Bülent Kayabaş yaşamını yitirdi

Yeşilçam’ın usta oyuncularından Bülent Kayabaş 72 yaşında yaşama veda etti. Kayabaş’ın Cuma günü Teşvikiye Cami’inde kılınacak cenaze namazının ardından Feriköy Mezarlığı’na defnedileceği öğrenildi.

Yeşilçam’ın bir çınarı daha devrildi. Usta oyuncu Bülent Kayabaş 72 yaşında yaşamını yitirdi. Kayabaş’ın bir süredir kanser tedavisi gördüğü biliniyordu.

ÖLÜM NEDENİ AÇIKLANDI

Ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı Bülent Kayabaş’ın ölüm nedeni açıklandı. Sanatçının tedavi gördüğü Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi’nden yapılan açıklamada, Kayabaş’ın uzun süredir kolorektal kanser tedavisi gördüğü ve buna bağlı gelişen çoklu organ yetmezliği nedeniyle bu sabah 06.05’de hayatını kaybettiği bildirildi.

Son olarak Sermiyan Midyat’ın yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği ‘Bir Baba Hindu’ filmi ile izleyici karşısına çıkan Kayabaş, 72 yaşındaydı.

1945’de Eskişehir’de doğan sinema ve tiyatro sanatçısı Kayabaş, 1961 yılında Eskişehir Belediye Tiyatrosu’nda profesyonel oldu, birçok tiyatro oyununda oynadı. Televizyon dizilerinde de rol alan Kayabaş, tiyatro alanında birçok ödülün sahibiydi.

EŞİ GÖZYAŞLARINA BOĞULDU

Selma Kepekli Kayabaş, göz yaşları içinde “Konuşamayacağım”dedi. Nur Sürer ise “Tedavi görüyordu. Esasında Pazar gününe kadar iyiydi. Acı çekmedi en azından” dedi.

“SON GÜNLERİNDE DE ÇOK GÜLDÜ, İNSANLARI DA ÇOK GÜLDÜRDÜ”

Oğlu Ümit Kayabaş de, “Birçok kişinin sevdiği bir insandı zaten, çok neşeli, komikti. Son günlerinde de çok güldü, insanları da çok güldürdü. Bekliyorduk zaten, hastanede çok net bir şekilde bizi süreçten haberdar etti. Herkese baş sağlığı diliyorum” dedi.

CENAZESİ CUMA GÜNÜ

Ailesi ve yakınlar daha sonra Kayabaş’ın cenazesini hastaneden alarak ayrıldı. Kayabaş Cuma günü Teşvikiye Cami’inde kılınacak cenaze namazının ardından Feriköy Mezarlığı’na defnedileceği öğrenildi.

BÜLENT KAYABAŞ KİMDİR?

Bülent Kayabaş, 25 Ağustos 1945 tarihinde Eskişehir’de doğdu. Tam adı Osman Bülent Kayabaş’dır.

1961 yılında Eskişehir Belediye Tiyatrosu’nda profesyonel olarak tiyatro oyuncusu oldu. Birçok tiyatro oyununda oynadı, televizyon dizileri ve sinema filmlerinde de rol aldı. Seslendirmeler yaptı. Winnie The Pooh’yu 14 yıl seslendirdi.

2000 yılında yapımcılığını ve yönetmenliğini Derviş Zaim’in üstlendiği “Filler ve Çimen” filminde Ali Sürmeli, Sanem Çelik,Bülent Kayabaş, Haluk Bilginer, Uğur Polatberaber oynamışlardır.

Bülent Kayabaş, 2010yılında Haldun Dormen’in,Cevat Fehmi Başkut’un ‘Buzlar Çözülmeden’ adlı romanından müzikal bir tarzda oyunlaştırdığı ‘Bir Kış Masalı’ adlı oyununda oynadı.

Bülent Kayabaş, 1981 yılında Nur Sürer ile evlendi. Kısa sürede boşandı. 2007yılında 15 yıllık arkadaşı Selma Kepekli ile Turgutreis’te evlendi.

Kaynakhttp://www.cumhuriyet.com.tr/

Hababam Sınıfı bir kez daha öksüz kaldı; Halit Akçatepe hayatını kaybetti

Akçatepe, 2014 yılındaki röportajında “Ne kadar çok sevildiğimi cenazemde göreceksiniz” demişti.

‘Hababam Sınıfı’, ‘Canım Kardeşim’,  ‘Süt Kardeşler’ ve ‘Şaban Oğlu Şaban’ filmleriyle izleyicinin gönlünde taht kuran  Halit Akçetepe  hayatını kaybetti. 79 yaşında hayata gözlerini yuman usta oyuncu Türk sinemasının unutulmazları arasında yer alan Hababam Sınıfı serisindeki “Güdük Necmi” karakterine hayat vermişti. Akçatepe İstanbul’da bir süredir tedavi görüyordu.

Ölüm sebebi: Kalp krizi

Akçatepe’nin kaldırıldığı hastanedeki doktor Osman Arıkan, ünlü oyuncunun 14.40’ta hayatını kaybettiğini belirtti. Doktor Arıkan, “Acil servisimize alır almaz müdaheleye başladık. 45 dakika süren resitasyon müdahalelerine rağmen 14.40 itibariyle ex kabul ettik. Kalpte solunum durması olarak kabul ediyoruz. Ani bir kalp krizi şeklinde olduğu gözüküyor” dedi.

Karacaahmet’e defnedilecek

Halit Akçatepe’nin özel hemşiresi Fatih Gedik usta sanatçının kızından aldığı bilgileri aktardı. Gedik, “Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilecek ama kesin bir tarih yok. Halit bey son günlerinde gayet mutluydu” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’dan taziye mesajı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, sinema ve tiyatro sanatçısı Halit Akçatepe’nin vefatı dolayısıyla başsağlığı mesajı yayınladı. Mesajda şöyle denildi:

“Türk sinema ve tiyatrosunun saygıdeğer isimlerinden Halit Akçatepe’nin vefatını derin bir teessürle öğrendim. Canlandırdığı karakterler ve sanatçı kişiliği ile her yaştan vatandaşımızın sevgisini kazanmış olan usta oyuncu Halit Akçatepe, her zaman sevgi ve saygıyla yad edilecektir. Merhum Halit Akçatepe’ye Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.”

Halit Akçatepe kimdir?

