Erdoğan’a ‘Diktatörün şeddelisi’ diyen Tezcan’a AKP’den yanıt: Tek faşist CHP’dir

Print Friendly, PDF & Email

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a “Faşist diktatör” diyen CHP Sözcüsü Bülent Tezcan’a, Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’dan yanıt geldi: “Tek faşist CHP’dir.”

Tezcan, Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle adli kontrol şartı uygulanıp, yurt dışına çıkış yasağı getirilen Tekirdağ’ın Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat’a destek vermek için yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Şimdi Ekrem başkan bu lafı dedi demedi ben onu bilmem. Ama Tekirdağ meydanında ben söylüyorum: Recep Tayyip Erdoğan, faşist diktatördür. Hem de onların anladığı dilden söylüyorum. Şeddelisidir diktatörün şeddelisidir hem de.”

Fotoğraf: Reuters

Bozdağ demediğini bırakmadı

Bakanlar Kurulu sonrası gazetecilere konuşan Bozdağ’a Tezcan’ın sözleri soruldu.

Tezcan’ın ‘kabul edilemez’ bulduğu sözlerini “Büyük bir edepsizliktir, ahlaksızlıktır, terbiyesizliktir, seviyesizliktir”diyerek değerlendiren Bozdağ, ‘halkın seçtiklerine tahammülsüz’ CHP’nin daha önce de Adnan Menderes hakkında aynı ifadeleri kullandığını söyledi.

CHP’nin ‘halkın adamı’ dediği Turgut Özal’ı da itibarsızlaştırmak için saldırdığını öne süren Bozdağ, “Şimdi de Türkiye Cumhuriyeti halkının doğrudan doğruya seçtiği Recep Tayyip Erdoğan beye aynı şekilde saldırmaktadırlar” dedi.

‘Türkiye’de tek faşist parti CHP’dir’

Hükümet sözcüsü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de tek faşist parti CHP’dir. Partinin geçmişine baktığınızda geçmişi bunun tanığıdır. Faşist partilerle ilişkilerine baktığınızda da ortadadır. Nazi Almanya’sıyla, Nazi partisiyle, Mussoli’nin İtalya’sıyla yakın ilişkilerde olduğunu hepimiz biliyoruz. Hatta 1940’lı yıllarda nasyonal sosyalist partinin marşı CHP’nin yemekhanesinde müzik olarak yemek vaktinde çalarmış. Onlar da bu marşı dinleye dinleye yemek yerlermiş.”

‘Diktatörlük olmadığını ispatı’

“Türkiye’nin faşist bir devlet olmadığı, Türkiye’de de faşist ve diktatörün bulunmadığının en büyük ispatı, sayın Tezcan gibi birisinin çıkıp bu edepsizliği yapmaya cüret etmesi ve yapmasıdır” diyen Bozdağ, Türkiye’de bir diktatör olsaydı CHP’li siyasetçinin bunları söyleyemeyeceğini kaydetti.

Bozdağ, şöyle devam etti: “Bu bile Türkiye’de faşizmin, diktatörlüğün olmadığının en büyük ispatıdır. Kendi yaptığı terbiyesizlik kendisini tekzip etmektedir. Esasında bu bir akıl ve ruh sağlığı sorunu olan insanların yapabileceği bir iştir. Edep büyük bir taç, onu taşıyanı yükseltir. Cumhurbaşkanı hakkında herkesin bir edep ölçüsü içinde konuşması, eleştiriyi bu çerçevede yapması asgari bir adabın, edebin gereğidir. Ama maalesef biz bunu burada göremiyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi, bütün siyasi hayatı demokrasimizi kurumsallaştırma, geliştirme, insan hakları konusunda Türkiye’nin standartlarını yükseltmek için büyük mücadeleler verdi, bedeller ödedi.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

Seçimle geldiler, emirle gittiler; AKP’li 5 belediye başkanı görevi nasıl bıraktı?

Print Friendly, PDF & Email

HABER
Miray Tamer

İşte belediye başkanlarının istifasıyla sonuçlanan süreçte yaşananlar…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın AKP’ye yönelttiği “metal yorgunluğu” eleştirileri sonrası partinin il ve ilçe teşkilatlarında başlayan istifalar, halk oylamasında “hayır” oylarının oranının “beklenenden fazla çıktığı” merkezlerdeki belediye yönetimlerinin değiştirilmesine uzandı. Süreç, Erdoğan’ın “En yakın zamanda istifalarını vermelerini bekliyorum” sözleriyle işaret ettiği belediye başkanlarının, tepki mesajlarıyla istifalarını vermesiyle sonlandı. 23 yıldır sürdürdüğü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden istifa eden Melih Gökçek,  yaşananları “Emir demiri keser” diyerek özetledi.

Yüksek Seçim Kurulu’nun “mühürsüz zarf ve pusulalar da kabul edilecek” kararıyla birlikte bir dizi tartışmayı da beraberinde getiren halk oylamasında, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”nin, yüzde 51.4 “evet” oyuyla kabul edildiği açıklanmıştı. Oylama sonrasında yeniden AKP Genel Başkanlığını üstlenen Erdoğan, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere yaşanan “oy kaybını”, “teşkilatlarda baş gösteren ‘metal yorgunluğu’nun sonucu” olarak değerlendirmişti.

“Her şey affedilir, adam yerine konmamak asla”

Erdoğan’ın eleştirileri sonrası aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Kadir Topbaş ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in de bulunduğu altı belediye başkanının adı, istifayla anılmaya başlandı.

AKP Sözcüsü Mahir Ünal‘ın 9 Eylül’de yaptığı “Öncelikleriniz değişmişse, vatan, bayrak, devletin bekası söz konusu olduğunda sağına ve soluna bakınmadan ben varım, sorumlu olan benim diyemiyorsanı metal yorgunusunuz. Son iki yıl içerisinde 200’e yakın AK Parti ilçe başkanı, 20’ye yakın il başkanı değiştirilmiştir. Bu bir nöbet değişimi ve bayrak yarışıdır” açıklamasından iki hafta sonra Kadir Topbaş, İBB Başkanlığı görevinden istifa ettiğini duyurdu.

“Her şey  affedilebilir, ama adam yerine konmamak asla” diyen Topbaş, 23 Eylül’de yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Bu emanet şehirde bu görevi yapmaya çalıştık. Hata yapmamaya özen gösterdik. Hata yaparsak telafisi zordur. Hata ile ihanet birbirine karıştırılmamalı. İhanet edenler asla affedilemez. Partimin her kademesiyle bir gönül bağı ile hizmet etmeye çalıştık. Sayın Kılıçdaroğlu 2009’da adaylığını denedi ama İstanbullular izin vermedi. 2010’da manipülasyonlara rağmen İstanbul bize güvendi. Güzel hizmetler bırakarak hayırla yad edilmek amacımız oldu. Borçlu bir belediye bırakmıyorum.”

