Demirtaş: Siz kimsiniz de bu düzeni değiştireceksiniz diye soran olursa “halkız biz ulan!” deyiverin

Print Friendly, PDF & Email

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş cezaevinden gönderdiği yazıda, “aydın, sanatçı, akademisyen, siyasetçi çevrelerindeki yaygın karamsarlığı” eleştirdi.

Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden Birgün’e yazdığı yazısında aydın, sanatçı, akademisyen, siyasetçi çevrelerindeki karamsarlığı eleştirerek, ” Mevcut faşizan düzene itiraz eden, isyan eden milyonların varlığından emin olmamıza rağmen, bu potansiyele öncülük yapmaktan imtina etmek “ilerici” duruşa sahip hiç kimseye yakışmaz” ifadelerini kullandı.

Demirtaş’ın Birgün’de yer alan yazısı şöyle:

Tamam, çok da “neşeli günlerden” geçmediğimiz doğru. Ama bu gibi dönemlerde topluma öncülük etmesi beklenen aydın, sanatçı, akademisyen, siyasetçi çevrelerindeki yaygın karamsarlığı, kötümserliği anlamak da mümkün değil. Baskı ve zorbalık uygulamaları ile tarihte ilk kez karşılaşan insanın şaşkınlığını yaşamanın da alemi yok.

Yakın geçmişimiz dahil, insanlık tarihi bunun daha beterlerinin sayısız örnekleriyle doludur. Zulüm payidar olduğunda direniş olmuş, direniş olunca da zulüm bitmiştir. Direniş ne kadar erken ve büyük olmuşsa, zulmün ömrü o kadar kısa olmuştur. Bunun ülkemizde de böyle olacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok. Ancak insan bu karamsarlık halini görünce yine de hayret ediyor işte. Lazım olduğunda kullanmayacaksak ayrıca, bu kadar şiiri, romanı, tarihi, bilimi niye okuyoruz; bu kadar direniş geleneğini niçin öğreniyoruz?

Yürü üstüne üstüne
Tükür yüzüne celladın…
diyen Ahmed Arif’i;
Yani içeride on yıl, on beş yıl
daha da fazlası hatta
geçirilmez değil
geçirilir
kararmasın yeter ki
sol memenin altındaki cevahir

diyen Nâzım’ı ne diye okuyoruz peki? Zor günlere hazırlık olsun diye okuyorsak, tam da o günlerdeyiz işte. Enseyi karatmanın gereği yok. Mevcut faşizan düzene itiraz eden, isyan eden milyonların varlığından emin olmamıza rağmen, bu potansiyele öncülük yapmaktan imtina etmek “ilerici” duruşa sahip hiç kimseye yakışmaz.

1536 yılının İsviçre’sinde, dinde reform yapsın diye “papaz hatip” mezunu bir din adamı olan Calvin, Cenevre’ye davet edilir. Kilise meclisinin yaptığı bu davete uyan Calvin, daha sonra başlattığı “reform” hareketi ile Cenevre’de tam bir diktatörlük inşa eder. Onun döneminde çıkarılan “KHK”ler ile kadınların elbise boylarından elbise fırfırlarına, yenilmesi uygun olan “caiz yemekler” listesine; kutsal olmayan şarkıların yasaklanmasından, çerez-marmelat türü şeylerin günah ilan edilmesine kadar günlük yaşama dair birçok düzenleme kilise meclisince yayınlanır. Tiyatro, eğlence, halk şenlikleri, dans, buz pateni, papaz kıyafetine benzemeyen bütün kıyafetler; erkeklere uzun, saç kadınlara kabartılmış kıvrılmış saç, altın ya da gümüş takı, düğme, şerit, dantelli başlık, eldiven, açık ayakkabı; kümes hayvanları, yerli halkın lokantada yemek yemesi; her türlü sanat, azizlerin resim ve heykelleri, müzik, İncil’de geçmeyen çocuk isimleri, Paskalya ve Noel kutlamaları; Calvin’e yönelik her türlü eleştiri ve daha yüzlerce yasak için yeni “KHK”ler çıkarılır (Kış lastiğine dair KHK ise çok çok sonraları bir başka ülkede yayıMlanacaktır).

Reform yapsın diye kendi elleriyle getirdikleri Calvin 25 yıllık iktidarında Cenevrelileri tam anlamıyla karanlığa boğar. Calvin döneminin etkileri sonraki 2 yüzyıla da sirayet eder. Bu 2 yüzyılda, Cenevre’de üretilmiş neredeyse tek bir sanat veya edebiyat eseri yoktur. Çünkü Calvin’e karşı toplumsal bir direniş geliştirilememiştir. Aynı zamanda Calvin’in arkadaşları olan Michele Serveto ve Sebastian Castellio dışında kimse itiraz etmeye cesaret edememiştir. İtiraz tekil olunca Calvin, Serveto’yu diri diri yaktırmış, Castellio’yu ise ömrünün sonuna kadar sefaletle, açlıkla “terbiye etmeye” çalışmıştır.

Bizde ise halkın ekseriyeti mevcut baskı düzenine kesinlikle karşıdır ve kabul etmemekte, boyun eğmemekte kararlıdır. ‘Bu halktan bir şey çıkmaz’ diyenler, halkın gücünü hafife alanlar geleceği asla inşa edemezler.

1619 yılında Fransa’da patates yasaklanır (evet, bildiğiniz patates). Çünkü patatesin cüzzama neden olduğuna inanılır. Oysa cüzzam Avrupa’nın en eski hastalığıydı. Patates ise sadece bir asır önce, 1500’lü yılların başında Peru’dan gelmişti Avrupa’ya. İşte bu Fransızlar, yani kıtlıktan, açlıktan kırılırken bile patates yemeyen Fransızlar, 1789’da dünya tarihinin en büyük devrimlerinden birine imza attılar.