1 Ocak 1938’de Üsküdar’da doğan Akçatepe, ilkokulu Refik Halit Karay Mektebi’nde okudu. Babası Sıtkı Akçatepe, Osmanlı’nın Lale Devri Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın torunu. Kamuoyu, tiyatro sanatçısı olan Sıtkı Akçatepe’yi ‘Hababam Sınıfı’nın ‘Paşa Nuri’ lakaplı tarih öğretmeni olarak tanıyor. Halit Akçatepe’nin annesi Leman Akçatepe de Yeşilçam filmlerindeki ‘anne’ rolleri ile biliniyor.


“Babamın tiyatrodan aldığı para yetmiyor, zar zor anca evi geçindiriyormuş. Annem bu parayla meyve alamıyormuş. Babama, ‘Çocuğun meyve yemesi lazım, ben de oyuncu olacağım, kazandığım para ile Halit’e meyve alacağım’ demiş. Annem sinemada çok başarılı oldu, içinde oyunculuk varmış”


Sinema dünyasına beş yaşında adım atan Akçatepe, dönemin yönetmenlerinden birinin babasına “Bize bir çocuk oyuncu lazım” demesiyle başlayan kariyerinde, 12 yaşına kadar 32 filmde rol aldı.

Eğitimini Fransız lisesi Saint Benoit’da sürdüren Akçatepe, bir yandan da Yeşilay’ın ‘Yeşil Sahne’sinde amatör olarak sahneye çıktı; 1959’da Anıtkabir’de 1,5 yıl askerlik  yaptı.

1963 yılında Avni Dilligil Tiyatrosu’nda kadroya giren Akçatepe, “tiyatronun karın doyurmadığını” bir röportajında şöyle anlatıyor:

“Tiyatro beni doyurmuyordu. Başlangıçta bunun için sinemaya ‘Evet’ dedim”

Akçatepe, 1963’te Yasak, Gündoğarken, Semaya Baktım Seni Gördüm filmlerini çekti. Ertem Eğilmez’in değişmez kadrosunda yer alan isimlerden biri olan Akçatepe, 1970 yılına kadar 40 film çevirdi.

1972’te Tatlı Dillim filmiyle şöhreti yakaladı.

1975’te ‘Hababam Sınıfı’ filminde ‘Güdük Necmi’ karakterini canlandırdı. Akçatepe, lise öğrencisini oynadığı bu filmin çekimi sırasında 35 yaşındaydı.


“Babamı defnettim gittim oyunumu oynadım, annemi defnettim gittim filmimi çektim. Ameliyat olduğumda doktora ‘Yarın çekime gideceğim’ dedim, ‘Olmaz’ dedi. Ama ben karnımdan çıkan hortumlarla, idrar torbasıyla çıkıp sete gittim oynadım…”


Rol aldığı tiyatrolar, filmler…

Tiyatro

Tıpkı Sen Tıpkı Ben
Töre
Rosenbergler Ölmemeli

Filmografi

Babam Sınıfta Kaldı (2013)
Krem (dizi) (2012)
Kral Çıplak (2012)
Leyla ile Mecnun (dizi) (2011)
Geniş Aile (2009)
Aile Reisi (2009)
7 Kocalı Hürmüz (2009)
Orada Neler Oluyor? (2009)
Vurgun (2008)
Genco (2007)
Yalan Dünya (2007)
Hakkını Helal Et (2007)
Sesler Yüzler Mekanlar (2007)
İki Aile (2006 – 2008)
Sevda Çiçeği (2006)
Hababam Sınıfı Üç Buçuk (2005)
İki Arada Aşk (2005)
Cumbadan Rumpaya (2005)
Beşinci Boyut (2005)
Müyim Olan Aşkımız (2005)
Hababam Sınıfı Askerde (2004)
Büyük Buluşma (2004)
Canım Annem (2004)
Avrupa Yakası (2004)
Yeşilçam Denizi (2003)
Şapkadan Babam Çıktı (2003)
Hababam Sınıfı Merhaba (2003)
Vaka-i Zaptiye (2002)
En Son Babalar Duyar (2002)
Çılgın Bediş (2001)
Siyah Cennet (2000)
Tersine Dünya (2000)
Konu Komşu (1999)
Eltiler (1997)
Hayvanlara Dokunduk (1997)
Hoşçakal İstanbul (1996)
Şaban İle Şirin (1995)
Çatı (1995)
Kaygısızlar (1994)
Hayri Beyin Son Aşkı (1993)
Oyun İçinde Oyun (1993)
Şaban Askerde (1993)
Yazlıkçılar (1993)
Anasının Kızı (1992)
Sürgün (1992)
İnsanlar Yaşadıkça (1989)
Bizimkiler (1989)
Kötü Kader (1987)
Büyük Koşu (1987)
Karımın Gölgesi (1987)
Keko Aptallar Çetesi (1986)
Keriz (1985)
Şaban Papucu Yarım (1985)
Şen Dul Şaban (1985)
Adile Teyze (1982)
Umut Dilencisi (1982)
Buyurun Cümbüşe (1982)
Talih Kuşu (1982)
Dört Geline Dört Damat (1981)
Renkli Dünyalar (1980)
Dokunmayın Şabanıma (1979)
Evlidir Ne Yapsa Yeridir (1978)
Şabanoğlu Şaban (1977)
Gülen Gözler (1977)
Bülbül Ailesi (1976)
Hababam Sınıfı Uyanıyor (1976)
Süt Kardeşler (1976)
Tantana Kardeşler (1976)
Şoför Mehmet (1976)
Lüküs Hayat (1976)
Bizim Aile (1975)
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975)
Merhaba (1975)
Ah Nerede (1975)
Üç Ahbap Çavuşlar (1975)
Şaşkın (1974)
Hababam Sınıfı (1974)
Köyden İndim Şehire (1974)
Salak Milyoner (1974)
Evet mi Hayır mı? (1974)
Kanlı Deniz (1974)
Mavi Boncuk (1974)
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1974)
Canım Kardeşim (1973)
Tarkan: Güçlü Kahraman (1973)
Yalancı Yarim (1973)
Oh Olsun (1973)
Ömer Hayyam (1973)
Umut Dünyası (1973)
Sevilmek İstiyorum (1973)
İyi Döverim Kötü Severim (1972)
Tarkan: Altın Madalyon (1972)
Üç Sevgili (1972)
Sev Kardeşim (1972)
O Ağacın Altında (1972)
Tatlı Dillim (1972)
Feryat (1972)
Bir Varmış Bir Yokmuş (1971)
Üç Arkadaş (1971)
Beyoğlu Güzeli (1971)
Mahallenin Namusu (1953)
Köprüaltı Çocukları (1953)
Hayat Acıları (1951)
Güldağlı Cemile (1951)
İstiklal Madalyası (1948)
Bir Dağ Masalı (1947)
Karanlık Yollar (1947)
Senede Bir Gün (1946)
Günahsızlar (1944)
Nasreddin Hoca Düğün’de (1943)
Dertli Pınar (1943)