“Başım dik, alnım açık ayrılıyorum”

Kadir Topbaş’ın istifası üzerinden geçen bir ay boyunca, kimi belediye başkanları hakkında ileri sürülen “İstifası istendi” iddiaları gündeme gelmeye devam etti. Niğde Belediye Başkanı Faruk Akdoğan, 18 Ekim’de bir basın toplantısı düzenleyerek istifa ettiğini açıkladı. “Makamından başı dik, alnı ak bir şekilde ayrıldığını” vurgulayan Akdoğan, şöyle konuştu:

“8.5 yıldır yürüttüğüm belediye başkanlığı görevimden başım dik alnım açık olarak ayrılıyorum. Bilinmesini isterim ki bana iki defa AK Parti İl Başkanlığı, 2 defada Belediye Başkan adaylığı görevini tevdi eden Sayın Cumhurbaşkanımızın ve partimin her zaman emrinde olacağım. Bu görev bana tevdi edilirken nasıl heyecanlandıysak bugün de aynı heyecanla görevimden ayrılıyorum. Bu kararımın ülkem, partim, şahsım ve özellikle de hizmet etmekten gurur duyduğum Niğde için hayırlara vesile olmasını diliyor, mesai arkadaşlarımdan ve Niğde halkımızdan haklarını helal etmesini istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

“Üç belediye başkanı direniyor” iddiası

İstanbul ve Niğde’de yaşanan istifaların ardından gözlerin çevrildiği Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur tarafından yapılan “İstifa yok” açıklamaları, “Üç başkan direniyor” yorumlarına neden oldu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise, direndiği iddia edilen belediye başkanlarına ilişkin olarak 20 Ekim’de yöneltilen soruyu şöyle yanıtladı:

“Üç belediye başkanımızın istifalarını en kısa zamanda vereceklerine inanıyorum. İlgili arkadaşlarımız görüşmelerini yaptılar ve şu anda da zannediyorum bu istifayı vermenin hazırlığı içindeler. Aksi takdirde gereği neyse yapılacaktır.”

“Liderimizle ters düşmeyeceğiz”

“Direndiği” iddia edilen isimlerden biri olan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, 23 Ekim’de görevini bıraktığını duyurdu. İstifa açıklamasında büyükşehir belediye başkanlığı koltuğuna oturduğu 2009 yılından bu yana yaptıkları işleri anlatan Altepe, “Liderimizle ters düşmeyeceğiz” dedi. Bursa’ya hizmet imkânının kalmadığını belirten Altepe, sözlerini şöyle noktaladı:

“Böyle bir teşkilat terbiyesi olan, ömrünü davaya adamış biri olarak, 24 yıldır belediye görevlerinde hep hizmet konusunda adımlar attık. Bu yolda kavgadan yana hiç olmadım. Kent kültürünü de en güzel şekilde ortaya koyduk. Bugüne kadar sürdürdüğümüz ‘kavga değil hizmet’ ilkesini sonuna kadar sürdüreceğiz, parti liderimiz ile ters düşmeyeceğiz, çatışmayacağız. Hasar da vermeyeceğiz. Bize yakışanı yapacağız. Kriz ortamı oluşturmaya hiç yanaşmayacağız. Bu şartlarda Bursa’mıza, hemşehrilerimize, ülkeme hizmet imkânının kalmadığı da ortadadır.  Bugün itibarıyla Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevimden istifa ediyorum. 

Ankara’da 23 yıllık ‘Gökçek’ dönemi sona erdi

Melih Gökçek hakkında ileri sürülen “istifa” iddiaları CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından da tepkiyle karşılandı.  Kılıçdaroğlu’nun “İnsanları zorla istifaya zorlamayı doğru bulmuyorum, demokratik de bulmuyorum, ahlaki de bulmuyorum” parti içinde tartışma yarattı. Kulislerde CHP’li vekillerin, “Melih Gökçek’i de savunmayalım” tepkisini gösterdiği belirtildi.

Tartışmaların odağında yer alan Gökçek, 28 Ekim’de 23 yıldır sürdürdüğü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden istifa ettiğini açıkladı. “Başarısız olduğum için değil, liderimiz öyle istediği için istifa ediyorum” diyen Gökçek, 23 yıllık “başarılarını” sıraladı. Gökçek, sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu davanın adamıyım. Dava ahlakından geliyorum, benim davamda nefse uymak yoktur. Benim davamda şahsi çıkarlarla davaya zarar vermek yoktur. Benim davamda liderin kararlarına uymak gerekir. Emir, demiri keser. Ben bu vebalin altından kalkamam.”

“Aramızı açanları helak et ya Rab”

“Sözlerimi bir dua ile sonlandırmak istiyorum. Bizden görünüp bizden olmayan, görevleri liderimiz Erdoğan ile arasını açmak olan içimizdeki fitnecilere imkan verme, onları helak et ya Rabbim”

“Tehdit ve baskılar aileme kadar ulaştı, külli iradeye teslim oluyorum”

Altepe ve Gökçek’in istifalarının ardından gözler, direndiği iddia edilen son isim olan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’a çevrildi. Uğur, bugün (30 Ekim 2017) yaptığı açıklamada “Yolsuzluğunuz yok, FETÖ bağlantınız yok fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, hatta tehdide varan müdaleler var. Bu katlanılacak bir durum olmanın ötesine geçmiştir” dedi.

Topbaş, Akdoğan, Altepe ve Gökçek’in aksine “lidere ve davaya bağlılık” vurgusunda bulunmayan Uğur, hem AKP’den hem belediye başkanlığından istifa ettiğini duyurduğu açıklamasında şunları kaydetti:

“Kendi adıma şunu söylemeliyim. Yolsuzluğunuz yok, FETÖ bağlantınız yok fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, hatta tehdide varan müdaleler var. Bu katlanılacak bir durum olmanın ötesine geçmiştir. AK Parti’de siyaset yapma imkanımız ortadan kalkmıştır. Külli iradeye teslim olarak cüzi irademle milletime vefa gösteriyorum. Partime ve başkanlık görevime burada veda ediyorum. Vicdan rahatlığı ile bu kararı almış buluyorum. Hepinize, bütün hemşehrilerime, uzun mesai yıllarımda bana destek olan aileme teşekkür ediyorum.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

AKP’li başkan ağlayarak istifa etti: Tehdit ve baskılar aileme kadar ulaştı, külli iradeye teslim oluyorum!

Print Friendly, PDF & Email

“Görev yapmam imkansız hâle geldi; üzgünüm, kırgınım, AK Parti’yi de bırakıyorum”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “En kısa sürede istifa edeceklerine inanıyorum” sözleriyle işaret ettiği isimlerden biri olan Ahmet Edip Uğur, 30 Mart 2014’ten bu yana sürdürdüğü Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden ve AKP’den ayrıldığını duyurdu. İstifasını, Erdoğan’ın talebiyle verdiğini vurgulayan Uğur,  “Üzgünüm, kırgınım” dedi.

Açıklaması sırasında gözyaşlarını tutamayan Uğur, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni ima ederek “Külli iradeye teslim olarak cüzi irademle milletime vefa gösteriyorum” ifadesini kullandı.

Kurulduğu 2002 yılından bu yana AKP’de çeşitli görevler üstlenen Uğur, istifa kararını “vicdan rahatlığı” aldığını belirterek şunları kaydetti:

“Kendi adıma şunu söylemeliyim. Yolsuzluğunuz yok, FETÖ bağlantınız yok fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, hatta tehdide varan müdaleler var. Bu katlanılacak bir durum olmanın ötesine geçmiştir. AK Parti’de siyaset yapma imkanımız ortadan kalkmıştır. Külli iradeye teslim olarak cüzi irademle milletime vefa gösteriyorum. Partime ve başkanlık görevime burada veda ediyorum. Vicdan rahatlığı ile bu kararı almış buluyorum. Hepinize, bütün hemşehrilerime, uzun mesai yıllarımda bana destek olan aileme teşekkür ediyorum.”