Her halükarda halka, özgücümüze güvenerek, her gün umudu büyütmek ve zulme karşı direnmenin öncüsü olmak zorundayız. Kötülük ve zalimlik ancak uygun ortamlarda yayılır. Bunlar için en uygun ortam da korku iklimidir. Korkuya teslim olmadan, bedel ödemeyi de göze alarak iyiliği, özgürlüğü her koşulda savunmak tarihi misyonumuz, borcumuzdur.

Mitolojiye göre yaratılan ilk kadın Pandora’dır. Prometheus ateşi çalıp insanlara verince, tanrıların tanrısı Zeus öfkeden çıldırır ve insanları cezalandırmak için güzel bir kadın yapılması emrini verir. Bu görevi ateş tanrısı Hephaistos yerine getirir. Tanrılar Pandora’yı yaratıp muhteşem güzelliklerle süsledikten sonra onu Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a eş olarak yeryüzüne yollarlar. (Plana bak!) Yani Pandora, Prometheus’un yengesidir artık. Bu arada tanrılar bütün acıları, kötülükleri bir fıçıya doldurmuş, fıçıyı da Pandora’ya vermişlerdir. İçini merak ettiği için Pandora fıçıyı açar (zaten açsın diye vermişlerdir ya) bütün üzüntüler, felaketler fıçıdan dünyaya yayılır. Fıçının içinde sadece “umut” kalır. Yerini biliyoruz en azından. Pandora’nın Kutusu’ndan kötülük yayıldı diye panikleyeceğimize, kutudaki umudu çıkaralım yeter. O da yayılıyor çünkü.

Siz kimsiniz de bu düzeni değiştireceksiniz diye soran olursa; “Fakiriz biz olum! Bir elimizle pantolonumuzu tutmazsak düşüyor. İki elimizi birden kaldıramıyoruz; teslim olmayı da bilmiyoruz o nedenle. Ayrıca Nâzım yazmış şiirimizi, Yılmaz çekmiş filmimizi zaten, halkız biz ulan!” deyiverin.

Bir de benden “selam” söyleyin, tanır beni.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Erbil ve Bağdat, sorunların çözümü için 4 madde üzerinde anlaştı

Print Friendly, PDF & Email

IKBY Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, görüşmeden Irak’taki gelişmeler ve siyasi sorunların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY), bağımsızlık referandumunun ardından yaşanan krizin çözümü için 4 maddelik bir anlaşma sağladı.

IKBY Başkanı Mesut Barzani, Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin, Süleymaniye’de bugün Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum’un yardımcıları İyad Alavi ve Usame Nuceyfi ile bir görüşme yaptı.

Hürriyet’in haberine göre, toplantıda bir grup Iraklı parlamenterin de hazır bulunduğu ifade edildi. Usame Nuceyfi, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, IKBY’nin ablukaya alınarak cezalandırılamayacağını söylediği öne sürüldü. Nuceyfi, “Kürdistan Bölgesi ablukaya alınarak cezalandırılamaz. Çözülmesi gereken sorunların hepsini diyalogla çözmemiz lazım. Tarafların birbirini anlaması gerekiyor. Irak çerçevesinde sorunların çözülmesi gerekiyor” ifadeleri kullandı.

“Erdoğan’ın sözlerini ilettik”

Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birkaç gün önce görüşen Nuceyfi, Türkiye Cumhurbaşkanının mesajını da Barzani’ye ilettiğini açıkladı. Nuceyfi, “Komşularımızın durumu anlamasını sağlamalıyız. Bu konuyu kendileri için tehdit olarak görmemeliler. Tehdit üslubunun da kullanılmaması gerekiyor” diye konuştu.

Kürt Bölgesel Divanı Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin ise görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Bu toplantının Erbil’de yapılması kararlaştırılmıştı ancak şartlar burada yapılmasını gerektirdi” diye konuştu.

“4 maddede anlaştık”

Ofisinden yapılan açıklamada, Barzani, Allavi ve Nuceyfi’nin üçlü toplantısıda, Irak’ın içinde bulunduğu mevcut durum ve siyasi gelişmelere bağlı sorunların çözü yollarını ele aldıkları ifade edildi.

Açıklamada üç tarafın da “Irak’taki gergin atmosferin yatıştırılması için siyasi partiler ve taraflar arasında görüşmelerin başlaması, görüşmelerin açık bir ajanda üzerinden yürütülmesi, IKBY üzerindeki yaptırımların ivedi bir şekilde kaldırılması ve en yakın zamanda Bağdat ile Erbil arasında toplantıların başlaması.” maddeleri üzerinde mutabakata vardığı kaydedildi.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Venedik Komisyonu belediyelere yapılan kayyım atamalarının iptalini istedi

Print Friendly, PDF & Email

Komisyon, hükümetin 89 belediyeye kayyım atamasına izin veren 674 nolu KHK’nın OHAL ile ilgisi olmadığını belirtti.

Venedik Komisyonu, hükümetin 89 belediyeye kayyım atamasına izin veren 674 nolu KHK’nın OHAL ile ilgisi olmadığını belirterek, iptalini istedi.

Komisyon, “OHAL için gerekmeyen 674 nolu KHK ile alınan kararları, özellikle de belediye başkanı, yardımcısı ve yerel meclis üyelerinin yerine yapılan atamaları iptal et” dedi.

Komisyon’un dün kabul edilen pazartesi günü açıklanması beklenen raporu öncesinde yapılan açıklamada, yeni kuralların “yapısal nitelikte ve sadece OHAL dönemi ile sınırlı olmayan” değişiklikler yarattığı da belirtildi.

