Gerekirse papaz elbisesi bile giyerim

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kaseti daha ortaya çıktı. Erdoğan, 1995’teki konuşmasında, verdikleri mücadelenin iktidara gelmesi uğruna papaz elbisesi bile giyebileceğini söylüyor.

Star TV’de yayınlanan kasette Erdoğan, kurallarını kendi inancı dışındaki yapının koyduğu bir toplumda yaşadıklarını belirterek, “O kuralları değiştirip kendi nizamımızı getirmenin mücadelesini veriyoruz” diyor. Ardından Erdoğan mücadelenin yöntemini şöyle açıklıyor: “Biz bu toplumun içinde yeni bir nizamı hakim kılmanın mücadelesi içindeyiz. Neydi o mücadele? Zamana ve zemine göre değişmeyen doğrunun iktidar olmasıdır. Bu mücadeleyi iktidara getirme noktasında gerekiyorsa ne yaparım dedim. Papaz elbisesi dahi giyerim. Bu var mı usulün içinde? Var tabii ki.”

Erdoğan yine aynı dönemde bir başka kasette de laikliği “Dinsiz bir zihniyetin zulmüdür, bu ülkede müslümanlara yapılanlar” sözleriyle yorumluyor.

Kaynak : Milliyet.com.tr

Tayyip Erdoğan’a ağır suçlama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘BİT Soruşturması’ kapsamında 70 sanık hakkında açtığı davanın iddianamesinde, ‘Nuri Albayrak ile Recep Tayyip Erdoğan arasında okul döneminde başlayan dostluk ve arkadaşlık ilişkisinin, Erdoğan’ın belediye başkanı seçilmesini takiben siyasi, sosyal ve ekonomik geleceğini garanti altına almak amacı doğrultusunda zamanla devasa bir teşekkül ve organizasyon haline geldiği’ öne sürüldü.

İstanbul Cumhuriyet savcıları Erol Canözkan, Rasim Işıkaltın ve Hüseyin Yıldız’ın hazırladığı 74 sayfalık iddianamede, İstanbul Valiliği’nin, Sabah, Milliyet, Cumhuriyet, Radikal ve Yeni Şafak Gazeteleri’nde yer alan haberleri ihbar kabul ederek müfettiş istediği, bu konuda hazırlanan inceleme ve bilirkişi raporlarının gönderildiği İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 180 sanık hakkında soruşturma başlattığı, ardından da ‘görevsizlik’ kararı vererek hazırlık soruşturması dosyasını kendilerine gönderdiği belirtildi.

İnceleme sonucu bazı sanıklar hakkında ‘yetkisizlik’ kararı verilerek dosyalarının başka savcılıklara gönderildiği anlatılan iddianamede, mülkiye müfettişlerinin, ‘siyasi ve sosyal görüşten kaynaklanan bir amaçla cürüm işlemek için devasa bir teşekkül oluşturulduğu, organize çalışmalar yapmak suretiyle ihalelere fesat karıştırıldığı, şartnamelerin Albayraklar Şirketler Grubu’nun menfaatleri doğrultusunda hazırlandığı, belediye yetkililerinin kendi araçlarına bütçeden kira adı altında ödemeler yapılmasının sağlandığı, bu paraların kendilerince bilinen bazı kişilerin elinde toplanarak özel amaç ve gayeler doğrultusunda kullanıldığı ve tüm bu yollarla siyasi, sosyal ve ekonomik amaçları gerçekleştirmek için organize bir şekilde suç işlemek amacıyla gerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi içinde ve gerekse dışında teşekkül oluşturmak suretiyle devlet parasının, yani belediye parasının nitelikli yollarla geleceğin başbakanını hazırlamak ve cihat yapmak amacıyla yönlendirildiği, bu paraların zimmete geçirildiği’ konularında inceleme ve araştırma yaptıkları ifade edildi.

Büyükşehir Belediyesi eski Park ve Bahçeler Müdürü Ali Karakoç’un, müfettişlere verdiği ifadede, ‘İtalya’dan getirilen fidelerin kendi isteklerine uygun olmadığını Genel Sekreter Yardımcısı Adem Baştürk’e anlattığı, ancak durumda bir değişiklik olmayınca İştirakler Daire Başkanı Necmi Kadıoğlu ile görüştüğünü’ söylediği belirtilen iddianamede, Kadıoğlu’nun da kendisine, “Ağaçların alımına itiraz etme. Bunlar küçük hadiseler… Geleceğin başbakanını hazırlamak için çaba harcıyoruz. Ben gelecekte maliye bakanı olacağım. Sen de tarım bakanı olabilirsin” dediğini söyledi.

Yine Genel Sekreter Yardımcısı Mahmut Kuş’un da, müfettişlerle görüşmesi sırasında, ‘Adem Baştürk’ün Recep Tayyip Erdoğan’ın adamı olduğunu, Mustafa Açıkalın’ın Albayraklar’ın belediye içindeki adamı, Necmi Kadıoğlu’nun da yolsuzlukların başındaki kişi olduğunu ve belediyeden para hortumlamada kullanılan yolların başında ağaç işlerinin geldiğini söylediği’ anlatılan iddianamede, Kuş’un bu ifadesini daha sonra kabul etmediği vurgulandı.

‘Raporlara göre, belediyenin asli görevlerinden olan çöp toplama, cadde ve sokakların süpürülmesi gibi hizmetlerin yönetim kurulları belediye personelinden oluşan şirketlere devredildiği’ne yer verilen iddianamede, ”bu şirketlerin aldığı kararlarla aşamalı olarak işlerin Albayraklar ve benzeri yandaş şirketlere ihale edildiği’ belirtildi.

ALBAYRAK-ERDOĞAN İLİŞKİSİ 

İddianamede, mülkiye müfettişlerince hazırlanan rapora göre, ‘Albayrak Şirketi ortaklarından olan ve yasaya aykırı biçimde 2 dönem belediye meclis üyeliğine seçildiği için İçişleri Bakanlığı’ndan hakkında soruşturma yapılabilmesi amacıyla izin istenen Nuri Albayrak ile geçen dönem Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan arasında, okul döneminden başlayan arkadaşlık ve dostluk ilişkisinin siyasi birlikteliğe yönelik devam ettiği’ anlatılarak, şöyle denildi:

“Erdoğan’ın belediye başkanı seçilmesini takiben siyasi, sosyal ve ekonomik geleceğini garanti altına almak amacı doğrultusunda, zamanla Büyükşehir Belediyesi birimlerinde ve belediye şirketlerindeki yetkilileri de içine alan bir organizasyona dönüşen birlikteliğin devasa bir teşekkül ve organizasyon haline geldiği, oluşturulan bu devasa organizasyonla bir yandan siyasi ve sosyal bir görüşten kaynaklanan amaca yönelik olarak faaliyetler sürdürüldüğü, bir yandan da bu faaliyetleri devam ettirirken gerekli olan maddi kaynakları usulsüz ve fesat karıştırılmış işlemlerle aldıkları kamu ihalelerinden sağladıkları, kendilerini ve yandaşlarını ekonomik yönde güçlü bir konuma getirdikleri anlaşılmıştır.”

