O koltukta oturmayın artık

Can Ataklı

Can Ataklı

Sanayi Bakanı Nihat Ergün hükümetin yeni bakanlarından. Daha önce AKP Genel Başkan Yardımcısı olarak televizyonlarda görüyorduk.

Biliyorsunuz AKP’den herkes ekranlara çıkamıyor. Parti görüşünü savunsa bile Genel Başkan Tayyip Erdoğan’ın izin vermediği hiçbir milletvekili bırakın ekranlara çıkmayı, bir sivil toplum örgütünde konuşma bile yapamıyor.

Parti demokrasisinden ve yönetimin demokrasiye çok bağlı olmasından kaynaklanıyor bu herhalde.

Bu notları yazmamın nedeni şu; demek ki Tayyip Erdoğan Nihat Ergün’ü beğeniyor, daha önemlisi bir “kazaya uğramayacağını” biliyor, izin verilenin dışında bir tek cümle bile sarfetmeyeceğine inanıyordu.

Sonunda kendisini bakan da yaptı. Üstelik iş dünyası ile çok yakından ilgili bir bakanlık olan Sanayi Bakanlığı koltuğuna oturdu Nihat Ergün.

Sanayi Bakanı Çin’in Uygur Türkleri’ne yönelik vahşi saldırıları üzerine heyecanlanıp hangi bakanlıkta olduğunu unutarak “Çin mallarına boykot uygulayalım” deyiverdi.

Nihat Genç Belgenin Ne Olduğunu Yazdı “CİN BELGE”

Türkiye’yi karıştıran sahte imzalı belge kağıt parçası değil, tam anlamıyla bir ‘muska’dır.

Atatürk heykellerine saldırılar profesyonelleşerek ‘cin-belge’ düzenleme inceliğine yükselmesi hepimizin kafasını karıştırdı.

Çünkü bizler bodoslama saldırılara alışıktık, şimdi ise gizli ellerce düzenlenmiş şeytani ve kafa karıştırıcı bir cin belgeyle karşı karşıyayız.

Eğer bir belgeyi kimin hazırladığı resmi kurumlarca bilinmiyor ve açıklanamıyorsa ve belgeyi bilimsel tetkik eden labarotuvarlar da bir cevap veremiyorsa ve belgenin aslı gerçeği de yoksa, karşımızda ‘cinlerin’ hazırladığı bir belge var demektir.

Hatırlayın, asit kuyuları iddiasıyla aylarca ekranlarında ‘kemik falı’ açtılar, bu da bir büyüdür, adına ‘sakatat falı’ denir ve kemiklerle açılır, yandaş ekranlar kemik falına bakıp büyük suçlamalar korkunç dehşet manşetleri açtılar, sonra kaplumbağa kemikleri çıktı..

Bambaşka bir süreç

Ruşen Çakır - Vatan Gazetesi Yazarı

Org. İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olmasıyla birlikte asker-sivil ilişkileri bir ölçüde yoluna girmiş gibi görünüyordu. Yıllar sonra devletin kurumları arasında oluşmaya başlayan mutabakat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Kürt sorununun çözümü için tarihi bir fırsat yakalandığı ilhamını bile vermişti. Demek ki bu görüntü aldatıcıymış. En azından, gelişmelere fazla iyimser yaklaşmış, bardağın genellikle dolu tarafına bakmışız. (En azından ben böyle yapmaya çalıştım) Gerçeklerle yüzleşmek için dünü yaşamamız gerekiyormuş zira ne konuşmuş, nasıl konuşmuş olurlarsa olsunlar, saatler süren bir MGK toplantısı kesinlikle hayra alamet değildir.

Dün itibariyle hayli çetin bir döneme girdiğimiz tartışılmaz. Hatta bu sürecin daha Ergenekon soruşturmaasının ilk adımlarıyla başlamış olduğunu, dünse çok kritik bir eşiğin geçildiğini de söyleyebiliriz. Şimdilik “30 Haziran süreci” olarak adlandırabileceğimiz bu yeni dönemin simgesinin “İrtica ile mücadele eylem planı” olduğu muhakkak. TSK ile hükümet bu konuda tamamen zıt yaklaşımlara sahip. Örneğin Org. Başbuğ “kağıt parçası”, Başbakan “belge” olarak tanımlıyor; askeri savcılık “sahte” olduğunu söylerken Ergenekon savcıları Albay Dursun Çiçek’i saatlerce sorgulayıp tutuklanmasını isteyebiliyorlar.

Telefon dinlemek için devlet olmaya gerek yok!

27

İkinci Ergenekon iddianamesinin ek belgelerini ikinci kez tarıyorum, ilk taramada gözden kaçırdığım bir şey var mı, bilmediğim bir şey var mı, soruşturmaya daha derinlemesine nüfuz edebilir miyim diye.

Bu tarama sırasında daha telaşsız olduğum ve belli bir şeye odaklanmadan daha serbest hareket ettiğim için de, aslında çok şey görüyorum.

Geçen hafta Ankaralı bir işadamı olan ve Ergenekon’la bağlantısı Jandarma Genel Komutanlığı’na Türkiye’deki internet trafiğini takip etmek için üç adet cihaz sattığı için kurulan bir kişinin dosyasını inceliyordum.

