Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine

Print Friendly, PDF & Email

Levent Gültekin

AK Partili belediye başkanlarının istifaya zorlanmasının tartışılacak birçok yönü var.

Seçmen iradesinin hiçe sayılıp demokrasinin bütünüyle yok edilmesi…

Eğer bir suçları varsa, yargıya göndermek yerine istifaya zorlanarak hukukun bütünüyle devre dışı bırakılması…

Tek adamın görüşünün, kanaatinin her şeyin önüne geçmesi…

Bütün bunlar elbette büyük sorunlar.

Bütün bunlar millî iradeden, adaletten uzaklaşıp kabile devletine döndüğümüzün en bariz göstergeleri.

Fakat bu istifa sürecinde yaşananların ortaya çıkardığı başka bir korkunçluk daha var.

Melih Gökçek istifa ederken uzun uzun yaptığı işlerden, hizmetlerden bahsetti.

Ne kadar başarılı olduğunu, ne kadar iyi işler yaptığını, seçmenleri tarafından ne kadar çok sevildiğini anlatıp durdu.

Sonrasında da “Liderimiz böyle emrettiği için istifa ediyorum”dedi.

Yaptığı işleri, ne kadar başarılı olduğuna anlatırken alkışlayanlar “Liderimiz böyle istedi ben de uydum” dediğinde de ayakta alkışlıyorlardı.

Basın toplantısında ağlayanlar bile vardı.

Verilen karar yanlıştı ama yapacakları bir şey yoktu: “Emir demiri keser”di.

Hem Melih Gökçek’in haklı olduğunu düşünmek hem de liderin kararına itiraz etmenin davaya ihanet olacağını varsayıp alkışlamak…

Tüm bu olup bitenler ideolojik körlüğün nasıl ideolojik deliliğe hatta bir sapkınlığa dönüştüğünü de gösteriyor.

Sapkınlık ithamının çok ağır olduğunun farkındayım.

Neden böyle dediğimi anlatayım.

Parti başkanlığı, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı… Bütün makamları uhdesinde toplamış bir liderin makamların gelip geçici olduğunu söyleyip değişimden bahsetmesini…

Basın toplantılarında uykuya dalacak kadar yorgun bir liderin “Partimizde metal yorgunluğu var” diyerek yol arkadaşlarını harcamasını…

Tüm bu tuhaflıkları “Emir demiri keser “ diyerek sineye çekmelerini şu sözlerle açıklıyorlar: “Liderin bir bildiği vardır.”

Yani o bir şey yapıyorsa, bir karar alıyorsa sorgulanmaz, irdelenmez, nedenleri üzerinde tartışılmaz, çünkü onun bir bildiği vardır. Bu tasarrufunda bizim lehimize olan ama bizim göremediğimiz bir fayda vardır.

Böyle düşündükleri için, içleri kan ağlayarak verilen kararlara uyuyorlar.

Sapkınlık işte burada başlıyor.

Hele İslam terbiyesi aldığını söyleyen, bu tutum ve davranışlarını o terbiyeye bağlayan insanlar için mesele daha da tuhaflaşıyor.

Çünkü İslam’ın vaaz ettiği iki tür irade vardır: Biri külli irade, yani Allah’ın iradesi. Diğeri cüzi irade, yani insanın iradesi.

Bütün dinlerin bize söylediği şu: “Biz insanların aklı, ilahi iradenin hükmü neticesinde ortaya çıkan olayları anlamaya yetmez.”

Bu nedenle Allah’tan geldiğine inandığımız olayları sorgulamayız. Çünkü aklımızın buna yetmeyeceğini düşünürüz.

Mesela deprem gibi doğal afetleri, felaketlerde acı çeken insanları ve daha birçok olayı bununla açıklarız.

Bunun için de böyle durumlarda “Hikmetinden sual olunmaz”diyerek Allah’ın bir bildiği olduğunu düşünür ve O’na olan inancımızı, itaatimizi belirtiriz.

İslam terbiyesinde yalnızca Allah hakkında “En doğrusunu o bilir” denir. “Sorgulanmaz” sıfatı sadece Allah için kullanılabilecek bir tanımlamadır.

Böyle bir yaklaşım peygambere bile gösterilemez.

Bunun içindir ki İslam tarihinde Hz Ömer’in Hz Muhammed’e “Bu söylediğin vahiy mi yoksa senin sözün mü? Eğer vahiy ise tamam kabul edelim, yok senin sözünse tartışmadan kabul edemeyiz” dediği anlatılır.

Cüzi iradeyle verilen kararlar tartışılır, sorgulanır, çünkü insan aklının sınırları içindedir.

“Bir bildiği vardır” diyerek bir insana Allah sıfatı yüklemek, ona olan mutlak bir inançtan ve itaatten bahsetmek İslam inancına göre sapkınlıktır.

İslam kula kul olmayı yasaklamıştır. Çünkü bu davranışı ‘şirk’ olarak görür.

Kimilerinin, insanlara ilahlık taslamasını engellemek için yasaklamıştır.

Kula kulluğu ortadan kaldırmak için yasaklamıştır.

Gelgelelim istifaya zorlanan belediye başkanlarından birinin, cumhurbaşkanlığı külliyesine gönderme yaparak, ironik bir tarzla, “İrade-i külliye var” deyip Saray’a, Erdoğan’a Allah’ın sıfatını yüklemesi (veya böyle yapıldığını işaret etmesi) çok ilginçtir.

Sanırım Ak Partililer içine düştükleri bu durumun farkında değil.

“Davaya ihanet etmeyelim” derken İslam’ın sapkınlık olarak gördüğü bir duruma, şirke düştüklerinin sanırım farkında değiller.

“Bir bildiği vardır” diyerek Erdoğan’a sorgusuz, sualsiz itaat etmenin, ona ilahlık sıfatı yüklemek anlamına geldiği üzerinde de pek düşünmüyorlar.

Ama ne yazık ki tablo bu.

“Allah’tan başka kimseden korkmayız, ondan başka kimsenin önünde eğilmeyiz” deyip sonra da “Başarılıyım ama ne yapalım lider böyle istedi” diyerek içi kan ağladığı halde onun haksız, yanlış talebine boyun eğmek kula kul olmaktır. O lidere ilahlık makamı vermektir.

Diğer taraftan Müslümanlığın şartlarından biri akıl sahibi olmak, yani cüzi iradeyi kullanabilecek durumda olmaktır.

Neyin yanlış neyin doğru, neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu anlayamayacak kadar akıldan, iradeden yoksun kimseler Müslüman sorumluluğundan muaf tutulmuştur.

Bu iradeyi kullanamayanların bir davadan bahsetmesi, hele o davanın İslam davası olduğunu ileri sürmesi ise gerçekten çok tuhaf.

Esasında bu sadece İslamcılar için geçerli bir durum değil.

Davaya dönüşmüş bütün ideolojik hareketler zamanla benzer bir deliliğe varıyor.

‘Davanın yararı’ işin içine girdiğinde insanın aklı, iradesi, görüşü, yaklaşımı bütünüyle değersizleşiyor.

Stalin yönetiminde de böyle oldu, Hitler yönetiminde de.

Bütün bunlardan ders çıkarmamız gerekiyor.

Yani bireyin aklını, fikrini, bilimselliği, özgürlüğü, katılımcılığı, çoğulculuğu esas alan bir yaklaşımı benimsemezsek toplum olarak bu sapkınlıklara düşmekten kendimizi kurtaramayacağız.

Lideri yüceltmek, toplumu aşağılamak anlamına gelecek.

Kantarın topuzu kaçacak.

Ne akılla, ne de inançla izah edilemeyecek bir zillet her yere yayılıyor işte.

Kaynak : Levent Gültekin –  http://www.diken.com.tr/

Kulisleri hareketlendiren iddia; Akşener’in parti kurmasına izin verilmeyecek mi?

Print Friendly, PDF & Email

Bağımsız Isparta Milletvekili Nuri Okutan: İçişleri Bakanlığı bürokratlarıyla görüştüm, Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşeceğim.