Bu işlemler sırasında hayali şirketlere yüklü ödemeler yapıldığı, gerekirse mafyavari yollara başvurulduğu öne sürülen iddianamede, Üstün Güner’in, ‘Kesin Hesap Müdürlüğü’nde teknik şef olarak görev yaparken Albayraklar’a verilecek 4 trilyon liralık fazla ödemeyi engellediği için başka bir birime atandığını’ söylediği belirtildi.

‘Fesat karıştırılan ihaleler’ bölümünde ‘Mustafa, Muzaffer ve Kazım Albayrak’ın belediye meclis üyesi olan kardeşleri Nuri Albayrak’ın nüfusundan yararlanarak aldıkları ihalelere’ ilişkin bilgilere de yer verilen iddianamede, ‘ihalelerde muhammen bedellerin fahiş fiyatta belirlendiği, ihalelerin belli firmalarca alınması için şartnameye özel hükümler konulduğu, bir kısım müracaatçı firmaya yeterlilik verilmediği, ihale sonrası hazırlanan sözleşmelere özel hükümler konularak kurumun zararına hareket edildiği, açıklık ve serbest rekabet ortamının sağlanmadığı’ kaydedildi.

Belediyede görevli bazı sanıkların da, ‘kamu yararı gözetmeden kamu kaynaklarının israfına neden olarak ‘hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal’ suçunu işledikleri’ belirtilen iddianamede, 70 sanığın hukuki durumları da ayrı ayrı anlatıldı.

İddianamenin sonuç bölümünde, Albayrak Turizm Seyahat İnşaat ve Ticaret A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak ile Başkan Vekili Muzaffer Albayrak ve Yönetim Kurulu Üyesi Kazım Albayrak’ın, ‘Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak’, ‘Yalan beyanda bulunmak’ ve ‘8 defa ihaleye fesat karıştırmak’ suçlarından dolayı 3 ile 21 yıl arasında çeşitli ağır hapis cezalarına çarptırılmaları istendi.

Aynı iddianamede, suç tarihlerinde yaptıkları görevler dikkate alınarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri ve İSTAÇ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Adem Baştürk, Genel Sekreter Mustafa Açıkalın, Genel Sekreter Yardımcıları ve İSTAÇ Yönetim Kurulu Üyeleri Osman Yıldırak, Mahmut Kuş, Nihat Macit ve Dursun Ali Çodur, İSKİ Genel Müdürü ve İSTAÇ Yönetim Kurulu Üyesi Veysel Eroğlu, belediyenin Satın Alma Daire Başkanı ve İSBAK A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Yılmaz Şener, İSTAÇ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İSBAK A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi Necmi Kadıoğlu’nun da aralarında bulunduğu diğer 67 sanığın da, çeşitli suçlardan dolayı 1 ile 36 yıl arasında değişen ağır hapis cezalarına çarptırılmaları talep edildi.

İddianamede, Nuri Albayrak, Mustafa Albayrak, Kazım Albayrak, Ahmet Albayrak, Bayram Albayrak, Ali Albayrak, Mustafa Açıkalın ve Emin Şirin’in de aralarında olduğu 38 kişi hakkında, bazı suçlamalara ilişkin takipsizlik kararı verildiği de yer aldı.

İGDAŞ A.Ş, AĞAÇ A.Ş. ve İSFALT A.Ş. ile ilgili yürütülen soruşturma sonucunda ‘yetkisizlik’ kararı verilerek hazırlık dosyalarının yetkili cumhuriyet savcılıklarına gönderildiği belirtilen iddianamede, 173 klasörden oluşan soruşturma dosyasında, ifa ettikleri görev nedeniyle 4483 sayılı kanun uyarınca 2 sanık hakkında İçişleri Bakanlığı’ndan, 66 sanık hakkında da İstanbul Valiliği’nden istenen soruşturma izni talep yazısının bulunduğu kaydedildi.

Kaynak : Radikal.com.tr

 

 

İGDAŞ çıbanı patladı

Bir Mülkiye Müfettişi’nin uyanıklığı sayesinde ortaya çıkan vurgunda, önemli isimlerden olan eski Genel Müdür Şengül asıl hedefi gösterdi: Yukarıdakiler!

Herşey, Mülkiye Müfettişi Candan Eren’in, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Genel Sekreter Yardımcısı olan Mahmut Kuş’u ziyaretiyle başladı…

Eren, İstanbul’u ahtapot gibi sarıp kanını emdiği iddia edilen, gazetelerde günlerce yazılıp çizilen Albayrak A.Ş. ile ilgili soruşturmayı yürütmekle görevlendirilmişti… Mahmut Kuş da bir dönem mülkiye müfettişi olduğuna göre Candan Eren’e istediği bilgileri verebilirdi… 

Kuş, Eren’i kapıda karşıladı… Ne de olsa eskiye dayanan dostuklukları vardı… Karşılıklı içilen çaylardan, dünde kalan hatıraları anan konuşmalardan sonra söz döndü dolaştı, Büyükşehir Belediyesi’ne ve Albayrak A.Ş’nin üstlendiği ihalelere geldi…

Mahmut Kuş, karşısındaki meslekdaşına çekinmeden gördüğü, bildiği ve birilerinden dinlediği herşeyi 2 saat boyunca anlattı… Kurulan tezgahları, ihalelerin nasıl kotarıldığını, Tayyip Erdoğan’la Albayrak Kardeşler’in geçmişe uzanan dostluklarını ve götürülen paraları Kuş gibi öttü!

Sohbetin sonunda Eren, Mahmut Kuş’un gözlerine bakıp şöyle dedi:

“Tanıklık yapıp, bunları bana resmi olarak anlatır mısın?”

Mahmut Kuş’un cevabı “Hayır”dı:

“Sonra başım ağrır… Albayraklar Belediye içinde çok güçlü.. Zorda kalırım, sıkıntı çekerim…”

Candan Eren, meslekdaşına hak verdi… İzin istedi..

Eren’i o gece uyku tutmadı… Kuş’un anlattıkları araştırdıklarının aslıydı… Eğer özel sohbette söylediklerini yazılı ifadeye döküp altını imzalasa herşey bitecekti… Ama “Hayır” demişti…

Odayı bir aşağı bir yukarı adımlarken birden aklına geldi:

“Onu bir daha konuşturup, sesini banta alabilirim…”

EMNİYET’TE PLAN

Candan Eren’in ertesi sabah ilk işi İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir’den randevu almak oldu… İçişleri Bakanı’nın kendisine verdiği görevi anlattı ve Belediye’de Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapan Mahmut Kuş’tan dinlediklerini aktarıp, aklına gelen planı aktardı…

Polis de zaten bu işin üstündeydi.. Plan “okey”lendi… Emniyet Müdürlüğü’nde üzerine gizli kayıt sistemi yerleştirilen Eren, ertesi gün yeniden Mahmut Kuş’u ziyarete gitti…

Kuş iki gün önce anlattıklarını tekrarlamakla kalmadı… Albayraklar için nasıl ballı ihaleler düzenlendiğini, kimlerin bu pastadan çatal çatal yediğini, Tayyip Erdoğan ile Albayrak Kardeşler arasındaki ilişkinin hangi düzeyde seyrettiğini anlattı… Sıradan bir taşıma şirketinin nasıl olup da holding haline geldiğini aktardı… Bu arada kamuoyunda uzun süre tartışılan iddiayı da ortaya attı:

“Tayyip Erdoğan’ın 1 milyar doları var!”