Bu kişinin bilgisayarlarında yapılan incelemede ilginç bir bilgi notu da bulunmuş ve dosyaya girmiş. Bu bilgi notunda cep telefonlarını dinlemede kullanılan bir aletten söz ediliyor. Konu ilgimi çekti ve hemen internet üzerinde kısa süren bir araştırma yaptığımda cihazla ilgili daha geniş bilgiye ulaştım.

Solda yeni bir Siyaset Tarzı : Steril Devrimcilik

Geçtiğimiz yıllarda bir siyasi parti içerisindeki siyaset hocalarından bir laf işitmiştim. Kendilerinin peşine takılmayan bir gençlik grubunun tinerci çocuklar gibi iğrenç tipler olduğundan bahsediyordu mealen… Elbette ki bu kelimeleri kullanmıyordu ama söyledikleri o kapıya çıkıyordu. Büyük ihtimalle haftanın üç gününü lüks bir meyhanede gevezelik yaparak geçiren, çocuğunu koleje gönderen, solculuğu kokteyllerde “geçmişte cinselliğimizi yaşayamadık azizim” türü cümleler kurmaya indirgeyen bu kişi, öfkeli kara kuru gençlere fena halde gıcık kapmış olsa gerek.
Bu yazının sahibi kara kaşlı, kara gözlü, tamirhanelerde yetişmiş bir kişi değil. Hatta maddi temelleri açısından steril bir ortamda büyümüş bir kişi de olabilir… Ama burada önemli olan, solcu olmanın biraz da geldiği/var olduğu sınıftan kopma çabası olduğunu bilmektir. Hayatınız steril kalmış olsa da onu daha da sterilleştirme çabası içerisinde ya da bunu iyi bir şey gibi anlatarak solculuk yapmanız oldukça zordur.

İslamcılara Bir Alışveriş Teklifi

Soner Yalçın - Odatv.comTürkiye’de İslamcılar neden sağcıdır? Bu soruyu bugün sormamın nedeni İran’daki gösterilerdir. Komşudaki olaylar Türkiye’deki İslamcı medyanın kafasını karıştırdı. Ancak yavaş yavaş “Batı’nın İran’a müdahale etmek için bu tür olayları çıkardığını-desteklediğini-abarttığını” söylemeye/yazmaya başladılar. O halde artık şu kritik soruyu sorabiliriz: İran’daki gösterilerle Türkiye’deki Ergenekon arasında nasıl bir bağ var? Tüm bunlar size karışık gibi gelebilir ama inanın hiç değil…

Tüm sorunların kaynağı olarak moderniteyi ya da kaba pozitivizmi gören İslamcılar, “düşman belirleme” konusunda -dün olduğu gibi bugün de- hata yaptıklarını hiç düşünüyorlar mı?
Soruyu açmak için siyasal İslamcılığın ortaya çıkış sürecine bakalım…
Siyasal düşünce tarihine İslamcılık -şaşırtıcı gelebilir ama- 1860’ların ikinci yarısından itibaren Jön-Türkler ile girdi. Asıl gelişimini 1908 Temmuz Devrimi’nden sonra gösterdi.
Osmanlı’daki üç siyasal tarzdan –Osmanlıcılık,Türkçülük ve İslamcılık- biriydi.
Türkçülerle hiçbir zaman problemleri olmadı. Hep kardeş ilişkisi içinde oldular; tıpkı bugün gibi. Hedeflerinde sadece modernist/pozitivist Batıcılar bulundu.

AKP’de taban tavan kavgası

73

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dün İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu’nda yaptığı konuşmada, muhalefetin, özellikle de CHP’nin “demokrasi sınavından ikmale kalıp bir üst sınıfa asla geçemeyeceği” uyarısında bulundu. Oysa dün aynı salonda partisi ve kendisi için çok ciddi bir demokrasi sınavı söz konusuydu. AKP İstanbul 3. Kongresi’nde mevcut il başkanı Aziz Babuşçu ile Metin Külünk yarışıyordu ve bunun çok adil ve demokratik bir yarış olduğu pek söylenemezdi. Zira Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek, yanında Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da olduğu halde “biz Genel Merkez olarak Babuşçu ile yola devam etmek istiyoruz” diye açıklama yapmıştı. Bunun üzerine gözler Erdoğan’a çevrildi.

AKP Lideri dün açıkça Babuşçu’yu desteklediğini söylemedi ama 29 Mart seçimlerinde İstanbul’dan zaferle çıktıklarını söyleyip mevcut teşkilatı (dolayısıyla İl Başkanı Babuşçu’yu) övdü. “Duygularımıza esir düştüğümüz gün bittiğimiz andır” ve “birliğimizi koruduğumuz müddetçe bizi kimse yıkamaz” sözleri Külünk taraftarlarınca “tarf tutma” olarak yorumlandı. En önemlisi Erdoğan konuşmasında birden fazla adayla seçim yapıldığına değinmedi ve adaylara başarı dilemedi.

Diğer sounçlar..

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Filter by Categories
BİLİM VE TEKNOLOJİ
DÜNYA
DW HABER
EKONOMİ
GÜNDEM
KÖŞE YAZILARI
KÜLTÜR & SANAT
MEDYA & MAGAZİN
SAĞLIK
SPOR
YOUTUBE