Erdoğan’ın, genel başkanlığını yürüttüğü AKP’ye yönelttiği metal yorgunluğu eleştirileri sonrası İstanbul, Ankara, Bursa, Balıkesir, Niğde ve Nevşehir belediye başkanlarının istifası gündeme gelmişti. 13 yıldır sürdürdüğü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İBB) görevinden ayrılan Kadir Topbaş, “Her şey affedilebilir, ama adam yerine konmamak asla” derken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de, istifa açıklamasında 23 yıllık “başarılarını” sıralamış; “Başarısız olduğum için değil, liderimiz istediği için istifa ediyorum” ifadesini kullanmıştı. Gökçek ve Uğur ile birlikte istifaya karşı direndiği iddia edilen Recep Altepe de,  Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı bıraktığını duyurduğu açıklamada “davaya bağlılık” vurgusu yapmıştı.

Ahmet Edip Uğur kimdir?

Ahmet Edip Uğur 7 Nisan 1950 tarihinde Balıkesir’de doğdu. Orta Öğrenimini İstanbul IşıkLisesi’nde, Yüksek Öğrenimini İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı.

Balıkesir Ticaret Odası Başkanlığı, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Balıkesir Şube Başkanlığı yaptı. Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanlığı görevine 2008 yılından bu yana devam ediyor.

Balıkesir Milletvekili olarak 18. Dönemde ilk kez Parlamento’ya girdi. AKP Balıkesir Kurucu İl Başkanlığı’da yapan Ahmet Edip Uğur, 22. 23. ve 24. Dönemde üç defa üst üste Milletvekili seçildi. 2008 yılında “AKP Genel Başkan Yardımcısı” ve “Mali ve İdari İşler” Başkanı olarak görev yaptı.

30 Mart 2014 Mahalli İdareler seçiminde, AKP’den Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

Kaynak : http://t24.com.tr/

 

YouTube Preview Image YouTube Preview Image YouTube Preview Image YouTube Preview Image

İstanbullu yazarlar kusura bakmasın, bu yazı ‘bizim’ hakkımız!

Print Friendly, PDF & Email

Murat Sevinç

Melih Gökçek, artık Ankara büyükşehir belediyesinin başkanı değil. Ne güzel bir 29 Ekim.

İnsanlık için bir önemi olmayan ancak ‘bizler’ için büyük bir adım bu! Gönül isterdi ki ‘Seçimle gelen seçimle gider’ gibi ‘ilkeler’e boyun büküp hiç olmazsa bir an olsun ‘TV tartışma programı konuğu performansı’ sergileyeyim ancak hiç gerek yok. Çünkü demokratik ilkeler, demokratik sistemlerde işlevseldir. Evet, yarın pek farklı olmayacak, Ankara’nın yaşadığı travma kolay kolay tedavi edilemeyecek ve belki daha iyisi de gelmeyecek. Kabul. Buna mukabil Gökçek’in artık olmaması başlı başına müjdeli bir haber.

Melih Gökçek gibi gelen, Melih Gökçek gibi davranan biri, Melih Gökçek gibi gitmeliydi ve öyle gitti. Gönderilerek.

Çok önemli iki şey yapmış oldu Erdoğan ve ona itiraz edemeyen, etme ihtimali olmayanlar. Öncelikle, bambaşka gerekçelerle de olsa Ankara’yı anlatılmaz bir çileden kurtardılar ve ikinci olarak, Türkiye sağının/siyasal İslamcısının ‘milli irade’den ne anladığını, tarihi değeri olan bir örnekle sergilediler.

İkinciden başlayalım. Milli irade terimi ve ondan çıkan kavga, büyük ölçüde 1950-1960 arasında olup bitenlerden kaynaklanır. 1961 Anayasası’nın ‘egemenlik’ tanımını değiştirmesi ve başta AYM’nin kurulması olmak üzere yargı bağımsızlığı ile özerk kurumlar konusundaki düzenlemeleri, özellikle Demirel iktidarının (1965) ortalarından (1967-68 gibi) itibaren eleştiri konusu oldu. Türkiye sağı ve onun karizmatik liderleri, demokrasinin olmazsa olmazı ‘güçler ayrılığı’nı yaşama geçirmeye yönelik ‘fren ve denge’ mekanizmalarıyla sürekli sorun yaşadı. Menderes ve Bayar’ın milli irade tanımına her zaman sadakat duydular.

1950’lerde DP’lilerin biraz da 1924 Anayasası’nın hükümlerinden kaynaklanan (ancak kesinlikle böyle bir yorumu zorunlu kılmayan) milli irade/egemenlik algısı şöyleydi: Egemenlik TBMM’de temsil ediliyorsa ve ben o Meclis’te çoğunluğa sahipsem, demek ki milli irade, benim. Peki azınlık? Güçler ayrılığı? Denge mekanizmaları? Yargı? İşte bunları sağlama alacak mekanizma 1961 Anayasası ile yaratıldı ve o gün bu gündür genellikle iktidar olan sağ partiler ile son 15 yılın siyasal İslam temsilcisi AKP, Bayarcı ‘milli irade’ düşüncesini benimsemeyi/savunmayı sürdürdü.

Ancak AKP, söz konusu ‘çoğunlukçu milli irade’ savunusunu, kendinden önceki iktidarları mumla aratır noktaya vardırdı. Herhangi bir demokraside yeri olmayan bu anlayışa göre; seçimle ‘çoğunluğu’ elde eden, istediğini yapar! Oysa seçim, yalnızca kimin yöneteceğini belirler, nasıl yönetileceğini değil. Ona karar verecek olan seçmen değil, anayasa ve yasalardır. Türkiye’de askıda olan anayasa!

Sonuç: 2002 yılında, yüzde 10 seçim barajı nedeniyle geçerli oyların yüzde 45’i değerlendirme dışı kaldığı için, yaklaşık yüzde 35 oy ile tek başına iktidara gelir ve bunun adına da milli irade dersin! Hiç bir medeni memlekette olmayan yüzde 10 barajlı milli irade… AKP, tarihsel bir iki yüzlülük ve çarpıklıkla malul milli irade söylemini, zirveye taşıdı.

İşte bu nedenle Gökçek ve diğerlerinin istifası son derece‘yerinde’ bir gelişme. Zira 2017 yılında ‘milli irade’, Erdoğan’dır. Haliyle Gökçek ve diğerleri yalnızca aldıkları oyla değil, tek karar vericinin lütfuyla geldiler her seferinde ve onun fikir değiştirmesiyle gidiyorlar. Onun yerine bir tükenmez kalem aday gösterilseydi, herhalde azımsanmayacak oy alırdı. Böyle bir rejimde aksini düşünmek güç.

Dolayısıyla hâlâ bir parti ve ‘istişare’ varmış, ya da örneğin bir belediye meclisinden ve TBMM’den söz edilebilirmiş (hele ki son İçtüzük değişikliği ardından!) gibi davranmanın, daha saf görünmek dışında anlamı yok. Türkiye’de ve AKP’de, tek karar vericinin isteği dışında bir şeyin geçekleşme ihtimali neredeyse hayal. 16 Nisan’daki ‘Evet’, böylesi bir sisteme verildi.

Bursa belediye başkanı veda konuşmasında, halkoylamasında yüzde 53 evet oyu çıkarma başarısını hatırlatmış. Tebrikler! Sayelerinde Türkiye görülmemiş saçmalıkta bir sisteme geçti. Şimdi, kendi sonunu da getiren o ‘oy oranı’nın turşusunu kursun.