Candan Eren istediğini elde etmişti… Soruşturmakla görevli olduğu kurumun yöneticisinden büyük hikayeyi dinlemişti…

Sıra ifade vermekten çekinen bir başka kişiye gelmişti:

Albayrak’lar’ın eski muhasebecisi Zeki Nigiş…

Bunun için de polisten yardım istedi… Nigiş kameraya alındığından habersiz içini döktü, bildiklerini özetledi…

Candan Eren’in şimdi elinde biri ses, diğeri görüntü olmak üzere iki kaset vardı… Ama o bunlarla yetinmedi… Birçok kişiyi daha dinledi ve sonunda hazırladığı soruşturma dosyasını, suç duyurusu eşliğinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderdi… Eren, Erdoğan ile Albayrak kardeşleri “çete” oluşturmakla suçluyordu… Bununla kalmıyor, yalnız Büyükşehir Belediyesi’nden değil, Faziletli ilçe belediyelerinden de alınan haksız ihalelerle elde edilen paraların; Erdoğan’ı geleceğin Başbakan’ı yapmak için kullanıldığını anlatıyordu…

Candan Eren’in raporu üzerine DGM Savcılığı soruşturma başlattı… Albayrak Kardeşler’le Büyükşehir Belediyesi’nin Erdoğan dönemindeki bazı bürokratları gözaltına alınıp sorgulandı…

Bütün bunlar olup biterken Ali Müfit Gürtuna rahattı… Çünkü iddialar, suçlamalar kendi döneminin öncesini kapsamıştı… Kaldı ki; boy hedefi yapılan Tayyip Erdoğan’ın yıpranması kendi siyasi geleceği için artı puandı…

Erdoğan ise kendine dokunulamayacağından emin bir tavırda meydan okuyordu… Fütursuzca rest çekiyordu:

“Bizim alnımız açık… Bize kimse leke süremez…”

Erdoğan cidden suçsuz muydu? Yoksa devlet “Daha zamanı değil” diyerek biraz daha bekliyor muydu?

SİHİR BOZULDU

Oysa ilk adım atılmış, bazı kişilere dokunulmuştu.. İlk kez İstanbul Büyükşehir Belediyesi devletin merceği altına alınmıştı… Üstelik DGM Savcısı’nın emri ile bugüne kadar dokunulmayan bir çok isim sıraya sokulmuştu… Kapalı kapılar ardında kotarılıp kılıfına uydurulan işlerle ilgili iddiaların ispatı belki mümkün değildi ama birşeyler döndüğü de belliydi…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi birilerinin çiftliği miydi? Tayyip Erdoğan’ı geleceğin Başbakanı yapmayı amaç edinenlerin hortumladıkları yer miydi?

Devlet buna seyirci kalamazdı! Çünkü iddiası bile yenilip yutulamazdı…

***

İşte; ne olduysa oldu, bu kez Hesap Uzmanları Kurulu’nun bir raporu gündeme oturdu… Rapor, İGDAŞ’ta 22.5 trilyon liralık dolandırıcılık ve yolsuzluk yapıldığını ortaya koydu… Kurul’un tespitlerine göre bu sıradan bir yolsuzluk da değildi… En önemlisi; bütün tezgah 1999 yerel seçimlerini kazanmak için Fazilet Partisi’nce oluşturulan havuza para aktarmayı hedeflemişti… Üstelik bu tezgahın içinde Erdoğan döneminde Büyükşehir Belediyesi’nde görev alan bir çok üst düzey bürokrat da kendi çapında rol üstlenmişti…

Belediye ile İGDAŞ’ta kurulan kumpasta kimler yoktu ki… Raporda bütün üst düzey bürokratların isimlerine yer verilmişti…

Hesap Uzmanları Kurulu’nun raporuna göre kurulan tezgah Şeytan’ın bile aklına gelmeyecek cinstendi…

Albayraklar’da olduğu gibi yöntem aynıydı: Yandaşlara uygun ihale… Böylece trilyonlar cukkalanacak… Günün birinde yargı hesap sorarsa kolayca aklanılacak… Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı..

İŞTE SOYGUN

Mali Şube Müdürü Ayhan Mimaroğlu’na bağlı ekiplerle Hesap Uzmanları Kurulu’nun soruşturması İGDAŞ’ta inanılmaz bir tezgahı ortaya çıkardı. İşte adım adım kurulan tezgah:

* BüyükŞehir Belediyesi 1988 yılında İGDAŞ’ın sayaç okuma işini “Mobil tahakkuk sistemi” adı altında ihaleye açıyor…

* Mobİl Tahakkuk Sistemi’nin ne olduğu fazla bilinmediği için ihaleye ilgi olmuyor…

* Dönemİn Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’ın yakını olan Ahmet Hamdi Pınarcık ile yine Erdoğan’ın danışmanlarından Tufan Mengi’nin ortağı olduğu Lonca A.Ş, İSKİ’de 21 cente (336 bin lira) yaptığı bu işi ihale ile 1 dolar 55 cente (Bugünkü kurlarla 2 milyon 480 bin lira) alıyor… Yani aynı işi 7 kat pahalıya yapıyor.

* Böylece İstanbullular’ın doğalgaz faturalarına yansıtılan bu ücretle Lonca A.Ş. 22.5 trilyonluk haksız kazanç sağlıyor…

* Hortum bununla da kalmıyor.. İGDAŞ, Lonca A.Ş’ye 1999 seçimleri öncesi avans olarak 3.5 milyon dolar aktarıyor… Bu paranın nereye gittiği, kimler tarafından kullanıldığı açıklanamıyor… Ancak tahminler bu para Refah’ın seçim için oluşturduğu havuza akıyor…

Hesap Uzmanları Kurulu raporunda yalnızca soygunun nasıl yapıldığı anlatılmadı, suçlular da sayıldı:

“İGDAŞ’ın dolandırılmasını planlayanların başında Genel Müdür (dönemin) Fuat Şengül, Genel Müdür Yardımcısı Halil İ. Leventoğlu, Müşteriler Müdürü Yusuf Aydınoğlu ile İGDAŞ Pazarlama ve Satış Müdürü İbrahim Müjdat Oğuz bulunmaktadır…”

POLİS DEVREDE

Hesap Uzmanları Kurulu’nun raporundan sonra şimdi sıra Mali Polis’teydi… Büyük bir gizlilik içinde yürütülen soruşturma sırasında Albayrak olayından tanıdığımız Tufan Mengi gibi bildik isimlerin yanı sıra yazar Abdurrahman Dilipak gibi sürpriz isimler de belirlendi…

Polise göre halen aranmakta olan Mengi İGDAŞ’ın hortumlanmasında, bu paraların belli amaçlar için bir havuza aktarılmasında kilit isimdi…

Peki; kimdi Tufan Mengi?