Kaynakhttp://t24.com.tr/

Yard.Doç.Dr. Gündoğdu: Marmara’daki o faylanma canımı sıktı

Jeofizik uzmanı Yard.Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu, yaptığı hesaplamalara dayanarak olası Marmara Depremi’nin Richter ölçeğine göre ‘+’0.2’ veya ‘-0.2’ yanılma payı ile 7.5 olacağını söyledi. Gündoğdu, 2014’te Gökçeada’nın karşısında meydana gelen ‘Kuzey Anadolu fay hattının batıya doğru bir gelişmesi’ olarak nitelendirdiği faylanmanın ‘canını sıktığını’ söyledi.

Afetlere karşı hazırlık çalışmaları kapsamında sürdürdüğü, Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği Kent Konseyi’nin de destek verdiği ABAG (Avcılar Belediyesi Afet Gönüllüleri) Projesi’nin her ay düzenlediği eğitim toplantılarının sonuncusu Cihangir Mahallesi’ndeki Kent Evi’nde yapıldı. Toplantıya katılan Jeofizik uzmanı Yard.Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu, 2014’te Gökçeada’nın haritada sarı renkte gösterdiği ‘faylanma’ görüldüğünü bunun Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın batıya doğru bir gelişmesi sonucu olduğunu söyledi. Gündoğdu, “Bu gelişmeden sonra Marmara’da her şey değişmeye başladı. Benim canımı sıkacak şeyler de oluşmaya başladı. 2015’te sarı ile gösterilecek aktivite başladı. Bu ters fay. Yani bir yerde sıkıştıran mekanizma oluşuyor. Bu sıkıştıran mekanizma olması doğal çünkü. Kuzey Anadolu Fayı kuzeye doğru sıkıştırma meydana getiriyor” dedi.

Kent Konseyi Başkanı Mert Ali Ak, tüm toplumun afetlere hazırlık amaçlayan bu çalışmalara katılmasını isterken, tek amaçlarının farkındalık oluşturmak olduğunu söyledi. Jeofizik uzmanı Yard.Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu, konuşmasında bozuk, çarpık yapılaşma ve insanların bilgilendirilmemesinin olası felakete karşı riskleri arttırdığını vurgularken, “Normal bir yapılaşma; örneğin Amerika’daki San Andreas Fayı civarındaki yapışma olsa bizim bu kadar riskimiz olmazdı. Fakat 17 yıl içerisinde maalesef bu seviyeye gelemedik. Bunun tek çözümü kentsel dönüşüm” dedi.

Türkiye’deki fay hatlarına değinen Yard.Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu, geçmişte MTA’nın petrol arama amaçlı sığ araştırmalar yapan ‘Sismik1′ gemisi ile bilim insanlarının araştırmaları sırasında hazırladıkları haritalar bulunduğunu anlattı. Gündoğdu, ilk kez gösterdiğini belirttiği bir haritayı perdeye yansıtırken şöyle dedi:

“Bunu bir Fransız yapmış. Ortasında Adalar’ın önünde bir fay çıkmış ortaya. Bu başka hiçbir haritada yok. Bu kadar düzgün bir fay çizilmesi insanı kuşkulandırıyor. 1894 İstanbul depremi Marmara Bölgesi’nde tek ismini veren depremdir. 1894’te İstanbul’a olan o depremi acaba bu fay mı yarattı Bu fayı başka bir haritada görmediğimiz için araştırma gemileri buna pek fazla itibar etmemiş.”

251 YILA GÖRE HESAPLAMA

Yard.Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu, izleyicilerden birisinin sorusu üzerine beklenen olası Marmara Depremi’nin büyüklüğünü 0.2 yanılma payı ile 7.5 olarak bulduğunu anlatırken, “Yalova tarafı, Yunanistan yönüne doğru yılda 2-2.5 santim hareket ediyor. 1766’dan 251 yıl geçti. 251 sene 2.5 santimetreden hesapladık, biraz daha matematik var. Yaptığım hesaplara göre 0.2 yanılma payı ile 7.5 çıktı. Yani büyüklüğü 7.3-7.5 arasında. Büyüklük ve şiddet ayrı konular. Şiddeti tam sayı ile söylüyorum Avcılar 17 Ağustos depremini 9, Bakırköy 8 şiddetinde hissetti” karşılığını verdi.

1999’DAKİ ANORMALLİK VE UMUT

Yard.Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu, 1999’daki Marmara Depremi’nin Avcılar’daki etkisinin hissedilmesinde bir anormallik olduğuna dikkat çekerken, “Deprem dalgaları Avcılar’a gelince büyüdü” dedi, yapılan çalışma ve hazırlanan raporların belediyeye iletildiğini söyledi. Olası yeni deprem için Avcılar için umut bulunduğunu ifade eden Yard.Doç.Dr. Gündoğdu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“KADIKÖY, ÇOK DAHA TEHLİKELİ”

“1999’daki depremin yönü tam karşıdan yani deprem dalgaları Gölcük tarafından geliyordu. İzlediği yolda bir yansıma buldu veya gelip iki zon içinde kaldı. İki zon arasında kalınca frekansı çok arttı, genliği büyüdü. Olmadık hasarlar yaptı. Ama bu hasarlar Avcılar’ın her tarafında yok. Belirli yerlerde E5’in sağı solu, ve bir mahallede var. Denizden yamacı çıktıktan sonra hemen hemen hasar yok. Bu tabii yersel koşullarda özel bir durum. Beklenen yeni deprem şimdi Avcılar’ın yanında kalıyor. Avcılar’ın yanında kalınca o kadar şiddetli hissetmeyeceğiz. Deprem dalgaları ‘Makaslama’ attığı zaman elips şeklinde hasar yayılıyor. Kırılma 251 yılda biriken enerji bitinceye kadar devam edecek. Buradaki hasar elips şeklinde oluyor. Hasar yani bu tarafa doğru şiddeti hemen azalıyor mesafeye bağlı. Avcılar’a göre Kadıköy çok daha tehlikeli. Çünkü istikamet olarak fayın tam karşısında kalacaklar. Gölcük’te olan depremde Adapazarı çok daha fazla hasar aldı. Ama kameralar falan oraya az gittiği için pek bilinmiyor. Bunun nedeni birincisi zemin faktörü, ikincisi tam depremin karşısında kaldılar. Bütün ivmesini, her şeyini aldılar.”

