İtalya’dan çürük ağaçları aldılar

Print Friendly, PDF & Email

Tuncay Özkan

Bugün önemli bir ifadeye yer vereceğim. İstanbul Belediyesi’nin Recep Tayyip Erdoğan dönemindeki en önemli projesi. Ağaçlandırma seferberliği. Sadece dikim için açılan çukurlarına trilyonlar yatırılan bu projeyle ilgili gerçekleri duymaya hazır mısınız? İşte 32 kısım tekmili birden ağaç dikmenin öyküsü. Hem de eski bir RP milletvekili adayının ağzından:

“Bilgisine başvurulan İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski park ve bahçeler müdürü ve aynı zamanda kapatılan Refah Partisi Antalya milletvekili adayı Ali Karakoç’un ifadesinden:

Söz konusu 200.000 ağacın alınması işi ben gelmeden önce belediye iktisadi teşekküllerinden olan İSTAÇ’a ihale edilmiş idi.

O günlerde yapılan ihale kapsamında ağaçların bir kısmının yurtiçinden bir kısmının da yurtdışından satın alınması için gerekli girişimler yapıldığından, İtalya’dan satın alınması düşünülen ağaçların şartnameye uygun olup olmadığının tespiti için, İSTAŞ AŞ Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nden yetkili teknik eleman istenmesi üzerine, İştirakler Daire Başkanı Necmi Kadıoğlu’nun başkanlığında, ben ve teknik elemanlarım ağaçların alınacağı yer olan İtalya’ya gittik.

İtalya’dan çürük ağaç

Ben ve yanımdaki teknik elemanlar İtalya’da satın alınması düşünülen ağaçlardan bir kısmının teknik şartnameye uygun olduğunu, ancak çoğunun şartnameye uygun olmadığını tespit ettik. Türkiye’ye döndükten sonra bağlı bulunduğumuz Genel Sekreter Yardımcısı Adem Baştürk’ün başkanlığında değerlendirme toplantısı yapıldı. Bu toplantıda İtalya’da görmüş olduğumuz ağaçlarla ilgili teknik bilgileri aktardık. Akabinde İtalya’dan sipariş verilen ağaçlar gelmeye başladı. İSTAÇ AŞ tarafından ithal edilen bu ağaçlar, taşeron firmalar marifetiyle bizim daha önceden projelendirdiğimiz yerlere dikilmeye başlandı.

İlk partide gelen 350 – 400 civarındaki ağaçların tamamı İtalya’da incelediğimiz ve onay verdiğimiz ağaçlardandı. Bu ağaçların tamamı dikildi. 2. partiden itibaren yine İtalya’da bizim onay verdiğimiz ve vermediklerimiz karışık olarak gelmeye başladı. Ben hemen Genel Sekreter Yardımcımız Adem Baştürk’e, onay vermediğimiz ağaçlardan da geldiğini, bunların dikilemeyeceğini bildirdim ve tespitlerimi rapor halinde kendisine sundum.

İtiraz etme bakan ol

Aynı rapordan bir adet de İSTAÇ AŞ’ye gönderdim. Benim verdiğim rapor hiç dikkate alınmadı ve onay vermediğimiz ağaçlar da dikilmeye devam etti. Bunun üzerine ben, Adem Baştürk’ün yanına giderek itirazımı sürdürdüm… hatta bu görüşme sırasında Necmi Kadıoğlu’nun İtalya’da bana “Bu ağaçların alımına itiraz etme, bunlar çok küçük hadiseler biz geleceğin başbakanı için çaba sarf ediyoruz, ben geleceğin Maliye bakanıyım, sen de bizimle ters düşmezsen geleceğin Tarım bakanı olursun dediğini ve benim de bu tür organizasyonlar içerisinde yer almak istemediğimi kendisine söylediğimi hatırlatarak Adem Baştürk’ün odasından ayrıldım.

200.000 Ağaç Kampanyası ile ilgili olarak dikilen ağaçlardan sadece 12.000 adedine tarafımızdan onay verilmişti. Diğerlerine onay verilmemişti.

Gece sök halk görmesin

Öyle ki onay verilmeyen ağaçların büyük bir bölümü dikiminden 2 ay geçtikten sonra kurumaya başladı, bunun üzerine Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan beni yanına çağırarak, kuruyan ağaçları, Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nde görevli personel vasıtasıyla geceleyin halk görmeden söktürmemi istedi, bir kısmını da taşeron firmalara söktüreceğini söyledi.

Ben personelimin yetersiz olduğunu ve bu hatanın benim personelimden kaynaklanmadığını, dolayısı ile kuruyan ağaçları İSTAÇ AŞ’nin sökmesi gerektiğini söyledim.

Belediye Başkanı emrinde görevli olduğumuzdan ve verilen emri yerine getirmek için kuruyan ağaçlardan çok az da olsa bir kısmını personelime geceleyin söktürdüm. Büyük bölümü ise İSTAÇ marifetiyle taşeron firmalara söktürüldü ve 1. Ağaç Kampanyamız bu şekilde sona erdi.