Cumhuriyet’ten Duygu Güvenç’in haberine göre, yerel yönetimlerin, demokratik bir toplumun temeli olduğu anımsatılan açıklamada,“onların yerel halk tarafından seçilmesi kişilerin siyasi sürece katılımını garanti etmekte temeldir” denildi. Venedik Komisyonu, Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin (AK) danışma organı olarak görev yapıyor ve yasal konularda Konsey organlarına görüş bildiriyor. Komisyon’un daha önce hazırladığı raporlar, Türkiye’nin Konsey’de denetim sonrası süreçten çıkartılarak yeniden denetime alınmasına da temel teşkil etmişti. Venedik Komisyonu Türk yetkililere şu dört adımı atma çağrısında bulundu:

Kritik 4 adım çağrısı

-OHAL için gerekmeyen 674 nolu KHK ile alınan kararları, özellikle de belediye başkanı, yardımcısı ve yerel meclis üyelerinin yerine yapılan atamaları iptal et.

-674 ile getirilen kuralların uygulamasının OHAL dönemi ile sınırlı olduğunu ve yerel demokrasiyi etkileyen herhangi bir kalıcı tedbirin olağan yasalar ve yönetmeler ile, doğru dürüst parlamenter tartışmayla alınmasını sağla.

-Terörizmle mücadele için valilik tarafından özel güçlerin oluşturulduğu belediyelerde alınan tedbirlerin yeterli yargı denetimine tabii tutulmasını sağlayacak için adımları at.

-Terörle ilgili suçlamaların cezai bir mahkumiyetle sonuçlanmaması durumunda görevinden alınmış veya uzaklaştırılmış olan yerel temsilcilerin görevlerine iade edilmesi için yeterli kural ve çerçeveyi sağla.

Kaynak : http://t24.com.tr/

 

“ABD Erdoğan’ın ortadan kaldırılması için elinden gelen her şeyi yapacak”

Print Friendly, PDF & Email

Yevgeni Tarlo, “ABD, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortadan kaldırılması için elinden gelen her şeyi yapacak” dedi.

Rusya Parlamentosu’nun üst kanadı Federasyon Konseyi’nin eski üyesi ve ünlü siyasi uzman Yevgeni Tarlo, ABD’nin Türkiye’nin bağımsız politikalarından rahatsız olduğunu belirterek, “ABD, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortadan kaldırılması için elinden gelen her şeyi yapacak” iddiada bulundu.

Kafkassam’ın haberine göre, Rus devlet kanalı 1.Kanal’da canlı yayın programında konuşan Tarlo şu ifadeleri kullandı: “Batı’nın Rusya ve Türkiye’ye yönelik politikaları Moskova ve Ankara’yı birleştirdi. 15 Temmuz başarısız darbe girişiminde Amerikan izi vardı. Amerika’nın her zaman böyle olaylarda doğrudan bir bağlantısı bulunmakta. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iktidar olduğu sürece Washimgton’un o bölgede “sorunları” olacak. Dolayısıyla ABD Erdoğan’ın ortadan kaldırılması için elinden gelen her şeyi yapıacak. Erdoğan’a karşı protesto eylemleri, Ukrayna’daki benzer Meydan gösterileri, ekonomik yaptırımlar ve başka baskılar bekleniyor. Bu arada ABD’nin bölgede Kürdistan projesi de Türkiye’yi hedef alıyor.”

Kaynak : odatv.com

“On başını çavuş yapamıyor, düğünlerde siyasilerin eteğine yapışıp geziyor”

Print Friendly, PDF & Email

CHP’li Ağababa’dan Hulusi Akar’a; “On başını çavuş yapamıyor. düğünlerde siyasilerin eteğine yapışıp geziyor”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, kendisi hakkında TBMM’ye sunulan fezleke ile ilgili, “İstedikleri kadar fezleke hazırlasınlar, biz gerçekleri söylemeye devam edeceğiz” dedi.

Parti binasında düzenlenen basın toplantısına CHP İl Başkanı Enver Kiraz’ın yanı sıra il yönetimi katıldı. Ağbaba, bir süre önce yaptığı basın toplantısı ile ilgili TBMM’ye fezleke geldiğini belirtti. Fezlekede, 3 Şubat 2017 tarihinde CHP Malatya İl Başkanlığı’nda basın toplantısı yapan Ağbaba’nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunulan yeni anayasa değişikliğine değindiği. Anayasa değişikliği referandum kampanyasını Genelkurmay Başkanı’nın, Kardak çıkışı ile birlikte başlattığını öne sürerek, “Siyasi şov yapacağına gitsin El-Bab’da katil sürüsü ile uğraşın” dediği ifade edildi.

Fezlekeyi bugün değerlendiren Ağbaba, Genelkurmay Başkanı’nın kendisi hakkında suç duyusunda bulunduğunu hatırlatarak, şöyle dedi:

“Bununla ilgili bir yargılamam var. Buradan tekrar söylüyorum Genelkurmay Başkanı, on başını çavuş yapamıyor. Genelkurmay Başkanı davetlerde düğünlerde siyasilerin eteğine yapışıp geziyor. Bir daha söylüyorum Genelkurmay Başkanına on başını çavuş yapamadığı gibi bütün yetkileri elinden alınmış o basın toplantısında bir şeyi de eksik bırakmışım. Darbeciler tarafından esir alınmış bir genelkurmay başkanı var. O Genelkurmay Başkanı’nın o koltukta 1 dakika bile oturması Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) şanlı tarihi için zül sayılır. Bunlar istediği kadar fezleke hazırlasın biz gerçekleri söylemeye devam edeceğiz.”

Kaynak : odatv.com/

Bu ifade AKP’yi de devleti de sallar

Print Friendly, PDF & Email

Müyesser Yıldız

15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra hemen hemen tüm devlet kurumlarında “FETÖ” operasyonu yapıldı.