Ankara kulisleri Meral Akşener’in yarın duyuracağı yeni partinin kuruluşunun engelleneceği iddialarıyla hareketlendi. Bağımsız Isparta Milletvekili Nuri Okutan, “Partinin engellenme söylentileri üzerine dün İçişleri Bakanlığı Genel Sekreteri ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı ile görüştüm. Partinin kuruluşuna ilişkin başvurumuzun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yayınladığı bir görüşe göre inceleneceğini söylediler. Böyle bir inceleme Siyasi Partiler Yasasına aykırı. Bugün yeniden genel sekreter ve müsteşar ile görüşeceğim. İçişleri Bakanı Soylu’dan da randevu istedim” dedi.

Aysel Alp’in Hürriyet’te yer alan haberine göre, Okutan şu açıklamada bulundu:

“Ben de eski bir İçişleri Bakanlığı mensubuyum. Yeni partinin kuruluşunda sıkıntı çıkmasın, diye dün İçişleri Bakanlığı Müsteşarı ve Genel Sekreteri ile görüştüm. Kuruluş başvurumuzun 10 ay önce yayınlandığı iddia edilen bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görüşüne göre inceleneceği bilgisini aldık. Ancak o görüşün ne olduğunu, içeriğini görmedik. Böyle bir şey Siyasi Partiler Yasasına aykırı. Yasanın sekizinci maddesi çok açık. ‘siyasi partiler bildiri ve belgelerin, İçişleri Bakanlığına verilmesiyle tüzelkişilik kazanırlar’ diyor. Dolayısıyla bizim yarın İçişleri Bakanlığına partimize ilişkin belgeleri vermemizle birlikte genel merkezimize tabelamzı asabilmeliyiz. Başsavcılık görüşüne göre inceleme nereden çıktı anlamış değiliz.”

Yarın partinin kuruluşunun engellenmemesi için bugün yeniden Genel Sekreter ve Müsteşar ile görüşeceğini açıklayan Okutan, “Biz bu sürecin demokrasiye uygun bir şekilde, suhuletle tamamlanmasını istiyoruz. Türk siyasetine yeni bir parti katılıyor. Yasaya, anayasaya aykırı, zorlamalarla niye engellensin ki? Bir başsavcının görüşüyle parti kuruluşu engellenebilir mi? İçişleri Bakanımız ile de görüşmek istiyoruz” dedi.

Sosyal medya hesabından partinin kuruluşunun engellenebileceği iddiaları üzerine açıklama yapan Nuri Okutan, şu ifadeleri kullandı:

Kaynak : http://t24.com.tr/

Erdoğan’ın Soros bağlantıları

Print Friendly, PDF & Email

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2003 yılında eski AB Bakanı Egemen Bağış ve halen AB Bakanı olan Ömer Çelik’le birlikte, Davos’ta George Soros’la bir araya gelmişti.

Ahmet Sever

Osman Kavala gözaltına alındı…
Yandaş medya her zaman olduğu gibi aynı manşetlerle çıktı:
“Kızıl Soros gözaltında…”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında, Kavala için, “Türkiye’nin Soros’u” tanımlamasını yaptı:

FETÖ ile irtibatı sebebiyle birisini gözaltına alıyorsunuz. ‘STK temsilcisiydi, medya mensubuydu, güzel vatandaştı’ gibi güzellemelerle hedef saptırmaya çalışılıyor. O STK mensubu dedikleri, Türkiye’nin Soros’u denilen kişinin havası çıktı meydana, bağlantıları çıktı ortaya. Siz kime neyi yutturmaya çalışıyorsunuz?”

Sayın Erdoğan şimdi biraz da sizin Soros ile bağlantılarınızdan bahsedelim…
2003 yılının Ocak ayı…
Yer, Davos…
George Soros ile burada bir görüşme yaptınız ve desteğini istediniz:
Türkiye’nin açık toplumu biziz. Bizi destekleyin…

Soros da destekledi…
Türkiye’deki Açık Toplum Vakfı’nın girişimiyle, bir Bağımsız Türkiye Komisyonu kuruldu…
Komisyon’da, eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtissari, eski Fransa Başbakanı Michel Rocard, eski Hollanda Dışişleri Bakanı Hans Van Den Broek, eski İtalya Dışişleri Bakanı Emma Bonino gibi Avrupa’nın saygın siyasetçileri bir araya geldi…
O dönem, hedef Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin başlamasıydı…

Türkiye’de TBMM’den ardı ardına reform paketleri geçerken, Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun üyeleri de Avrupa başkentleri arasında mekik dokuyor ve Türkiye lehine lobi yapıyordu…
Ve siz bu komisyon üyelerini Ankara’da kırmızı halıda karşılıyordunuz…
Yakın dostunuz Can Paker de, Türkiye’deki Açık Toplum Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı’ydı…
Ve size Soros’un mesajlarını da getiriyordu…
O dönem, Soros destekli ve sizin Osman Kavala için kullandığınız “Soros bağlantılı” bu faaliyetlerden çok memnundunuz…
Bu arada Can Paker, 2013’te yayımlanan “Geriye Bakmak Yok” adlı kitapta Fatih Vural’a hayatını anlatırken, Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın, Soros’un desteklediği TESEV’de staj yaptığını da açıklamıştı.

Yanlış anlaşılmasın…
Bu işbirliği çok doğru bir adımdı ve AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasında çok büyük katkısı oldu…
Komisyon üyeleri para almıyor, sadece seyahat, konaklama, yeme içme-giderleri Soros’un vakfı tarafından karşılanıyordu…

Yanlış ve kabul edilemez olan, geçmişte Soros’tan destek talep eden ve desteğini de alan Erdoğan’ın bugün, Osman Kavala’yı, “Türkiye’nin Soros’u denilen kişinin bağlantıları ortaya çıktı” diye suçlaması…

Kaynak : Ahmet Sever – http://t24.com.tr/

‘Sarraf davası’na doğru Erdoğan: Dünyayı ayağa kaldırmayı biliriz

Print Friendly, PDF & Email

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ‘Sarraf davası’yla ilgili olarak ABD’ye yüklendi: “Vatandaşımızı itirafçı yapmanın gayreti içindeler, bu işler bittiği zaman dünyayı ayağa kaldırmasını biliriz.”

New York’ta bir buçuk yıldır dolandırıcılıktan tutuklu bulunan 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının kilit ismi işadamı Rıza Sarraf ve aynı dosya kapsamında yedi ay önce tutuklanan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla 16 Kasım’da duruşmaya çıkacak. Davada son olarak eski ekonomi bakanı Zafer Çağlayan da sanık ilan edilmişti.

Sarraf ve Atilla. (Fotoğraf: Reuters)

Erdoğan’ın en sert demeci

Erdoğan,  davayla ilgili bugüne kadarki en sert demecini partisinin grup toplantısında verdi.

Erdoğan ABD’ye şöyle seslendi: “Sizin gücünüz Tayyip Erdoğan’ın 13 tane korumasına gözaltı kararı çıkarmaya yeter. Bir bankamızın altı kere Amerika’ya girip çıkan görevlisini yedinci kez girişinde gözaltına almaya yeter. Öbür taraftan bakıyorsunuz bir başka vatandaşımızı aynı şekilde gözaltına almaya yeter. Ve ondan sonra da onu köşeye sıkıştırarak şunları şunları söylemen halinde şu kadar demek suretiyle itirafçı durumuna düşürmenin gayreti içine girerler. Takipçisiyiz, bu işler bittiği zaman dünyayı ayağa kaldırmasını da biliriz, hepsini açıklayacağız.” 

Hakan Atilla: Delilleri tanıklara gösterelim

Amerika’nın Sesi’nin haberine göre Atilla, duruşmaya 20 gün kala mahkemeye verdiği dilekçede “Savunma olarak tanıklarımız mahkemeyi isim vermekten çekiniyor. Delillerde gizlilik kararı olduğu için tanıklara delilleri gösteremiyoruz. Dosyayla ilgili gizlilik kararı kaldırılsın” dedi.

Dilekçei inceleyen hakim Richard Berman, savunma ve iddia makamlarını uzlaşmaya davet etti.

Hakan Atilla Rıza Sarraf’tan ayrı yargılanmak istiyor.