1997 yılında yine Büyükşehir Belediye Başkanlığı İstanbul’a 400.000 ağaç kampanyası başlattı. Bunun üzerine ben Adem Baştürk’ün yanına gittim ve 400.000 adet ağacın parasının yurtdışına gitmemesi için yurtiçinde Orman Bakanlığı’nda bir araştırma yapacağımı, olmazsa özel sektör üreticileri ile toplantı yapacağımı, yurt içinde temin edemememiz halinde o zaman yurtdışından alınabileceğini söylediğimde, bu olaya sıcak bakmadı, İSTAÇ AŞ’nin bu konuda uzmanlaştığını, benim bu konu ile fazla ilgilenmememi, Tayyip Erdoğan’ın düşüncesinin de bu yönde olduğunu söyledi.

Toplantı neticelerini rapor halinde bağlı bulunduğum Genel Sekreter Yardımcımız Adem Baştürk’e sundum. Raporu inceledikten sonra Tayyip Erdoğan’la görüşeceklerini söyledi ve raporu aldı.

Aradan biraz zaman geçtikten sonra Adem Baştürk’e hatırlattığımda, bu konularla benim ilgilenmememi, fazla ilgilendiğimden dolayı Müdürlüğümüzü Mustafa Öztürk’ün başkanı olduğu Çevre Daire Başkanlığı’na bağladıklarını söyledi. Akabinde, benim teknik elemanlarımın, Necmi Kadıoğlu, Mustafa Öztürk ve Adem Baştürk’ün talimatları ile hareket ettiğini, hatta bana bağlı elemanlardan Necmi Kadıoğlu’nun akrabası olan Ahmet Temel ve Şevket Abit Ağaoğlu’nun yurtdışına ağaç seçmek için gönderildiğine şahit oldum.

İmza atacak adam çok

Bu gelişmeleri hazmedemediğimden dolayı Tayyip Erdoğan’la görüşmeye gittim, yaptığım görüşmede ve yukarıda izahını yaptığım konuların tamamını belgeler ile kendisine aktardığımda, konuların kendisi tarafından yönlendirileceğini, bu konularla ilgili Necmi Kadıoğlu, Adem Baştürk’e gerekli talimatları verdiğini, onların gönderdiği evrakları imzalamak durumunda olduğumu söylediğinde, ben de kendisine aynı siyasi görüşe sahip olduğumuzu, buralara gelebilmek için halka bu şekilde söylemlerimizin bulunmadığını, söylemlerimizle icraatlarımızın çakıştığını ve bundan vicdanen rahatsız olduğumu dolayısı ile prosedürlere uygun olmayan evraklara imza atmayacağımı söyledim. Tayyip Bey de bana imzalayan birisinin olacağını söyledi. Bunun üzerine ben bu şartlarda çalışamayacağımı ve Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nden ayrılacağımı söyledim ve o gün ayrıldım. Akabinde beni danışman olarak görevlendirdiler. O tarihten beri aktif bir görev verilmedi, halen Florya’da sosyal ve turistik tesislerde memur olarak çalışmaya devam etmekteyim.”

Kaynak : Tuncay Özkan – Milliyet.com.tr

İşte benim müthiş servetim

Print Friendly, PDF & Email

Tuncay Özkan

Albayrak şirketlerinden biri olan Yeni Şafak gazetesi benim müthiş bir servetim olduğunu ve bu serveti 1996 yılından sonra İstanbul’a gelince edindiğimi yazdı dün. Ve bana servetini açıkla diye çağrıda bulundu.

Memnuniyetle kabul ediyorum. Derhal. Ama ben de buradan çağrıda bulunuyorum Albayrak kardeşler ile Recep Tayyip Erdoğan da servetlerini açıklasınlar. Hodri meydan diyorum. Eğer açıklamazlarsa üzerlerinde şaibe kalacaktır sonra haklarında pek çok iddia var. Onları aydınlatmak istemiyorlar mı? İşte benim müthiş diye niteledikleri servetimi ortaya döküyorum, onlar da açıklasınlar bir karşılaştıralım, haydi artık bu yoldan dönüş yok kim geri kaçarsa ahlaksız da, erdemsiz de, şerefsiz de odur. 

Müthiş servetim

Benim babam matbaa işçisiydi gururumdur. Kursağımızdan haram lokma geçirmedi; çalıştık, kazandık, yiyoruz. 42 yaşında vefat etti onun ölümünden bu yana hiç durmadan çalışıyorum.

Babamdan miras kalmadı, yani onun için anlattım bunları.

Ankara’da bir evim var çay yolu semtinde. 1994’te Yelda Çalgüner’den (eşi Ankaralı bir diş hekimi) kooperatif hissesi olarak 750 milyon liraya devraldım. 1995’ten itibaren de biten bu kooperatif evinde yaşamaya başladım.

Ayrıca 1995 yılında Ankara’da Öz Elit Yapı Kooperatifi’ne üye oldum. Ancak bu kooperatif ne yazık ki halen su basmanı seviyesindeki inşaatını tamamlayamadı. Aylık 30.000.000.TL aidat ödüyorum.

İstanbul’a 22 Temmuz 1996 yılında geldim, Kanal D Haberleri’nin başına geçtim. 1997 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Beylikdüzü’nde kurmuş olduğu kooperatife üye oldum. Burada bir hissem var, kooperatif çalışmaları halen devam ediyor. Buraya da her ay 300.000.000. TL aidat ödüyorum. Bir de 1998 yılında Şile’de gazetecilerin kurduğu Saklıköy Doğa Yapı Kooperatifi’nde 70 metrekare bir yazlık hisse karşılığı üyeliğim var.

Yurtiçinde ve yurtdışında başka hiçbir malım, mülküm, banka hesabım yok. İstanbul’a geldiğim günden beri bir kiralık evde oturuyorum.