Bunlardan birisi de Maliye Bakanlığı’ydı. Geçen yılki operasyonda 60 dolayında çalışan gözaltına alındı, bir kısmı tutuklandı, bir kısmı bırakıldı.

İşin ilginç yanı bu soruşturmada toplu değil, tek kişilik iddianameler hazırlanması yoluna gidildi.

İşte bu iddianamelerin birisinde bırakın Maliye Bakanlığı’nı, doğrudan AKP’yi, devleti ve ekonomi dünyasını sarsacak öyle bir “itirafçı” ifadesine yer verildi ki, “Türkiye AKP’li belediyeleri değil, bu iddiaları konuşacak” dense yeridir.

Çünkü iddialar yenilir yutulur, isimler de inanılır gibi değil…

Çünkü alenen bir eski Cumhurbaşkanının, AKP’li bir milletvekilinin, daha önemlisi halen görevde olan iki bakanın ve de onlarca bürokratın “FETÖ’cü” olduğu öne sürülüyor…

F.K. isimli itirafçının, APS ile İstanbul’dan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği dilekçe, ifade veya “itirafname”deki iddiaları aktarmadan önce bildirdiği telefon numarasının kullanılmayan bir numara olduğuna dikkat çekelim.

FETÖ’YÜ “KORUYUP-KOLLAYAN” CUMHURBAŞKANI

“Muhterem Başsavcım” hitabıyla başlayan ifadesinin girişinde F.K., “Ömrümün mühim bir kısmını bugün memleketimizin başına kara bulut gibi çöken fitne FETÖ terör örgütüne vakfettim. Ergenekon kumpasında büyük şüphelere gark oldum. 17-25 Aralık kumpasından sonra ise bütünüyle bunlarla yolumu ayırdım. Aşağıda adlarını verdiğim başta Sayın Abdullah Gül olmak üzere bu çeteye mensup insanlara çok yakın vaziyette bulundum. Dilekçemi muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan cesaret alarak yazmaya karar verdim. Aşağıdaki detayların tamamı hakikattır. Bizlerden bu vatan hainlerini size bildirmek, sizlerden de icabına bakmak vazifesini beklemektir. Derin hürmetlerimle” diyor ve ilk sırada Abdullah Gül hakkında şu iddialarda bulunuyor:

“Sn. Gül, gerek Başbakanlığı ve gerekse Cumhurbaşkanlığı sırasında FETÖ’cülerin koruyucu ve kollayıcısı olarak görev yaptı. Maliye, Milli Eğitim, Adalet, Sağlık ve Hazine Sn. Gül’e bağlı olarak çalıştı. Sn. Erdoğan’ın emirleri, bizzat Sn. Gül’ün bilgi ve talimatları doğrultusunda bu bakanlık bürokratları tarafından dinlenmedi. Hatta Sn. Erdoğan’ın Maliye ve Hazine’ye gönderilen işadamlarına üst düzey FETÖ’cü bürokratlar tarafından, ‘Bize yanlış kişiden geliyorsunuz. Bize Çankaya’dan gelmelisiniz’ mesajları verildi. Söz konusu bakanlıklarda Sn. Gül’ün bilgisi ve koruması dahilinde FETÖ’cü kadrolaşma bizzat bakanlar ve müsteşarlar tarafından organize edilmiştir.”

“PENSİLVANYA’YA GÖBEĞİNDEN BAĞLI” VE ERDOĞAN’I “KANDIRAN” MİLLETVEKİLİ

İtirafçının hedefindeki ikinci isim, AKP Milletvekili eski Dışişleri ve Ekonomi Bakanı Ali Babacan. Babacan ve bürokratları hakkında da şunları söylüyor:

“Sn. Babacan, Sn. Gül’ün asla emrinden çıkmayan, onun prensi ve Pensilvanya’ya göbeğinden ve beyninden bağlı bir genç adamdır. Uzun bakanlığı döneminde özellikle ABD’nin (FETÖ’nün) etkisiyle tüm dünya finans çevrelerinde güven unsuru olarak sunulmuştur. Bu durum adeta ona hükümet içinde dokunulmazlık zırhı yaratmıştır. Bu zırh kendisine bağlı birimlerde FETÖ’cü örgütlenmeyi alabildiğine yapması imkânı vermiştir. Sn. Ahmet Necdet Sezer’in FETÖ’cü olması nedeniyle TCMB’nın başına atamak istemediği Sn. Başçı’nın (Erdem Başçı) kararnamesini defalarca Köşk’e göndermiştir. Sn. Sezer bu kararnamelere kararlılıkla direnmiş ve Başçı’nın TCMB Başkanlığını engellemiş ve Sn. Durmuş Yılmaz temiz, dini bütün Müslüman bir tecrübeli merkez bankalı olarak Başkan olmuştur. Bunu içine hiç sindiremeyen Sn. Babacan, Sn. Başbakan Erdoğan’ı kandırarak, Sn. Yılmaz’ın süresinin dolmasından sonra FETÖ’nün talimatını ifa etmiş ve FETÖ müridi Sn. Başçı’yı TCMB Başkanı olarak atamayı başarmıştır. Böylelikle TCMB’da FETÖ’cü kadrolaşma başlamıştır. Sn. Başçı döneminde TCMB’da yapılan tüm üst düzey atamalar Pensilvanya talimatlıdır. Sn. Babacan’ın Hazine’deki FETÖ’cü örgütlenme işlemlerini, Hazine Müsteşarı yaptığı İbrahim Halil Çanakçı birinci elden yürütmüş ve Pensilvanya’nın emrinden hiç çıkmamış ve bu sayede on yıla yakın Hazine Müsteşarı kalmış, sonrasında da Pensilvanya ve ABD desteği ile IMF İcra Direktörlüğüne atanmıştır. Orada da FETÖ örgütü adına icraata devam etmektedir. Sn. Babacan’a bizzat FETÖ tarafından adı verilerek TMSF Başkanı yapılan Ahmet Ertürk, TMSF içinde terör örgütü yararına büyük işlere imza atmış, kanuni süresini tamamladıktan sonra FETÖ mensubu Sn. Gül’ün himayesine geçerek, Cumhurbaşkanı Danışmanı olmuştur.”