‘Trump, Berman’la görüştü’

Amerika’nın Sesi’nden Can Kamiloğlu’nun yaptığı habere göre de davanın iddia makamı New York Güney Bölgesi başsavcılığı görevine Türkiye’yle yakın ilişkileri bulunan Geoffrey S. Berman’ın getirilme ihtimali ciddiyet kazandı.

Berman’ın adı bu görev için New York Times’ın yazdığı haberde geçmişti. Atanma ihtimalinin güçlenmesinin nedeni ise ABD Başkanı Donald Trump’ın,  Geoffrey S. Berman ile Beyaz Saray’da görüştüğü yönündeki haber.

Başsavcı adayı Türkiye’nin lobicisi için çalışıyor

Berman, Sarraf’ın da avukatı eski New York valisi Rudy Giuliani’yle birlikte ortağı olduğu Greenberg Traurig firmasında çalışıyor. Firma aynı zamanda Türkiye’nin de ABD’deki lobicilik faaliyetlerini yürütüyor.

Kaynak : http://www.diken.com.tr

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a erken seçim çağrısı: 17 ay beklemeyelim, hodri meydan!

Print Friendly, PDF & Email

Erdoğan’ın “İstanbul’a ihanet ettik” ifadesine eleştiri: Hainsen o koltuktan kalkacaksın!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “metal yorgunluğu” eleştirileri sonrası AKP’li belediyelerde başlayan istifalara tepki gösterdi. Erdoğan’ın “En kısa sürede istifalarını vereceklerine inanıyorum” sözleri sonrası Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe‘den gelen “istifa” açıklamalarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Böyle bir adam Türkiye’de cumhurbaşkanlığı makamını işgal edemez” dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerinin devamında “erken seçim” çağrısı yaparak “Tehditle, şantajla baskıyla devlet yönetilir mi? Hodri meydan,  17 ay beklemeyelim seçimler için buyrun gelin seçimleri erken yapalım” ifadesini kullandı.

Partisinin grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2018’de erken seçim yapılacağı” yolunda ileri sürülen iddialarla ilgili olarak “Erken seçim gündemimizde yok” demişti.

“Hainsen o koltuktan kalkacaksın”

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın İstanbul’da yürütülen inşaat çalışmalarıyla ilgili olarak kullandığı “Biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum” ifadesini de eleştirdi.

“İtirafı” için Erdoğan’a teşekkür eden Kılıçdaroğlu, sözlerine “Eğer itiraf etmeseydi biz bu şekilde konuşamazdık. Hainsen o koltuktan kalkacaksın arkadaş” diye devam etti.

İhsan Eliaçık’a yönelik saldırıya tepki

İlahiyatçı, “Anti-Kapitalist Müslüman”  olarak tanınan yazar İhsan Eliaçık‘ın Kayseri Kitap Fuarı’nda uğradığı saldırıyı da kınayan Kemal Kılıçdaroğlu, “Eliaçık’a yapılam, düşünce özgürlüğüne getirilen büyük bir kısıtlamadır” ifadesini kullandı.

“Bizimkiler namuslu adamlardır”

Kılıçdaroğlu, AKP’li belediyelere yönelik olarak başlayan “istifa” çağrılarının CHP’li belediyelere uzanacağı yolundaki iddiaları da şöyle değerlendirdi:

“Belediyelerimizin üzerine gideceklermiş. Gidin. Demirden korkan trene binmez. Bizim belediye başkanları namuslu adamlardır.”

“İnsan düşmanına dahi insanca davranmalı”

Kılıçdaroğlu’nun, partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamalar şöyle:

Taşeron işçilerle ilk toplantı yapan bu kardeşinizdi. Taşeronların haklarını sonuna kadar savunmak bir sendikalı işçi kadrolu işçi gibi haklara sahip olacak taşeron işçi de. Hiçbir fark olmayacak. Sizin hakkınızı savunmak boynumuzun borcudur.

Enis Berberoğlu aylardır hapiste. Bir de fıtık ameliyatı oldu. Beni üzen havuz medyası tarafından istismar edilmesi. İnsan düşmanına dahi insanca davranmalıdır. İnsanda biraz ahlak olur. Bunların gözü o kadar kararmış ki yanında olmayanın yakılmasını istiyorlar. Berberoğlu boş durmadı içeride, kitap yazdı. Bu kitabın bütün gelirlerini gazetecilik stajı yapan öğrencilere verecek.

Ergenekon Balyoz davalarında bir Silivri Külliyatı oluşturulmuştu. Onlarca kitap çıktı böyle. Şimdi 20 Temmuz Silivri darbesi sonunda da böyle külliyat çıkacak.

“Bütün gazeteciler serbest bırakılsın”

Bugün Birgün Gazetesi’nden Mahir Kanaat’in duruşması var. Gazeteciler aylardır içeride bir türlü yargı önüne çıkarılamıyor. Bütün gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. Cumhuriyet yazarları neredeyse 1 yıllarını dolduracaklar. Eğer bir ülkede gazeteci hapisteyse o ülkede demokrasi yoktur.

İnsan hakları savunucuları da hapiste. Efendim bu gizli toplantı. Ne gizli toplantısı? Bu aktivistler daha önce AK Parti’nin Bakanlıklarında da göreve yapmışlar. Ne yaptı bu insanlar? Ellerine silah alıp bir yer mi bastılar? Bunları yaptığınız zaman Türkiye dünyada itibar kaybeder. İtibarı demokrasiyle düşünce özgürlüğüyle kazanabilirsiniz. Onlar itibarı parayla kazandıklarını zannediyorlar.

Kayseri’de kitap fuarı yapılıyor. İhsan Eliaçık hepimizin bildiği bir isim. Düşünce, inanç özgürlüğünü savunur. Çok sayıda dini içerikli eseri vardır. Fuarı düzenleyen belediye İhsan Eliaçık’ın oraya gelip kitabını imzalamasını ve konuşmasını yasaklar. Bu Belediye Başkanı en büyük hakareti Kayserililere yapıyor. Demokrattır Kayserililer, düşünce özgürlüğünü savunur. İhsan Eliaçık 28 Şubat’ta mağdur olan bir isim. İbrahim Kaboğlu için de yasak getirilmiş. Bunlar bizde demokrasi olmadığını tek adam rejimi olmadığını gösteriyor. Büyük ihtimalle telefon etmiştir içeri sokmayın diye.

“Herkesin oturup düşünmesi lazım”

Şırnak’ta acı bir olay yaşadık 8 işçimiz kömür madeninde hayatını kaybetti. Biri Sıddık’tı.17 yaşında…Okula gitmek yerine kömür madenine gidiyorsa herkesin oturup düşünmesi lazım. Olaydan sonra açıklama yapıldı, maden ocağı kaçak diye. Kaçak değildi ihaleyle verilmişti. Ya bir Bakan yalan söyler mi? Dokularına işlemiş. Yalan söyleyen bakanın görevini bırakması lazım. 8 işçinin kanı onun boynundadır. Kendi kabahatini gizlemek için maden ocağı kaçaKtır diyorsun. İhaleyi sen yaptın!

“Uyuşturucu için verdiğimiz önergeyi parti reddetti”

Uyuşturucu sorununun çözümüyle ilgili verdiğimiz önergeyi AK Partililer reddetti. Buradan özellikle annelere sesleniyorm. AK Partili vekil size “Bir derdiniz var mı?” diye sorarsa deyin ki ‘CHP’nin önergesine niye hayır dediniz? Siz uyuşturucu baronlarını mı koruyorsunuz, çocuklarımızı mı?’

“OHAL bir yılı geçti”

Yine OHAL uzatıldı. Darbe girişiminde sonra Binali Yıldırım ile Çankaya’da bir araya gelmiştik. Çok kısa bir süre için OHAL’in ilan edileceğini söylemişti. Bir yılı geçti.

Her darbe kendi hukukunu yaratıt. 20 temmuz 2016 sivil darbesi kendi hukukunu yarattı ve öyle devam ediyor. Meclis’te bir komisyon kuruldu. O komisyonu engellediler. Gelip ifade vermesi gereken kişileri komisyona davet etmediler. Adil Öksüz’ü serbest bıraktılar. Cep telefonuyla serbest bıraktılar. Takip de etmediler. Dürüst savcıları görevden aldılar. 1 milyon aileyi mağdur ettiler. Ya darbeyi yapanı yakala. Askeri öğrencilerin ne günahı var? Dayısı olanlar parası olanlar dışarıda. Hele bir kayınpederin iyyise damat olarak her yere gideriz. 20 Temmuz’dan sonra yaratılan iklim nedeniyle hakimler adalet dağıtamaz hale geldiler.