Bir de eşimle ilgili olarak Yenişafak’ta “Hilton Oteli’nde mağaza işlettiği iddiası var” bu da yanlış. Hilton Oteli’nde mağaza işletmiyor eşim, bir cafenin işletmesinin % 50 hissesine sahip. Eşimin % 50 hissesine sahip olduğu şirketin adı Dena Gıda Ltd. Bu şirket Temmuz 2000’de kuruldu, kuruluş sermayesi 2.000.000.000 TL. İşlettikleri cafenin aylık kira gideri 1500 dolar. Bunu da ortağı ile birlikte paylaşıyor. Bu iki hanım kendi mutfaklarında hazırladıkları pasta ve tatlıları satarak işletmelerini ayakta tutmaya çalışıyorlar.

Bir de benim maaşım var. 7.000.000.000. TL aylık ücretle çalışıyorum. Bunu bordromdan çek edebilecekleri gibi Mecidiyeköy Karakolu’na başvurduklarında oradaki bildirimlerimden de sağlamasını yapabilirler.

İşte benim müthiş servetim bu.

Bu müthiş servetin içinde yer alan Ankara’daki evim dahil bütün kooperatif hisselerime her kim 300.000 dolar verirse derhal kendisine teslim edeceğim. Bu 300.000 dolar rakamı da oldukça büyük bir tenzili pazarlığa açıktır.

Servet olarak parayı her şeyin önüne koyan Yeni Şafakçılara onların patronlarına ve arkalarındaki güçlere buradan açıkça ilan ediyorum: Onlar da kendi “müthiş” servetlerini bir açıklasınlar da görelim. Yürekleri yeterse tabii. Haydi Tayyip Erdoğan, haydi Albayrak kardeşler sıra sizde, acele cevap bekliyorum.

Müfettiş

Yeni Şafak gazetesinin bir büyük yalanı ve ayıbı da Albayrak şirketi ile Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki soruşturmayı yürüten mülkiye başmüfettişi Candan Eren’in benim arkadaşım olduğunu iddia etmesi. Ben Candan Eren’i bundan bir buçuk yıl önce dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın bana yönlendirmesi nedeniyle gördüm. Eren ve bir arkadaşı İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla başladıkları bir silah kaçakçılığı soruşturmasında benim arşivimde aradıkları bir bilginin olup olmadığını öğrenmek için büroma geldiler. Yaklaşık beş dakika oturdular ve gittiler. O günden sonra bir daha görüşmedim. Şimdi kendilerini ispata davet ediyorum. Haydi yalancılar, ispatlayın da görelim bakalım. Candan Eren’le Tuncay Özkan arkadaşmıymış.

Kaynak : Tuncay Özkan – Milliyet.com.tr

Gerçeğin peşinde gazeteci olmak

Print Friendly, PDF & Email

Tuncay Özkan

Gazeteci için en zoru siyasetçilerle ilgili yazmak.

Sevenleri küfreder, sevmeyenleri alkışlar. Oysa ne alkışa ne küfre dönüktür gazetecinin çabası. Gerçek her ikisinin de ötesindedir. Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili yazılarıma tam böyle bir tepki geldi. Yüzlerce mesaj “Helal olsun” diyor, yüzlercesi “Hain” diye bağırıyor.

Bunları niye yazıyorum?

Recep Tayyip Erdoğan, (1999’da Radikal’de ‘Vay Tayyip Vay’ diye yazdığım yazılar) geçmişte yazdığım eleştiriler ve araştırma yazılarımdan sonra da zaman zaman oturup konuştuğum, sık sık telefonla görüştüğüm, Türkiye’yi konuştuğum bir insan. Ali Müfit Gürtüna da öyle. Yaptıkları pek çok iyi şeyden dolayı kutladım da her ikisini. Bundan sonra da yine oturup konuşurum bu siyasetçilerle. Kendileri ne zaman hazır olursa o zaman oturup bu iddiaları da konuşacağız elbette. Gazeteci ile siyasetçi arasındaki ilişkide, gazeteci adam gibi denetim görevini yapacak, siyasetçi şeffaf olup yanıt verecek. Öyle gazetecinin sustuğu, siyasetçinin koruma zırhları içinde olduğu düzene demokrasi demiyorlar. O düzenlerde de gazetecilik yok, yalaklık var.

O yüzden Recep Tayyip Erdoğan’a eskiden hangi mesafede isem, bugün de aynı yerdeyim. Tıpkı diğer siyasetçilere olduğu gibi. Albayrak şirketinden bir tek kişiyi dahi tanımam. Tanımam da gerekmiyor. Ama açıklamaları olursa, memnuniyetle köşem onlara da açık. Yayımlarım. En çok ANAP, DYP, CHP dönemi yolsuzluklarını ortaya çıkardım. Yazılarım, kitaplarım bunlarla dolu. En çok Turgut Özal kızardı, ama ben gelmeden basın toplantısını başlatmazdı.

Yani ben diyorum ki yaptığım iş gazetecilik. Elinde belge, bilgi olup da yayımlamayanlara şantajcı derler. Bildiğini halkla paylaşmayan gazeteci olabilir mi?