“EN BÜYÜK VATAN HAİNİ”

Evet, bu iddialar yıllarca kamuoyunda konuşulan ve Erdoğan’ın belirlediği “17/25 Aralık miladı” öncesine ait konular. Ancak devamı var. İtirafçı F.K. sonraki Hazine Müsteşarlarının, Personel Daire Başkanı, Hazine Hukuk Müşaviri vs.’nin neler yaptığını, Hazine Kontrolörleri Başkanı’nın Bank Asya’yı nasıl koruyup, kolladığını da anlatıyor. Dahası halen görevde olan Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürü hakkında, 1 TL’nin üzerinden Atatürk’ü çıkarıp, Türkçe Olimpiyatları logosunu koyduğu için “en büyük vatan haini” ifadesini kullanıyor. Yine halen Ticaret Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürüten AKP’li eski Bakan Nazım Ekren‘in, “FETÖ teşkilatında mühim bir pozisyona sahip” olduğunu bildiriyor.

“İMAMLIK DÜZEYİNDE KIYMET VE KIDEMİ” OLAN BAKAN   

F.K’nın ifadesinin asıl önemli kısmına gelirsek; Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın da isimleri geçiyor.

İşte Şimşek hakkındaki o iddialar:

“Uluslararası güçlerin FETÖ’cü propaganda ile T.C.’nin en saygın ve önemli bakanlığı olan Maliye’ye bakan yapılan Mehmet Şimşek, FETÖ’nün çok önemli adamlarından biridir. İmamlık düzeyinde kıymet ve kıdemi vardır. İngiltere ile FETÖ örgütü arasındaki en önemli bağlantılardan biridir. Ayrıca FETÖ’nün Kürt cenahına yönelik aracılarından biridir. Kürdistan’da önemli vazifelere hazırlanmıştır.”

“MALİYE BAKANI FETÖ’CÜ DEĞİL AMA”

Mevcut Maliye Bakanı Naci Ağbal’a gelince;

F.K., Maliye ve diğer ekonomi birimlerindeki örgütlenmenin, “Gül’ün desteklediği ve belirlediği FETÖ’cü Kayseri ekibi” dediği bürokratlar, “Adnan Ertürk, Mehmet Kilci, Metin Kilci ve Hacı Abdullah Kaya” tarafından yerine getirildiğini öne sürdükten sonra şöyle devam ediyor:

“Maliye Bakanlığında çok kuvvetli olan bu Kayseri ekibi, gelecek kaygısı ve çıkarcı yaklaşımı sebebiyle Sn. Naci Ağbal tarafından da desteklenmiş ve desteklenmeye de devam edilmektedir. (Örneğin Hacı Abdullah Kaya bizzat Ağbal’ca Müsteşar, Adnan Ertürk ise Gelir İdaresi Başkanı yapılmıştır. Sivaslı FETÖ’cü Hüseyin Karakum da bizzat Sn. Ağbal’ın koruması altında Vergi Denetim Kurumu Başkanı olarak çok önemli FETÖ talimatlı işlere imza atmaktadır. Sn. Maliye Bakanı Naci Ağbal, FETÖ’cü olmadığı halde ikbal kaygısı, yükseliş hırsı sebepleriyle FETÖ ve FETÖ’cülerle işbirliği yapmış ve onların işini kolaylaştırmak suretiyle kendi kariyer planlamasını garantilemiştir. Bu zirvenin bedelini FETÖ’ye kat be kat ödemiştir. Maliye Bakanlığının bütün birimlerini onlara bırakmış, Milli Emlak’tan büyük çıkarlar temin edilmiş, VDK aracılığıyla Adnan Ertürk ve Hüseyin Karakum gibi FETÖ imamlarınca rakipler ve FETÖ muhalifleri acımasız incelemelere, yönetici ve memurlar korkunç kendi hazırlattıkları senaryo iftira dilekçelerine dayanarak haksız ve hukuksuz soruşturmalara maruz bırakılmıştır. Bunların döneminde alınan müfettişlerin en az yüzde 80’ni FETÖ mensubudur.”

SABANCI’LARIN DESTEĞİ İDDİASI

F.K.’nın ifadesinde sadece siyasiler ve bürokratlar yok. İş dünyasından iki isme de şu suçlamalar yöneltiliyor:

“Ülkenin Maliye, Hazine, Kalkınma ve ekonomisinin tamamen FETÖ’nün eline geçmesine, çeşitli çıkar işbirlikleri sebebiyle Sn. Güler Sabancı ve Ali Sabancı da açıktan destek vermişlerdir. Bu ikili değişik zamanlarda FETÖ’yü ABD’de ziyaret etmiş ve kendisine cömert maddi desteklerde bulunmuşlardır.”

İfadesini, “Kendileri bizzat FEÖ’cü olan bu ekip tarafından Maliye Bakanlığı’nda Sn. Cumhurbaşkanımızın istediği FETÖ ayıklaması yapılabilir mi?.. Bu şahısların bu dünyada da öbür dünyada da yatacak yerleri yoktur” sözleriyle bitiren F.K., “Ekonomideki FETÖ’cülerin bir kısmı” diyerek, büyük bölümü halen görevde olan 33 bürokratın ismini de sıralıyor.