Türkiye seçmeninin yarısı ve şu anda istifa eden başkanlar, tam olarak başlarına (başımıza!) bu gelsin diye çaba harcadılar halkoylamasında. Artık tek karar verici var, frenleyici başka hiç bir kurum ve kişiye tahammül etme ‘şansı/niyeti’ olmayan bir karar verici. Gerisi fasa fiso…

Özetle, biz ne kadar yazarsak yazalım, anayasa ve tarih kitapları ne kadar anlatırsa anlatsın boş. Türkiye sağı ve siyasal İslamcısı’nın milli iradeden anladığı tam olarak budur. Seçilmişler-atanmışlar gibi manasız tartışmalar sona erdi artık. İrade-i milliye değil, bir diğer belediye başkanının ifadesiyle, irade-i külliye. Gökçek, Erdoğan sayesinde/isteğiyle ve ‘o seçim gecesi’ atı alanın Üsküdar’ı geçmesiyle belediye başkanlığı koltuğuna oturdu, Erdoğan’ın isteğiyle gidiyor. Kumaşı bu olan bir demokraside seçim/demokrasi sohbetleriyle insanları iyiden iyiye alık yerine koymanın âlemi yok.

Gelelim istifanın diğer yararına. Melih Gökçek’siz Ankara’ya…

Gökçek Keçiören belediye başkanı olduğunda ben 14 yaşındaydım. Kenan Evren cumhurbaşkanı, Turgut Özal başbakandı. 1991’de Refah Partisi milletvekili olduğunda Mülkiye’de öğrenciydim. 1994’te Ankara belediye başkanı seçildiğinde, kara haberi yurt dışında aldım. O tarihte Michael Jackson sahnede dans ediyordu.

Sonraki seçimlerde kazanmasında, sosyal demokratların basiretsizliğinin ve malum ‘hizmetler’in büyük payı oldu. 50 yaşıma merdiven dayadım ve Gökçek, başkenti yönetiyor. 94 yıllık Cumhuriyet’in 23 yılı. Keçiören’le birlikte neredeyse Cumhuriyet’in üçte biri. 1994’ten bugüne Türkiye ve Dünya hayli değişti. İki şey aynı kaldı: Melih Gökçek ve dokunulmazlığı kaldırılan Kürt siyasetçilerin cezaevine girmesi!

‘Özgül ağırlık’ tarafından gündeme getirilen ‘parsel parsel satma’ iddiasını vs. bir yana bırakalım. Bunları gazetelerin ‘bir kısmından’ okuyorsunuz nasıl olsa! Daha çok konuşulur.

Eğer 1988’de öğrenci olarak gittiğim Ankara’ya tek çivi çakmasaydı Gökçek, şu anda çok daha sevimli bir şehirdi.

Siz hiç şehrinizdeki güzel cadde sinema ve tiyatro yapılarının tek tek kapandığına tanık oldunuz mu? Biz olduk.

Siz hiç yüksek maliyetli o tuhaf ‘şehir kapıları’nın altından geçerek evinize vardınız mı? Biz varıyoruz.

Siz hiç her köşe başında anormal şekillerde saat kuleleri olan bir şehirde yaşadınız mı? Biz yaşadık.

Siz hiç Ankara’nın kalbi denilen Meclis kavşağında ‘dört yana bakan kol saati’nden heykel hayal ettiniz mi? Gökçek etti.

Peki, başkentte dinozor heykeli hayaliniz var mıydı? Ya robot heykeli? Gökçek’in vardı.

Bir sabah kalkıp şehrin merkezinde, Kızılay’da artık karşıdan karşıya geçemeyeceğini gördünüz mü hiç? Biz gördük. Yaya geçitlerine taş bloklar koymuştu. Gözünüzün önüne getirmekte zorlanıyorsunuz değil mi? Hayal gücünüz sınırlı da ondan. Yüz binlerce insana, “Alt geçitten geçin” dediler. Neyse ki uzun sürmedi.

Ya şehrinizin sokak isimleri, ana cadde isimleri değiştirilip hiç tanımadığınız Kırgız, Türkmen, Azeri yazar ve devlet adamlarının adlarıyla bezendi mi? Yok canım, olmamıştır herhalde!

Her Allah’ın günü belediye panolarında saçma sapan siyasi ilanlar, muhalefete hakaretler okudunuz mu? Biz okuduk.

Sabahları işe giderken, Gökçek’in çipil gözleriyle sırıtan o suratını izlemek zorunda kaldınız mı otobüslerde? Biz kaldık.

Başta Cinnah, neredeyse her ana caddede, ağaçların yeşil ışıklarla aydınlatıldığına tanık oldunuz mu? Yeşil bitkilerin yeşil ışıklarına! Biz olduk.

Yol kenarlarına yapay şelaleler inşa edildi mi? Burada edildi.

Kimi yılışık taksiciler, gecenin bir vakti onu öven tiratlar attı mı size? Bize attılar.

Musluklarımızdan kara sular akarken, TV’ye çıkıp lıkır lıkır su içen biri yönetti mi şehrinizi? Bizimkini yönetti.

Yaşadığınız yerde, inşa edildiği günden bugüne hiç kimsenin kullanmadığı üst geçitleriniz var mı? Bizim var.

Şehrinizin tarihi amblemi inatla değiştirilip her yere kedi karikatürleri serpiştirildi mi? Ankara’da oldu.

Başkentin tam göbeğinde, Kızılay’ın merkezinde devasa bir ‘elektronik lale’ düşünebilir misiniz? Lale diyorum, lale. Işıklı. Her bir yaprağından başka bir yazı geçiyor. Cumhuriyet’in başkentinde.

Hepsi bir yana;

öldürülmüş gencecik insanların, Sarısülük’ün; daha cenazesi soğumamışken ‘polise teşekkür eden’ o pankartın altından yürümek zorunda kaldınız mı, bir sabah? Biz kaldık.

Hangi birini anlatayım. Kaç yazı olsun. Sayfalar, aylar yıllar yeter mi?

Gökçek, bizim gençliğimizdir. O sırıtan yüz ifadesi, yıllarımızdır. Öyle İstanbullular, İzmirliler gibi yaşamadık şekerim biz. Ankara’da Gökçek varken akıl sağlığını yitirmeden yaşamanın bizatihi kendisi ‘direnmek’ti. Direndik. Siz bilmezsiniz bu duyguyu!

Şimdi “Aman efendim seçimle gelen seçimle…” cümleleri kurulmasın boşuna. Nasıl bir sistemde ve memlekette yaşadığımızın farkındayız. Kendilerini istifa ettirene, bir kez daha teşekkür ederim. Bir taşla birden çok ‘gerçeği’ ifşa ettiği ve Ankara’yı ondan kurtardığı için.

Mensubu olduğu siyasi hareketin tek bir ferdi arkasında durmadı. Ne güzel. Tek bir seçmeni tepki gösterip verdiği oya sahip çıkmadı. Harika. Çevresindeki çıkar ağı, bir anda bir başkasının ağı olmak üzere saf değiştirdi. Müthiş. Her şey hak edildiği gibi, hak ettikleri gibi cereyan ediyor. Bunların hallerini, yıllarca büyük şehirleri yönetmiş ‘muktedir’ adamların çaplarını, acizliklerini izlemek, son derece ibret verici bir deneyim.

Geldiği gibi gitmeli herkes. ‘Herkes’ hak ettiğini yaşamalı, ne eksik ne fazla. Gökçek, ‘emrin demiri kestiği’ rejimin, mütemadiyen sırıtan yüzüydü. Gönderildi.

 ‘Daha fazlasını hak ediyorlar’ diyorsanız eğer, çok haklısınız. Hiçbir sakıncası yok. BETER OLSUNLAR

Kaynak : Murat Sevinç –  http://www.diken.com.tr/

Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine

Print Friendly, PDF & Email

Levent Gültekin

AK Partili belediye başkanlarının istifaya zorlanmasının tartışılacak birçok yönü var.