“CANIM SIKILDI”

Yard.Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu, 2014’te Gökçeada’nın haritada sarı renkte gösterdiği ‘faylanma’ görüldüğünü bunun Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın batıya doğru bir gelişmesi sonucu olduğunu söyledi. Gündoğdu, “Bu gelişmeden sonra Marmara’da her şey değişmeye başladı. Benim canımı sıkacak şeyler de oluşmaya başladı. 2015’te sarı ile gösterilecek aktivite başladı. Bu ters fay. Yani bir yerde sıkıştıran mekanizma oluşuyor. Bu sıkıştıran mekanizma olması doğal çünkü. Kuzey Anadolu Fayı kuzeye doğru sıkıştırma meydana getiriyor” dedi.

Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak Benli, doğa olaylarının üstesinden gelinemediği takdirde ‘Afet’ olarak nitelendirilebileceğini bu nedenle eğitimden her alana kadar önlem alınması gerektiğini söyledi. Deprem riski gerçeğini göz önüne alarak Avcılar’daki eski ve yorgun binaların yenilenmesi için çalıştıklarını anlattı. Başkan Toprak Benli, binaların yenilenmesindeki en büyük engelin binalara en fazla 4 kat izni verilmesi olduğunu hatırlatırken, “Oy birliği ile gönderdiğimiz Nisan ayına kalan İBB’deki imar planı onayı ile Avcılar’daki eski binalar mevcut kat sayısı korunarak yani 1982 planlarındaki katları ‘Müktesep hak’ kabul edilerek yenilenebilecek” dedi. (DHA)

Kaynakhttp://www.sozcu.com.tr/

Çipli kimlik kartında gizli din hanesine tepki: Laikliğe aykırı

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Aydın: Yeni kimlik kartının yongasında gizlenen ve yalnızca görevlilerce görülebilen din hanesi, laiklik ilkesi gereği kaldırılmalıdır.

Tüm Türkiye’de dağıtımına başlanan çipli kimlik kartlarına yönelik ilk itiraz İçişleri Bakanlığına iletildi. Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden, Hukukta Sol Tavır Derneği Başkanı Ali Rıza Aydın, İçişleri Bakanlığına başvurarak, “Yeni kimlik kartının yongasında gizlenen ve yalnızca görevlilerce görülebilen din hanesi, laiklik ilkesi gereği kaldırılmalıdır” dedi.

Türkiye genelinde yurttaşlara dağıtılmaya başlanan yeni kimlik kartlarına ilişkin ilk itiraz İçişleri Bakanlığına iletildi. Anayasa Mahkemesi emekli raportörlerinden, Hukukta Sol Tavır Derneği Başkanı Ali Rıza Aydın, avukatı Başak Aydın Tantürkü aracılığıyla İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne başvurarak, çipli kimlik kartlarının yongasında gizlenen ve yalnızca görevliler tarafından görülebilen din hanesinin laiklik ilkesine aykırı olduğunu belirtip kaldırılmasını talep etti.

İşte o itiraz dilekçesi

soL’un haberine göre, Ali Rıza Aydın’ın avukatı Başak Aydın Tantürkü’nün yazıp sunduğu başvuru dilekçesinde şu ifadeler yer aldı:

Çankaya İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından hazırlanan, kimlik kartı müvekkilim Ali Rıza Aydın’a teslim edilmiştir.

Müvekkilin yeni kimlik kartı işlemi yapılırken, İlgili Nüfus Müdürlüğü’nün ekranında, önceki ‘nüfus cüzdanı’nda boş olarak görünen ‘dini’ bölümü karşısında, dininin belirtmediğinin yazılı olduğu müvekkil tarafından görülmüştür. Görevlilerin ifadesi, yeni kimlik kartında bu alanın yonga içinde gizli olduğu ve doğrudan görülemeyeceği şeklinde olmuştur. Benzer açıklama, bilgi edinme hakkı kapsamında İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada da yer almış ve kamuoyuna yansımıştır.

Kart sahibi ve üçüncü kişiler tarafından gözle doğrudan görülmesi olanaksız olan bu alanın, yasal olarak tanımı bile yapılmayan görevliler olan ikinci kişiler tarafından bir düzenekle görülmesi olanaklıdır.

Anayasa’nın 24. maddesindeki, kimsenin ‘dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı’ hükmü hiçbir istisna, sınırlama, kayıt ve koşula bağlanmamıştır. Bu hüküm, farklı inançlara sahip olanlar ya da inanmayanlar karşısında yalnızca üçüncü kişilerin değil, devletin de yansızlığı için dinsel inanca dayalı her türlü ayrım biçimlerinin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Yonga içinde gizlenen bilgiler de bu gereğe dahildir. Din hanesini boş bırakma ya da yonga içinde gizleme, dinsel inancı ve inançsızlığı ortaya koyma anlamına gelir ki bu da 24. madde kapsamında yasaktır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne (İHAS) dayanarak kimlikte din hanesini insan haklarına, din ve vicdan özgürlüğüne aykırı bulmuş, kimlikte din hanesi olmaması gerektiğini karar altına almıştır. Avrupa Konseyi de kimlikte din hanesinin kaldırılması için Türkiye’ye uyarı mektubu yazmıştır.

İHAM’a göre, düşünce, din ve vicdan özgürlüğü, bir dine bağlı olsun, olmasın ya da dinsel görevleri uygulasın, uygulamasın herkes için geçerlidir. Kimlik, bir dini, dinsel inancı ya da inanmamayı açığa vurmak için araç değildir, olamaz.

Kimlik, yasal zorunluluğu olan ve vatandaşlığı gösteren bir belgedir; dinsel inanç ya da düşünceleri kimlikle açığa vurmaya zorlama, özgürlüğün özüne dokunur; ayrımcı davranışlara yol açar. Kimlikte din hanesinin bulunması, kişinin isteği dışında dinsel durumunun açıklanmasına neden olur. Din hanesinin boş bırakılması dahi kamu otoriteleri karşısında ayırt edici bir özelliğe sahip olacaktır. Din hanesinin boş ya da dolu olması talebi, başlı başına bireylerin dinsel inanca karşı tutumlarının açıklanması; bu talebin yazılı yapılması da beyan belgesidir.