Ben araştırmalarımı, haberlerimi okurla, izleyiciyle paylaşmak için yapıyorum. Sesini duyuramayan kitlelerin sesi olmaya çabalıyorum. Ben halkıma doğruları iletmeyi yaşam biçimim sayıyorum. Yazdığım her satırın belgesini ortaya koyarım. Yanlış yaptığımda bedelini öderim. Her türlü eleştiriye de ben ve köşem açık.

Halk için, halkın doğruları ve gerçekleri öğrenme hakkı adına görev yapıyorum. Yaptığım haberler siyasetçinin, devlet görevlisinin canını yakabilir, işadamlarını üzebilir. Bundan bana ne?

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Ürettiklerimiz ortada. Bunlar haber değil diyen varsa öne çıksın boyunun ölçüsünü görelim! Diğerleri bağırsın dursunlar. Ben araştırmaya ve haber yapmaya devam edeceğim.

Çöpten çıkan paralar

İstanbul’da çöp toplama tekeli Albayrak şirketine ait. Çöp özelleştirmesi diye çıkılan özelleştirme yolunda Recep Tayyip Erdoğan ve diğer Faziletli belediyeler, Albayrak şirketini çöp toplamada tekel haline getirdiler.

Albayrak şirketinin canı istemezse İstanbul’u çöp denizi boğar. Ama araştırılınca ortaya çıkan gerçek şu, özelleştirildi diye Albayrak’a verilen işleri gene belediye işçisi ve olanakları yaptı. Albayrak sadece parayı kaptı.

Peki ama bu nasıl oldu? Açıklamaya devam ediyoruz. İşte Albayrak soruşturmasını yapan Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren’in raporundan ilgili bölümler:

“…Yine çöp toplama ve temizleme ihalelerinde öncelikle organizasyonun belediye birimlerindeki elemanları aracılığı ile benzeri şartnameler düzenlenerek, neredeyse (0) kırımla ihaleler alındığı, ihalelerin alınmasını takiben belediyenin elemanları, araçları, imkanları kullanılarak kağıt üzerinde Albayrak şirketinin yaptığı, ancak fiilen belediye imkanları ile yapılan işlere karşılık Albayrak şirketine büyük paralar ödendiği…

Bu faaliyetlerde kumanda merkezinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin karargahı, ihale iş ve işlemleri yapan birimleri ve müstakilen ihaleler gerçekleştiren belediye iktisadi teşekkülleri olduğu, oluşturulan organizasyona başta Kağıthane ve Gebze Belediyesi olmak üzere kapatılan Fazilet Partisi’nin çevre belediyelerin yönetimlerinin de katılımlarının sağlandığı görülmüştür.”

Raporda ayrıca bu işleri gerçekleştiren Albayrak şirketinin önemli adlarından Kazım Albayrak’ın belediye encümen üyesi olduğu da hatırlatılıyor.

Kaynak : Tuncay Özkan – Milliyet.com.tr

Devletin olanakları seferber edildi

Print Friendly, PDF & Email

Tuncay Özkan

ALBAYRAK raporundan çarpıcı bölümler: Yaşlı otobüslerle haksız kazanç sağladılar. İstanbul’da bütün yollar Albayrak’a çıkar. Belediye mal ve hizmet alımlarında tekel yaratıldı. İhalelere başka firmaların katılılımı engellendi.

Albayrak şirketi bir tekeldir.” Bu söz bana ait değil. Bu söz Albayrak şirketini inceleyen müfettişlere ait. Recep Tayyip Erdoğan belediye başkanı olunca bütün ihale şartnameleri Albayrak şirketinin kazanması için düzenlendi. İstanbul’da Fazilet Partisi’nin kontrolündeki hangi belediyede olursa olsun, kim Albayrak’a karşı çıkarsa işinden oldu. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan, Albayrak ve birkaç şirket dışında İstanbul’da belediyeden iş alınmasına izin vermedi. Ve Albayrak bir tekel oldu. Müfettişlere göre: “Devletin bütün olanakları Albayrak şirketi için seferber edildi.”

DGM savcılığının soruşturmasına kaynak teşkil eden rapora göre İstanbul’da bütün yollar Albayrak şirketine ve Recep Tayyip Erdoğan’a çıkıyor.

Raporda şöyle ifade ediliyor:

“Albayrak şirketlerinin sahipleri ile Recep Tayyip Erdoğan arasında, belediye başkanı seçilmeden önce başlayan siyasi birlikteliğe yönelik ilişkilerinin, Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanı seçilmesini takiben siyasi, sosyal ve ekonomik geleceği garantiye alma amacı doğrultusunda bir birliktelik halini aldığı, bu birlikteliğin zamanla, Büyük Şehir Belediyesi birimlerinde ve belediye şirketlerindeki yetkilileri içine alan bir organizasyona dönüştürüldüğü, bilahare İstanbul’un özellikle kapatılan Fazilet Partili ilçe belediye yetkilileri ve civar illerin, yine kapatılan Fazilet Partili belediye yetkililerini de içine alan devasa bir teşekkül, bir organizasyon haline geldiği…

Yapılan suiistimallerin söz konusu organizasyonun bilinçli ve kararlı bir şekilde gerçekleştirdiği eylemler bütünü olduğu, oluşturulan bu devasa organizasyon ile bir yandan siyasi ve sosyal bir görüşten kaynaklanan bir amaca yönelik olarak faaliyetler sürdürüldüğü, bir yandan da bu faaliyetleri sürdürürken gerekli olan maddi kaynakları, usulsüz ve fesat karıştırılmış işlemlerle aldıkları kamu ihalelerinden sağladığı, kendilerinin ve yandaşlarının ekonomik yönden de güçlü bir konuma getirildiği…