Seçmen iradesinin hiçe sayılıp demokrasinin bütünüyle yok edilmesi…

Eğer bir suçları varsa, yargıya göndermek yerine istifaya zorlanarak hukukun bütünüyle devre dışı bırakılması…

Tek adamın görüşünün, kanaatinin her şeyin önüne geçmesi…

Bütün bunlar elbette büyük sorunlar.

Bütün bunlar millî iradeden, adaletten uzaklaşıp kabile devletine döndüğümüzün en bariz göstergeleri.

Fakat bu istifa sürecinde yaşananların ortaya çıkardığı başka bir korkunçluk daha var.

Melih Gökçek istifa ederken uzun uzun yaptığı işlerden, hizmetlerden bahsetti.

Ne kadar başarılı olduğunu, ne kadar iyi işler yaptığını, seçmenleri tarafından ne kadar çok sevildiğini anlatıp durdu.

Sonrasında da “Liderimiz böyle emrettiği için istifa ediyorum”dedi.

Yaptığı işleri, ne kadar başarılı olduğuna anlatırken alkışlayanlar “Liderimiz böyle istedi ben de uydum” dediğinde de ayakta alkışlıyorlardı.

Basın toplantısında ağlayanlar bile vardı.

Verilen karar yanlıştı ama yapacakları bir şey yoktu: “Emir demiri keser”di.

Hem Melih Gökçek’in haklı olduğunu düşünmek hem de liderin kararına itiraz etmenin davaya ihanet olacağını varsayıp alkışlamak…

Tüm bu olup bitenler ideolojik körlüğün nasıl ideolojik deliliğe hatta bir sapkınlığa dönüştüğünü de gösteriyor.

Sapkınlık ithamının çok ağır olduğunun farkındayım.

Neden böyle dediğimi anlatayım.

Parti başkanlığı, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı… Bütün makamları uhdesinde toplamış bir liderin makamların gelip geçici olduğunu söyleyip değişimden bahsetmesini…

Basın toplantılarında uykuya dalacak kadar yorgun bir liderin “Partimizde metal yorgunluğu var” diyerek yol arkadaşlarını harcamasını…

Tüm bu tuhaflıkları “Emir demiri keser “ diyerek sineye çekmelerini şu sözlerle açıklıyorlar: “Liderin bir bildiği vardır.”

Yani o bir şey yapıyorsa, bir karar alıyorsa sorgulanmaz, irdelenmez, nedenleri üzerinde tartışılmaz, çünkü onun bir bildiği vardır. Bu tasarrufunda bizim lehimize olan ama bizim göremediğimiz bir fayda vardır.

Böyle düşündükleri için, içleri kan ağlayarak verilen kararlara uyuyorlar.

Sapkınlık işte burada başlıyor.

Hele İslam terbiyesi aldığını söyleyen, bu tutum ve davranışlarını o terbiyeye bağlayan insanlar için mesele daha da tuhaflaşıyor.

Çünkü İslam’ın vaaz ettiği iki tür irade vardır: Biri külli irade, yani Allah’ın iradesi. Diğeri cüzi irade, yani insanın iradesi.

Bütün dinlerin bize söylediği şu: “Biz insanların aklı, ilahi iradenin hükmü neticesinde ortaya çıkan olayları anlamaya yetmez.”

Bu nedenle Allah’tan geldiğine inandığımız olayları sorgulamayız. Çünkü aklımızın buna yetmeyeceğini düşünürüz.

Mesela deprem gibi doğal afetleri, felaketlerde acı çeken insanları ve daha birçok olayı bununla açıklarız.

Bunun için de böyle durumlarda “Hikmetinden sual olunmaz”diyerek Allah’ın bir bildiği olduğunu düşünür ve O’na olan inancımızı, itaatimizi belirtiriz.

İslam terbiyesinde yalnızca Allah hakkında “En doğrusunu o bilir” denir. “Sorgulanmaz” sıfatı sadece Allah için kullanılabilecek bir tanımlamadır.

Böyle bir yaklaşım peygambere bile gösterilemez.

Bunun içindir ki İslam tarihinde Hz Ömer’in Hz Muhammed’e “Bu söylediğin vahiy mi yoksa senin sözün mü? Eğer vahiy ise tamam kabul edelim, yok senin sözünse tartışmadan kabul edemeyiz” dediği anlatılır.

Cüzi iradeyle verilen kararlar tartışılır, sorgulanır, çünkü insan aklının sınırları içindedir.

“Bir bildiği vardır” diyerek bir insana Allah sıfatı yüklemek, ona olan mutlak bir inançtan ve itaatten bahsetmek İslam inancına göre sapkınlıktır.

İslam kula kul olmayı yasaklamıştır. Çünkü bu davranışı ‘şirk’ olarak görür.

Kimilerinin, insanlara ilahlık taslamasını engellemek için yasaklamıştır.

Kula kulluğu ortadan kaldırmak için yasaklamıştır.

Gelgelelim istifaya zorlanan belediye başkanlarından birinin, cumhurbaşkanlığı külliyesine gönderme yaparak, ironik bir tarzla, “İrade-i külliye var” deyip Saray’a, Erdoğan’a Allah’ın sıfatını yüklemesi (veya böyle yapıldığını işaret etmesi) çok ilginçtir.

Sanırım Ak Partililer içine düştükleri bu durumun farkında değil.

“Davaya ihanet etmeyelim” derken İslam’ın sapkınlık olarak gördüğü bir duruma, şirke düştüklerinin sanırım farkında değiller.

“Bir bildiği vardır” diyerek Erdoğan’a sorgusuz, sualsiz itaat etmenin, ona ilahlık sıfatı yüklemek anlamına geldiği üzerinde de pek düşünmüyorlar.

Ama ne yazık ki tablo bu.

“Allah’tan başka kimseden korkmayız, ondan başka kimsenin önünde eğilmeyiz” deyip sonra da “Başarılıyım ama ne yapalım lider böyle istedi” diyerek içi kan ağladığı halde onun haksız, yanlış talebine boyun eğmek kula kul olmaktır. O lidere ilahlık makamı vermektir.

Diğer taraftan Müslümanlığın şartlarından biri akıl sahibi olmak, yani cüzi iradeyi kullanabilecek durumda olmaktır.

Neyin yanlış neyin doğru, neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu anlayamayacak kadar akıldan, iradeden yoksun kimseler Müslüman sorumluluğundan muaf tutulmuştur.

Bu iradeyi kullanamayanların bir davadan bahsetmesi, hele o davanın İslam davası olduğunu ileri sürmesi ise gerçekten çok tuhaf.

Esasında bu sadece İslamcılar için geçerli bir durum değil.

Davaya dönüşmüş bütün ideolojik hareketler zamanla benzer bir deliliğe varıyor.

‘Davanın yararı’ işin içine girdiğinde insanın aklı, iradesi, görüşü, yaklaşımı bütünüyle değersizleşiyor.

Stalin yönetiminde de böyle oldu, Hitler yönetiminde de.

Bütün bunlardan ders çıkarmamız gerekiyor.

Yani bireyin aklını, fikrini, bilimselliği, özgürlüğü, katılımcılığı, çoğulculuğu esas alan bir yaklaşımı benimsemezsek toplum olarak bu sapkınlıklara düşmekten kendimizi kurtaramayacağız.

Lideri yüceltmek, toplumu aşağılamak anlamına gelecek.

Kantarın topuzu kaçacak.

Ne akılla, ne de inançla izah edilemeyecek bir zillet her yere yayılıyor işte.

Kaynak : Levent Gültekin –  http://www.diken.com.tr/

Kulisleri hareketlendiren iddia; Akşener’in parti kurmasına izin verilmeyecek mi?