Kamusal mercilerden bir istemde bulunulurken din hanesinin dolu ya da boş olmasının, istemin kabul ya da reddi hususunda etkili olduğu yönünde yaygın tereddütler doğurabileceği, dolayısıyla dinin olumlu ya da olumsuz referans olma olasılığı taşıyacağı gözden uzak tutulmamalıdır.

Din hanesinin gizli yongada olması halinde de aynı gerekçeler ve ihlal söz konusudur. Gizli de olsa din hanesi hem aile kütüğünde hem de kimlik kartında durmaktadır. Kütükte, yetkili kamu görevlileri tarafından, kimlikte de bir düzenekle okuma yetkisi olanlar tarafından okunabilecektir. Devlet ayrımcılık yapmaz. Devletin, bireyin vicdanıyla ilgili olan inançların ya da inançsızlığın dışavurumunda takdir hakkı yoktur.

Din hanesinin iç hukukta yasa ile konulmuş olması, bu hanenin dolu/boş ya da gizli olması ihlali değiştirmez. Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasının son tümcesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası anlaşma hükümleri esas alınacağından, din hanesi konusunda, Türkiye’deki Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun değil İHAS hükümlerinin esas alınması gerekir. İsteğe bağlılık, kimlik kartında “din hanesi olmama” koşulunun karşılığı değildir. İHAM, kimlikte dine ayrılan hanenin iptal edilmesi gereğini açık olarak karar altına almıştır.

Yukardaki nedenlerle, Çankaya İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından hazırlanarak gönderilen T.C. Kimlik Kartının, yongasında gizli olarak yer alan din hanesinin tümüyle çıkarılarak hukuka aykırılığın giderilmesinden sonra yeniden düzenlenerek tarafımıza gönderilmesi için gereği arz olunur.

Ali Rıza Aydın: Kimlik kartında din hanesi hiçbir biçimde olmamalı

Konuyla ilgili soL’a konuşan Ali Rıza Aydın, “Anayasanın laiklik ilkesi gereği, kimlikte din hanesi olmaması gerektiği konusunu sürekli savunuyoruz. AİHM de bu yönde bir karar verdi. Türkiye bu kararı uygulamak yerine, önce nüfus cüzdanlarındaki din hanesini boş bırakma hakkı tanımıştı, şimdi de yeni kimlik kartlarında din hanesini yonganın içine gizledi. Ancak bunu ilgililer ve kamu görevlileri görme olanağına sahip. Dolayısıyla da laiklik ilkesinin temel kuralı yerine getirilmemiş oluyor. Anayasanın 90. maddesini de göz önünde bulundurarak, Türkiye Cumhuriyeti kanunları yerine AİHS’nin kullanılması gerektiği görüşüyle Bakanlığa başvurduk. Bakanlık anayasa gereği, talebimizi yerine getirmek durumunda. Ancak getirmezse yargı yoluna başvuracağız” dedi.

“Bakanlığın talebimize olumlu yanıt vereceğini tahmin etmiyorum”

İçişleri Bakanlığının bu talebe nasıl bir yanıt vereceğini tahmin ettiklerini ifade eden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugünün Türkiyesinde ilgili yasayı hazırlayan ve yeni kimlik kartlarını bu hale getiren Bakanlığın, talebimizi yerine getirmesini beklemek hayal olur. Ancak usulü ve prosedürü yerine getirmek için, aynı zamanda Bakanlığı uyarmak için başvurduk. Bakanlığın olumlu yanıt vereceğini tahmin etmiyorum. Dolayısıyla yargı yolunu kullanacağız. İdare mahkemesine başvuracağız. Tüm iç hukuk yollarını kullanacağız.”

Kaynakhttp://t24.com.tr/

Leylek ile Bursalı balıkçının hikayesi film oluyor

FOTO: ALPER TÜYDEŞ

Her sene aynı yerde buluşan leylek ve balıkçının hikayesine inanamayacaksınız. İlkbahar ile birlikte sevimli leylek, Uluabat Gölü kenarındaki Eskikaraağaç’a geliyor, balıkçı Adem’i buluyor ve birlikte balık tutmaya gidiyorlar. Bu dostluğun masalsı hikayesi ise iki senedir filme alınıyor.

Türkiye’nin Avrupa leylek köyleri ağına üye tek Türk köyü olan Uluabat Gölü kenarındaki Eskikaraağaç’ta bir balıkçı ile leyleğin La Fontaine masallarını aratmayan 6 yıllık dostluğu film oluyor. Balıkçının teknesine konup elinden yemek yiyen leyleğin görüntüsü, ziyaretçileri hayrete düşürüyor. 6 aylık ayrılığın ardından ilkbaharla birlikte yeniden Uluabat’a gelen leylek, balıkçının teknesinden bir an bile ayrılmayıp, ikram edilen balıkları havada kapıyor.

Karacabey Eskikaraağaç Leylek Köyü halkı, özlediği leyleklerine baharın gelişiyle birlikte bir bir kavuşuyor. Köyün maskotu haline gelen ve ‘La Fontaine Masallarını gerçeğe dönüştüren balıkçı olarak bilinen Adem Yılmaz’ın da dostluk kurduğu leylek, köye gelerek o harika manzaradaki yerini aldı. Havaların ısınmasıyla birlikte güney ülkelerden kuzeye göç eden göçmen kuşlar Türkiye’deki yerlerini bir bir almaya başladılar. Göçmen kuş denilince akla ilk gelen leylekler de Eskikaraağaç’ta baharın müjdesini vermeye başladı.

“ACABA SENEYE GELEBİLECEK Mİ?”

Balıkçı Adem Yılmaz ise son günlerde ayrı bir sevinç yaşıyor. Yılmaz’ın 6 yıldır kayığında eliyle beslediği leyleği de ilk göç ile gelen leylekler arasında. Ve 6 yıldır olduğu gibi bu yıl da Yılmaz ile birlikte balığa çıkıp teknesinde balıklarına ortak oluyor.