Örneğin servis taşımacılığı adı altında yapılan ihalelere ilişkin şartnamelere “en az 6000 personel taşımacılığı yapmış olduğunun belgelendirilmesi” ve “kiralanan araç sahiplerinden noter tasdikli taahhütname alınması” gibi 2886 sayılı kanunun 2. maddesine aykırı bir şekilde rekabeti ortadan kaldıran hükümlerle, diğer firmaların katılımının engellendiği…

Başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi birimleri ve şirketleri olmak üzere İstanbul’un özellikle kapatılan Fazilet Partisi belediyelerinde Albayrak şirketinin kalkınması ve güçlenmesi yolunda devlet bütçesinden belediye bütçesine, oradan da belediye iktisadi teşekküllerine aktarılan kaynakların seferber edildiği…

Haksız kazançlar

Bu uygulamalarla Albayrak şirketler grubunun belediye mal ve hizmet alımlarında tekelleşmesinin sağlandığı… Albayrak şirketinin de, 28. Noter aracılığı ile düzenlediği sahte belgeleri sunarak almış olduğu bu ihalelere esas olan hizmetleri, şartnameye uygun olmayan yaşlı otobüsler ile sağladığı, bu yolla olağanüstü haksız kazanç sağladığı…”

Albayrak adı bugünkü siyasi organizasyonun, yani kendilerine yenilikçi adını koyan kesimin finansmanı için büyütülmüş. Bu apaçık ortada. Yani önce belediye başkanı, sonra kamu zengini, sonra iktidar sahibi olacaksınız. Hortumcularla mücadele nutuklarını da kimselere bırakmayacaksınız. Sevsinler sizin temiz toplum mücadelenizi.

Albayrak saltanatını açıklamaya sadece kayırılmış olmak sözcükleri yetmiyor. Bu saltanatı eleştirmek ya da usulsüz bir işlemine karşı çıkmak imkansız. Hangi belediyede hangi makamda olursa olsun derhal görevden alınıyor. Nasıl mı? “Kağıthane Belediyesi tarafından gerçekleştirilen çöp toplama ihalesinin encümen üyeleri tarafından imzalanmaması dolayısıyla Sağlık Müdürü Necmettin Çağlar ve Hukuk İşleri Müdürü Ali Kazcı’nın görevden alınması gibi…”

Kim karşı çıkarsa kovuluyor… Dövülüyor… Susturuluyor.

VERGİ LEVHALARI yalanların göstergesi

Albayrak kardeşler. Türkiye onları konuşuyor. Ama onlar kim, yakın çevrelerinden başka kimse bilmiyor.İşte size Albayrak ailesinin öyküsü. Albayrak kardeşler şirket yapıları bakımından Baba Ahmet ve oğullarından oluşuyor. Oğullar Ahmet (Baba kendi adını oğluna verdi), Nuri, Bayram, Mustafa, Muzaffer ve Kazım. Karadenizli bir aile. Laz müteahhit diye nitelenenlerden. 1983 yılına kadar öyle yap sattan zengin oldukları falan yok. Şimdi çok zengindik biz eskiden beri diye ifadeler veriyorlar ya, yalan. Vergi levhaları bu yalanlarının en önemli göstergeleri. Üstlerindeki elbiseler dökülüyor. 1983 yılından 1988’e kadar evde bir tek Renault 12 GTS araba var ve sabah erken kalkan o arabaya binip gidiyor. Emlakçiler iyi tanıyor kendilerini. Bu durum 1988’de girdikleri ihalelerde kılık kıyafetleri nedeniyle ihalelere kendi yerlerine başkalarını sokmalarına kadar uzanıyor.

Karagül İşhanı’nda bir büroları var. İslami çevrelerle olan bağlantıları Ülker Bisküvi Fabrikası’nın servis işini sağlıyor onlara. Ailenin en uyanığı olarak Mustafa Albayrak gösteriliyor.

1988 yılında Belediye Başkanı Nurettin Sözen’den belediyenin servis işini ihale ile alıyorlar. Belediyeye ilk girişleri bu oluyor. 1990’dan sonra Topkapı’daki binalarına taşınıyorlar. Bu binanın kondurulduğu arazinin Refah Partisi’nin ileri gelenleri olduğu, onlarla yapılan bir anlaşma gereği, binayı bitirdikten sonra az bir miktar kira ile burada oturdukları söyleniyor.

Hemşerilik ilişkiyi büyütüyor

Bu binaya taşındıktan sonra, Recep Tayyip Erdoğan her gün buraya uğramaya başlıyor. Hemşerilik bağları ilişkiyi büyütüyor da büyütüyor.

Daha sonra Albayrak kardeşler Bosna Hersek ile ilgili olarak gece düzenliyorlar. Ama gecede toplanan paraların ne olduğu meçhul. 1990’lı yıllarda Albayrak kardeşlerin kooperatif kurduğu biliniyor. Hatta Bosna paralarının meşhur mutemedi Süleyman Mercümek’in bile bu kooperatifte üyeliği var. Kazandıkları paralarla Küçükköy’de Albayrak sitesi olarak kurdukları yere, bir de benzin istasyonu açıyorlar. Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla birlikte 1994, bütün ihaleler onlara akıyor. Özellikle araç ve servis ihalelerinde araçların ruhsatları ile ilgili olarak İstanbul 28. Noteri’ni kullanmışlar.