“Hainler devlet yönetemez”

Tek adamı kandırırsanız ülkeyi felakete götürürsünüz. Trump kandırdı,PKK kandırdı, Esad kandırdı, Obama kandırdı, FETÖ kandırdı. Herkesin kandırdığı adamın ülkeye faydası olur mu? Her gece sarayda başka odada yatıyor. Niye korkuyorsun? Çık git kahvede otur çiftçiyle sohbet et. Devleti yöneten aldatılırsa ne olur? Devletin kozmik odasını teröre teslim eder. Türkiye devletinin bütün sırlarını terör örgütüne teslim eden vatan hainidir. Sen Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün sırlarını terör örgütüne açtın bunun hesabını verdin mi? Vereceksin!

“16/9 İhanet kuleleridir”

Sayın Erdoğan açıklama yapıyor. ‘Biz bu şehre ihanet ettik ben de bundan sorumluyum’ diyor. Hainler devlet yönetemez. 16/9 kuleleri ihanet kuleleridir. Danıştay kararını hiç kimse takmadı. Hukuk yok ki. Ben bildiğimi okurum diyor. Şimdi ihanet ettik diyor. İhanet ettiysen hain kim? Sensin! ‘Silueti yık’ diyoruz yapan adam ‘ben yıkmam’ diyor. Erdoğan diyor ki ‘Yıkmıyorsan ben seninle küstüm.’ ‘Danıştay kararıyla yık’ demiyor. Geçen yine beraber kurdele kestiler. Hainliğe hala devam ediyoruz diyor. Kendini hain ilan ettiysen o koltuktan kalkacaksın. Nurettin Sözen’i hatırlayın. Otelin kaçak katlarını devletten destek almadan tıraşladı. Bunların yatacak yeri yok bunlar sadece doların yeşilini seviyorlar. İhanetini itiraf ediyor, teşekkür ederiz. Etmese böyle konuşamazdık. Kendisine yürekten teşekkür ediyorum. ‘Benim haberim yoktu’ diyemez. Bir bakanı vardı uzun yıllar TOKİ başkanlığı yaptı. Bir bakanı Çevre ve Şehircilik bakanlığı yaptı. Ne dedi? Ne yaptıysam Erdoğan’ın talimatıyla yaptım dedi. İstifa etti. O etmedi. İhanete devam edecek. CHP’li belediyelerin üzerine gidecekmiş. Gidin. Demirden korkan trene binmez. Bizim belediye başkanları namuslu adamlardır.

Erken seçim çağrısı

Yüzde 49,5 oy alan Başbakanı görevden aldı. Milli iradeyi hiçe saydı. Milli irade benim diyor. Sonra seçimle gelen belediye başkanlarını istifaya zorluyor. Böyle bir adam Türkiye’de cumhurbaşkanlığı makamını işgal edemez. Bir daha söylüyorum, namus ve şeref kavramını yüreğinde taşımayan insanların o koltukta oturmaya hakları yoktur. Tehditle, şantajla baskıyla devlet yönetilir mi? Ben bunları söylediğim zaman siz belediye başkanını mı koruyorsunuz diyorlar. Biz demokrasiyi koruyoruz. 17 ay beklemeyelim seçimler için buyrun gelin seçimleri erken yapalım.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Erdoğan’dan gözaltındaki Kavala’ya: Bağlantıları çıkıyor, hesap soracağız

Print Friendly, PDF & Email

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul’da 19 Ekim’de gözaltına alınan işadamı Osman Kavala için, “Türkiye’nin Soros’u dedikleri kişinin bağlantıları çıkıyor ortaya. Gereken hesabı soracağız” dedi.

Erdoğan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu.

Erken seçim iddiaları için “Şu anda gündemimizde yok” diyen Erdoğan, CHP’nin ‘müftülere nikah yetkisi’ konusunda Anayasa Mahkemesi’ne gitmesine ‘şaşırmadığını’ söyledi.

Cumhurbaşkanı şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi’ni olur olmaz sebeplerle meşgul etmek de CHP’nin ihtisas alanına dönüştü. Haklarıdır ama bu meseleyi tartışma biçimlerine asla saygı duymadık, duymayacağız. Konuyu çocuk gelinlerden, çokeşliliğe kadar hakikate aykırı yere çekenleri milletimize teşhir etmek boynumuzun borcudur. Olur olmaz her konuyu laiklik üzerinden eleştiren, hizaya sokmaya çalışan CHP anlayışının miadı artık dolmuştur. Ana muhalefet partisinin milleti laiklikle böldüğü o karanlık devirler sona ermiştir. “

‘Sırada Afrin var’

İdlib’deki operasyonun büyük oranda neticelendiğini ve sırada Afrin’in bulunduğunu kaydeden Erdoğan, son dönemde sıklıkla kullandığı söylemi bir kez daha tekrarladı: “Bir gece ansızın gelebiliriz, bir gece ansızın vurabiliriz.” 

‘Bağlantılar çıkıyor ortaya’

Cumhurbaşkanı sözü İstanbul’da 19 Ekim’de gözaltına alınan işadamı Osman Kavala’ya da getirdi. Kavala’nın tutuklu ABD İstanbul başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz ile aynı soruşturma dosyasına dahil edildiğini hatırlatan cumhurbaşkanı şöyle devam etti: “Başkonsolosluktan çıkanla STK mensubu dedikleri, Türkiye’nin Soros’u dedikleri kişinin bağlantıları çıkıyor ortaya. Taksim olaylarının arkasında bakıyorsunuz, aynı kişi var. Belli yerlere ciddi manada kaynak aktarımının arkasında bunları görüyorsunuz. Milletçe, beraber dik duracağız ve gereken hesabı da soracağız.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr

NYT: New York’ta görülecek bir dava, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı neden rahatsız ediyor?

Print Friendly, PDF & Email

“Erdoğan, neler olduğunun farkındaydı”

Çeviri: Gonca Tokyol

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 27 Kasım’da New York’ta görülecek olan ‘Zarrab davasına’ yönelik eleştirilerinin temelindeki asıl kaygının, hâkim karşısına çıkacak isimlerden bir ya da birkaçının suçlamaları kabul ederek anlaşmaya gitmesi olduğu iddia edildi. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesine dair davanın, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri gerginleştirdiğini kaydeden New York Times gazetesi, Erdoğan’ın sürece yönelik itirazlarının ‘vatansever’likten öte sebepler içerdiğini savundu. 

2013 yılında ortaya çıkan ses kayıtlarının Erdoğan hükümeti tarafından ‘uydurma’ olarak kabul edildiğini hatırlatan NYT, ABD’li savcıların ise New York’taki davada bu kayıtlardan alıntı yaptığını, iddianamede isimleri yer alan Zarrab, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın Erdoğan’la bir araya gelmeyi tartıştığını ve Türkiye’nin dış ticaret verilerini artırmak için ‘başbakanın emriyle’ hareket ettiklerini söylediğini aktardı.

“Erdoğan’ın ismi geçen kişilerin bazılarıyla düzenli olarak görüştüğüne dair kanıtlar var”

“New York’ta görülecek bir dava, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı neden rahatsız ediyor” başlıklı yazıda, 17-25 Aralık döneminde ortaya çıkan kayıtların çevirisini inceleyen Patrick Kingsley ve Benjamin Weiser, New York’taki davanın geçen ay sunulan iddianamesinde dönemin Başbakanı Erdoğan’ın isminin geçmediğini ya da kendisine referans verilmediğini belirterek, “Ancak, 2013’te, yaptırımların delinmesinin zirve yaptığı dönemde Erdoğan’ın ismi geçen kişilerin bazılarıyla düzenli olarak görüştüğüne dair kanıtlar var” ifadelerine yer verdi.