Köy halkı olarak leylekleri çok sevdiklerini ve onları hayatlarının bir parçası haline getirdiklerini belirten Adem Yılmaz, “Balığa her çıktığımda tekneme konar ve ben de ona tuttuğum balıklardan birazını veririm. 6 yıldır her sabah birlikte balığa çıkıyoruz. Her sonbaharda göç ederken içim burkuluyor. “Acaba seneye gelebilecek mi?” diye. Ve her ilkbaharda yine gözümüz yolda onu bekliyoruz. Yolda başına bir şey gelir mi diye endişeleniyoruz. Çok şükür bu yıl da kazasız belasız evine geldi ve yazı bizimle beraber geçirecek. Sonbaharda gittikten sonra 5-6 ay ayrı kalmamıza rağmen beni unutmuyor ve her baharda sadece benim kayığıma konuyor. Yalnız bu yıl diğer arkadaşların kayıklarına da konmaya başladı. Bu köyden ona zarar gelmeyeceğini anladı galiba’ dedi.

“İKİ YILDIR FİLME ALIYORUM”

Öte yandan balıkçı ile leyleğin hikayesini kamuoyuyla paylaşan Yaban Hayatı Fotoğrafçısı Alper Tüydeş La Fontaine masallarını aratmayan hikayeyi filme alıyor. Tüydeş yaptığı açıklamada, ‘Yaklaşık iki yıldır insanlığa örnek bu hikayeyi filme alıyorum. Bir tarafta “ağlarına veya yakaladığı balıklara zarar veriyor” diye bu hayvanlara kötü davranan insanlar varken bir tarafta da bu güzel tabloya sebep olan güzel insanlar var. Temennimiz bu hikayeyi uygun bir dille kamuoyunda paylaşarak herkesi bu şekilde duyarlı olmaya davet etmek. Bu konuda çeşitli ekipmanlar kullanarak çekimlerimizi sürdürüyoruz. Ayrıca Adem Amca ve dostu leyleği konu alan bir fotoğraf ile Avrupa Leylek Köyleri Birliği’nin düzenlediği bir fotoğraf yarışmasına katıldık. Belki Adem Amca’nın bu hikayesi bu köye uluslararası bir başarı da getirir’ şeklinde konuştu.

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

Bakan Çelik: 112 üründe GDO tespit edildi

Ekmeklerde, GDO’lu madde kullanıldığı iddia edilmişti.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, ekmekte genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) kullanıldığı iddiasına ilişkin, “Hem katkı maddesi üreten firmadan hem de ekmek ve unlu mamuller üreten işletmelerden numuneler alınmıştır. En kısa zamanda laboratuvar sonuçları belli olacak ve kamuoyumuzla paylaşılacaktır” ifadesini kullandı. Çelik, 2016 ve 2017 yıllarında 12 bin 286 GDO denetimi yaptıklarını ve bu denetimlerde soya içeren 112 üründe GDO tespit edildiğini belirtti.

Çelik, bir yayın organında yer alan “ekmek üretiminde GDO’lu katkı maddesi kullanıldığına” yönelik haber üzerine yazılı açıklamada bulundu.Gıda arzı kadar güvenliğinin de son derece önemli olduğuna dikkati çeken Çelik, Bakanlık olarak 6 bin 600 personelle sürekli gıda denetimi yaptıklarını ifade etti.

Çelik, 15 bin 600 denetimde çeşitli uygunsuzluklar tespit edildiğini belirterek, 75 milyon lira para cezası kesildiğini vurguladı.

Başta Avrupa ve ABD olmak üzere pek çok ülkede GDO kullanımının belirli ölçülerde serbest olmasına karşın Türkiye’de yasaklandığına dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:

112 üründe GDO

“Ülkemizde GDO kullanımı kesinlikle yasaktır. Aykırı davrananlara 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Bu çerçevede, 2016 ve 2017 yıllarında 12 bin 286 GDO denetimi yapmış bulunuyoruz. Bu denetimlerde soya içeren 112 üründe GDO tespit edildi. İlgililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur. Bu arada, 2016 ve 2017 yıllarında Adana’da 29 GDO denetimi yapılmıştır. Bunlardan, sadece birinde, etsiz kıyma olarak tarif edilen soya eti kıyması denetiminde GDO tespit edilmiştir ve öngörülen cezai işlemler yapılmıştır. Öte yandan haberde bahsi geçen katkı maddesi üreten firmaya şimdiye kadar 8 gıda denetimi yapılmıştır.

Bu denetimlerde herhangi bir olumsuzluk tespit edilmemiştir. Ayrıca bu firmaya, soya ham maddesi temin eden tedarikçi firmaya da GDO denetimi yapılmıştır. Bu denetim neticesinde de herhangi bir olumsuzlukla karşılaşılmamıştır.”

Numuneler alındı

Gündeme gelen haber üzerine hem katkı maddesi üreten firmadan hem de ekmek ve unlu mamuller üreten işletmelerden numuneler alındığını belirten Çelik, laboratuvar sonuçlarını en kısa sürede kamuoyuyla paylaşacaklarının altını çizdi. Çelik, “Vatandaşlarımız müsterih olsun, hiç kimsenin halkımızın en temel besin maddesi ekmek ile oynamasına izin vermeyiz” ifadesini kullandı.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Wikileaks’in ‘CIA deşifresi’nin ardından şirketler harekete geçti

WikiLeaks, CIA ve müttefiki istihbarat servislerinin bilgisayarlar ve internete bağlanan televizyonların yanı sıra akıllı telefonlardaki Signal, WhatsApp ve Telegram gibi haberleşme programlarındaki şifreleme sistemini aşarak sızmayı başardığını ortaya çıkarmıştı.

Bu olaydan sonra Apple’ın sözcüsü BBC’ye yaptığı açıklamada kullanıcıların iOS’un son güncellemesini indirmelerini isteyerek “iPhone’un içindeki teknoloji bugün tüketiciler için en iyi veri güvenliğini temsil ediyor ve biz bunun böyle devam etmesi için çalışıyoruz. Ürünlerimiz ve yazılımlarımız  kullanıcılarımızın hızlıca en son güvenlik güncellemelerini elde etmesi için tasarlandı. Kullanıcıların yüzde 80’i işletim sistemimizin son sürümünü kullanıyor. Yaptığımız ilk incelemeye göre sızıntılarda belirtilen konular son iOs sürümünde düzeltildi. Herhangi bir belirlenmiş savunmasızlığa yanıt vermeyi sürdüreceğiz” dedi.