Sözüm ona mazlumların hakkını savunan Mazlum-Der’in eski Başkanıydı… Tayyip Erdoğan’ın yakını, Fazilet’in para işlerinin maystrosuydu…

Bir başka isim Mustafa Hasanoğlu’ydu… Hasanoğlu Tayyip Erdoğan ve Ali Müfit Gürtuna dönemlerinde Büyükşehir Belediyesi’nden ihaleler alan İZSAL adlı firmanın patronuydu… İZSAL kısa sürede öylesine büyüdü. İhalelerde öylesine ayrıcalıklı bir hale geldi ki; Belediye’ye bağlı KİPTAŞ nerede konut inşaatına başlasa, İZSAL mutlaka bu ihaleyi alıyordu…

Yine tesadüfe bakın ki; Hasanoğlu’nun sahip olduğu İZSAL, Lonca adlı şirkete ortaktı… Ama asıl ilginç olan bu ortaklığın Lonca’nın, İGDAŞ’ın ihalesini almasından sonra yapılmasıydı…

Kısacası; Lonca İGDAŞ’ı hortumlayacak, alınan paralar İZSAL tarafından Fazilet için kurulan havuza aktarılacaktı… Sistem emme basma tulumba gibi çalışıyordu…

***

Polis, olayı deştikçe İGDAŞ’ın yalnız sayaç okuma işiyle değil, başka yöntemlerle de soyulduğunu belirledi… Çünkü; 560 milyon dolarlık ciroya sahip bu kuruluş birilerinin kasasıydı ve bu kasanın anahtarı da Fazilet ve yandaşlarındaydı…

Mali polis, soruşturmayı derinleştirdikçe bu kez İroni Ajans adlı bir şirketin kurduğu kumpasa ulaştı… Müşteri sıkıntısı çekmeyen, yüzbinlerce abone olmaya hazır İstanbullu kapısında bekleyen İGDAŞ, nasıl olmuşsa, “İstanbullular bizi tanımıyor, kendimizi tanıtalım” diye düşündü ve bu işi de 1.5 trilyon lira karşılığında İroni Ajans’a verdi… Ve rastlantıya bakın ki; bu şirketin bütün ortakları da Fazilet’liydi…

Polis ipin ucunu çektikçe yumak büyüdü, inanılmaz isimler, ilişkiler gündeme geldi…

Örnek mi?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Genel Sekreteri ve İGDAŞ eski Yönetim Kurulu Başkanı olan Mustafa Açıkalın, soygun benzeri 20 trilyonluk sayaç okuma işini alan Lonca A.Ş’nin hissedarlarından Mehmet Yıldız’ın eniştesiydi… Sadece bu akrabalık bile ihaleye “şaibeli” damgası vurulması için yeterliydi…

Ya İGDAŞ eski Genel Müdürü Fuat Şengül’ün Mali Polis’teki sorgusunda söylediği şu sözlere ne demeli?

“Her operasyonda bizi alıyorsunuz… Bizim başımızdakilere (Erdoğan ile Gürtuna’yı kasdediyor) neden dokunamıyorsunuz?

BAŞKANLAR HEDEFTE

Eski Genel Müdür Şengül’ün “Yukarıdakilere bakın” ifadesi Büyükşehir’in 2 başkanını işaret ediyor.

SON SÖZ

Gerek Mülkiye Müfettişlerinin raporlarında belirtilen ve gerekse yargıya intikal edilen bütün hortumlamalar ne amaçla tezgahlandı?

Bunun amacı; Mülkiye Müfettişi Candan Eren’in raporunda belirttiği gibi Tayyip Erdoğan’a geleceğin Başbakanlığı yollarını açmak mı? Yoksa, bu tezgahı ve hortumlamayı düzenleyenlerin elde edecekleri paranın gücü ile hayal ettikleri rejimi Türkiye’de kurmak mı?

Bunun yanıtını bağımsız yargı bulacak…

Ve 65 milyon adına inanıyoruz ki; bağımsız yargının vereceği karar yalnız bu olayı noktalamayacak, gelecekte böylesine planlar kuranların aklını başına almayı sağlayacak…

DİP NOT: Bu yazıyı halen Kartal Cezaevi’nde tutuklu bulunan Şengül’ün gündeme getirdiği bir gerçekle noktalamak istiyorum:

Neden hep aynı isimler tukaka ediliyor, tepedekilere ilişilemiyor… Neden ümmet fatura ödüyor da, onları kötü yola sevkeden peygamberler(!) sefa sürüyor…

Soruşturma sırası Halk-Ekmek’e geldi

İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Büyükşehir Belediyesi İktisadi Teşekkülleri’ne yönelik soruşturma kapsamında, İGDAŞ’tan sonra Halk Ekmek A.Ş’nin ihale dosyaları da incelemeye aldı.

BİT’lere yönelik soruşturmayı sürdüren DGM Cumhuriyet Savcısı Abdülaziz Özatlan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşlarından Halk Ekmek Un ve Unlu Maddeler Gıda Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’nden, ihale dosyalarının DGM’ye gönderilmesini istedi. Şirket yetkilileri de savcılığın bu isteğine uyarak ihale dosyalarını DGM Cumhuriyet Savcılığı’na teslim etti. Yetkililer, incelemelerin belediyeye bağlı tüm iştiraklere yayılacağını kaydetti.

İGDAŞ’la ilgili açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna ise eski İGDAŞ Genel Müdürü Fuat Şengül ile Genel Müdür Yardımcısı, halen de Pazarlama ve Satış Müdürü İbrahim Müjdat Oğuz’un tutuklanması konusunda “Her tutuklanan suçlu değildir” dedi.

1 ay önce kaçtılar

İGDAŞ’ta 1997-98 yıllarında yapılan 22.5 trilyonluk yolsuzlukla ilgili aranan Tufan Mengi ve Ahmet Hamdi Pınarcık’ın soruşturmanın başlamasından bir ay önce yurtdışına çıktıkları belirlendi. Soruşturmayla birlikte, haklarında yurtdışına çıkma yasağı getirilen Lonca A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hamdi Pınarcık’ın 12 Eylül, İGDAŞ’taki bütün yolsuzlukların arkasındaki isim olduğu belirtilen Tufan Mengi’nin de 18 Eylül’de Atatürk Havalimanı’ndan yurtdışına çıktıkları öğrenildi.

Kaynak : Erdal BİLALLAR – Sabah.com.tr

Albayraklar’da şok itiraf

“Albayrak” sanıkları, İstanbul DGM’de verdikleri ifadelerde en büyük hayallerini açıkladılar: Recep Tayyip Erdoğan’ı geleceğin başbakanı yapmak

Sanıklar amaçlarını gerçekleştirmek için Büyükşehir ve ilçe belediyelerini ihalelerle soyduklarını ve ihale talimatlarını Erdoğan’dan aldıklarını söylediler.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ve ilçe belediyelerinden Albayraklar A.Ş’ye verilen metro, ulaşım ve inşaat ihaleleriyle ile ilgili yürütülen “Temiz Şehir Operasyonu” soruşturması kapsamında gözaltına alınan şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak’ın da aralarında bulunduğu 14 kişi, dün çıkarıldıkları İstanbul DGM’de önemli itiraflarda bulundular.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin talimatıyla başlatılan Albayraklar Operasyonu’nda üç günlük ek gözaltı süresi dün sona erdi ve sanıklar mahkemeye çıkarıldı. İstanbul Organize Suçlar Silah ve Kaçakçılık Şube Müdürlüğü’ndeki sorguları tamamlanan, aralarında Albayrak AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Yeni Şafak Gazetesi’nin sahibi Mustafa Albayrak’ın da bulunduğu 14 kişi, dün saat 10.45 sıralarında Beşiktaş’ta bulunan İstanbul DGM’ye getirildi.