Recep Tayyip Erdoğan bir kere yürü demiş ya Albayrak kardeşlere, kimse dokunabilir mi onlara? Şimdi 1990’dan 2000’e bir milyar dolar liraya yakın bir servetin sahibi olarak sahipsiz kent İstanbul’a hükmediyorlar.

Kaynak : Tuncay Özkan – Milliyet.com.tr

Sen neymişsin be Tayyip!

Print Friendly, PDF & Email

Tuncay Özkan

Albayrak şirketi ile Recep Tayyip Erdoğan!..

Bu ikili Türkiye’nin 1994 sonrası serüveninde yıldızı parlayanlar arasında en öndekiler. Çünkü ellerine geçirdikleri devlet olanaklarını el ele, omuz omuza, gönül gönüle birbirleri için öylesine kullanmışlar ki, bugün ellerinde bulunan ve bir kısmını parti kurmak için kullandıkları paranın toplam bir milyar dolar olduğu hesaplanıyor. Yanlış okumadınız tam bir milyar dolar. Saptanabilen bu. Bu hesabı Recep Tayyip Erdoğan ile Albayrak şirketini, Albayrak kardeşleri inceleyen görevliler yapıyor. Tek tek de dökmüşler bu paraların kaynaklarını. Şimdi İstanbul DGM bu konuda daha derinlemesine bir soruşturmayı başlattı.

Bu para İstanbul’a harcansa bir İstanbul daha kurulur. Bu para İstanbul için projelere yatırılsa ya da yapılan işlerden çalınmasa İstanbul bugün içinden çıkılmaz olan ulaşım, çevre, işsizlik sorunlarını çözer. Tayyip İstanbul’u kurtarmak yerine önce bugünkü kasası Albayrak kardeşleri, sonra kendisini kurtarmayı planlamış. Peki ama neden bu kadar para? Bu paranın nasıl ele geçirildiği, toplandığı artık biliniyor. Kamu kaynakları ve bu kaynakların yarattığı rant parayı getiren etken. Yöneten güç ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı. Belediye üzerine inceleme yapan Mülkiye Başmüfettişlerine göre para özetle şöyle toplandı:

Hayali firmalar hayali faturalar

“Siyasi ve sosyal bir görüşten kaynaklanan bir amaçla cürüm işlemek için devasa bir teşekkül oluşturduğu, oluşturulan bu teşekkül vasıtasıyla organize çalışmalar yapmak suretiyle ihalelere fesat karıştırdığı… Belediye birimlerinde, yapılan ihalelere esas olan şartnameleri Albayrak şirketler grubunun menfaatleri doğrultusunda hazırladığı, belediye şirketlerinde ise yönetim kurulu kararlarıyla yapılması planlanan hizmetleri Albayrak şirketinin, bu şirket sahiplerinin kurdukları tali şirketlere verdikleri ihtiyaca binaen araç kiralanması adı altında ödemeler yapılmasını sağladığı… Ağaç dikimi, park ve bahçelerin bakımı adı altında, sağlıksız satım ve alımlara, gerçeği yansıtmayan işlere karşın büyük ödemeler yaptığı…

Hayali şirketlere naylon ve sahte faturalarla ödemeler yaptığı, yapılan bu ödemeler sonucu, toplanan paraları kendilerince bilinen kişilerin elinde toplayarak özel amaçlar doğrultusunda kullandığı…”

Ama ne için kullanılmak üzere bu para toplandı, amaç ne amaç?

Bu sorunun yanıtını Recep Tayyip Erdoğan ve Albayrak kardeşler ile Albayrak şirketini inceleyen Mülkiye Başmüfettişi hazırladığı raporda şöyle veriyor. Aynen aktarıyorum:

Amaç geleceğin başbakanını hazırlamak

“Tüm bu yollarla siyasi, sosyal ve ekonomik amaçları gerçekleştirmek amacıyla organize bir şekilde suç işlemek üzere oluşturulan teşekkül vasıtasıyla devlet parasını, yani belediye parasını nitelikli yollar kullanarak, belirtilen (Geleceğin başbakanını hazırlamak ve cihat hazırlığı yapmak) amaçlarına yönlendirdiği ve zimmete geçirdiği, İstanbul ilinde özellikle kapatılan Fazilet Partisi belediyeleri ile işbirliği yaparak kamu imkanlarını çeşitli yollarla kendilerinin ve mensubu bulundukları partinin menfaatine aktardığı, güncel tabiri ile hortumladığı…

Bu eylemler sırasında gerek görüldüğü takdirde baskı, şiddet, cebir ve mafyavari yollara başvurmak suretiyle suç işlediği…”

Evet Mülkiye Başmüfettişlerine göre olay güncel tabiriyle rapordan aynen aktarıyorum klasik bir “hortumculuk” örneği. İstanbul DGM de bunun için soruşturma açtı zaten.

Şimdi soruyorum temiz toplumcu Recep Tayyip Erdoğan ile kalemşorlarına: Kirleten temizleyebilir mi? Ya da bugünün temizlik havarileri için Anadolu’dan bir söz, “Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu.”