Doğru mudur, iftira mıdır bilinmez, ama iddialar kadar dilekçede kullanılan “saygın” dil, daha önemlisi bu kadar siyasinin adının geçtiği bir ifadenin iddianameye konulabilmiş olması çok dikkat çekici değil mi?

Savcıların bir dikkatsizliği midir, yoksa “sıra siyasiler” ve “iş dünyasında” mesajı mı?

Kaynak : Müyesser Yıldız – odatv.com/

Erdoğan: İdlib’deki operasyonu ÖSO yürütüyor, askerimiz henüz orada değil; yeni inisiyatifler alacağız

Print Friendly, PDF & Email

“Erdoğan: Kuzey Irak başladığı yere geri dönmeli, yoksa elindeki tüm imkanları kaybeder”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından Suriye’nin İdlib kentine yönelik olarak bir askeri operasyon başlatıldığını açıkladı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) henüz operasyona katılmadığını belirten Erdoğan, “Bundan sonra da yeni inisiyatifler almaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

Gazetecilerin “Fırat Kalkanı Harekâtı’nda olduğu gibi bir yöntem mi kullanılacak?” sorusuna Erdoğan’ın yanıtı “Boksa girildiği zaman yumruğun sayısı sayılmaz” oldu. Erdoğan, “Operasyona Rusya havadan, TSK sınır içinden destek veriyor” dedi.


TSK’nın El Bab’a yönelik olarak düzenlediği Fırat Kalkanı Harekâtı’nda yedi ayda 71 asker hayatını kaybetmişti.


“Fırat Kalkanı bitti, bunun da adı açıklanır”

Operasyonun adının ne olacağına ilişkin yöneltilen soruya Erdoğan, “Fırat Kalkanı bitti, bunun da adı açıklanır” yanıtını verdi. Erdoğan, olası bir göç hareketine karşı gerekli hazırlıkların yapıldığını bildirdi.

Astana’da İdlib konusunda anlaşmaya varılmıştı

Türkiye, Rusya ve İran, “Suriye krizi” ile ilgili yürütülen Astana görüşmelerinin son toplantısında, İdlib’de çatışmasızlık bölgesi kurulması konusunda anlaşmaya varmıştı. Geçen hafta TSK, İdlib sınırına sevkiyat yapmıştı.

“Bugün İdlib’de ciddi bir harekât var”

AKP 26. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuşan Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

“İlk yola çıktığımız günden bugüne kadar hangi kademede olursa olsun AK Parti’ye gönül vermiş tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.  Partimizin iktidara gelişinden bu yana Türkiye’nin kat ettiği mesafeyi Cumhuriyet tarihi ile mukayese ettiğimizde orataya çıkan tablo partimizin karnesidir. Bizlerin de bu tabloyu hatırlaması ve hedeflerimizin çıtasını yükseltmemiz gerekiyor.

“Kendi arkadaşalarımızın arasında bile bu refromların farkında olmayanlar var. Şahsım da dahil olmak üzere her fırsatta bu hatırlatmaları yapmayı sürdüreceğim. Milletimize her fırsatta bu hatırlatmaları ezberden ifade etmenizi istiyorum.

“Milli Takımımız dün akşam mağlup oldu. Üzüntülüyüz. Ama 3-0’a rağmen Eskişehir seyircisinin sonuna kadar Milli Takımımıza sahip çıkmasını sonuna kadar alkışlıyorum.

“Ana muhalefet de dahil olmak üzere silahlı insansız hava araçlarını konuşuyor. ‘Piknik yapmaya gittiler’ diyor. O dağlarda bunların inine dahi gireceğiz. Bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. İçeride ve dışarıda ülkemize kim tehdit oluşturuyorsa ‘Hoşgeldin’ demeyeceğiz. Yerinde bastıracağız. Bunun adımları attık, atıyoruz.

“İnsanlar sandık başına gittiklerinde geçmişte aldıkları hizmetler kadar gelecekte kendilerine vaad edilenlere de bakarlar. Biz eserlerimizle konuşuyoruz. Birileri de kurusıkı atmak suretiyle konuşuyor. Yaptıklarımızı anlatmakla yetinmeyeceğiz. Yapacaklarımızı da ifade edeceğiz. Bizim için Kanal istanbul çok önemli. Süveyş, Panama kanalı nasıl anılıyorsa biz de kanal istanbul ile dünyaya yeni bir marka olarak ses vereceğiz. Bunun da adımını çok kısa zamanda atacağız.

“Biz milletimize her alanda hep yeni şeyler söyledik. Maziden atiye kurduğumuz köprünün kilit taşı değişim konusundaki kararlılığımızdır. Bu gerçekten hareketle bir süredir teşkilatlarımızda ve belediyelerimizde yenilenme ihtiyacını söyledim, söylüyorum. Belediyelerde şimdiden benzer adımları atmanın hazırlığı içindeyiz. Bu milletimizin talebidir. Değişim ihtiyacını kendi irademizle gerçekleştirmek mecburiyetindeyiz. Bunu kendimiz yapmazsak sandıkta milletimiz yapar.

“Milletle zıtlaşma olmaz. Hele hele milletle kavga olmaz. Biz siyasi hayatımızı milletimizin bize olan desteğine borçluyuz. Milletimizin 15 Temmuz’da desteği olmasaydı biz bugün yoktuk.

“Belediye başkanlarımızın bir kısmının dinlendirilmesi veya başka görevlerde görevlendirilmesi icap ediyorsa bunu karşılıklı mutabakat içinde yapacağız. Buna kimsenin alınmaması gerekiyor. Bizim kadromuzu yeni isimlerle güçlendirmekten daha doğal ne olabilir. Bunu yapmazsak geçmişteki partilerden bir farkımız kalmaz. AK Parti’yi göz göre göre bu çıkmaza sürüklemeye kimsenin hakkı yoktur.