MÜFETTİŞ RAPORU ESAS ALINDI

Bir polis minibüsüyle elleri kelepçesiz olarak Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne getirilen Mustafa Albayrak, Harun Karaca, Necmi Kadıoğlu, Lütfiye Erdoğan, Tufan Mengi, İbrahim Karaca, Nuran Erdoğan, Hamit Çelik, Nafiz Biber, Alican Balcı, Bahattin Aktaş, Remzi Uzun, Mehmet Karadeniz ve Hayrettin Kökbaş’ın ifadesi DGM Savcısı Abdülaziz Özaslan tarafından alındı. İfadeler, İçişleri Bakanlığı Müfettişi Candan Eren tarafından hazırlanan tevdii raporu doğrultusunda alındı. Sanıkların ifadelerinin alınması gece geç saatlere kadar devam etti.

GAZETECİLERE SALDIRDILAR

Dün sabah saatlerinde DGM’ye getirilen Albayrak AŞ sanıkları başta Recep Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı dönemindeki danışmanı Tufan Mengi olmak üzere duruşmaya izleyen basın mensuplarına saldırdılar. Sanıkların saldırı ve taşkınlıkları polis ekipleri tarafından güçlükle önlendi. Mengi bu sırada polislere de direndi.

TÜM KİRLİ İLİŞKİLER ORTAYA DÖKÜLDÜ

Poliste yapılan sorgulamada şirket danışmanları ve çalışanları önemli itiraflarda bulundular. Bu itiraflar sırasında Albayraklar’ın “büyük hayali” de ortaya çıktı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Harun Karaca ile İştirakler eski Daire Başkanı Necmi Kadıoğlu tek amacın Erdoğan’ın siyasi bir güç haline getirmek olduğunu itiraf ettiler. Karaca ve Kadıoğlu’nun poliste yaptıkları itiraflarla Albayrak şebekesinin bütün kirli ilişkilerini ve yasadışı işlerini itiraf ettikleri ileri sürüldü. Polis itiraflar doğrultusunda yaptığı operasyonlarda gerekli delillere ulaşmayı da başardı.

TALİMATLARI ERDOĞAN VERDİ

Edinilen bilgilere göre Karaca ve Kadıoğlu polis sorgusu sırasında verdikleri ifade ile yapılan her şeyin siyasi güç edinme amacına yönelik olduğunu itiraf ettiler. Albayraklar’ın yoktan varolduklarını, sahte belgelerle ihalelere girerek Büyükşehir Belediyesi’nden para hortumladıklarını ve hazırlanan ihale şartnamelerinin bile Erdoğan’ın talimatları ile Albayrak şirketler grubunun kazanacağı şekilde düzenlendiğini öne sürdüler.

MADDİ KAYNAK İÇİN HİLELİ İHALELER

Karaca ve Kadıoğlu’nun itiraflarında Albayraklar’ın, Erdoğan’ı Türkiye’nin gelecekteki başbakanlığına hazırlamak, kendilerini de Türkiye’nin sayılı işadamları arasına sokmak için maddi kaynağa ihtiyaç duyduklarını bunu da belediye kaynaklarını hileli ihaleler yolu ile hortumlayarak sağladıklarını ileri sürdüler.

İşte şok eden itiraflar: 

1-Traktör ve bisikletleri taşıma aracı gösterdiler

Albayraklar aralarında traktör ve bisiklet gibi araçların da bulunduğu 737 aracı, Fatih 28. Noter’de çalışan bir kadın aracılığı ile “son model taşıma aracı” gibi tescil ettirdiler. Bu sayede şirket, ihaleye girmesi için gerekli kriterlerini tutturdu ve belediyenin taşıma ihalelerine girdi. Şirket, ihaleleri kazandı, ancak sahte belgeli araçların trafikte kullanım süreleri bile dolmuştu.

2-Naylon firmalarla sahte rakipler yarattılar

Albayrak’In Şirket muhasebecilerinden Nuran Erdoğan da verdiği ifadede, Albayraklar’ın naylon faturalar keserek şirket cirolarını yüksek tuttuklarını söledi. Erdoğan, Albayraklar’ın kendi isimlerinin fazla göz önüne çıkmaması için 3. kişilere kredibilitesi olmayan şirketler kurdurarak bu şirketleri ihalelere soktuklarını, fakat ihale konusu işleri yine kendi şirketlerine yaptırdıklarını itiraf etti.

3-Yapılmayan işler için büyük ödemeler

Şebeke, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kağıthane Belediyesi ve Gebze Belediyesi yetkilileri tarafından siyasi ve sosyal görüşten kaynaklanan yakınlıkla ihalelere fesat karıştırmak sureti ile Albayraklar’a ihale kaynağı yarattı. Belediye yetkilileri, kendi araçlarını dahi bu şirket üzerinden makam aracı olarak gösterip belediyeden rant sağladılar. Şebeke, belediyelerin ağaç dikimi park ve bahçelerin bakımı adı altında sağlıksız satın alımlara ve gerçeği yansıtmayan işlere büyük ödemeler yapmasını sağladı.

İŞTE ALBAYRAK İTİRAFÇILARI

İstanbul Organize Suçlar Silah ve Kaçakçılık Şube Müdürlüğü ile Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki sorgular, Albayrak AŞ sanıklarının korkunç bir kopmlo içinde olduklarını ortaya çıkardı. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık dönemindeki danışmanı Harun Karaca ile İştirakler eski Daire Başkanı Necmi Kadıoğlu, şok edici itiraflarda bulundular. Albayrak AŞ muhasebecilerinden Nuran Erdoğan’ın itirafları da İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerindeki soygunlara açıklık getirdi. Karaca ve Kadıoğlu, belediyeleri soymayı amaçlayan organizasyonun tek hedefinin halen AK Parti Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecekteki başbakanlığa hazırlanması olduğunu söylediler. Bu arada bu kirli organizasyonun bir diğer amacının da Albayraklar’ı Türkiye’nin sayılı işadamları arasına sokmak olduğu ifadeler sonunda ortaya çıktı. Ancak Mustafa Albayrak’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptığı Albayrak AŞ bu iş için naylon şirketler kullandığı da belirlendi.

BEDAŞ’ın faturalarını yaktılar

Albayraklar’a ait Sistem İnşaat şirketi yetkilisi, Güngören, Sefaköy ve Bakırköy’de dağıtması gereken elektrik faturalarını yakarak boş bir arsaya attı.

Temiz Şehir Operasyonu’nun sanıkları Albayrak kardeşlere ait Sistem İnşaat’ın Avrupa Yakası’nın elektrik dağıtım şirketi olan Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ’nin (BEDAŞ) elektrik sayaç okuma ve dağıtım işini de üstlendiği ancak şirket çalışanlarının faturaları dağıtmak yerine yaktıkları ortaya çıktı.