“Erdoğan, duruşmada ortaya çıkabileceklerden endişeleniyor”

Davaya dair sorulardan birinin, sanıklardan bir ya da birkaçının cezalarında indirime gidilmesi umuduyla suçu kabul ederek ABD’li yetkililerle işbirliğine gidip gitmeyeceği olduğunu kaydeden NYT yazarlarına konuşan ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Eric. S. Edelman da, “Erdoğan’ın bundan endişe duyduğuna eminim. Eminim ki duruşmada nelerin ortaya çıkacağına yönelik endişe duyuyor” dedi.. 2013’teki iddiaların ve dinleme kayıtlarının Türkiye’de ‘Gülen hareketinin kurgusu’ olarak kabul edildiğini ancak aynı kayıtların ABD’deki davanın bir parçası olduğunu ifade eden Kingsley ve Weiser’ın yazısından bazı bölümler şöyle:

-Mahkeme kayıtları, Erdoğan’ın sesinin belirlenen kayıtlardan herhangi birinde yer almadığını gösteriyor. Ancak 2013 sonbaharında, gizli anlaşmada yer aldığından şüphelenilen kişiler tarafından sıklıkla makamına referans verildi.

“ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının ardından Türkiye’nin ticaret açığı yükselişe geçti”

-Obama yönetimi, Haziran 2013’te, Türkiye’nin İran’a benzin için altınla ödeme yapmasına izin veren bir açığı kapadı. Davada yer alan kayıtlardaki ifadelere göre, aynı yılın sonbaharında, iddianamede ismi yer alan iki kişi, yaptırımlardan kaçınmak için alternatif bir yol bulunmasını tartıştı. Yüksek miktarda altın artık Türkiye üzerinden yönlendirilmeyeceği için tarafların üzerinde anlaştığı iddia edilen anlaşmanın Türkiye ekonomisi için sıkıntılı etkileri oldu, ülkenin ticaret açığı artmaya başladı.

“Erdoğan paniğe kapıldı”

-Dinlemelere yansıyan konuşmalara göre Erdoğan, bu gelişmenin ardından paniğe kapıldı. Yerel seçimlerin yakınlaşmasıyla birlikte Erdoğan, Türk ekonomisinin kurtarıcısı olarak şöhretinin zarar görebileceğinden korkmuş olabilir. Kayıtlara göre Erdoğan Zarrab, Çağlayan ve Aslan’la Türkiye’nin ihracat verilerinin bir önceki yılki rekor düzeylere ulaşması ihtiyacı hakkında konuştu.

Erdoğan’ın bunun yasadışı yollarla yapılmasını talep ettiği ya da beklediği yönünde bir kanıt yok. Ancak istediği sonuç, daha önce sadece şimdi ABD yaptırımları kapsamında kalan metotlarla elde edilmişti.

Zarrab: Elimizden geleni yapmalıyız, başbakana söz verdim

-19 Eylül 2013’teki bir konuşmada Zarrab, ticaret açığı konusunda Erdoğan’la kişisel olarak konuştuğunu ve Türkiye’ni ihracatını 4 milyar dolar artırmak konusunda Erdoğan’a güvence verdiğini iddia ediyor. Eski Halkbank Genel Müdürü Aslan’la konuşan Zarrab, “4 milyar dolarlık hedefe ulaşmak için elimizden geleni yapmalıyız çünkü başbakana söz verdim” diyor. Aynı gün yapılan bir başka görüşmedeyse Zarrab, bir iş arkadaşıyla yaptığı görüşmede, “2 milyar dolar bile önemli çünkü başbakanla doğrudan bir araya geleceğim” ifadelerini kullanıyor.

-Dönemin Ekonomi Bakanı Çağlayan ise, 3 Ekim 2013’te Aslan’la yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin ihracatta en az 2 ila 4 milyar dolara ihtiyacı var. Dün akşam başbakanla İstanbul’da iki saatlik bir görüşme yaptık ve ona çok fazla baskı olduğunu söyledim” diyor.

-Türkiye’deki savcıların ulaştığı 16 Eylül 2013 tarihli bir başka konuşmaya göre ise Aslan, Erdoğan’ın kendisine “ihracatı artırmak için ne gerekiyorsa yapılmasını” söylediğini aktarıyor. Kayıtların dökümleri, Erdoğan’ın Zarrab, Aslan ya da Çağlayan’ın ihracatı nasıl artıracağını söylediğini içermiyor.

“Erdoğan, neler olduğunun farkındaydı”

-Dökümlerden anladıklarım, 27 yıldır Türkiye siyasetini takip eden biri olarak Erdoğan’ın neler yaşandığının tamamen farkında olduğunu gösteriyor” diyen İstanbul merkezli Global Source Partners analiz firmasının danışmanlarından Atilla Yeşilada, kayıtlarda yaptırımların nasıl delineceğine dair herhangi bir konunun Erdoğan’a sunulmadığını ise kabul ediyor.

-Ancak Erdoğan, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesine yönelik niyetini daha önce açık şekilde dile getirmişti. Aralık 2012’de bir basın toplantısında konuşan Erdoğan, “Bu konuyla ilgili olarak bize ‘yaptırımlara uymanız gerekir’ gibi yaklaşımlar olduğunda biz ona uymayız. Bu bizim için stratejik öneme haizdir” demişti.


Makalenin orijinal hâlini okumak için tıklayın

Kaynak : http://t24.com.tr/

“ABD-Türkiye geriliminin sebebi Zarrab, Erdoğan ortaya çıkacak bilgilerden çekiniyor”

Print Friendly, PDF & Email

“NATO müttefiki kalıbı, Türkiye’nin eylemlerinin ne kadar düşmanca ve otokratik olduğunu saklıyor”

Çeviri – Gonca Tokyol

Washington Post gazetesinde David Ignatius imzasıyla yayınlanan yazıda, Türkiye ile ABD arasındaki gerilimin merkezinde, ABD’de tutuklu yargılanan İran ve Türkiye vatandaşı Reza Zarrab‘ın serbest bırakılmasının yattığı iddia edildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Zarrab davasının olası sonuçlarından ‘korktuğunu’ savunan Ignatius, meselenin Washingon-Ankara arasında yapılan birçok görüşmede dile getirildiğini kaydetti.

Yazıda, eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde görev yapan üst düzey bir yetkilinin, “Erdoğan’ın takıntısının sebebinin ortaya çıkacak bilginin ailesine ve en sonunda da kendisine zarar vermesi ihtimali olduğunu düşünüyoruz” ifadelerine de yer verildi.

“Konsolosluk çalışanının tutuklanması, 27 Kasım’daki duruşma öncesinde el güçlendirme çabası olabilir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın perşembe günü yaptığı açıklamada, Zarrab’ın itirafçı olarak kullanılmak istediğini söylediğini hatırlatan Ignatius, Türkiye’deki ABD büyükelçiliği ve konsolosluklarda çalışanlara yönelik gözaltı ve tutuklamaların sıklaşmasının da 27 Kasım’da New York’ta görülecek dava öncesinde ‘avantaj sağlama’ çalışması olarak görüldüğünü savundu. “Zarrab, mahkemede hangi pislikleri ortaya saçabilir” diyen Ignatius’un yazısı şöyle devam etti:

“Olası bir ön bilgi, dönemin ABD Savcısı Preet Bharara’dan gelmişti. Türk savcıların Aralık 2013’te hazırladığı rapordan alıntı yapan Bharara’nın notunda, Türkiye’deki kanıtların “Zarrab ve diğerlerinin İran yararına yaptıkları işlemleri sürdürebilmek için hükümet yetkililerine ve üst düzey banka görevlilerine milyonlarca euro ve dolar ödeme yapılan bir rüşvet şemasını ortaya çıkardığı” söyleniyordu. Bharara, sonuçların FBI soruşturmasında elde edilen elektronik postalarla da desteklendiğini belirtiyordu.