Kaynak : Tuncay Özkan – Miliyet.com.tr

Albayraklar ve Tayyip’e çeteden DGM soruşturması

Print Friendly, PDF & Email

Tuncay Özkan

Yeni Şafak gazetesinin sahibi olan Albayrak ailesi ile bu ailenin servet yapmasını sağladığı iddia edilen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında İstanbul DGM tarafından Türk Ceza Kanunu’nun 313. maddesi uyarınca “suç işlemek için çete oluşturmak ve menfaat temin etmek” suçundan soruşturma başlatıldı. DGM’nin başlattığı soruşturmaya İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren’in hazırladığı soruşturma raporu kaynak oldu.

Candan Eren, dün İstanbul DGM’ye gelerek raporunu ve raporuna dayanak teşkil eden soruşturma dosyalarını savcılığa teslim etti. Eren, raporunda Albayrak ailesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Recep Tayyip Erdoğan ile ilişkileri konusunda pek çok belge ve bilgiye yer verdi.

İstanbul DGM’de olayla ilgili soruşturmayı yürütmek üzere savcı Abdülaziz Özatlan görevlendirildi. Özatlan daha önce de Gebze Belediye Başkanlığı’ndaki çete soruşturmasını yürütmüştü. Bu soruşturma kapsamında halen eski Fazilet Partili belediye başkanı cezaevinde bulunuyor.

Yeni Şafak gazetesinin sahibi olan Albayrak ailesi ve Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili olarak dosyada çok çarpıcı bilgilere yer veriliyor. Albayrak ailesinin bazı fertlerinin terörle mücadele nedeniyle poliste kayıtlarının da bulunduğu dosyada ortaya çıktı.

Dosyadaki bilgilere göre Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde Albayraklar her alanda ve her yerde varlar.

Metroda 30 milyon $

Ayrıca öyle olaylar var ki inanılmaz. Örneğin İstanbul Metro’sunun yapımıyla ilgili iddialar. Albayraklar’ı bu işe bir yerinden dahil edebilmek için yapılmayan kalmamış. İhalenin bir kısmı iptal edilerek, yeniden ihaleye çıkılmış.

Bütün bu değişiklikler sırasında devletin kaybının 30 milyon dolar civarında olduğu hesaplanıyor. Şimdi 30 milyon dolar zarar etmeyi göze alarak Albayraklar’a bir yabancı ortakla birlikte iş yapma olanağının neden sağlandığı sorusuna yanıt aranıyor.

Geçenlerde bana bir ihbar geldi. “Bu ihalede yurtdışında birilerine 30 milyon dolar rüşvet ödendi” diye. Ama bu kadar olamaz dedim. Hele İstanbul Belediyesi’nde… Hem de rüşvet… Hem de Albayraklar var olacak işin içinde!.. Telefon ihbarını yapanlara da söyledim, siyasal İslamın yeni umudu Recep Tayyip Erdoğan ile Albayraklar’a böyle bir şüpheyi ben kondurmam valla! Ama soruşturmalar bu noktalara kadar genişlerse, bakarsınız ben yanılırım. Gerçi ihbarı yapan kişi “Bu kadar parayı nereden buluyorlar da parti kuruyorlar? Soruyorsunuz niye söyleyemiyorlar?” dedi ama, ben bunlara ihtimal vermiyorum. Hele soruşturmalar bir bitsin bakalım. Ak koyun, kara koyun ortaya çıksın. O zaman anlarız.

Her taşın altındalar

DGM’ye teslim edilen dosyadaki bilgilere göre belediyede bir yer veya iş, özelleştirilmeden önce Albayraklar hemen o işi yapacak bir şirket kuruyor. Özelleştirme ihaleleriyle, Albayraklar’ın bu ihaleleri kazanan şirketlerinin kuruluş tarihlerine bakınca hemen hemen aynı oldukları görülüyor. İşe göre ihale değil. Şirkete göre ihaleye çıkıldığı durumu oluşuyor. İhale şartnamesi nedense hep Albayraklar’ı işaret ediyor. İhale hep onlarda kalıyor. Albayraklar isteyince İstanbul Belediyesi’nde akan sular duruyor. Onların isteyip de yapamadığı iş yok.

Örneğin belediyede bazı işler var ki akıl sır ermiyor. İhaleye çıkılıyor 70 milyara, iş bitiyor 1 trilyon 70 milyara. Kim kime böyle ballı börek ikram eder? Ama İstanbul’da olmuş.

Yeni Şafak gazetesi ile birlikte Albayraklar, topyekün ve kayıtsız şartsız Recep Tayyip Erdoğan ekibini destekliyorlar. Yani bu gazete Erdoğan’ın siyasi araçlarından biri. Ancak iddialar Albayraklar’ın bu siyasi amacın kasası olduğunu gösteriyor. Ancak kasayı dolduran paralar hep İstanbul Belediye’sinden akıyor.

Gazete kim Erdoğan’ı eleştirirse başlıyor feryat figan o adlarla ilgili karalama kampanyasına. Böyle giderse Yeni Şafak yüzünden DP iktidarının besleme basını tartışmalarına geri dönülecek.

Ama bütün bunlar DGM’nin başlattığı soruşturma kapsamında yargının masasına yatırılmış durumda. Bakalım daha neler neler ortaya çıkartılacak? Benim araştırmalarım yeni bir hortumu işaret ediyor, şimdiden duyuruyorum.