“Çetin yollar yorgun bedenlerle aşılamaz. 2013 yılından beri öyle saldırılara maruz kalıyoruz ki sadece savunma değil taarruz gücümüzü de artırmamız gerekiyor.

“Kuzey Irak başladığı yere geri dönmeli yoksa elindeki tüm imkanları kaybeder.

“Eğer tek vatan demek milliyetçilikse milliyetçiyiz. Eğer tek bayrak demek milliyetçilikse milliyetçiyiz. Tek devlet demek milliyetçilikse milliyetçiyiz.

“Sandıkla gelen elbette sandıkla gider. Ama o sandığa kadar olan süreci de kimse göz ardı edemez. İhanet etmediği sürece görevden çekilenlerin de yeniden değerlendirme yolu açıktır.

“Sandıkla gelen elbette sandıkla gider. Ama o sandığa kadar olan süreci de kimse göz ardı edemez. İhanet etmediği sürece görevden çekilenlerin de yeniden değerlendirme yolu açıktır.

“Fırat Kalkanı Harekâtı ile açtığımız alanı şimdi de İdlib’in güvenliğini sağlamaya yönelik yeni bir adımla daha ileri taşıma gayretindeyiz. Bugün İdlib’de ciddi bir harekat var ve bu devam edecek.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Baykal’dan erken seçim iddiası

Print Friendly, PDF & Email

CHP Bursa İl Başkanlığı’nı ziyaret eden eski CHP Genel Başkanı Baykal, burada düzenlenen basın toplantısında, 16 Nisan’da yapılan referandumun arzu ettikleri gibi sonuçlanmadığını söyledi.

Baykal, ‘Hayır’ oranının en az yüzde 75 olması gerektiğini öne sürerek, “Şimdi bu belirsizliği, alaca karanlık dönemini, dalgalı buğulu ortamı netleştirmek lazım. Bunu düzelteceğiz, millet düzeltecek. Önümüzde yapılacak seçimler, ‘Bu anayasayı bu şekliyle uygulayacağım’ diyen kişinin uygulama fırsatını bulup- bulamayacağı seçim olacak. Millet ‘Helal olsun uygula arkadaşım’ diyecek mi, demeyecek mi bakalım? Tarihi bir an olacaktır. Bizim siyasi tarihimizin, modern Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin en kritik, en önemli, en tarihi kararı önümüzdeki günlerde alınacak” dedi.

Teorik olarak 2019’da yapılacak seçim hakkında konuşan Baykal, şöyle konuştu:

“Benim kanaatim daha önce. Kasım 2018’de büyük bir olasılıkla bu konuda millet bir karar almak durumunda kalacak. Orada o iş çıkacak. Orada milletimiz, ‘Sen bunu uygulayacağım diyorsun. Bunu uygulamana izin vermiyoruz, bunu kabul etmiyoruz’ diyecektir. Öbüründe nasıl başa baş oldu, bunda daha kararlı olacak.”

“TÜRKİYE’NİN UMUDU OLACAK”

Bursa´nın pek çok açıdan Türkiye´nin en önemli kentlerinden biri olduğunu da vurgulayan Baykal, Bursa´da CHP açısından istenilen noktaya henüz gelinemediğini kaydederek şöyle konuştu:

“Hepimizin gayretlerine rağmen, kendimizi Bursalılar’a yeterince anlatamadık duygusu içinde olduk hep. `Neden Bursa’da hakkımız olduğuna inandığımız düzeyi yakalayamıyoruz, niçin engelleri kıramadık, mesafeyi azaltamadık´ duygusu içindeydik. Bir sanayi kenti, işçi hareketi ortada, tarımsal niteliği çok belirgin bir kent, büyük bir metropol. Eğitim açısından fevkalade önemli. Çevreyle çok yakın ilişkisi var. Biz burada daha iyi olmalıyız duygusu içindeyiz. Artık şartların Türkiye’nin yaşadığı deneyimin bizi, CHP’yi Bursa’da da o özlediğimiz noktaya getirecek aşamaya geldiği izlenimini alıyorum.

CHP BİR PATLAMANIN EŞİĞİNDE

Bursa’da CHP bir patlamanın eşiğinde. Bu bir temenni değil, kanaatimi söylüyorum. Bursa’da CHP’nin yerel yönetimlerde, parlamento seçimlerde, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çok şaşırtıcı, bugüne kadar görülenin çok ötesinde bir manzaranın ortaya çıkabileceği kanaatindeyim. Böyle bir olgunlaşma yaşanıyor. Gerçekler ortaya çıkıyor. Son yaşadığımız referandum da aslında bunun işaretlerini verdi. Evet çıktı ama 53.2 ile çıktı. Türkiye’de başa baş olan sonuçlar Bursa’da bunun bir iki puan altında. Bu durumda Bursa’ya öncülük yapmak düşer. Bursa bu işi sürükleyecek, Türkiye’nin umudu olacak.”

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

Zarrab, Zafer Çağlayan’ın da olduğu iddianame için ne dedi

Print Friendly, PDF & Email

İran asıllı iş adamı Reza Zarrab’ın yargılandığı mahkemedeki duruşma bugün gerçekleştirildi. CHP ABD Temsilcisi Yurter Özcan da davayı takip eden isimler arasındaydı.

Davaya ilişkin ayrıntıları sosyal medya hesabından yazan Özcan, “Bugünkü Reza Zarrab duruşması kısa sürdü. Zarrab ayakları kelepçeli, saçları kısa kesilmiş şekilde geldi” dedi. Özcan, Zarrab’ın Zafer Çağlayan’ın adının da yer aldığı iddianamedeki suçlamaları reddettiğini belirterek, “Zarrab’ın avukatı Brafman, geçen hafta ibraz edilen yeni iddianameyi ve suçlamaları kabul etmediklerini iletti” ifadelerini kullandı.

