"IMF olmazsa ölmeyiz"


AİHM’İN AİLE İÇİ ŞİDDET KARARI

Başbakan Erdoğan, ”AİHM’in Türkiye açısından utanç verici bir kararı var. Aile içinde şiddetin önlenememesine yönelik? Bu karar hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine, şunları söyledi:
”Siz cevabı verdiniz, utanç verici. Tekil bir olayı kalkıp da Türkiye geneline fatura etmek çok ciddi bir yanlış. Bu tekil olayların hepsi kendilerinde de var. Sanki Türkiye’nin her yerinde bu tür şeyler oluyormuş gibi bunu değerlendirmek çok çok yanlış bir şey. Bu konuyla ilgili zaten yargı gerekli olan kararları her zaman vermektedir. Güvenlik güçleri bu tür şeylerin üzerine çok ciddi, kararlı gitmektedir. Yasalarımız bu işte zaten yeterlidir.

Yürütme de bir yere kadar belli şeylerde muvaffak olabiliyor. Siz diyebilir misiniz ‘ben ülkemde yaşayan bütün insanların can güvenliğini dört dörtlük sağlayabilirim’. Tarihin hangi döneminde bu olmuş? Bugün dünyanın en ileri ülkesi Amerika’yı düşünün, Japonya’sını düşünün. Başarabiliyor mu? Buralarda hiç bu tür olaylar olmuyor mu? Adam girmiş, bakıyorsun bütün okulu tarıyor. Niye tarattırdın arkadaş, ver bakalım hesabını. Diyebiliyorlar mı yani Amerika’da böyle bir şey vardır?”

”MEDYA BİR OLAYI GÜNLERCE REYTİNG UĞRUNA GÜNDEMİNDE TUTARSA…”

”Mardin’de 44 vatandaşın katledilmesi, zorla evlendirilmek istenen bir kişinin evinden kaçarken yakınlarınca öldürülmesi, tecavüze uğrayanlar var. Sanki toplum olarak şiddete eğilimimiz biraz artıyor. Hükümet olarak yapmayı planladığınız herhangi bir şey var mı?” sorusuna, Erdoğan şu karşılığı verdi:
”Bizim bu güne kadar bazı çalışmalarımız oldu. Şu anda Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığımızın bu konuyla ilgili çalışmaları var. Bu konunun zeminini daha da genişletiyorlar. Politik hayatın içinde olanlardan tutun da akademisyenlere kadar geniş bir çalışma. Araştırma gruplarıyla beraber bunların hepsi yapılıyor. Bunlar zaten bizim sorumluluk alanımız. Nerede ne tür eksiklikler var? Yasal değişiklikler mi gerekir, kurumsal yapıda bazı değişiklikler mi gerekir, takviyeler mi gerekir? Ne gerekiyorsa bunların üzerinde duracağız.

Burada, bizim en önemli desteğimiz yazılı ve görsel medya olması lazım. Şimdi yazılı ve görsel medya bir olayı alır da allayarak pullayarak günlerce reyting uğruna gündeminde tutarsa biz Türkiye’yi adeta bu işlerin bir nirengi noktasına getirmiş oluruz.”

”EĞER UNUTTURMAZSAK TRAVMA MEYDANA GETİRİR”

