| 
Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Leyla Mollamahmutoğlu: Normal doğum desteklenmeli Gelişmiş ülkelerde sezaryen oranlarının yüzde 15 civarında seyrettiğini, ancak Türkiye’de yüzde 70’e varan sezaryenle doğum rakamlarının görüldüğüne dikkat çeken Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Leyla Mollamahmutoğlu, “Bilimsel bir gerçeklik olarak sağlıklı olan normal doğumdur. Normal doğum desteklenmeli, normal doğum yaptırana daha fazla prim verilmeli” dedi. Dünya Sağlık Örgütü kabul edilebilir sezaryen oranlarını yüzde 5-15 ortalamasıyla verirken Türkiye’de doğumların yarıya yakını sezaryenle gerçekleşiyor. Beş yıl önce yüzde 20 civarlarında seyreden sezaryenle doğum oranında görülen bu hızlı artışa karşın uzmanlar anne ve bebek sağlığı açısından normal doğumun gerekliliğine işaret ediyorlar. 

Almanya’da bitkisel viagra üretildi ama kadınlara kötü bir haber var…. Almanya’nın başkenti Berlin’de Charite Enstitüsü bazı bitkilerin karışımından viagra üretti. Ürün şu ana kadar 50 erkek üzerinde denendi. Erkekler bitkisel viagrayı aldıktan sonra seks yapma istekleri arttı, yatakta daha aktif davrandılar ve ayrıca yan etkileri de kimyasal viagradan daha az oldu. Bitkisel viagrayı sadece erkekler kullanabilecek. 

Doğum şekli de çok önemli tabii… Neden mi? Uz. Dr. İlkay Keskinel ” Çocukların doğum tarihi ve şeklinin alerjik hastalıklarla ilişkisi” hakkında bilgi verdi. AŞIRI HİJYENİK ORTAMDA BÜYÜYEN ÇOCUK DAHA ÇABUK HASTA OLUYOR
Doğumdan itibaren maruz kalınan alerjenler, eğer çocukta alerjik bir genetik alt yapı varsa, ileri yaşlarda nelere karşı alerji gelişeceğini belirler. Örneğin rutubetli bir evde çok yoğun küf mantarına maruz kalan ve alerjik aileden gelen bir bebeğin, ilerleyen zamanda küf alerjisi geliştirmesi beklenebilir. “Ne kadar koruyabiliriz ki, bırakalım çocuklar bu maddelere alışsın” yaklaşımı, ne yazık ki alerjenler için geçerli değildir. Bazı solunum yolu virüs enfeksiyonları dışında kalan enfeksiyonlara erken yaşlarda maruziyetin ise tam tersine alerji açısından koruyucu olabileceği düşünülmektedir. Son yıllarda geçerli olan bu görüşe, “hijyen hipotezi” adı verilmektedir. Buna göre, mikroptan fazlasıyla arındırılmış, aşırı hijyenik ortamlarda büyüyen çocuklarda alerji ve astım riski artabilmektedir. 
Cildinizi genç tutmak için gözünüzü besinlere çevirin. Nar cilde ışıltı verir, domates güneş yanığını engeller.. Pahalı kremler kullanmak yerine doğal yollarla cildinizi genç tutabileceğinizi biliyor muydunuz? Evet, yanlış duymadınız! Birçok besin, içeriklerindeki faydalı maddeler sayesinde genç görünmenize ve kalmanıza yardımcı olur. Hem içinizi hem dışınızı güzelleştirmek için pek çok yol olsa da; şimdilik bu beş besin, kolay ve akıllı bir başlangıç yapmanıza yardımcı olacaktır.
1. Baklagiller, avokado, soya fasulyesi, fındık- fıstık ve yumurta sarısı: Bu besinler biyotin içerir. Biyotin eksikliği ise; cildin kurumasına, saçların ve tırnakların kırılmasına neden olur. 2. Somon: Bu balığa rengini veren madde, cildinize elastikiyet de kazandırır. Ayrıca somon, cildinizin ve saçınızın daha genç ve sağlıklı görünmesini sağlayan tam bir iyi yağ (DHA-Omega 3) deposudur.
3. Yeşil çay: İçerdiği polifenoller, insanı güneşin zararlarından korur ve vücudu dış etkenlerinden koruyan en önemli bariyer olan epidermisleri güçlendirir. 4. Nar: Epidermisleri güçlendirir. Daha çok kolajen ve cilde ışıltı veren elastinlerin üretilmesini sağlar. Ayrıca, yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlayan antioksidanlar içerir. 5. Domates: İçeriğindeki besinler güneş yanığı olmanızı önler. (Yine de güneşe çıkarken 50 koruma faktörlü güneş kremi kullanmayı ihmal etmeyin) Bunun nedeni içindeki likopen olabilir ama yine de aktif içeriği henüz tam olarak bilmiyoruz. Yani, “Domates yerine likopein takviyesi kullansam olur mu?” diye sorarsanız, cevabımız, “Doğal olanı tercih edin” olur. Kaynak : Günaydın 
Mısır’da, 7 bin yıl önce piramitlerin yapımında çalışanlara sağlıklarını korumak için verildiği bilinen sarmısağın, özellikle nezle, grip, boğaz ağrısı ve burun iltihabına iyi geldiği, zencefilin ise kansere karşı koruyucu etkisinin bulunduğu bildirildi. Uludağ Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mihriban Korukluoğlu, son yıllarda antimikrobiyal özellikler taşıyan baharat ve tıbbi bitkilerin üretimlerinin arttığını söyledi. Dünya üzerinde 750 bin ile 1 milyon arasında bitki türünün bulunduğunun tahmin edildiğini belirten Korukluoğlu, “Bunlardan yaklaşık 10 bini gıda olarak kullanılırken, 13 bininin ise tıbbi tedaviye destek amaçlı kullanıldığı düşünülmektedir” dedi. 

Tuzun fazlasının zararlı olduğunu bilmeyen yok. Uzmanlara göre tuz bağımlılık yapıyor. Ama bilimadamlarına göre insanlar bu gerçeği bilseler de kendilerini mutlu ettiği için, yediklerine daha fazlasını koymaya meyilli olabilir. ABD’deki Iowa Üniversitesi’nden araştırmacıların, Psikoloji ve Davranış dergisinde yayımlanan raporunda, tuzun doğal bir antidepresan olabileceği görüşüne yer verildi. Fareler üzerinde yapılan deneylerde tuz eksikliğinin, hayvanları normalde yapmaktan hoşlandıkları aktivitelerden uzak durmaya yöneltmiş ki bu depresyona bir işareti olarak yorumlanan bir durum. 

Aslında soğan keserken bizi ağlatan soğanın güçlü kokusu değil, soğanın özü kesildiğinde soğandan salınan gazlardır. Soğanı kestiğimiz zaman aynı zamanda soğan hücrelerini de keseriz. Soğanı kestiğimiz zaman normalde soğan hücreleri içinde yer alan enzimler serbest kalır. Bu enzimlerden birisi olan allinaz (Allium’dan, soğanın latince isminden gelir), daha sonra hücrelerin kesilmesiyle salınan ‘Prensco’ diye bilinen sülfürlü bileşiklerle reaksiyona girer. 
| |