Yurter Özcan davayla ilgili şu bilgileri paylaştı:

“(Zarrab) İddianamenin genişlemesinden kaynaklanarak, savunma hazırlığı için daha fazla zamana ihtiyaç olacağını iletti. Buna ek olarak Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın avukatı Rocco kalp ameliyatı geçirmiş. Büyük ihtimalle esastan yargılama 30 Ekim’den ileri bir tarihe atılacak.”

Kaynak : odatv.com/

“Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin”

Print Friendly, PDF & Email

FETÖ lideri Fethullah Gülen’in, Erdoğan’la ilgili olarak, ‘Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin’ talimatını verdiği ortaya çıktı.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde Pensilvanya’da yapılan toplantıda Fetullah Gülen’in darbecilere verdiği talimatlara ilişkin iddialar yayınlandı.

Aydınlık gazetesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı iddiasına göre, Gülen, Türkiye imamı aracılığı ile verdiği talimatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sağ yakalanmasını istedi. Yakalandıktan sonra ellerinin arkadan kelepçelenmesi ve diz çöktürülerek fotoğrafının çekilmesi talimatını veren Gülen’in, Erdoğan’ın bu durumdayken kendisiyle konuşturulmasını ve bu görüntülerin de kaydedilmesi istediği ifade edildi.

SADDAM BENZETMESİ

Fetullah Gülen’in Erdoğan’la ilgili talimatının CIA’nın “itibarsızlaştırma”taktiklerini andırdığını kaydeden güvenlik kaynakları, Irak’ta ABD askerlerinin Saddam Hüseyin’in yakalanmasını dünyaya duyurdukları fotoğraflara dikkat çektiler. Saddam’ın pecmurde, saç sakal birbirine karışmış yeraltında deliklerde sürünen bir fotoğrafının dünya medyasına servis edildiğini vurgulayan güvenlik kaynakları, Fethullah Gülen’in de aynı taktiği Erdoğan için uygulamayı planladığı, ancak başaramadığını söylediler.

DARBE BAŞARILI OLSAYDI

Darbe başarılı olsaydı Fetullah Gülen’in Türkiye’ye dönmeyi planladığını kaydeden güvenlik kaynaklarının verdiği bilgiye göre Gülen’in dönüş planı da CIA ile birlikte organize edildi. Büyük bir törenle İstanbul’a gelmesi ve havaalanında milyonlarca kişi tarafından karşılanması düşünüldü.

Karşılığında ABD’nin tüm isteklerinin karşılanmasının planlandığını kaydeden yetkililere göre darbe girişiminde “emir komuta zinciri” görüntüsü vermek için çok uğraşıldı. Ancak TSK’daki direniş nedeniyle sonuç alınamadı.

“Emir komuta” görüntüsü sağlanamayınca ve darbenin başarısız olacağı anlaşılınca ABD yönetimdeki bir kanadın darbeye desteğini çektiği, olayın ortalığa dökülmesi sonrasında da darbe girişiminin erkene çekildiği belirtildi. Bu durumun darbeciler arasında kaosa yol açtığını kaydeden bir güvenlik yetkilisi, Marmaris’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaldığı otele yapılan baskının da bu karmaşa içinde başarısızlıkla sonuçlandığını kaydetti.

RÜTBESİNİ GÜLEN TAKMIŞ

Ayrıca Aydınlık’tan Turan Salcı’nın haberine göre; GATA’daki FETÖ yapılanmasına dair hazırlanan iddianamede firari askerlerden eski Prof. Dr. Hava Tabip Tuğgeneral Mehmet Zeki Kıralp’e generallik rütbesini Fethullah Gülen’in taktığı ortaya çıktı.

Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için ifade veren GATA hekimlerinden İsmail Yıldırım’ın iddianamedeki beyanında, “2013 yılında örgüt beni ödüllendirmek için ABD devletine göndermek istedi” dediği yer aldı ve Gülen’in Kıralp’e rütbesini takmasını şöyle anlattı:

“Ankara ilinde GATA’da öğretim görevlisi olan Doçent Albay Muharrem Uçar ABD’deki kongreyi ayarladı. 2013 yılının ekim ayı itibari ile 7 günlük kongreye ABD’ye gönderdiler. Asım kod isimli şahıs gitmeden ABD’de bulunan Zafer kod isimli şahısla İstanbul ilinde bulunan Şemsettin isimli şahsın kayınçosu olan kişi görüştü. Beni bu şahıs ABD’de karşıladı, beni hemen araba ile Pensilvanya’ya Fethullah Gülen’in yanına götürdü. Bu malikanede iki gece kaldım. Sürekli toplu vaziyetteydik, bir ara sadece içerde askeri personel kaldı, kendi bakıcısı ya da yardımcısı olan Cevdet kod isimli şahıs bu durumu ayarladı. Odada ben ve 2013 yılında Tuğgeneral olan Mehmet Zeki Kıralp de vardı. Cevdet, Kıralp’i göstererek ‘Bu şahsa generallik rütbesini Fethullah Gülen benim yanımda dua okuyarak taktı, görevinizde başarılar diliyorum, Allah muhaffak etsin, daha üst görevlere gelirsiniz inşallah’ dedi. Daha sonra Gülen, bana dönerek nerede görev yaptığımı sordu. Ben de kendisine sizin memleketinizde görev yapıyorum dedim. Bana Erzurum nasıl diye sordu, kendisine Erzurum hakkında hava ve sudan bahsettim. Bana rütbemi sordu, Albay olduğumu söyledim. ‘Bu abin gibi inşallah general olursun’ dedi, yaklaşık 10 dakika sürdü ve 2 gün sonra buradan ayrıldım, kongreye gittim ve Türkiye’ye döndüm.”

Kaynak : odatv.com/