VATANDAŞLAR ŞİKAYET ETTİ

Vatandaşların şikayeti üzerine ortaya çıkan olay şöyle gelişti: Albayraklar’a ait olan Sistem İnşaat Turizm Sanayi A.Ş, 2000 yılının Eylül ayında BEDAŞ’ın Güngören, Sefaköy ve Bakırköy ilçelerindeki elektrik sayaç okuma ve dağıtım işini ihale ile aldı. Vatandaşların “fatura gelmediği” yönündeki şikayetleri bu ihale sonrasına rastlayınca BEDAŞ bir yazı yazarak Sistem İnşaat’ı uyardı ve durumun kontrol edilmesini istedi. Ancak aradan geçen süreye rağmen bu konuda bir ilerleme kaydedilemedi.

YARISI YANMIŞ FATURALAR

Olay Mayıs ayında, Gaziosmanpaşa Mahallesi sakinlerinin yaptığı bir ihbar ile açıklığa kavuştu. Boş bir arsada tomar tomar yarısı yanmış fatura bulundu. Sefaköy İşletme Müdürlüğü’ne ait faturalar olay yerinden alındıktan sonra bu faturaları dağıtmakla görevli Mustafa Sarıduman’ın ifadesine başvuruldu. Suçunu itiraf eden Mustafa Sarıduman faturaları dağıtmak için arabanın bagajına koyduğunu ancak orada unuttuğunu anlattı ve son ödeme tarihlerinin geçtiğini fark edince de yaktığını söyledi.

GÖREVLİ RÜŞVET İSTEDİ

İGDAŞ ve İSKİ’nin de fatura dağıtım işini üstlenen Sistem İnşaat yetkilileri olayın ortaya çıkarılmasından sonra saha elemanı Mustafa Sarıduman’la ilgili herhangi bir işlem yapmadan İSKİ’ye kaydırdılar.

Öte yandan, Güngören bölgesinde görevli Sistem İnşaat çalışanı Muhammet İlyas Turna ile ilgili olarak da bir konfeksiyoncu rüşvet istediği iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Tufan Mengi ev kurşunlatmış

“Temiz Şehir” Operasyonu sanıklarından İstanbul Büyükşehir eski Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski danışmanı Tufan Mengi ile ilgili ise halen Fatih Adliyesi’nde görülen bir tehdit davası ortaya çıkarıldı. Fatih Adliyesi’ndeki dosyaya göre Yeni Şafak Gazetesi’ni Albayrak kardeşler ile birlikte satın alan ve anlaşmazlığa düşünce de hissesini satan Fatih Saraç, tehdit edildiğini ve kardeşinin evinin kurşunlandığını öne sürerek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Siyasi yasaklı Necmettin Erbakan’ın şeyhi olarak tanınan İmam Emin Saraç’ın oğlu ve BİM Marketler Zinciri’nin büyük ortağı olan Fatih Saraç, suç duyurusunda kendisinden haraç istendiğini öne sürdü. Bunun üzerine Erdoğan’ın eski danışmanı Tufan Mengi ile tetikçisi olduğu ileri sürülen Yılmaz Çelik hakkında dava açıldı.

3 Albayrak aranıyor

İstanbul Organize Suçlar Şubesi ve Mali polis tarafından bir haftadır sürdürülen Temiz Şehir Operasyonu’nda el konulan 25 bilgisayar ve 6 kasada ele geçirilen evrakların Albayrak çetesinin işledikleri suçlarda kullandıkları belgeler olduğu ortaya çıktı. Albayrak kardeşlerden şebekenin organizasyonunu yaptığı belirlenen Ahmet Albayrak, Muzaffer Albayrak ve Nuri Albayrak halen polis tarafından her yerde aranmaya devam ediliyor. Bugüne kadar gözaltına alınan 14 sanık haricinde Saffet Albayrak, Kazım Albayrak, Başaran Tellioğlu, Osman Tellioğlu, Muzaffer Yaşar, Ahmet Kahraman, Murat İhsan Demirağ, Müslim Yavuz, Şevket Özkarasu, Tayyar Koçak, Kazım Soylu, Sefer Salim Gündoğmuş, Abdullah Coşkuner, Halil Kurşun, Hayri Kır, Ahmet Aslantürk, Abdullah Ergün, Faruk Albayrakve Adem Altınsoy’u ifadelerine başvurarak serbest bırakmıştı.

Kaynak : Sabah.com.tr

Albayraklar, ‘Temiz Şehir’le gözaltında

Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden başlayarak büyüyen ve Yeni Şafak Gazetesi’nin de sahibi olan Albayraklar Grubu’na yönelik DGM operasyonu başladı.

Grubun Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak ile 20 yöneticisi dün gözaltına alındı. Polis, Albayraklar Grubu’nun şirketlerini basıp, evraklara el koydu. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden 20 ayrı şirketine usulsüz ihale aldığı iddia edilen Albayraklar Şirketler Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı, Yeni Şafak Gazetesi’nin sahibi Mustafa Albayrak ile 20 yöneticisi dün başlatılan “Temiz Şehir Operasyonu” kapsamında gözaltına alındı. Organize Suçlar ve Mali Şube’de sorgulanan şirket yöneticileri, ihalelere fesat karıştırmak ve cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmakla suçlanıyor.

Albayraklar soruşturması için 70 gün önce görevlendirilen İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren’in hazırladığı raporda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin servis ihalesini alan Albayraklar Şirketi’nin, 737 adet minibüs ile otobüsü sahte ruhsatla çalıştırdığı iddiası yeraldı. Polis, Albayraklar Şirketler Grubu’nun Topkapı’da bulunan merkezi ile şubelerine operasyon düzenleyip, evraka ve bilgisayar kayıtlarına el koyuyor.

SÜPER MÜFETTİŞ İŞ BAŞINDA 

Albayraklar Şirketler Grubu ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasındaki akıllara durgunluk veren ihale trafiğini soruşturma görevi, Susurluk, Batman’daki kayıp silahlar, Kocaeli’nde, üst düzey polislerin de adralarında bulunduğu mazot kaçakçılığı gibi çok önemli olayları soruşturan ‘Süper Müfettiş’ Candan Eren’e verildi. Candan Eren’in, 62 gün süren incelemesi sonunda 36 klasör bilgi ve belge toplandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde, Albayraklar Şirketleri ile ilgili yaklaşık 100’ün üzerinde kişinin bilgisine ve ifadesine başvuruldu. Albayrak Şirketler Grubu’na verilen ihalelerle ilgili hazırlanan rapor geçtiğimiz hafta İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaştırıldı. İncelemesini tamamlayan İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı Abdülaziz Özatlan, önceki akşam operasyonu başlatan düğmeye bastı.

Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren, kendisinden önce görevlendirilen müfettişlerin, derine inmeden, yüzeysel bir soruşturma yaptıklarına, raporunda dikkat çekti. Eren’in raporunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden personel servisi ihaleleri alan Albayraklar Şirketi’nin 737 adet minibüs ile otobüsün ruhsatlarının sahte olduğunu ortaya çıkardı.