“İDDİALARIN FARKINDAYIZ VE KONUYLA ACİLEN İLGİLENİYORUZ”

Sputnik’in haberine göre, Microsoft’tan yapılan açıklamada da ‘söz konusu iddiaların farkında olunduğu ve konuyla acilen ilgilendikleri’ belirtildi.

Samsung’un sözcüsü ise “Kullanıcılarımızın gizliliği ve ürünlerimizin güvenliği şirketimizin en önemli önceliğidir. Söz konusu iddiaların farkındayız ve konuyla acilen ilgileniyoruz” dedi.

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

4 çocuğu da Levent Kırca’yı reddetti

Geçen yıl hayatını kaybeden usta oyuncu Levent Kırca’nın (67), Oya Başar’dan olan iki çocuğunun ardından ilk eşi Nur Diner’den olan iki çocuğu da mirasını reddetti.

Levent Kırca’nın ilk eşi Nur Diner’den olan çocukları Oğulcan Kırca ve Özdeş Kırca, mirası reddetmek için İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesi’ne dava açtı. Mahkeme de talebi yerinde bularak mirasın reddine karar verdi. Daha önce de Kırca’nın Başar’dan olan çocukları Umut Kırca ve Ayşe Kırca babalarının mirasını reddetmişti.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

‘Vefalı penguen’ kurtarıcısını görmek için her yıl 8 bin kilometre yüzüyor

pengu45723568670Penguen Dindim, hayatını kurtaran 71 yaşındaki Joao Pereira de Souza’yı görebilmek için 2011’den beri her yıl 8 bin kilometre yüzüyor.

Brezilya’da vahşi hayvanları beslemek yasa dışı ancak yasaları çiğneyen kişi bu kez bir insan değil hayvanın ta kendisi!

Brezilya’da yaşayan 71 yaşındaki emekli inşaat ustası Joao Pereira de Souza, Dindim adını verdiği Güney Amerika Macellan penguenini 2011 yılında üzeri zift kaplanmış olarak bulmuş. Sahile vuran ve ölmek üzere olan bu güzel canlıyı, özverili çabalarıyla hayata döndüren altın kalpli de Souza, Dindim ile çok iyi arkadaş olmuş.

man-saves-penguin-returns-swims-5000-miles-sonnnnBirlikte tam 11 ay geçiren ikili, bir gün Dindim’in ortadan kaybolmasıyla ayrılmış. Ancak De Souza, Dindim’in kendisini sonsuza dek terkettiğine hiç inanmamış ve herkesin aksini söylemesine rağmen ‘çocuğu gibi’ sevdiğini söylediği pengueni beklemeye başlamış. Tam bir yıl sonra, hayatını kurtaran güzel yürekli De Souza’ya geri dönen Dindim, bu ziyaretlerini her yıl tekrarlamış.de-souza-dindim-2

De Souza, Dindim ile olan sıradışı hikayesini şu sözlerle açıklıyor: “Benimle 11 ay kaldı, sonra birden kayboldu. Herkes O’nun geri dönemeyeceğini söylüyordu, fakat o beni ziyarete geldi. Hem de 4 defa. Dindim‘i kendi çocuğum gibi seviyorum, O’nun da beni sevdiğine inanıyorum. Kendisine kimsenin dokunmasına izin vermiyor ve gagalıyor. Benim ise kucağıma yatıyor, O’nu yıkamama ve sardalya ile beslememe izin veriyor. Her yıl 8 bin kilometre yüzerek beni görmeye geliyor.”-pereira-de-souza-dindim-3

Globo TV için de Souza ile röportaj yapan biyolog Joao Paulo Krajewski, daha önce hiç böyle bir şey görmediğini söylüyor ve ekliyor: “Bence Dindim, de Souza’yı ailesinin bir parçası ve muhtemelen bir penguen olarak görüyor. Dindim Souza’yı gördüğünde, tıpkı bir köpek gibi kuyruğunu sallıyor ve değişik bir ses çıkarıyor.”de-souza-dindim-4

Penguenler ortalama 25 yıl yaşıyor ve eşlerine olan sadakatleri ile biliyor. Penguenler ölene kadar aynı eşle kalıyor ve tek eşli yaşıyor.

Çevreciler ise, yiyecek bulabilmek için binlerce kilometre kuzeye göç eden Macellan penguenlerinin sayısındaki artışa dikkat çekiyor. Denizbilimci profesör David Zee ise, bu artışın iklim değişikliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor.

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/


 

YouTube Preview Image

En büyük parça için verilen 350 bin lirayı reddetti

11 milyon lirayı aşan meteorit satışının yapıldığı köyün sakinlerinden; baldızı ve kayınvalidesinin ısrarıyla çıktığı aramada, şu ana kadar ele geçen en büyük parça olan 1.5 kiloluk meteoridi bulan Hasan Beldek ise 350 bin liraya kadar çıkan teklifleri şimdilik reddediyor.

Bingöl merkeze 10 kilometre mesafede, 600’e yakın hanenin bulunduğu, 3 bin 200 nüfuslu büyük bir köy Sarıçiçek Köyü…

Habertürk gazetesinden Serkan Akkoç’un haberine göre, 2 Eylül gecesi dünya yörüngesindeki Vesta asteoridinden kopup atmosfere girdikten sonra büyük bir patlamayla parçalanan meteor, Sarıçiçek Köyü ve çevresine saçıldı. Kendi halinde yaşamını sürdüren köylünün hayatı o gece değişti. İşi gücü bırakan köylüler, yaşlısından çocuğuna, gece gündüz demeden, dağ taş  arıyor. Herkesi topyekûn seferber eden bu çabanın nedeni, meteor tüccarlarının akın ettiği köyde meteor parçasının 1 gramının 60 dolara kadar alıcı buluyor olması…

GÜNDEM GÖKTAŞI

Başlangıçta köy ve çevresinde göktaşlarını toplayanlara deli gözüyle bakanlar, taşların altından bile değerli olduğunu fark edince kendini dağa taşa vurmuş. Elazığ, Tunceli, Diyarbakır, Şanlıurfa gibi çevre illerden insanlar kamyon kamyon taş aramaya geliyor. Köy ve çevresindeki dere yatakları bile göktaşı arayanlarla dolu. Yan yana yürüyen, karşılıklı konuşanların bile gözü hep yerde. Bingöl merkezdeki kahvehane ve esnaf sohbetleri de göktaşına odaklanmış durumda. En iyi göktaşı hangi bölgede bulunur, en büyük parçayı kim bulmuş, kim gramını kaça satmış konuşmaları uzayıp gidiyor. Hikâyeler öyle oluyor ki şehir efsanelerine bile dönüşüyor. Örneğin, konuşulanlar arasında büyük boyda taş bulan bir kişinin hastanede tedavi altına alındığı söyleniyor. Taşın gece ışık tutulunca parladığı ve daha kolay bulunduğu dedikodusu yüzünden ise halen gecenin zifiri karanlığında elleri fenerli insanlar dağlarda tepelerde göktaşı arıyor.

