldığını belirtti.

ANKARA – Ergenekon sanıkları ve HSYK üyeleri ile yemek yerken görüntüleri basına yansıyan Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, yazılı bir açıklama ile suçlamalara yanıt verdi.

YARSAV Başkanı Eminağaoğlu, insanların izlemeye alınarak fotoğraflarının çekildiğini ve tek yanlı çarpık art niyetli yönlendirici yayınlar yapıldığını iddia etti.

3. iddianame 1454 sayfa

Rektörler ve İbrahim Şahin’in yer aldığı Ergenekon davasının 3. iddianamesinde kazılarda ele geçirilen silahlar ve mühimmat tek tek sayıldı.

İSTANBUL – Ergenekon soruşturmasında hazırlanan 3. iddianame davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu. Mahkeme, 1454 sayfalık iddianameyi 15 günde inceleyerek kabul edecek veya savcılığa geri gönderecek.

İddianame 52 şüpheliyi kapsıyor, bunlardan 37’si hala tutuklu bulunuyor.

İddianame daha önceki iddianamelerden teknik olarak ayrılıyor, iddianamede uzunca bir liste bulunuyor. El konulan silah ve mühimmatın ayrıntılı olarak yer aldı.

Özellikle kazılarda bulunan cephanelikler tek tek sıralandı: 175 tabanca, 8020 tabanca mermisi, 52 uzun namlulu silah, 46 bin 242 uzun namlulu silah çekirdeği, 250 el bombası, 424 patlayıcı madde, 13 sis bombasına iddianamede yer verildi.

İddianamede Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, İnönü Üniversitesi eski rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu, 19 Mayıs Üniversitesi eski rektörü Prof. Ferit Bernay, Uludağ Üniversitesi eski rektörü Prof. Mustafa Yurtkuran ve Giresun Üniversitesi eski rektörü Prof. Osman Metin Öztürk’ün iddianamede yer alması bekleniyor.

Gül'den Adli Tıp'a denetleme talimatı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Devlet Denetleme Kurulu’na, Adli Tıp Kurumu’nu denetleme talimatı verdi. Kurul, son 3 yıl içindeki gelişmeleri denetleyecek.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden, Abdullah Gül’ün “Son günlerde basın-yayın organlarında Adli Tıp Kurumu ile ilgili çeşitli iddiaların sıklıkla gündeme getirilmesi üzerine, Devlet Denetleme Kurulu’na; Adli Tıp Kurumu’nun 2007, 2008 ve 2009 faaliyet ve işlemlerinin mevzuata uygun biçimde yerine getirilip getirilmediğinin denetlenmesi talimatı verdiği” bildirildi.

Adalet Bakanlığı ve Gül , İsmet Ablak'ın Ölümünü Seyretti…

Cezaevinde cilt kanserine yakalanan İsmet Ablak (40), hayatını yitirdi. Ablak’ın ailesi, Gül ve bütün yetkililerden, Ablak’ın insani koşullarda tedavi görmesine izin verilmesini istemişti

SAVCI İZİN VERMEDİ

Cezaevinde kansere yakalanan İsmet Ablak’ın ablası Hüngül Ablak, 15 yıldır cezaevinde bulunan abisinin 3 yıldır hastaneye sevkinin yapılmadığını belirterek, uzun uğraşlardan sonra abisinin penceresi olmayan havasız bir hastane odasına sevkinin yapıldığını açıklamıştı. Hüngül geçen hafta, doktorların daha uygun bir odaya alınmasını söylemesine rağmen yetkililerin izin vermediğini ve abisinin ölüme terk edildiğini söylemişti.