 İHALE DİLEKÇELERİ 

Recep Tayyip Erodoğan’ın başkanlığa seçilmesiyle birlikte, Albayrak Grubu’nun İstabul Büyükşehir Belediyesi’nden yoğun olarak ihale almaya başladığı iddiasını, şirketin Ticaret Odası’ndaki dosyası kanıtlıyor. Albayrakler’ın aile şirketi Albayrak Turizm Seyahat İnşaat Ticaret AŞ’nin İstanbul Ticaret Odası’ndaki dosyasında, üzerine tükenmez kalemle ‘‘İhale için’’ yazılı, çok sayıda dilekçe bulunuyor. Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne hitaben yazılan dilekçelerde, ‘‘Memurluğunuzda 270705/218287 sicil numarasıyla işlem görmekteyiz. Bir yetki belgesi verilmesini arz ederiz’’ ifadesi yer alıyor.

1 MİLYARDAN 1 TRİLYONA 

Albayrak Turizm Seyahat İnşaat Ticaret A.Ş, 6 Aralık 1990 tarihinde, 1 milyar lira sermayeyle kurulmuş. Gülizer Albayrak ile çocukları Ayşe, Havva, Mustafa, Bayram, Kazım ve Muzaffer Albayrak tarafından kurulan bin hisseli şirketin sermayesi, 1 milyar lira olarak belirlenmiş. Şirketin dosyasında, 1995 yılından sonra bir hareketlilik başlamış. Ticaret Odası’na sıkça, ihale ve alım satım başvuruları yapılmış. 8 yıl bir milyar lira olan şirket sermayesi, 1998 yılında, yönetim kurulu kararıyla 1 trilyon liraya yükseltilmiş.

Albayrak Grubu’nun, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yanında, ilçe ve belde belediyelerine hizmet veren Metrotem Temizlik Hizmetleri İnşaat Sanayii ve Ticaret Limited ve Beltem Temizlik Turizm Sanayii ve Ticaret isimli iki şirketi daha bulunuyor.

Erdoğan: 100 milyon dolarlık ihale verdim 

Albayraklar Grubu’nun yayın organı olan Yeni Şafak Gazetesi de Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’a belediye başkanı olmasından sonra atağa geçti. Gazete daha sonra Cengiz Çandar, Fehmi Koru, Nazlı Ilıcak ve Mehmet Barlas gibi köşe yazarlarını bünyesinde topladı. Gazete, kapatılan Fazilet Partisi’nin gelenekçilerinden kopan yenilikçilerin lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın dışındaki bütün siyasi oluşumlara muhalefet ediyor. Erdoğan, bir süre önce Hürriyet’e yaptığı açıklamada, ‘‘İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığım dönemimde 2.4 milyar dolarlık ihale gerçekleşti. Bunlardan 100 milyon dolarlık bölümünü Albayraklar kazandı’’ demişti.

Albayrak’ın belediye ile ilişkileri nasıl gelişti 

Recep Tayyip Erdoğan’ın basın danışmanlığını yapan sırdaşı Hüseyin Besli, belediye başkanlığı görevinin sona ermesinden sonra, bir süre Yeni Şafak Gazetesi’nde çalıştı.

Recep Tayyip Erdoğan döneminde Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Spor AŞ’nin genel müdürü olan Mehmet Atalay, daha sonra Yeni Şafak Gazetesi’ne genel müdür yardımcısı oldu.

Albayrak, Recep Tayyip Erdoğan döneminde olduğu gibi, Ali Müfit Gürtuna döneminde de İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinden ihale almaya devam ediyor. Albayrak’ın, sadece Büyükşehir Belediyesi’nden, 300’e yakın ihale aldığı belirtiliyor.

Büyükşehir Belediyesi’nin yan kuruluşu Kiptaş, Altunizade ve İkitelli Başak Konutları’nın bir bölümünü, Albayrak A.Ş.’ye yaptırdı.

Halk Ekmek’in dağıtımını Albayrak yapıyor. Albayrak’ın, Belediye’nin tesislerinde üretilen 2 milyon ekmeğin her birinden 5 bin lira komisyon aldığı ifade ediliyor. Albayrak’ın ayrıca, Halk Ekmek büfesi açmak isteyenlerden de 150 milyon lira hava parası aldığı iddia ediliyor.

İSKİ’nin su sayaçlarını değiştirme işini, Albayrak A.Ş.’nin üç yan kuruluşu yapıyor.

İstanbul Metrosu’nun elektro-mekanik alt yapı ihalesi, Yapı Merkezi ve ABB şirketleri dışarıda bırakılarak, yeterliliği olmayan Albayrak AŞ’ye verilmişti.

Albayrak şirketlerinin ortaklarından Nuri Albayrak, Refah Partisi kapatılmadan önce il yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Albayrak, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde, kapatılan Fazilet Partisi’ne mensup üye olarak görev yaptı. Alınan kararların altına imza attı.

Fazilet Partisi Meclis Üyesi Nuri Albayrak aynı zamanda, İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un as başkanlığı görevini de yaptı.

Topkapı Şehir Parkı’ndaki yüzlerce bina yerle bir edildi ancak Yeni Şafak Gazetesi’nin hizmet verdiği binaya dokunulmadı. Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ali Müfit Gürtuna bu durumu, ‘‘Kamulaştırmada fayda görülmedi’’ şeklinde değerlendirdi.

Yeni Şafak Gazetesi’nin binasının bir katı, uzun süre Fazilet Partisi’nin de İstanbul İl Merkezi olarak faaliyet gösterdi. Recep Tayyip Erdoğan, 1994 yerel seçimlerine burada hazırlandı.

İETT’ye alınacak 100 yeni otobüs ihalesine, sadece Albayrak A.Ş. katıldı. 29 Kasım 2000 tarihindeki ihale, rekabet ortamı oluşmadığı gerekçesiyle iptal edildi.

Kentteki 3 bin civarındaki billboard, Albayrak’a ait Medya Pano şirketi tarafından pazarlanıyor. Her bir billboard, haftalığı 100 ile 200 dolardan kiralanıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin trilyonluk yemek ihalesini de Albayrak üstlendi.

İstanbul Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin araç kiralama işini Albayrak yapıyor. Şirketin bu işten, yılda 1 trilyon liranın üzerinde gelir elde ettiği belirtiliyor.

İETT otobüslerini 850 milyar liralık yıkama ihalesini Albayrak aldı.

Yeşilköy ve Çiraz’da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait üç halı sahayı da Albayrak işletiyor.

Akbil olayında yine onlar vardı 

Sıradan bir taşıma şirketi olan Albayrak, Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasından sonra, Fazilet Partili belediyelerin kadrolu müteahhiti oldu. Erdoğan’ın Trabzon’dan hemşehrisi olan Albayraklar’a yönelik usulsüzlük iddiaları hiç bitmedi.

Albayrak Kardeşler’in adı ilk kez, Büyükşehir Belediyesi’nin toplu taşıma araçlarında kullanılan elektronik geçiş sistemi Akbil’deki usulsüzlük soruşturmaları sırasında ortaya çıktı. Soruşturmayı yürüten Organize Suçlar Şubesi, Albayrak’ın ortaklarından Ahmet Albayrak’ın da aralarında bulunduğu 58 kişiyi gözaltına aldı, şirketin bütün evraklarına el koydu. Ancak uzmanların yaptığı araştırmalar, Büyükşehir-Akbil-Albayrak üçgenindeki usulsüzlükleri tespit etmeye yetmedi.