Mardin’de 44 kişinin katledilmesinin anımsatılması üzerine, Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Tamam, bir kere, iki kere, üç kere olur ama Türkiye’de her kişinin başına bir güvenlikçi koyabilir misiniz? Koyamazsınız. Orası korucu köyü malum. Herkes o anda toplu hale geliyor. Olayı daha sonra hep beraber öğrendik. Böyle bir şeyi yapıyorlar. Bunun akılla mantıkla izahı mümkün değil ki. Bu akıl dışı, mantık dışı bir olay. Ne olacaktır, tabii ki onlar bunun karşılığını bulacaklardır. Canımızı dağlayan, yüreğimizi yakan bir olay. Bunun dinle imanla şunla bunla alakası yok. Bunun eğitimle filan alakası yok. Yapılanların hepsi ortada. Bazen öyle şeyler görüyoruz ki bakıyorsunuz eğitimli insanlar neler yapıyorlar. Yani buna psikolojik mi, akıl tutulması mı, ne derseniz deyin. Bir çok şey bunun içinde.
Onun çalışmalarını en geniş manada şu anda arkadaşlarımız yapıyorlar, ondan sonra bunun üzerine gidilecek. Televizyon Yayıncıları Derneğiyle bir toplantım oldu. Onlara da söyledim. ‘Bu konuda bize yardımcı olun’ dedim. Mesela, yüz gün oldu bir olay yaşadık biliyorsunuz. Bu olay hala bazı televizyon kanallarında yayınlanıyor. Babası, annesi çıkarılıyor, aynı şeyler tekrar tekrar gündeme getiriliyor. Televizyon kanallarımızı çocuklarımız seyrediyor. Tahrik unsuru olabilir. Bunlar çocukların geleceğe olan umudunu köreltir.”

Başbakan Erdoğan, bunların unutturulmamasının daha yararlı olup olmayacağı sorusuna da, ”Tam aksine çok çok zararlı olur. Bir çok şeyi bir defa unutturmanın gayreti içerisinde olmalıyız. Eğer unutturmazsak travma meydana getirir. Ama unutturursak geleceğe umudumuz artar. Onun için mecburuz bunları unutturmaya. Başarı unutturulmaz” karşılığını verdi.
Konuyla ilgili birimlerin sorumluları aradığını belirten Erdoğan, bunun için bir tim kurulduğunu, işi kırmızı bültenle İnterpol’e aktardıklarını, bunun takibinin yapıldığını anlattı. Erdoğan, ”Peşindeyiz, bırakamayız. Er veya geç inşallah bu iş çözüme kavuşturulacak. Mecburuz buna. Başta benim Bakanımın, tüm geçlerimizin ortak sorumluluğu. Bundan kaçmamız mümkün değil” dedi.

”BENİMLE MEZARA GİDER”

Erdoğan, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Dolmabahçe’de yaptığı görüşmeye ilişkin CHP Konya Milletvekili Atilla Kart’ın TBMM’ye verdiği soru önergesi anımsatılarak, ”Soru önergesine yanıtınız detaylı mı olacak?” sorusu üzerine, şöyle konuştu:
”Bunun herhangi bir detayı filan yok. Bunlar bu soru önergelerini çok basite alıyor. Utanmasalar, sıkılmasalar, aile mahremiyetlerini bile TBMM’ye taşıyıp orada soru önergeleriyle onların da cevabını isteyecekler. ‘Aranızda ne konuştunuz?’ Öyle şey olur mu? Yani burada biz iki yetkili, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan bir araya gelmişiz. Bir mahrem görüşme yapıyoruz. Bunları açıklamaya mecbur muyuz?

Geçen akşam yine söyledim, bu benimle mezara gider. İnanıyorum ki Sayın Büyükanıt da böyle düşünüyor. Sayın Büyükanıt’ın böyle bir şey yapacağına ihtimal vermiyorum, açıklamaya kalkarsa o zaman ben de tabii yaptığımız görüşmeyle ilgili şeyleri açıklarım. Ama, ben böyle bir şeye ihtimal vermiyorum. İkili bir görüşmemizdir, özeldir.”Yakın çevresinden biriyle bu görüşmede konuşulanları paylaşıp paylaşmadığı sorusuna da Erdoğan, ”Asla” yanıtını verdi.