Print Friendly, PDF & Email

Bağımsız Isparta Milletvekili Nuri Okutan: İçişleri Bakanlığı bürokratlarıyla görüştüm, Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşeceğim.

Ankara kulisleri Meral Akşener’in yarın duyuracağı yeni partinin kuruluşunun engelleneceği iddialarıyla hareketlendi. Bağımsız Isparta Milletvekili Nuri Okutan, “Partinin engellenme söylentileri üzerine dün İçişleri Bakanlığı Genel Sekreteri ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı ile görüştüm. Partinin kuruluşuna ilişkin başvurumuzun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yayınladığı bir görüşe göre inceleneceğini söylediler. Böyle bir inceleme Siyasi Partiler Yasasına aykırı. Bugün yeniden genel sekreter ve müsteşar ile görüşeceğim. İçişleri Bakanı Soylu’dan da randevu istedim” dedi.

Aysel Alp’in Hürriyet’te yer alan haberine göre, Okutan şu açıklamada bulundu:

“Ben de eski bir İçişleri Bakanlığı mensubuyum. Yeni partinin kuruluşunda sıkıntı çıkmasın, diye dün İçişleri Bakanlığı Müsteşarı ve Genel Sekreteri ile görüştüm. Kuruluş başvurumuzun 10 ay önce yayınlandığı iddia edilen bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görüşüne göre inceleneceği bilgisini aldık. Ancak o görüşün ne olduğunu, içeriğini görmedik. Böyle bir şey Siyasi Partiler Yasasına aykırı. Yasanın sekizinci maddesi çok açık. ‘siyasi partiler bildiri ve belgelerin, İçişleri Bakanlığına verilmesiyle tüzelkişilik kazanırlar’ diyor. Dolayısıyla bizim yarın İçişleri Bakanlığına partimize ilişkin belgeleri vermemizle birlikte genel merkezimize tabelamzı asabilmeliyiz. Başsavcılık görüşüne göre inceleme nereden çıktı anlamış değiliz.”

Yarın partinin kuruluşunun engellenmemesi için bugün yeniden Genel Sekreter ve Müsteşar ile görüşeceğini açıklayan Okutan, “Biz bu sürecin demokrasiye uygun bir şekilde, suhuletle tamamlanmasını istiyoruz. Türk siyasetine yeni bir parti katılıyor. Yasaya, anayasaya aykırı, zorlamalarla niye engellensin ki? Bir başsavcının görüşüyle parti kuruluşu engellenebilir mi? İçişleri Bakanımız ile de görüşmek istiyoruz” dedi.

Sosyal medya hesabından partinin kuruluşunun engellenebileceği iddiaları üzerine açıklama yapan Nuri Okutan, şu ifadeleri kullandı:

Kaynak : http://t24.com.tr/

Erdoğan’ın Soros bağlantıları

Print Friendly, PDF & Email

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2003 yılında eski AB Bakanı Egemen Bağış ve halen AB Bakanı olan Ömer Çelik’le birlikte, Davos’ta George Soros’la bir araya gelmişti.

Ahmet Sever

Osman Kavala gözaltına alındı…
Yandaş medya her zaman olduğu gibi aynı manşetlerle çıktı:
“Kızıl Soros gözaltında…”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında, Kavala için, “Türkiye’nin Soros’u” tanımlamasını yaptı:

FETÖ ile irtibatı sebebiyle birisini gözaltına alıyorsunuz. ‘STK temsilcisiydi, medya mensubuydu, güzel vatandaştı’ gibi güzellemelerle hedef saptırmaya çalışılıyor. O STK mensubu dedikleri, Türkiye’nin Soros’u denilen kişinin havası çıktı meydana, bağlantıları çıktı ortaya. Siz kime neyi yutturmaya çalışıyorsunuz?”

Sayın Erdoğan şimdi biraz da sizin Soros ile bağlantılarınızdan bahsedelim…
2003 yılının Ocak ayı…
Yer, Davos…
George Soros ile burada bir görüşme yaptınız ve desteğini istediniz:
Türkiye’nin açık toplumu biziz. Bizi destekleyin…

Soros da destekledi…
Türkiye’deki Açık Toplum Vakfı’nın girişimiyle, bir Bağımsız Türkiye Komisyonu kuruldu…
Komisyon’da, eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtissari, eski Fransa Başbakanı Michel Rocard, eski Hollanda Dışişleri Bakanı Hans Van Den Broek, eski İtalya Dışişleri Bakanı Emma Bonino gibi Avrupa’nın saygın siyasetçileri bir araya geldi…
O dönem, hedef Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin başlamasıydı…

Türkiye’de TBMM’den ardı ardına reform paketleri geçerken, Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun üyeleri de Avrupa başkentleri arasında mekik dokuyor ve Türkiye lehine lobi yapıyordu…
Ve siz bu komisyon üyelerini Ankara’da kırmızı halıda karşılıyordunuz…
Yakın dostunuz Can Paker de, Türkiye’deki Açık Toplum Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı’ydı…
Ve size Soros’un mesajlarını da getiriyordu…
O dönem, Soros destekli ve sizin Osman Kavala için kullandığınız “Soros bağlantılı” bu faaliyetlerden çok memnundunuz…
Bu arada Can Paker, 2013’te yayımlanan “Geriye Bakmak Yok” adlı kitapta Fatih Vural’a hayatını anlatırken, Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın, Soros’un desteklediği TESEV’de staj yaptığını da açıklamıştı.

Yanlış anlaşılmasın…
Bu işbirliği çok doğru bir adımdı ve AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasında çok büyük katkısı oldu…
Komisyon üyeleri para almıyor, sadece seyahat, konaklama, yeme içme-giderleri Soros’un vakfı tarafından karşılanıyordu…

Yanlış ve kabul edilemez olan, geçmişte Soros’tan destek talep eden ve desteğini de alan Erdoğan’ın bugün, Osman Kavala’yı, “Türkiye’nin Soros’u denilen kişinin bağlantıları ortaya çıktı” diye suçlaması…

Kaynak : Ahmet Sever – http://t24.com.tr/

‘Sarraf davası’na doğru Erdoğan: Dünyayı ayağa kaldırmayı biliriz

Print Friendly, PDF & Email

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ‘Sarraf davası’yla ilgili olarak ABD’ye yüklendi: “Vatandaşımızı itirafçı yapmanın gayreti içindeler, bu işler bittiği zaman dünyayı ayağa kaldırmasını biliriz.”

New York’ta bir buçuk yıldır dolandırıcılıktan tutuklu bulunan 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının kilit ismi işadamı Rıza Sarraf ve aynı dosya kapsamında yedi ay önce tutuklanan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla 16 Kasım’da duruşmaya çıkacak. Davada son olarak eski ekonomi bakanı Zafer Çağlayan da sanık ilan edilmişti.

Sarraf ve Atilla. (Fotoğraf: Reuters)

Erdoğan’ın en sert demeci

Erdoğan,  davayla ilgili bugüne kadarki en sert demecini partisinin grup toplantısında verdi.

Erdoğan ABD’ye şöyle seslendi: “Sizin gücünüz Tayyip Erdoğan’ın 13 tane korumasına gözaltı kararı çıkarmaya yeter. Bir bankamızın altı kere Amerika’ya girip çıkan görevlisini yedinci kez girişinde gözaltına almaya yeter. Öbür taraftan bakıyorsunuz bir başka vatandaşımızı aynı şekilde gözaltına almaya yeter. Ve ondan sonra da onu köşeye sıkıştırarak şunları şunları söylemen halinde şu kadar demek suretiyle itirafçı durumuna düşürmenin gayreti içine girerler. Takipçisiyiz, bu işler bittiği zaman dünyayı ayağa kaldırmasını da biliriz, hepsini açıklayacağız.” 