“Erdoğan 90 dakikalık görüşmeyi Zarrab’a adadı, Bharara’nın kovulmasını istedi”

“Erdoğan’ın Zarrab’ın salıverilmesine yönelik çalışması inanılmazdı. 21 Eylül 2016’da dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’la yaptığı özel görüşmede, Zarrab’ın salıverilmesinin yanı sıra Bharara’nın kovulmasını da talep etti. ABD yetkilileri, 90 dakikalık görüşmenin Zarrab’a adandığını söyledi. Erdoğan’ın eşi de aynı gece konuyu Biden’ın eşine açtı. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise Ekim’de dönemin Başsavcısı Loretta E. Lynch’le görüşerek davanın kanıtlara dayanmadığını ve Zarrab’ın salıverilmesi gerektiğini söyledi.

TIKLAYIN – “Emine Erdoğan da Reza Zarrab’ı ABD’den istedi”

“Erdoğan’ın Zarrab saplantısı, Zarrab davasında ortaya çıkacak bilgilerin kendisine ve ailesine zarar vermesi ihtimalinden kaynaklanıyor”

Eski başkanlık yardımcılarına göre Erdoğan, Aralık ve Ocak’taki son iki telefon görüşmesinde konuyu kişisel olarak eski ABD Başkanı Obama’yla da konuştu. Obama döneminde görev yapan üst düzey yetkililerden biri, “Operasyonumuzun tahmini, Erdoğan’ın bu davayla ilgili saplantısının, ilerlemesi halinde ortaya çıkan bilginin ailesi ve en nihayetinde kendisine zarar vermesi ihtimalinden kaynaklanıyordu” dedi.

Erdoğan hükümeti, Donald Trump’ın ekibiyle dostluk kurma çalışmalarına seçimlerden önce başladı. Kampanya ekibindeki Micheal Flynn, Türkiye yanlısı bir lobici tarafından işe alındı ve ekibi geçiş döneminde de Türkiye’den para almaya devam etti. Flynn’in Şubat ayında ulusal güvenlik danışmanı görevinden istifa etmesinin ardından, Türkler Trump’a yakın başka bir danışman olan Rudy Guilani’yle çalışmaya başladı.

“Erdoğan, Bharara’yı da Gülenci olmakla suçladı”

Dava, Erdoğan için zehirli çünkü Pennsylvania’da yaşayan, düşmanı Fethullah Gülen’le kesişiyor. Erdoğan, Gülen’in destekçilerini 2013 yılında ortaya çıkan ve Türk medyasının aktarımına göre Erdoğan ailesiyle ilgili de iddialar barındıran kanıtların toplanması ve sızdırılmasından sorumlu tutuyor. Eski bir yetkiliye göre Erdoğan, bir yıl önce Biden’la bir araya geldiğinde, garip bir şekilde Bharara’yı da Gülenci olmakla suçladı.

Guilani’nin konuya dahil olması da davanın alışıldık olmayan bölümlerinden biriydi. 24 Şubat’ta Bharara’yla iletişeme geçen Guilani, Zarrab adına Ankara’ya seyahat etmeyi planladığını söyledi. Trump, Bharara’yı Mart ayında, Guilani’nin Adalet Bakanlığı’na “Amerikan güvenlik çıkarlarına yardımcı olmak ve Zarrab’a yardımcı olmak için ABD ve Türkiye arasında bazı anlaşmalar yapmak” için sıkıştırdığı zamanlarda kovdu.

“Trump ilk başlarda sempatik yaklaşıyordu…”

Savcılık makamını engellemek için girişilen çeşitli denemelere rağmen dava ilerledi ve eski bir Türk hükümet üyesi ve üç Türk vatandaşı da dahil edildi. Dönemin Adalet Bakanı Bozdağ, 11 Eylül’de genişletilen iddiaları yeni bir ‘darbe girişimi’ olarak eleştirdi.

Erdoğan, Zarrab’ın serbest bırakılması konusunda Trump’ın kendisini destekleyeceğini ummuş olabilir. Trump da ilk başlarda Türk lidere sempatik yaklaşıyordu, onu Mayıs ayında bir toplantı için Washington’a davet etmişti. Ancak bu gezi, Erdoğan’ın korumaları Türk Büyükelçiliği’nin dışında protestoculara saldırdığında kötüye gitti ve Trump’ın hareket alanı da yönetimine yönelik soruşturmalarla birlikte daraldı.

“NATO müttefiki kalıbı, Türkiye’nin eylemlerinin ne kadar düşmanca ve otokratik olduğunu saklıyor”

Bazı ABD’li yetkililer, Erdoğan’ın Gülen’i desteklediği iddiasıyla papaz Andrew Brunson’un ve Gülen’le bağı bulunan savcılarla iletişim halinde olduğu iddiasıyla uzun süredir ABD Konsolosluğu’nda çalışan Metin Topuz’un tutuklanmalarıyla pazarlık konusunda elini sağlamlaştırmaya çalıştığından korkuyor. Erdoğan da geçen ay Brunson’ın Gülen’le takas edilmesini önermişti.

“NATO müttefiki” kalıbı Türkiye konusunda o kadar çok tekrar edildi ki, Türklerin son eylemlerinin ne kadar düşmanca ve otokratik olduğunu saklıyor. Washington, bir sonraki adımın ne olacağı konusunda endişeli.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

“Emine Erdoğan da Reza Zarrab’ı ABD’den istedi”

Print Friendly, PDF & Email

“Washington, bir sonraki adımın ne olacağından kaygılı”

Türkiye ile ABD arasında yaşanan krizin merkezinde, New York’taki davası 27 Kasım’da başlayacak olan İranlı Azeri işadamı Reza Zarrab’ın bulunduğu öne sürüldü. İddiaya göre bazı ABD’li yetkililer, Amerikan konsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un tutuklanmasının Zarrab davasında ‘pazarlık unsuru’ olduğuna inanıyor. Buna göre, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan resmi ziyaretlerindeki temaslarında Zarrab’ın Türkiye’ye iadesini bizzat talep etti.

İddia, Washington Post gazetesi yazarı David Ignatius’un yazısında yer aldı. Ignatius, “ABD-Türkiye anlaşmazlığının merkezindeki adam mahkeme önüne çıkmak üzere” başlıklı yazısına şu ifadelerle başladı: “ABD ile Türkiye arasında giderek sertleşen anlaşmazlığın merkezinde, Türkiye’nin hiddetli Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, para aklama ve dolandırıcılık suçlamasıyla mahkeme önüne çıkmak üzere olan Türk-İranlı altın tüccarının Amerikalı savcılar tarafından serbest bırakılması talebi bulunuyor.”

Erdoğan’ın Zarrab hakkındaki “Vatandaşımı tutuklayacaksın, sonra da itirafçı olarak kullanmak isteyeceksin” sözlerini aktaran Ignatius, Amerikan konsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un tutuklanmasının ABD’de bazı yetkililer tarafından ’27 Kasım’daki dava öncesinde Zarrab’ın serbest bırakılması konusunda baskı gücü elde etme girişimi’ olarak yorumlandığını yazdı.

“Emine Erdoğan Jill Biden’la görüştü”

Gazete Duvar’ın aktardığı habere göre Ignatius, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın, 2016’daki ABD ziyaretinde Zarrab’ın bırakılması talebini dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın eşi Jill Biden’a ilettiğini yazdı. Washington Post yazarı şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan’ın Zarrab’ın serbest bırakılması için yürüttüğü kampanya sıradışı. 21 Eylül 2016’da dönemin başkan yardımcısı Joe Biden ile özel görüşmesinde hem Zarrab’ın bırakılmasını hem de [davanın o dönemki savcısı olan] Preet Bharara’nın kovulmasını istedi. Amerikalı yetkililer, 90 dakika süren bu görüşmenin yarısında Zarrab’ın konuşulduğunu söylüyor. Erdoğan’ın eşi de o gece aynı şeyi Jill Biden’dan talep etti. O dönem adalet bakanı olan Bekir Bozdağ ekim ayında Adalet Bakanı Loretta E. Lynch’le yaptığı görüşmede davanın ‘kanıtlara dayanmadığını’ savunarak Zarrab’ın serbest bırakılmasını istedi.”

