|  Ece TEMELKURAN “1980 öncesinde kardeşimi sağsol çatışmasında yitirdim. Şimdi de oğlumu veremem. Oğluma bir şey olursa kendimi yakarım! Başbakan çıkıyor ‘Bilgim yok’ diyor. Cumhurbaşkanı çıkıyor ‘Kaygılıyım’ diyor. Son on yılda Başbakan’ın bilgisi olmadan hiçbir emniyet müdürü ve görevlisi veya özel görevlileri tavuk bile kesemez. Oğlum yazmakta olduğu kitap yüzünden apar topar tutuklandı. Ben oğullarımı başkalarının paralarıyla Amerika’da okutmadım, başkalarının paralarıyla iş kurmadım. Hediye gemiler almadım. Ben çocuklarımı okutmak için yeri geldi nikâh yüzüğümü, yeri geldi çeyizimi sattım, ama onları Türkiye’ye dürüst, onurlu bir miras vererek yetiştirdim. Savcı açıklama yaptı: Devlet sırrı, söyleyemem.’ ‘Devlet sırrı’ dediği belgenin 3-5 gün sonra düzmece olmayacağı ne malum?” 
 Ece TEMELKURAN “METRİS‘in önünde durdum / Hasretin yerlere vurdum / Ben dağlarda uçan kuştum, uçan kuştum…”
Vakit geldi, gürültü yapmanın zamanıdır. Sokaklara alışmak gerekecek, artık belli oldu. Belli oldu vicdan yok, utanmak yok, şirazesi patlamış bir hınçla geliyorlar üzerimize. Son düşünce kırıntısını da yok edinceye, hepimiz boş gözlerle ve dilimiz dışarıda onların emirlerini bekler hale gelinceye kadar… Önümüze attıkları ekmek için tüm kalbimizle şükredinceye kadar… Gözlerinin içine bakmaktan korkup boynumuzu bükerek durana kadar… Onurumuz, gururumuz, haysiyetimiz, omurgamız iyice bükülene kadar. Üzerimize gelecekler. 
BUGÜN pazar. Size eğlenceli bir masal anlatacağım. Hikâyeyi bilen varsa lütfen bağışlasın.
Ülkenin birinde padişah, her kimin devlete bir hizmeti, vatana bir yararlılığı olmuşsa ona madalya vermeye karar vermiş. Padişahın, herkese nişan dağıttığını gören inek “Nişan asıl benim hakkım” diyerek koşa koşa sarayın kapısına gelmiş; “Padişaha haber verin” demiş “Bir inek kendisini görmek istiyor.” 
 Ahmet HAKAN Gazeteciler sokağa dökülmüş. Dünya ayağa kalkmış. Türkiye, Batı’da hedef tahtasına oturtulmuş. Bazı çevreler tarafından “Demokrasinin motor gücü” olarak takdim edilen hükümet, demokrasinin en önemli unsuru olan “basın özgürlüğü” alanında ihlal üstüne ihlal yapmak ithamıyla karşı karşıya… 
 Sırrı Süreyya ÖNDER Son günlerde sığınılan bir liman var: Yargıya karışılmaz! İyi, güzel, benim de karışmaya niyetim yok zaten. Yarı mektepli, yarı alaylı hukukçu sayılırım. SBF’de ceza hukuku hocamız Prof. Feyyaz Gölcüklü idi. Sınavda sorduğu sorulardan birisi 10 üzerinden 6 değerinde olurdu. Yani, bir tek o soruyu düzgün cevaplarsanız, ceza hukuku dersinden geçerdiniz. Bu soruda, cezayı gerektiren bir fiilin işleniş biçimi anlatılarak, yargılama şekli sorulurdu. Kısacası bir ‘fezleke’ hazırlamış olurdunuz. 
 Hasan Cemal Sayın Başbakan, fatura elbette size çıkar, hesap sizden sorulur! Sayın Başbakan; Türkiye’de basın özgürlüğü darbe yiyorsa… Gazeteciler, yazarlar hapse atılıyorsa… Haklarında sürekli dava açılıyorsa… Bu durumda fatura size çıkar. Başkasına değil. Hedef tahtasına oturan siz olursunuz. Yürütmenin başı sizsiniz çünkü. 

İşte yine tunç kanunu işledi: Öcalan’ın “ev hapsi” tartışılmaya başlandı, Silivri’de üçer kişilik koğuşlarda mahpus yatan yurtsever Ergenekon sanıkları, tek kişilik hücrelere alındı! Tıpkı daha dün, Hizbullah dışarı salıverildiğinde, önce 163 askerin, iki gün sonra da Soner Yalçın ve arkadaşlarının içeri alınması gibi… Bugün gazetecilerin içeri alınması gibi… 
| |