Hakan Atilla: Delilleri tanıklara gösterelim

Amerika’nın Sesi’nin haberine göre Atilla, duruşmaya 20 gün kala mahkemeye verdiği dilekçede “Savunma olarak tanıklarımız mahkemeyi isim vermekten çekiniyor. Delillerde gizlilik kararı olduğu için tanıklara delilleri gösteremiyoruz. Dosyayla ilgili gizlilik kararı kaldırılsın” dedi.

Dilekçei inceleyen hakim Richard Berman, savunma ve iddia makamlarını uzlaşmaya davet etti.

Hakan Atilla Rıza Sarraf’tan ayrı yargılanmak istiyor.

‘Trump, Berman’la görüştü’

Amerika’nın Sesi’nden Can Kamiloğlu’nun yaptığı habere göre de davanın iddia makamı New York Güney Bölgesi başsavcılığı görevine Türkiye’yle yakın ilişkileri bulunan Geoffrey S. Berman’ın getirilme ihtimali ciddiyet kazandı.

Berman’ın adı bu görev için New York Times’ın yazdığı haberde geçmişti. Atanma ihtimalinin güçlenmesinin nedeni ise ABD Başkanı Donald Trump’ın,  Geoffrey S. Berman ile Beyaz Saray’da görüştüğü yönündeki haber.

Başsavcı adayı Türkiye’nin lobicisi için çalışıyor

Berman, Sarraf’ın da avukatı eski New York valisi Rudy Giuliani’yle birlikte ortağı olduğu Greenberg Traurig firmasında çalışıyor. Firma aynı zamanda Türkiye’nin de ABD’deki lobicilik faaliyetlerini yürütüyor.

Kaynak : http://www.diken.com.tr

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a erken seçim çağrısı: 17 ay beklemeyelim, hodri meydan!

Print Friendly, PDF & Email

Erdoğan’ın “İstanbul’a ihanet ettik” ifadesine eleştiri: Hainsen o koltuktan kalkacaksın!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “metal yorgunluğu” eleştirileri sonrası AKP’li belediyelerde başlayan istifalara tepki gösterdi. Erdoğan’ın “En kısa sürede istifalarını vereceklerine inanıyorum” sözleri sonrası Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe‘den gelen “istifa” açıklamalarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Böyle bir adam Türkiye’de cumhurbaşkanlığı makamını işgal edemez” dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerinin devamında “erken seçim” çağrısı yaparak “Tehditle, şantajla baskıyla devlet yönetilir mi? Hodri meydan,  17 ay beklemeyelim seçimler için buyrun gelin seçimleri erken yapalım” ifadesini kullandı.

Partisinin grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2018’de erken seçim yapılacağı” yolunda ileri sürülen iddialarla ilgili olarak “Erken seçim gündemimizde yok” demişti.

“Hainsen o koltuktan kalkacaksın”

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın İstanbul’da yürütülen inşaat çalışmalarıyla ilgili olarak kullandığı “Biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum” ifadesini de eleştirdi.

“İtirafı” için Erdoğan’a teşekkür eden Kılıçdaroğlu, sözlerine “Eğer itiraf etmeseydi biz bu şekilde konuşamazdık. Hainsen o koltuktan kalkacaksın arkadaş” diye devam etti.

İhsan Eliaçık’a yönelik saldırıya tepki

İlahiyatçı, “Anti-Kapitalist Müslüman”  olarak tanınan yazar İhsan Eliaçık‘ın Kayseri Kitap Fuarı’nda uğradığı saldırıyı da kınayan Kemal Kılıçdaroğlu, “Eliaçık’a yapılam, düşünce özgürlüğüne getirilen büyük bir kısıtlamadır” ifadesini kullandı.

“Bizimkiler namuslu adamlardır”

Kılıçdaroğlu, AKP’li belediyelere yönelik olarak başlayan “istifa” çağrılarının CHP’li belediyelere uzanacağı yolundaki iddiaları da şöyle değerlendirdi:

“Belediyelerimizin üzerine gideceklermiş. Gidin. Demirden korkan trene binmez. Bizim belediye başkanları namuslu adamlardır.”

“İnsan düşmanına dahi insanca davranmalı”

Kılıçdaroğlu’nun, partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamalar şöyle:

Taşeron işçilerle ilk toplantı yapan bu kardeşinizdi. Taşeronların haklarını sonuna kadar savunmak bir sendikalı işçi kadrolu işçi gibi haklara sahip olacak taşeron işçi de. Hiçbir fark olmayacak. Sizin hakkınızı savunmak boynumuzun borcudur.

Enis Berberoğlu aylardır hapiste. Bir de fıtık ameliyatı oldu. Beni üzen havuz medyası tarafından istismar edilmesi. İnsan düşmanına dahi insanca davranmalıdır. İnsanda biraz ahlak olur. Bunların gözü o kadar kararmış ki yanında olmayanın yakılmasını istiyorlar. Berberoğlu boş durmadı içeride, kitap yazdı. Bu kitabın bütün gelirlerini gazetecilik stajı yapan öğrencilere verecek.

Ergenekon Balyoz davalarında bir Silivri Külliyatı oluşturulmuştu. Onlarca kitap çıktı böyle. Şimdi 20 Temmuz Silivri darbesi sonunda da böyle külliyat çıkacak.

“Bütün gazeteciler serbest bırakılsın”

Bugün Birgün Gazetesi’nden Mahir Kanaat’in duruşması var. Gazeteciler aylardır içeride bir türlü yargı önüne çıkarılamıyor. Bütün gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. Cumhuriyet yazarları neredeyse 1 yıllarını dolduracaklar. Eğer bir ülkede gazeteci hapisteyse o ülkede demokrasi yoktur.

İnsan hakları savunucuları da hapiste. Efendim bu gizli toplantı. Ne gizli toplantısı? Bu aktivistler daha önce AK Parti’nin Bakanlıklarında da göreve yapmışlar. Ne yaptı bu insanlar? Ellerine silah alıp bir yer mi bastılar? Bunları yaptığınız zaman Türkiye dünyada itibar kaybeder. İtibarı demokrasiyle düşünce özgürlüğüyle kazanabilirsiniz. Onlar itibarı parayla kazandıklarını zannediyorlar.

Kayseri’de kitap fuarı yapılıyor. İhsan Eliaçık hepimizin bildiği bir isim. Düşünce, inanç özgürlüğünü savunur. Çok sayıda dini içerikli eseri vardır. Fuarı düzenleyen belediye İhsan Eliaçık’ın oraya gelip kitabını imzalamasını ve konuşmasını yasaklar. Bu Belediye Başkanı en büyük hakareti Kayserililere yapıyor. Demokrattır Kayserililer, düşünce özgürlüğünü savunur. İhsan Eliaçık 28 Şubat’ta mağdur olan bir isim. İbrahim Kaboğlu için de yasak getirilmiş. Bunlar bizde demokrasi olmadığını tek adam rejimi olmadığını gösteriyor. Büyük ihtimalle telefon etmiştir içeri sokmayın diye.

“Herkesin oturup düşünmesi lazım”

Şırnak’ta acı bir olay yaşadık 8 işçimiz kömür madeninde hayatını kaybetti. Biri Sıddık’tı.17 yaşında…Okula gitmek yerine kömür madenine gidiyorsa herkesin oturup düşünmesi lazım. Olaydan sonra açıklama yapıldı, maden ocağı kaçak diye. Kaçak değildi ihaleyle verilmişti. Ya bir Bakan yalan söyler mi? Dokularına işlemiş. Yalan söyleyen bakanın görevini bırakması lazım. 8 işçinin kanı onun boynundadır. Kendi kabahatini gizlemek için maden ocağı kaçaKtır diyorsun. İhaleyi sen yaptın!