“Obama’yla son konuşmalarında gündeme getirdi”

Ignatius eski yetkililere dayanarak, Erdoğan’ın konuyu eski ABD Başkanı Barack Obama ile son iki telefon konuşmasında da bizzat gündeme getirdiğini yazdı. Eski bir üst düzey Obama yönetimi yetkilisi, “Erdoğan’ın bu davaya dair saplantısının, davanın ilerlemesi halinde ailesine ve nihayetinde kendisine zarar verebilecek bilgilerin açığa çıkmasından kaynaklandığını varsayıyorduk” dedi. Eski bir yetkili, Erdoğan’ın Biden’la yaklaşık bir yıl önce yaptığı görüşmede savcı Bharara’nın ‘Gülen tarafından kullanıldığı’ yorumunu yaptığını da aktardı.

Ignatius, Türkiye’nin Donald Trump’ın ilk ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn ve danışmanı Rudy Giuliani ile de birlikte çalıştığını hatırlattı; Zarrab’ın savunma ekibine katılan Giuliani’nin ‘ABD’yle Türkiye arasında bir tür anlaşma için Adalet Bakanlığı’na baskı yaptığını’ yazdı.

“Ziyaret, Erdoğan’ın korumalarının gölgesinde kaldı”

“Davayı durdurmak için bu çeşitli girişimlere rağmen süreç ilerledi ve hatta iddianame, eski bir bakan ile önde gelen üç Türk’ü kapsayacak şekilde genişledi” diyen Ignatius, şu ifadeleri kullandı: “Erdoğan Trump’ın Zarrab’ın serbest bırakılması için yaptığı baskıya destek vereceğini ummuş olabilir. Ve Trump da başta Türk lidere sempatik yaklaşıyordu; onu mayıs ayında Washington’a davet etti. Fakat o ziyaret, Erdoğan’ın korumalarının Türkiye elçisinin dışındaki protestoculara saldırmasının gölgesinde kaldı ve Trump’ın manevra alanı kendi yönetiminin etrafındaki soruşturmalar nedeniyle zayıfladı.”

Ignatius, bazı Amerikalı yetkililerin Erdoğan’ın Türkiye’de tutuklu olan papaz Andrew Brunson ile Metin Topuz’u ‘pazarlık unsuru olarak kullanmak istediğinden korktuğunu’ yazdı ve makalesine şu ifadelerle son verdi:

“Türkiye hakkında ‘NATO müttefiki’ tamlaması o kadar çok kullanılıyor ki, Türkiye’nin son dönemdeki adımlarının ne kadar düşmanca ve otokratik olduğu bunun gölgesinde kalıyor. Washington, bir sonraki adımın ne olacağından kaygılı.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Kadınları ayağa kaldıran müftü nikahı için Erdoğan’dan rest: İsteseniz de istemeseniz de Meclis’ten geçecek

Print Friendly, PDF & Email

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kamuoyunda tepkilere neden olan müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesine ilişkin “İsteseniz de istemeseniz de Meclis’ten geçecek” dedi. Erdoğan, müftülere nikah kıyma yetkisi üzerinden CHP lideri Kılıçdaroğlu’na da çirkin imada bulundu.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesine gelen tepkileri eleştiren Erdoğan, “İsteseniz de istemeseniz de bu Meclis’ten geçecek” dedi. Kılıçdaroğlu’na da çirkin imada bulunan Erdoğan, “Toplumumuzun kahir ekseriyeti, resmi nikahın ardından gider dini nikah da kıyar. Gerçi Kılıçdaroğlu ne yaptı bilemem” ifadelerini kullandı. 

Erdoğan, CHP’li Çanakkale Belediye Başkanı’nın AKP’li kadın belediye meclis üyesi ile yaşadığı tartışmaya değinerek, “Ben de talimatını verdim. Bu belediye başkanını 18 Mart’ta Çanakkale törenlerinde konuşturmayacaksınız. Bunun hesabını verecek” diye konuştu.

Erdoğan’ın konuşmasının satır başları şöyle:

Türkiye’yi, FETÖ ve PKK gibi terör örgütleri ile köşeye sıkıştıramayanlar kendileri doğrudan araya girmeye başladılar. AB’deki serbest dolaşım hakkımızı sürekli erteliyor ve bizleri oyalıyorlar. Bunun için göçmenlerin Avrupa’ya yönelmesini engellemek amacıyla kendilerinin önerdiği yardımlar yapılmıyor. Tüm teamüller ve diplomatik kurallar yok sayılarak ABD’ye vize başvuruları askıya alınıyor.

DEAŞ’a karşı en ciddi mücadeleyi yürüten Türkiye’yi terör örgütleri ile yan yana göstermenin yolları aranıyor. Ekonomimizle ilgili olumsuz spekülasyonlar üretiliyor. Gezi olayları sırasında bir kesim çerden çöpten bahanelerle sokaklarda olay çıkarmaya başladığında milletimiz oyunu gördü ve ona göre pozisyon aldı. 17-25 Aralık’ta milletimiz bize her zamankinden çok daha fazlasıyla sahip çıktı. 7 Haziran’dan sonra hiçbir parti tek başına iktidara gelemeyince kimlerin eski Türkiye hayali ile yerinde duramadığını yine en iyi milletimiz gördü. 1 Kasım’da durumu düzeltti.

PKK terör örgütünü tekrar devreye soktular. Aynı dönemde DEAŞ terör örgütünün de canlı bomba saldırıları artmaya başladı. Bu örgütün ipini elinde tutanların hedef olarak ülkemizi gösterdiği anlaşılıyordu.

15 Temmuz gecesi yeni bir hamle yaptılar. Bu defa bambaşka bir manzara ortaya çıktı. Milletimiz tarihinde ilk defa darbecilere karşı fiilen mukavemet gösterdi. Biz de milletimizle birlikte darbecilerin karşısına dikilerek bu teşebbüsün akamete uğratılmasını sağladık. Hemen arkasından Fırat Kalkanı ile bizi durduramayacakları mesajını darbenin arkasındaki güçlere verdik.

Türkiye’ye siyasi, sosyal, diplomatik, askeri, ekonomik, tüm alanlarda diz çöktüremeyenler yeni oyunlarla karşımıza çıkıyor. “Namert kaçar, mert direnir” diyoruz. Biz sadece direnmekle kalmıyoruz, kendi oyun planımızı adım adım uyguluyoruz. Savunmamızı güçlendirirken taarruzu da ihmal etmiyoruz.

“AÇIKLAMAYI YAPIN BİTİRELİM İŞİ”

Türkiye’yi batı ve dünyadan tecrit için ellerinden geleni yapanlar beyhude uğraşıyorlar. AB serbest dolaşım hakkı vermedi de ne oldu? Dünya başımıza mı yıkıldı? Hala oyalıyorlar. Bu minderden biz değil siz kaçacaksınız. Eğer dürüstseniz yapın açıklamanızı. Açıklamayı yapın bitirelim işi. Bizim size ihtiyacımız yok. Karşılıklı bir ihtiyaç formülü var.

İran’da, Ukrayna’da, Sırbistan’daydım. Bu salı da Polonya’ya gidiyoruz. Eşi benzeri olmayan ev sahipliği için sayın Vuçiç’e, Sırbistan halkına ve Sancak’taki tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum.

Müttefik dediğimiz kimi devletlerin ülkemize karşı sergiledikleri iki yüzlü tutumdan biz çok rahatsızız. Arkamızdan oynadıkları oyunların çirkinliği artık gizlenemez hale gelmiştir. Artık bu mızrak bu çuvala sığmıyor. Bize demokrasi dersi, hukuk devleti dersi, hak ve örgürlükler dersi verenlerin işlerine gelmediğinde bu kavramlardan ne kadar kolay vazgeçebildiklerini açık ve net görüyoruz.

“‘BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİZ’ DEDİK, SİLAHLI KUVVETLERİMİZ OPERASYONU BAŞLATTI”

Terör örgütüne parasız olarak bu kadar silahı vermenin gayesi ne olabilir. Burada soru işaretleri oluşmuyor mu? Bir Astana süreci başlattık. Rusya, Türkiye ve İran üçlü olarak karara vardık. ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ dedik, bu gece silahlı kuvvetlerimiz şu anda operasyonunu başlattı.