MAYINLARIN TEMİZLENMESİ

Başbakan Erdoğan, ”Mayınların temizlenmesine ilişkin yasanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanmayacağına ilişkin bir endişeniz var mı?” sorusunu yanıtlarken şunları söyledi:
”Doğrusu ben böyle bir endişe taşımıyorum. Taşıyamam çünkü üzerinde çok çalıştık. Üzerinde çok çalıştıktan sonra Meclis’e getirdik. Muhalefet sadece her zamanki karaya beyaz, beyaza kara deme mantığıyla hareket ederek buna karşı çıkmıştır. Şu yasanın içerisinde olmayan şeyleri konuşmuşlardır. Burada ihaleyle alakalı -ki ikinci safhasıdır ihale- İsrail’e sipariş edilmesine yönelik bir ifade mi var? Geçen gün yine 26 fabrikanın açılışını yaptım. Orada da sanayiciler dedi ki ‘Biz hazırız’. OSTİM de dedi aynı şekilde, ‘Biz hazırız’. NATO’da bu işlerle ilgili kuruluş bu işe girebilir. Bize gelen şartlar uygun düşerse bunu da yaptırırız.

Ama, biz bu işi öncelikle silahlı kuvvetlerimize yaptırmak istedik. Silahlı kuvvetlere istedikleri ödeneği ayırdık. Ama daha sonra bunu yapamayacaklarını bize söylediler, çeşitli nedenler bize ifade ettiler, ödeneği bize geri iade ettiler. Bunun üzerine Maliye Bakanlığıyla bu işi yapma yoluna gittik.”

‘DERTLİYİM BEN DERTLİ, SİNİRLİ DEĞİL”

Başbakan Erdoğan, Türkiye ile Suriye arasında 200 metre derinliğinde bir güvenlik sınırının yine mevcut olacağını anlatarak, şöyle konuştu:

”Yani 200 metre Suriye güvenlik sınırı, dikkat edin İsrail sınırı değil. Suriye şu anda kendi sınırlarında bütün temizliklerini yapmış vaziyette. Asker bile dolandırmıyor oralarda. Aramız şu anda gayet iyi, Allah bozmasın, bu şekilde devam ediyoruz. 200 metre derinlikteki güvenlik sınırımız yine silahlı kuvvetlerimiz tarafından korunmaya devam ediyor. Onun dışında olan bölge mayınlardan temizlenmek suretiyle bu bölgede organik tarıma yönelik adımlar atılacak. Burada yer altı madenleriyle ilgili ‘bunları kime peşkeş çekeceksiniz’ diyorlar. Yer altı madenleriyle ilgili petrol zaten verilmiş. 1990’lı yıllardan itibaren buralar verilmiş, onlar orada çalışıyor. TPAO’nun orada araştırmaları var, Türk firmalarının araştırmaları var…
Petrol aramaları yapılıyor o bölgelerde. Bizim bölgemizde petrol var. Bunu çıkaracak olanlar varsa biz bunlarla oturup anlaşmaz mıyız? diyoruz ki ‘yüzde 50’ye, 50, 50’si sizin, 50’si bizim…’ bu tür anlaşmalarımız var, bunlar yapılıyor. Şu anda Karadeniz de aynı şekilde. Kendi masrafını kendisi yapıyor. Ondan sonra, ‘çıkanın yüzde 50’si senin, yüzde 50’si benim’ diyor. Böyle şeyler yaptık, yapıyoruz, yapmaya da mecburuz. Nerede ne kaynaklarımız var, bunları meydana çıkarmamız lazım, yer altı yer üstü…”

”MESELE GALATAPORT”

”Ama bunların derdi bu değil” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Derdi bu ülkede imkanlarımızı nasıl baltalayalım, nasıl engelleyelim, nasıl perdeleyelim. Hep dertleri bu… Yani bir yerde siz hayırlı bir işe giriyorsunuz. Bir yatırım yapacaksınız, bakıyorsunuz bu önünüze geliyor, ‘bu yabancı sermaye’… Yerlisi yapmıyorsa yabancı geliyor, yabancı yapsın. Küresel sermayeyi ülkemize çekmek kadar başarı olabilir mi? Kim olursa olsun. İşte İstanbul’da Galataport… Bakın 4 yıldan önceydi, oranın ihalesi yapıldı. Çeşitli yollardan maalesef bağırdılar, çağırdılar, medya da bu işe bulaştı. Ve Danıştay, o zaman yürütmeyi durdurma verdi. Şimdi yeniden hazırlık yapıyoruz. O ayrı mesele…
Ama o zaman başlamış olsaydı, şu anda Tophane bugünkü haliyle olmayacaktı…