“Uyuşturucu için verdiğimiz önergeyi parti reddetti”

Uyuşturucu sorununun çözümüyle ilgili verdiğimiz önergeyi AK Partililer reddetti. Buradan özellikle annelere sesleniyorm. AK Partili vekil size “Bir derdiniz var mı?” diye sorarsa deyin ki ‘CHP’nin önergesine niye hayır dediniz? Siz uyuşturucu baronlarını mı koruyorsunuz, çocuklarımızı mı?’

“OHAL bir yılı geçti”

Yine OHAL uzatıldı. Darbe girişiminde sonra Binali Yıldırım ile Çankaya’da bir araya gelmiştik. Çok kısa bir süre için OHAL’in ilan edileceğini söylemişti. Bir yılı geçti.

Her darbe kendi hukukunu yaratıt. 20 temmuz 2016 sivil darbesi kendi hukukunu yarattı ve öyle devam ediyor. Meclis’te bir komisyon kuruldu. O komisyonu engellediler. Gelip ifade vermesi gereken kişileri komisyona davet etmediler. Adil Öksüz’ü serbest bıraktılar. Cep telefonuyla serbest bıraktılar. Takip de etmediler. Dürüst savcıları görevden aldılar. 1 milyon aileyi mağdur ettiler. Ya darbeyi yapanı yakala. Askeri öğrencilerin ne günahı var? Dayısı olanlar parası olanlar dışarıda. Hele bir kayınpederin iyyise damat olarak her yere gideriz. 20 Temmuz’dan sonra yaratılan iklim nedeniyle hakimler adalet dağıtamaz hale geldiler.

“Hainler devlet yönetemez”

Tek adamı kandırırsanız ülkeyi felakete götürürsünüz. Trump kandırdı,PKK kandırdı, Esad kandırdı, Obama kandırdı, FETÖ kandırdı. Herkesin kandırdığı adamın ülkeye faydası olur mu? Her gece sarayda başka odada yatıyor. Niye korkuyorsun? Çık git kahvede otur çiftçiyle sohbet et. Devleti yöneten aldatılırsa ne olur? Devletin kozmik odasını teröre teslim eder. Türkiye devletinin bütün sırlarını terör örgütüne teslim eden vatan hainidir. Sen Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün sırlarını terör örgütüne açtın bunun hesabını verdin mi? Vereceksin!

“16/9 İhanet kuleleridir”

Sayın Erdoğan açıklama yapıyor. ‘Biz bu şehre ihanet ettik ben de bundan sorumluyum’ diyor. Hainler devlet yönetemez. 16/9 kuleleri ihanet kuleleridir. Danıştay kararını hiç kimse takmadı. Hukuk yok ki. Ben bildiğimi okurum diyor. Şimdi ihanet ettik diyor. İhanet ettiysen hain kim? Sensin! ‘Silueti yık’ diyoruz yapan adam ‘ben yıkmam’ diyor. Erdoğan diyor ki ‘Yıkmıyorsan ben seninle küstüm.’ ‘Danıştay kararıyla yık’ demiyor. Geçen yine beraber kurdele kestiler. Hainliğe hala devam ediyoruz diyor. Kendini hain ilan ettiysen o koltuktan kalkacaksın. Nurettin Sözen’i hatırlayın. Otelin kaçak katlarını devletten destek almadan tıraşladı. Bunların yatacak yeri yok bunlar sadece doların yeşilini seviyorlar. İhanetini itiraf ediyor, teşekkür ederiz. Etmese böyle konuşamazdık. Kendisine yürekten teşekkür ediyorum. ‘Benim haberim yoktu’ diyemez. Bir bakanı vardı uzun yıllar TOKİ başkanlığı yaptı. Bir bakanı Çevre ve Şehircilik bakanlığı yaptı. Ne dedi? Ne yaptıysam Erdoğan’ın talimatıyla yaptım dedi. İstifa etti. O etmedi. İhanete devam edecek. CHP’li belediyelerin üzerine gidecekmiş. Gidin. Demirden korkan trene binmez. Bizim belediye başkanları namuslu adamlardır.

Erken seçim çağrısı

Yüzde 49,5 oy alan Başbakanı görevden aldı. Milli iradeyi hiçe saydı. Milli irade benim diyor. Sonra seçimle gelen belediye başkanlarını istifaya zorluyor. Böyle bir adam Türkiye’de cumhurbaşkanlığı makamını işgal edemez. Bir daha söylüyorum, namus ve şeref kavramını yüreğinde taşımayan insanların o koltukta oturmaya hakları yoktur. Tehditle, şantajla baskıyla devlet yönetilir mi? Ben bunları söylediğim zaman siz belediye başkanını mı koruyorsunuz diyorlar. Biz demokrasiyi koruyoruz. 17 ay beklemeyelim seçimler için buyrun gelin seçimleri erken yapalım.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Erdoğan’dan gözaltındaki Kavala’ya: Bağlantıları çıkıyor, hesap soracağız

Print Friendly, PDF & Email

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul’da 19 Ekim’de gözaltına alınan işadamı Osman Kavala için, “Türkiye’nin Soros’u dedikleri kişinin bağlantıları çıkıyor ortaya. Gereken hesabı soracağız” dedi.

Erdoğan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu.

Erken seçim iddiaları için “Şu anda gündemimizde yok” diyen Erdoğan, CHP’nin ‘müftülere nikah yetkisi’ konusunda Anayasa Mahkemesi’ne gitmesine ‘şaşırmadığını’ söyledi.

Cumhurbaşkanı şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi’ni olur olmaz sebeplerle meşgul etmek de CHP’nin ihtisas alanına dönüştü. Haklarıdır ama bu meseleyi tartışma biçimlerine asla saygı duymadık, duymayacağız. Konuyu çocuk gelinlerden, çokeşliliğe kadar hakikate aykırı yere çekenleri milletimize teşhir etmek boynumuzun borcudur. Olur olmaz her konuyu laiklik üzerinden eleştiren, hizaya sokmaya çalışan CHP anlayışının miadı artık dolmuştur. Ana muhalefet partisinin milleti laiklikle böldüğü o karanlık devirler sona ermiştir. “

‘Sırada Afrin var’

İdlib’deki operasyonun büyük oranda neticelendiğini ve sırada Afrin’in bulunduğunu kaydeden Erdoğan, son dönemde sıklıkla kullandığı söylemi bir kez daha tekrarladı: “Bir gece ansızın gelebiliriz, bir gece ansızın vurabiliriz.” 

‘Bağlantılar çıkıyor ortaya’

Cumhurbaşkanı sözü İstanbul’da 19 Ekim’de gözaltına alınan işadamı Osman Kavala’ya da getirdi. Kavala’nın tutuklu ABD İstanbul başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz ile aynı soruşturma dosyasına dahil edildiğini hatırlatan cumhurbaşkanı şöyle devam etti: “Başkonsolosluktan çıkanla STK mensubu dedikleri, Türkiye’nin Soros’u dedikleri kişinin bağlantıları çıkıyor ortaya. Taksim olaylarının arkasında bakıyorsunuz, aynı kişi var. Belli yerlere ciddi manada kaynak aktarımının arkasında bunları görüyorsunuz. Milletçe, beraber dik duracağız ve gereken hesabı da soracağız.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr

Sayfa2 → 1.2331234Son Sayfa »