KİMİ EV, KİMİ ARABA ALDI

Aradan geçen 2 ay içinde, köylülerin 1 milyon liranın üzerinde satış yaptığı belirtiliyor. Meteor parçalarından büyük paralar kazananlardan kimileri ev, araba almış; gramlık satış yapabilenler borçlarını sıfırlamış. Göktaşı bulanlar arasında Hasan Beldek, rekoru elinde tutuyor. Beldek, Sarıçiçek Köyü yakınındaki tepede tam bin 475 gramlık meteor parçası bulmuş. Bir dinlenme tesisinin oto yıkama bölümünde aldığı bahşişler karşılığında çalışan 30 yaşındaki Beldek, taşı nasıl bulduğunu ve sonrasını şöyle anlatıyor:

“1 Kasım seçim günü oyumu kullandıktan sonra evde oturuyordum. Bütün köy etrafa yayılmış göktaşı arıyordu. Evdeki baldızımla, kayınvalidem ‘Sen niye aramıyorsun?’ diye üzerime geldiler. Israrlarına dayanamayıp kendimi dışarı attım. Sonra köyün yakınındaki tepede dolanmaya başladım. Yaklaşık 3-4 saat o bölgeyi taradım. Bir yetişkin yumruğundan daha büyük boyutta siyah parlak bir taş bana bakıyordu. Taşı bulur bulmaz evdekileri arayıp haber verdim. Taşı bulmanın heyecanıyla biraz daha aramayı düşünmek aklıma bile gelmedi.”

Meteor parçalarının gramı köye gelen meteor tüccarları arasında 60 dolara rahatlıkla alıcı bulurken, Hasan Beldek’in elinde yaklaşık 1.5 kiloluk bir servet yatıyor. Gramı 60 dolardan hesaplandığında taşın değeri 250 bin lira ama Beldek, internet sitelerinde taşın gramının 200 dolardan satıldığını öğrenince biraz daha beklemeye karar vermiş. Kendisine yapılan 300- 350 bin lira arasındaki teklifleri de şimdilik reddediyor.

Evli ve 3 çocuk babası Beldek, bir süredir işsiz. Zaman zaman inşaatlarda sıvacılık yapıyor ya da Bingöl çevresindeki fabrikalarda çalışarak geçimini sağlamaya çalışıyor. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle sarılık hastalığının tedavisini de yarım bırakmış. Bu sıralar bir dinlenme tesisinin oto yıkama bölümünde aldığı bahşişler karşılığında çalışan Beldek, “Yıllardır ekonomik sıkıntı içinde yaşıyoruz. Bu bize Allah’ın bir lütfu. O taş benim kısmetim olarak orada beni bekliyormuş. Gittim ve onu oradan aldım. Bundan sonra bir nebze olsun ailecek rahatlamak istiyoruz. Meteor parçaları internet sitelerinde bizden aldıklarından çok çok yüksek fiyatlara satılıyor. O yüzden ben de şimdiye kadar söylenenden daha fazla verecek bir müşteri olursa diye bekliyorum. Eğer iyi bir rakama elimden çıkarabilirsem Bingöl’de 2 daire alıp İstanbul’da kardeşlerimle beraber çalışabileceğim bir börekçi açmak istiyorum” diye konuştu.

DÜNYAYA O DUYURDU AMA…

2 Eylül gecesindeki ortalığı gün gibi aydınlatan patlama ve çatışma ortamındaki gibi seslerin ardından göktaşı meselesini dünya gündemine taşıyan ise köyde internet kafe işleten Nezir Ergün oldu. 2 Eylül’ün ertesi sabahında evinin bahçesine düşen taşları toplayan Ergün, daha sonra durumu Bingöl Üniversitesi Fizik Bölümü’ne bildirdi. Olaya İstanbul Üniversitesi ve en sonunda NASA da dahil oldu. Başlangıçta taşların değerini kendisinin de bilmediğini söyleyen Nezir Ergün, önemli bir miktarı Bingöl Üniversitesi ve NASA yetkililerine verdiğini anlatıyor.

BİNGÖL’ÜNKİ EN KIYMETLİSİNDEN

Bingöl’ün Sarıçiçek Köyü’ne düşen meteoridin en kıymetli meteor taşlarından “Howardite” türü olduğu belirtildi. HED (Howardite-Eucrite-Diognite) meteor klanının bir parçası olan Howardite, ender rastlanan türlerden. Howardite, ismini göktaşı biliminin öncülerinden Edward Howard’dan alıyor.

İÇİNDE 60’A YAKIN ELEMENT VAR

İstanbul Üniversitesi yürütücülüğünde oluşturulan ve aralarında NASA’nın da yer aldığı 33 kurum tarafından Sarıçiçek meteoridiyle ilgili detaylı araştırmalar sürdürülüyor. Bingöl Üniversitesi Fizik Bölümü Başkanı Prof. Dr. İskender Demirkol, kendilerinin de laboratuvarlarda araştırmaları sürdürdüklerini belirterek, “Yaptığımız ilk araştırmalarda taşın içinde 60’a yakın element izledik. Bunlar arasında yoğun bir şekilde titanyum ve mangan bulunuyor. Ayrıca eser miktarda altın, toryum ve uranyum da var” dedi.

‘TAŞI İŞLEMEK MÜMKÜN DEĞİL’

Bingöl Üniversitesi Araştırma Merkezi Müdürü İbrahim Erdoğan, taşın işlenebilir bir yapısı olmadığını belirterek, “Bir çimento harcı gibi düşünün. İşlemeye çalıştığınız anda çimento gibi dağılıyor. Bu nedenle bu taşların ticari anlamda değişik şekillerde kesilerek veya işlenerek kullanılması mümkün değil. Ancak bulundukları şekilleriyle değerlendirilebilirler” diye konuştu.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Sayfa1 → 91234Son Sayfa »