Akbil’de, 250 milyon dolarlık bir usulsüzlük yapıldığı ancak bunu tespit etmenin mümkün olmadığı ifade edildi. Bu paranın, Tayyip Erdoğan öncülüğünde başlayan parti kurma çalışmalarında kullanıldığı ileri sürüldü. Hatta bu para yüzünden, Erdoğan ile, Fazilet’in gelenekçilerinin arasının açıldığı iddiaları ortaya atıldı. Akbil soruşturmasını yapan İstanbul Organize Suçlar Şubesi’nden 3 Mayıs 1999 tarihinde yapılan açıklamada, Albayrak’ın da aralarında bulunduğu bazı yandaş şirketlerin, Büyükşehir Belediyesi’nden sahte faturayla haksız kazanç elde ettiğinin tespit edildiği belirtildi. Aynı açıklamada, Büyükşehir Belediyesi kuruluşu Belbim’den, Albayrak’a 200 milyar lira ödeme yapıldığı tespit edildi.

Meclis gündemine geldi 

Albayrak-Büyükşehir-Recep Tayyip Erdoğan ilişkisi, geçtiğimiz yıl DSP İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirildi. DSP Grubu tarafından Meclis Başkanlığı’na sunulan önergede, 1994 yılına kadar sıradan bir personel taşıma şirketi olan Albayrak’ın, FP’nin belediyelerde seçim kazanmasından sonra, Türkiye’nin en büyük firmalarından biri haline geldiği vurgulandı. 7 yıl boyunca Albayrak’ın Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı emanet ve normal ihalelerin ve rakamsal boyutlarının açıklanması istendi. Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, bunun üzerine soruşturma başlattı.

Kaynak : Toygun ATİLLA- Şaban ARSLAN- Asım GÜNEŞ / Hürriyet.com.tr

Hortumcu siyaset

Tuncay Özkan

“Hortumculuk” bize özgü bir siyasi ve ekonomik kavram olarak yaşamımızdaki yerini aldı. Kelimeye yüklenen mananın arkasında, soygun düzeninin bütünü bulunuyor. Yenilikçi siyasetçi Recep Tayyip Erdoğan, ilk siyasi gezisinin önemli bir bölümünü “Hortumcu olmayan siyasetçi ve bürokrat” kavramına ve arayış çabalarına ayırmış. İmaj çalışması.

Şimdi temiz toplum moda ya…

Ne ilginç, arşivime baktım da bundan tam 1.5 yıl önce bana “Vay Tayyip Vay” diye yazdıran bir dosyayı yeniden okumaya başladım. Dosyada Tayyip Erdoğan ve onun adamlarının BİT (belediye iktisadi teşekkülleri) sayesinde nasıl zengin oldukları yazılıydı. Dosya müthiş bir savcının eline düştü DGM’de: Suudi Güner. Güner herkesi salıverdi. Salıverilenler arasında İGDAŞ’ın o dönemdeki Genel Müdürü Fuat Şengün de vardı. Şengün’ün babası o zaman yargıçtı ve İstanbul Adalet Komisyonu’nun da başkanıydı. Suudi Güner salıverdiği bazı adları gitmemeleri için uyardı. Aralarında Albayrak şirketler grubunun sorgulanan üyeleri de olan bu grubu topluca çağırıp şu nasihatı yaptı:

“Bakın sizi uyarıyorum. Sizden toplanan bu belgelerin içinden naylon fatura çıkarsa, incelemelerde bunlar saptanırsa 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası yersiniz haaaa…”

Şimdi Tayyip Erdoğan’ın zenginliğini nasıl kazandığını, hangi kaynaklardan beslenerek siyaset yaptığını sormayacak mıyız? Albayrak şirketler grubuyla aralarında ne gibi bir bağ var, bakmayacak mıyız? Kirletenin temizleyeceği bir siyaset zemini olabilir mi?

Recep Tayyip Erdoğan siyaset yaptığı zeminin bataklık olduğunu bizden daha iyi bilir. Bataklıkta orkide olmakla, çamur olmak arasında bir fark var mı?

İslamcı kanatta komplo teorileri

Türkiye’de İslamcı kanatta yaşananlarla ilgili olarak bir görünenler var, bir de gizlenenler. Aslında şimdi yazacaklarıma Amerikalılar “Komplo teorileri” diyor. Batılı diplomatlar ve ajanlar ile onların yetiştirdiği adamları, bunları dile getirenlere hemen “paranoyak” teşhisi koyarlar. Çünkü görünenden ötesinin bilinmesinden rahatsızlık duyarlar. Gizli savaşlarını, çekişmelerini başkaları bilsin istemezler. Bunları anlayanları hasta kabul etmek ve ettirmek kolay bir işlem.

Senaryoya göre İslami kesimde yaşanan yenilikçiler, gelenekçiler bölünmesinin arkasında Amerika ile Almanya arasındaki büyük güç savaşı var. Almancı kanadın yıllardır destek verdiği Milli Görüş ve yandaşları Necmettin Erbakan ile temsil ediliyordu. Ancak Amerika bu anlayışı Nakşibendi ve Nurcu çevrelerde etkin olan iki adla Esat Coşan ve Fethullah Gülen ile yıktı. Esat Coşan özellikle Turgut Özal faktörünü çok iyi kullanarak hem devlet içinde hem de Milli Görüşçüler arasında çok etkin oldu. Onu sermaye ve kamu gücünü olağanüstü büyüten Gülenciler izlediler.

Esat Coşan Avustralya’da geçirdiği trafik kazasında öldü. Birileri bana “Ahhh bu Almanya yok mu? O trafik kazsı nasıl kaza anlamadık. Esat Hoca’yı gizli servis operasyonuyla yokettiler” dedi. İnanılır mı? Bakmak lazım. Peşinen olmaz demeyin.

Gerekçe olarak da Esat Coşan’ın, Erbakan’ın karşısına müridlerinden olan imam hatip kökenli (Necmettin Erbakan düz lise çıkışlıdır) Recep Tayyip Erdoğan’ı hazırladığı gerçeğini dile getirdiler. Coşan öylesine güçlü bir zemin hareketi hazırlıyordu ki, Milli Görüş parçalanacak, bu yolla Avrupacılar ile Türkiye’de bir kısım yerli güçlerin desteğindeki Almancı Erbakan gidecek, yerine İslamı ılımlı yaşatacak ve Amerikan politikalarının takipçisi olacak bir yenilikçi kadro gelecekti. Tıpkı Özal gibi, Amerikan patentli ve destekli toplumsal misyonları olacaktı.

Bunları daha Fazilet Partisi kapanmadan tartışıyordum analistlerle. Şimdi senaryolar gerçek oldu. Komplo teorileri tuttu. Paronayaklık, doğruların söylenmesine engel oluşturmadı.

Bugünlerde Almancı gelenekçiler, Milli Görüş, Amerikancı yenilikçiler, Nakşi ve Nurcu destekleriyle Türkiye’de kıyasıya çarpışıyorlar. Burada dış oyuncuların amacı Türkiye’nin yönetimini ele geçirmek.

Sizce kim kazanacak?

Kaynak : Tuncay Özkan – Milliyet.com.tr