Kaynak : Tuncay Özkan – Milliyet.com.tr

Hortumcu siyaset

Print Friendly, PDF & Email

Tuncay Özkan

“Hortumculuk” bize özgü bir siyasi ve ekonomik kavram olarak yaşamımızdaki yerini aldı. Kelimeye yüklenen mananın arkasında, soygun düzeninin bütünü bulunuyor. Yenilikçi siyasetçi Recep Tayyip Erdoğan, ilk siyasi gezisinin önemli bir bölümünü “Hortumcu olmayan siyasetçi ve bürokrat” kavramına ve arayış çabalarına ayırmış. İmaj çalışması.

Şimdi temiz toplum moda ya…

Ne ilginç, arşivime baktım da bundan tam 1.5 yıl önce bana “Vay Tayyip Vay” diye yazdıran bir dosyayı yeniden okumaya başladım. Dosyada Tayyip Erdoğan ve onun adamlarının BİT (belediye iktisadi teşekkülleri) sayesinde nasıl zengin oldukları yazılıydı. Dosya müthiş bir savcının eline düştü DGM’de: Suudi Güner. Güner herkesi salıverdi. Salıverilenler arasında İGDAŞ’ın o dönemdeki Genel Müdürü Fuat Şengün de vardı. Şengün’ün babası o zaman yargıçtı ve İstanbul Adalet Komisyonu’nun da başkanıydı. Suudi Güner salıverdiği bazı adları gitmemeleri için uyardı. Aralarında Albayrak şirketler grubunun sorgulanan üyeleri de olan bu grubu topluca çağırıp şu nasihatı yaptı:

“Bakın sizi uyarıyorum. Sizden toplanan bu belgelerin içinden naylon fatura çıkarsa, incelemelerde bunlar saptanırsa 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası yersiniz haaaa…”

Şimdi Tayyip Erdoğan’ın zenginliğini nasıl kazandığını, hangi kaynaklardan beslenerek siyaset yaptığını sormayacak mıyız? Albayrak şirketler grubuyla aralarında ne gibi bir bağ var, bakmayacak mıyız? Kirletenin temizleyeceği bir siyaset zemini olabilir mi?

Recep Tayyip Erdoğan siyaset yaptığı zeminin bataklık olduğunu bizden daha iyi bilir. Bataklıkta orkide olmakla, çamur olmak arasında bir fark var mı?

İslamcı kanatta komplo teorileri

Türkiye’de İslamcı kanatta yaşananlarla ilgili olarak bir görünenler var, bir de gizlenenler. Aslında şimdi yazacaklarıma Amerikalılar “Komplo teorileri” diyor. Batılı diplomatlar ve ajanlar ile onların yetiştirdiği adamları, bunları dile getirenlere hemen “paranoyak” teşhisi koyarlar. Çünkü görünenden ötesinin bilinmesinden rahatsızlık duyarlar. Gizli savaşlarını, çekişmelerini başkaları bilsin istemezler. Bunları anlayanları hasta kabul etmek ve ettirmek kolay bir işlem.

Senaryoya göre İslami kesimde yaşanan yenilikçiler, gelenekçiler bölünmesinin arkasında Amerika ile Almanya arasındaki büyük güç savaşı var. Almancı kanadın yıllardır destek verdiği Milli Görüş ve yandaşları Necmettin Erbakan ile temsil ediliyordu. Ancak Amerika bu anlayışı Nakşibendi ve Nurcu çevrelerde etkin olan iki adla Esat Coşan ve Fethullah Gülen ile yıktı. Esat Coşan özellikle Turgut Özal faktörünü çok iyi kullanarak hem devlet içinde hem de Milli Görüşçüler arasında çok etkin oldu. Onu sermaye ve kamu gücünü olağanüstü büyüten Gülenciler izlediler.

Esat Coşan Avustralya’da geçirdiği trafik kazasında öldü. Birileri bana “Ahhh bu Almanya yok mu? O trafik kazsı nasıl kaza anlamadık. Esat Hoca’yı gizli servis operasyonuyla yokettiler” dedi. İnanılır mı? Bakmak lazım. Peşinen olmaz demeyin.

Gerekçe olarak da Esat Coşan’ın, Erbakan’ın karşısına müridlerinden olan imam hatip kökenli (Necmettin Erbakan düz lise çıkışlıdır) Recep Tayyip Erdoğan’ı hazırladığı gerçeğini dile getirdiler. Coşan öylesine güçlü bir zemin hareketi hazırlıyordu ki, Milli Görüş parçalanacak, bu yolla Avrupacılar ile Türkiye’de bir kısım yerli güçlerin desteğindeki Almancı Erbakan gidecek, yerine İslamı ılımlı yaşatacak ve Amerikan politikalarının takipçisi olacak bir yenilikçi kadro gelecekti. Tıpkı Özal gibi, Amerikan patentli ve destekli toplumsal misyonları olacaktı.

Bunları daha Fazilet Partisi kapanmadan tartışıyordum analistlerle. Şimdi senaryolar gerçek oldu. Komplo teorileri tuttu. Paronayaklık, doğruların söylenmesine engel oluşturmadı.

Bugünlerde Almancı gelenekçiler, Milli Görüş, Amerikancı yenilikçiler, Nakşi ve Nurcu destekleriyle Türkiye’de kıyasıya çarpışıyorlar. Burada dış oyuncuların amacı Türkiye’nin yönetimini ele geçirmek.

Sizce kim kazanacak?

Kaynak : Tuncay Özkan – Milliyet.com.tr

Sayfa1.233 → 1.233« İlk Sayfa1.2301.2311.2321.233