Söyledikleri tek şey var… Gelip de burada binayı alıp götürüyor mu? Bina burada. Kimler çalışacak orada? Benim evladım, vatandaşım çalışacak. Bir taraftan ‘işsizlik’ diyoruz, bir taraftan ‘istihdam meydana getirelim’ diyoruz. Hizmet sektöründe meydana getirilen bu imkanı, nereden yakalarız. Bizim petrol kuyularımız yok. biz ihracata dayalı bir ekonomiyi benimsemişiz, turizm gibi bir kaynağı elde edelim istiyoruz, geldiğimizde 10 milyar dolar dolayındaydı turizm gelirimiz, şimdi 22 milyar dolara çıktı.
Ben böyle konuşunca, diyorlar ki ‘bak başbakan sinirli’. Dertliyim ben dertli, sinirli değil.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”(Almanya’da) yargı bir karar verdiği zaman Türklerle ilgili, bırakmıyorsunuz da sizin bir vatandaşınız burada suç işlediği zaman, benim yargım böyle karar verdiği zaman niçin rahatsız oluyorsunuz? Yargıya lütfen saygı duyun” dedi.Başbakan Erdoğan, NTV’nin canlı yayınında soruları yanıtladı.

Erdoğan, RTÜK Başkanı Zahit Akman ile ilgili sorulan bir soru üzerine konunun yargı sürecinde olduğunu söyledi.Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

”Benim burada üzüldüğüm bir şey var. Alman mahkemeleri kalkıp Türkiye’den bu noktada bir talepte bulunuyorlar ve anında buradan tabi bir karar çıkıyor. Bu kararın çıkması Alman mahkemesinin talebi üzerine. Türkiye’nin içerisinde olan bir konu değil. Fakat Türk yargısı Alman yargısından bir talepte bulunuyor, Alman yargısı hala Türk yargısına cevap vermiyor. Bu da enteresan. Şimdi burada dengeyi iyi korumak lazım. Benim yargımın bu noktadaki duruşuna oradan saygı duyulmayacak ama onlar talep ettiği zaman anında biz oraya cevap yetiştirmenin gayreti içerisine gireceğiz. Burada bir defa dengeleri iyi korumak lazım.

Zaman zaman mesela kalkıyor Almanlar, Alman iktidarı veya yönetimi, Türkiye’deki Türk yargısı onların herhangi bir vatandaşının burada işlediği bir suçla ilgili bizim yargımızın vermiş olduğu kararı eleştirmeye, ve yahutta bize müracaat ederek (bırakılsın, şu olsun, bu olsun). Yani sizde yargı bir karar verdiği zaman Türklerle ilgili bırakmıyorsunuz da sizin bir vatandaşınız burada suç işlediği zaman, benim yargım böyle karar verdiği zaman niçin rahatsız oluyorsunuz? Yargıya lütfen saygı duyun. İşte Marco olayı biliyorsunuz. Neler yaptılar, neler yaptılar… Dedik ki yargının verdiği karar ne olacaksa buna saygı duyacaksınız, yargının tarafsızlığına saygı duyacaksınız ve verilen karara sizler de tabi olacaksınız. Burada işin bu yanını da ihmal etmeyelim. Bunun üzerinden vurma gayreti içerisine girmeyelim. Bu bir yargı sürecidir, devam ediyor. Bittiğinde de zaten herkes karşılığı neyse bu karşılığını bulacaktır.”

Sayfalar: 1 2 3 4 5

Bu konu hakkındaki yorumunuz

  

  

  

Diğer sounçlar..

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Filter by Categories
BİLİM VE TEKNOLOJİ
DÜNYA
DW HABER
EKONOMİ
GÜNDEM
KÖŞE YAZILARI
KÜLTÜR & SANAT
MEDYA & MAGAZİN
SAĞLIK
SPOR
YOUTUBE