“KİMSE BİZE, ‘BUNU NİYE BÖYLE YAPTINIZ?’ DİYEMEZ”

Suriye’ye 911 kilometre sınırı olan biziz. Her an taciz ve tehdit altında olan biziz kimse bize “niye bunu böyle yaptınız?” diyemez. Sınırı olan biziz. Bu ülkede değil, ülkenin dışında da Kılıçdaroğlullarının sayısı çok fazla. Bir taraftan sınır ötesine çıkılmasına “evet” diyeceksin. Aynı konuşmada “Suriye’de ölenlerin sorumlusu Erdoğan’dır” diyeceksin. Yanında taşıdığı adamların her biri bir alem. Çanakkale’de hepsi, siz burada eğitime geldiniz, kendilerinin eğitime ihtiyacı var. İçmeyin de daha sonra için. Burası şehadet makamlarının oluştuğu yer.

Biz bu hassas noktada İdlib’de, oradaki kardeşlerimizin de izzetini korumanın, mağduriyetini gidermenin gayreti içindeyiz. Şu anda Afrin’de, Kürt, Türkmen vatandaşlarımız, bunun yanında da PYD ve YPG var. Bu mücadelenin altında o da var. O rejimden biz herhangi bir şey bekleyemeyiz. O rejimin böyle bir derdi yok. Strateji uygun bir şekilde devam ediyor, temennim odur ki kısa zamanda bu biter. Bununla beraber bir Irak süreci de var. Kuzey Irak’ın da bu hale gelmesinin failleri bellidir. Onları da gündeme getiririz, onları da gün yüzüne çıkarırız.

Tel Afer, 400 bin Türkmenin olduğu yer. Bu insanların hepsi, 10 bini hariç, buradan kaçtı. 100 bini bize sığındılar. Aynı şey Sincar için geçerli. Tuzhurmatu’da Türkmenler var. Bütün bunlarla da biz ilgilenmek durumundayız. “Bize ne ya” diyemeyiz. Biz Kılıçdaroğlu zihniyeti taşımıyoruz.

Teröristler öldürüldü, sözde milletvekilleri onları gittiler teslim aldılar. Demek ki bunlar terör örgütü ile iç içe. Farkları yok. Bunları görmemiz lazım.

“ASLA ETNİK MİLLİYETÇİLİK YAPMAYACAĞIZ”

Biz asla etnik milliyetçilik yapmayacağız. Biz bu noktada, ırkçılık noktasında asla böyle bir yaklaşım içinde olmayacağız. Tüm etnik unsurlar, birbirimizi yaradandan ötürü seveceğiz.

Siz sadece bir etnik yapının bu ülkede egemenliği için çalışıyorsunuz, buna müsaade etmeyeceğiz. Zira biz tek vatan diyoruz, 780 bin kilometrekarede herhangi bir yeni unsur oluşturmanın gayretine girenlere de müsaade etmeyeceğiz. Varsın gelsin sizin milletvekilleriniz teröristleri o dağlardan tepelerden toplasınlar.

TEŞKİLATA MESAJ

Biz tembel olamayız, çok çalışacağız. Herkesin ağzına geleni söylemeye hakkı olabilir ama bizim yok. Herkesin milleti umursamadan bildiğini okumaya hakkı olabilir, bizim yok. Hesapsız kitapsız işlere kalkışmaya hakları olabilir ama bizim yok. İster ekonomisi ile ilgili ister iç siyasetle, isterse başka herhangi bir konu ile ilgili olsun tüm işlerimiz de bu kriterlere uygun davranmazsak işlerimizi sıkıntıya sokarız.

BELEDİYELERDE DEĞİŞİM

Bir kısım arkadaşlarım görevlerine devam ediyor. Değişim ihtiyacı olan yerlerde bugüne kadar hizmet etmiş arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bizim bu kardeşlerimizle, yollarımızı kaybettik diye bir şey kesinlikle anlaşılmamalı. Biz buna sıradan, diğer partiler gibi bakmayacağız. Davada olay zaman zaman makam mevki değişikliğini gerektirebilir. Bundan dolayı da kimse üzülmemeli. Kime ne zaman hangi mevkide görev düşeceği belli olmaz. Belediyelerde de şimdiden bir takım düzenlemeler yapmaya başladık. Kritik gördüğümüz bir takım yerlerde mevcut isimlerin çekilmesi konusundaki kararımızı adım adım hayata geçiriyoruz.

En anakronik ana muhalefet partisine sahibiz. Tüm kadroları, yabancı devletlerden terör örgütlerine kadar tüm aktörlerin yanındadır. Hemen hesap yapmışlar, “50 milyar zarara girdik krizde” diye. Sözde adalet yürüyüşü yapıyorlar, terör örgütü mensupları ve onlarla beraber olanlarla birlikte. Başımıza adeta, FETÖ’nün şakirti, PKK’nın yoldaşı, AB’nin 5. kolu kesildiler.

Ey Amerika. 400 dönüm arazide böyle bir kişi besliyorsun ondan sonra da belge istiyorsun. Al sana belge. Zaten gönderdiğin bir büyükelçi var ki adeta Amerika’yı yönetiyor. Kendine göre bize bunların belgeleri verilmedi diyor. Bunun belgesini sana Dışişleri Bakanlığı vermez, yargı verir. 4’ünden beri kimse görüşme talebinde bulunmadı. Dünyaya da yalan söylüyorlar. Elbette biz ülkemizde kendini sosyal demokrat hisseden herkese saygı duyduk, duyuyoruz.

“BEN ECEVİT’İN ANLAYIŞINA SATAŞIYORUM”

Bugünkü CHP ile kitaplarda okuduğumuz bazıları arasında irtibat görmüyorum. Diyor ki, “Ecevit’e sataşma”. Ben Ecevit’in anlayışına sataşıyorum. Ben bu milletin temsilcilerinin, Amerika’nın başkanının tırabzana oturup kendisinin de el pençe divan durmasını kabul edemiyorum.

“TALİMATI VERDİM, O BELEDİYE BAŞKANINI KONUŞTURMAYACAKSINIZ”

Çanakkale’nin belediye başkanı ciddi bir terbiyesizlik yaptı. Bizim meclis üyemize, bir bayan, hani bunlar kadın hakları savunucusuydu, seçilmiş bir meclis üyesine, “sesini kes”, “çık”, diyor. Ben de talimatını verdim. Bu belediye başkanını 18 Mart’ta Çanakkale törenlerinde konuşturmayacaksınız. Oradaki düzenlemenin faili hükümettir, validir. Bu seçilmişler için de böyle bir adımı attı. Bunun hesabını verecek.

“İSTESENİZ DE İSTEMESENİZ DE MECLİS’TEN GEÇECEK”

Erdoğan müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesine ilişkin, “Ben de buradan bununla ilgili açıklama getireyim. Bunlar milleti tanımadıkları gibi kanun da bilmiyorlar. Şu anda nikahları kim kıyıyor. Bir kamu görevlisi olan belediye başkanı veya onun yetki verdiği nikah memuru. Bizim vatandaşlarımızın kahir ekseriyeti, resmi nikah kıydığı zaman onunla yetinmiyor, hocaya gidiyor, kayıt dışı bir nikah da orada kıyıyor. Bu gerçekleri göz önüne almak lazım. “Laikliğe aykırı” diyor. Batıda kilise bu işi yapıyor. Onları da örnek gösterirken bunu kendime zul addediyorum. İsteseniz de istemeseniz de bu Meclis’ten geçecek. Senin memurlarının lafını o Anadolu’daki kız dinlemez ama bir hocaefendinin lafını Anadolu’daki kız da erkek de dinler. Burada illa filanca caminin imamına, müftüye git diye bir şey yok. İstersen bekle belediyeyi, belediye ne zaman tarih verirse o zaman kıydırırsın. Bunlar da nikah üzerinden içlerindeki husumeti ortaya döküyorlar. Buradaki rahatsızlığın tek sebebi nikahı kıyacak kişinin din görevlisi olmasıdır” diye konuştu.

KILIÇDAROĞLU’NA ÇİRKİN İMA

Erdoğan müftülere nikah yetkisini savunurken CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na çirkin imada bulunarak “Toplumumuzun kahir ekseriyeti, resmi nikahın ardından gider dini nikah da kıyar. Gerçi Kılıçdaroğlu ne yaptı bilemem” dedi.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/